Tabib, sen elleme benim yaramı; / Beni bu dertlere salanı getir. / Kabul etmem bir gün eksik olursa; / Benden bu ömrümü çalanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir! Bir kor oldu, görülüyor özümden; / Nağme-nağme iniliyor sazımdan. / Dünyâyı verseler yoktur gözümden; / Dili bülbül, kaşı kemanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir! Merhamet etmiyor gözüm yaşına; / Sen derman arama boşu-boşuna. / Ölür isem mezarımın başına; / Hayâtıma sebep olanı getir! Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir! Merhamet et karşısında bıkmadan; / Hatırını, gönülünü yıkmadan… / Çabuk getir, can bedenden çıkmadan. / Fakir’in derdine dermanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir! Yoksulun derdine dermanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir! / Benden bu ömrümü çalanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir!
Otuz yıl öncesi olabilecektir. Siverekli mesâi arkadaşımız, bir gün yanımızda bir ezgi mırıldanmaya başlamıştı. İlk defâ dinleyip çok da sevdiğimiz ezgiyi, o gün gıkımız çıkmadan sonuna kadar dinlemiştik. Yalnız bir husus vardı ki... Daha sonra bir daha dinlemeyince bunu unutmuştuk. Yıllar sonra ise yeniden hatırımıza gelmiştir. Melodiyi çıkarabilsek bile, sözlerinden bir kelime bile hatırlayamıyorduk. Böyle olmasıysa buna ulaşmak ve yeniden dinlemek için engeldi. Dün gece, bunu bir şekilde bulmaya azmetmiştik. Şansımızı önce You Tube’da deneyecektik. Fakat hangi sözü yazıp arayacaktık! ? Bir süre düşündük. Sonra 'ağlatan Türküler' demek aklımıza gelmiştir. Nitekim, böyle deyip aradık. İçimize mi doğmuştu ne… “Tabib, sen elleme benim yaramı” diyen Türkü önümüzde değil miydi! Bir sevindik, bir sevindik ki… Sıra gelmişti daha fazlasını araştırmaya… Bu güzellik kimin eseri, kimin ezgisi olabilirdi acaba? .. Bu sâde, özlü ve güzel sözleri, bu güzel terâneyle birleştiren o değer kimdi? Bu saygı değer kişi kimdi? Araştırınca, hakkındaki bir takım bilgilere ulaşabilmiştik. Halk ozanı Âşık Fakîrî… Malatya’nın Karaca köyünde doğmuş, 1867-1932 arasında yaşamış. Asıl adı Câfer Serim’miş. Küçük yaşında şiirle ilgilenmiş. Alevî-Bektâşî meclislerinde bu geleneklerle büyüyen Fakîrî, zamanla kendi felsefî ve tasavvufî şiirlerini söylemeye başlamış. Okuma-yazma bilmediği cihetle şiirlerini belleğinde saklayıp-koruyan Âşık, imkân bulduğunda da bunları başkasına yazdırmışmış. Felsefe temelindeki konuları işleyen Âşık, zamanla dönemin siyâsî ve toplumsal olaylarına, yaşadığı çevredeki bâzı ölümler üzerinde durup, ayrılığa da değinmiş. Toplumdaki ekonomik statüsünü esas tutup, Fakîrî mahlâsını almış. Öte yandan, gönlü zengin ve kimsenin malında gözü olmayan bir kişiliğe sahipmiş. Hayâtını, köyünde çulhâcılık ve yarıcılık yaparak kazanmışmış. Buradaki duygulu şiir ve bestesiniyse, Ünal Günsal notaya almış. Ne var ki, bu kişi hakkında bundan başka hiçbir bilgiye ulaşamamışızdır. Evet… Karşımızda yeni bir Âşık Veysel vardır. Kendisi Veysel’den daha eski olmasına rağmen nedense dikkat çekmemiş. Hayret ki bilinmemiş, tanınmamış. Bu noktada… Aklımıza, yazıp söyleyeni ve dinleyeniyle günümüzün şu Arabeskçileri geliyor. İstemesek de geliyor. Şimdi… Bir, şu Âşık’ın sözleri ve müziğine kulak verelim. Bir de bugünün Arabeskçilerine… İstersek yalnız şiir olarak, istersek de müziğiyle birlikte… Birincide felsefe var, şiir var, müzik var. Ya Arabesk de ne var? Abuk-sabuk, bom-boş ve saçma-sapan sözlerden; ağlayan ve böğüren o seslerden başka… İlkokulu usûlen okuyup, usûlen bitirmiş sanâyi çırakları ve ona mümâsil diğerleri Arabesk dinleyebilirler. Çünkü onlar, bunun üzerine çıkamayacaklardır. Fakat ya diğerleri… Onlar da mı çıkamıyorlar? Neyse... Sen ey Âşık Fakîrî... Sen… Hem alçak gönüllü, hem yüce gönüllü Türkmen! .. Nurlar içinde yatasın, e mi!
Bilindik bir sesten Âşık Fakirî’nin ilâhi gibi Türküsüne buyurun… Sadece bir tık ötedesiniz...
Risin’ up, back on the street Did my time, took my chances Went the distance, now I’m back on my feet Just a man and his will to survive
So many times, it happens too fast You change your passion for glory Don’t lose your grip on the dreams of the past You must fight just to keep them alive It’s the eye of the tiger, it’s the thrill of the fight
Risin’ up to the challenge of our rival And the last known survivor stalks his pray in the night And he’s watchin’ us all in the eye of the tiger
Gökhan Tepe - Adı Aşk Olsun
erdal merdan - urfa sana küsmüş....
mustafa sandal ateş et ve unut
yavuz bingöl.. sensiz yapamam..
cevdet bagca-saklımda sevdan
Ahmet ARSLAN-Daglı bir kabiledir aşk...
Senden başkasına meyil versemde
Sızlar her yanım sana geri dönerim
Sürgün olup mekanında yoksun sen
Kimin yokluğunda kayboldum ben....
Con Toda Palabra-Lhasa De Sela
Eylem Aktaş - Ağlama Yar
GRİPİN_____SUSTUKLARIN BÜYÜR İÇİNDE...
Eylem Aktaş - Hasret
You make me feel-Archive...
Giderli Şarkılar- Demet Akalın
Sagopa Kajmer - Düşenin Dostu Olmaz..
Âşık Fakîrî
Tabib, sen elleme benim yaramı; / Beni bu dertlere salanı getir. / Kabul etmem bir gün eksik olursa; / Benden bu ömrümü çalanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir!
Bir kor oldu, görülüyor özümden; / Nağme-nağme iniliyor sazımdan. / Dünyâyı verseler yoktur gözümden; / Dili bülbül, kaşı kemanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir!
Merhamet etmiyor gözüm yaşına; / Sen derman arama boşu-boşuna. / Ölür isem mezarımın başına; / Hayâtıma sebep olanı getir! Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir!
Merhamet et karşısında bıkmadan; / Hatırını, gönülünü yıkmadan… / Çabuk getir, can bedenden çıkmadan. / Fakir’in derdine dermanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir!
Yoksulun derdine dermanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir! / Benden bu ömrümü çalanı getir. / Git, ara, bul, getir; saçlarını yol getir!
Otuz yıl öncesi olabilecektir. Siverekli mesâi arkadaşımız, bir gün yanımızda bir ezgi mırıldanmaya başlamıştı. İlk defâ dinleyip çok da sevdiğimiz ezgiyi, o gün gıkımız çıkmadan sonuna kadar dinlemiştik.
Yalnız bir husus vardı ki... Daha sonra bir daha dinlemeyince bunu unutmuştuk. Yıllar sonra ise yeniden hatırımıza gelmiştir. Melodiyi çıkarabilsek bile, sözlerinden bir kelime bile hatırlayamıyorduk. Böyle olmasıysa buna ulaşmak ve yeniden dinlemek için engeldi.
Dün gece, bunu bir şekilde bulmaya azmetmiştik. Şansımızı önce You Tube’da deneyecektik. Fakat hangi sözü yazıp arayacaktık! ? Bir süre düşündük. Sonra 'ağlatan Türküler' demek aklımıza gelmiştir. Nitekim, böyle deyip aradık.
İçimize mi doğmuştu ne… “Tabib, sen elleme benim yaramı” diyen Türkü önümüzde değil miydi! Bir sevindik, bir sevindik ki…
Sıra gelmişti daha fazlasını araştırmaya… Bu güzellik kimin eseri, kimin ezgisi olabilirdi acaba? .. Bu sâde, özlü ve güzel sözleri, bu güzel terâneyle birleştiren o değer kimdi? Bu saygı değer kişi kimdi? Araştırınca, hakkındaki bir takım bilgilere ulaşabilmiştik.
Halk ozanı Âşık Fakîrî… Malatya’nın Karaca köyünde doğmuş, 1867-1932 arasında yaşamış. Asıl adı Câfer Serim’miş. Küçük yaşında şiirle ilgilenmiş. Alevî-Bektâşî meclislerinde bu geleneklerle büyüyen Fakîrî, zamanla kendi felsefî ve tasavvufî şiirlerini söylemeye başlamış. Okuma-yazma bilmediği cihetle şiirlerini belleğinde saklayıp-koruyan Âşık, imkân bulduğunda da bunları başkasına yazdırmışmış. Felsefe temelindeki konuları işleyen Âşık, zamanla dönemin siyâsî ve toplumsal olaylarına, yaşadığı çevredeki bâzı ölümler üzerinde durup, ayrılığa da değinmiş.
Toplumdaki ekonomik statüsünü esas tutup, Fakîrî mahlâsını almış. Öte yandan, gönlü zengin ve kimsenin malında gözü olmayan bir kişiliğe sahipmiş. Hayâtını, köyünde çulhâcılık ve yarıcılık yaparak kazanmışmış.
Buradaki duygulu şiir ve bestesiniyse, Ünal Günsal notaya almış. Ne var ki, bu kişi hakkında bundan başka hiçbir bilgiye ulaşamamışızdır.
Evet… Karşımızda yeni bir Âşık Veysel vardır. Kendisi Veysel’den daha eski olmasına rağmen nedense dikkat çekmemiş. Hayret ki bilinmemiş, tanınmamış.
Bu noktada… Aklımıza, yazıp söyleyeni ve dinleyeniyle günümüzün şu Arabeskçileri geliyor. İstemesek de geliyor. Şimdi… Bir, şu Âşık’ın sözleri ve müziğine kulak verelim. Bir de bugünün Arabeskçilerine… İstersek yalnız şiir olarak, istersek de müziğiyle birlikte… Birincide felsefe var, şiir var, müzik var. Ya Arabesk de ne var? Abuk-sabuk, bom-boş ve saçma-sapan sözlerden; ağlayan ve böğüren o seslerden başka…
İlkokulu usûlen okuyup, usûlen bitirmiş sanâyi çırakları ve ona mümâsil diğerleri Arabesk dinleyebilirler. Çünkü onlar, bunun üzerine çıkamayacaklardır. Fakat ya diğerleri… Onlar da mı çıkamıyorlar? Neyse...
Sen ey Âşık Fakîrî... Sen… Hem alçak gönüllü, hem yüce gönüllü Türkmen! .. Nurlar içinde yatasın, e mi!
Bilindik bir sesten Âşık Fakirî’nin ilâhi gibi Türküsüne buyurun… Sadece bir tık ötedesiniz...
Survivor – Eye Of The Tiger :)
Risin’ up, back on the street
Did my time, took my chances
Went the distance, now I’m back on my feet
Just a man and his will to survive
So many times, it happens too fast
You change your passion for glory
Don’t lose your grip on the dreams of the past
You must fight just to keep them alive
It’s the eye of the tiger, it’s the thrill of the fight
Risin’ up to the challenge of our rival
And the last known survivor stalks his pray in the night
And he’s watchin’ us all in the eye of the tiger
Funda Arar, yak gel
Iyyyyyyyy! Barış Manço- Hal Hal
Ardıç Deli rüzgar...
Zeki Müren - Susma Konuş Birşeyler Söyle
Cem Karaca- İşçisin Sen İşçi Kal
Şebnem Ferah- Sen nasıl başardın, yüzyıllık aşk gibisin, yoksa sen de sadece öyle duranlardan mısın? ....
Dünya Radyo'dan 'Giderim alışığım gitmelere'....
ruhi su haydar haydar
HüseyinTuran - Acayip Hayvanlara Benziyirsen
:) sabahat akkiraz..
bu ne biçim sevda imiş..
sezen aksu GERI DON.
sezen aksu HAYDI GEL BENIMLE OL...
sezen aksu ne kavgam bitti ne sevdam..
ZARA... sunam
Funda Arar -Kıraç SUSMA