Şiir duygu demek...Şiir hayat demek...Şiir benim hayattaki tek dostum en fazlada acılarımı paylaşınca yazdığım tek şey iyi ki varsın :) 96 dan beri :))
şiir hüznün adı mutluluğun tadıdır şiir duygularımızla elele verip gökyüzüne yükselmektir şiir ruhumuzdaki mücevherin kağıda işleniş biçimidir şiiröyle bir hastalıktırki çaresi bulunmayan insanı hayata sımsıkı bağlayan şiirsonsuz karanlıklarda sevginin aydınlığına ulaşabilmektir şiir yürürken arkanda bıraktığın ayak izleri gibidir şiir aşkın büyüsünü elle tutulur bir hale getirmektir şiir geçmiş gelecek ve şimdiki zamanı en duyarlı bir şekilde hissedebilmektir şiir var olduğunu hissetmektir şiir boşlukta uçuşan kelimelerin hiç ayrılmamacasına buluşmasıdır şiir hayatın kendisidir amaaaa.... BİLENE
Doğru bir söz söylemek şiir değildir.Bir sözü saklamak yada söylemek veya onun alt, üst, yan çevresinde Gezinmekde şiir değildir.Şiir bir tepeye dikili bayraktır ki.. o tepe yürekdir.
Bir duygu patlamasıdır! ! ! Bu öyle bir patlamadır ki, bir kaç satırla sayfalar dolusu düzyazının anlatamadığı her şeyi bir çırpıda anlatıverir. Tüm evreni ve evrendeki her şeyi hissettirir, paylaşır, farkettirir, çarkettirir.
Konu ile ilgili sözlerime naçizane bir şiirimin bir kaç mısra-ı ile son vermek istiyorum.
"...Her sözün özü vardır, her söz özde manadır, Tüm sözler biter bir gün, manalar kalır ancak.
Her şair şiirinde, özüyle-sözüyle vardır, Özün sözü bitse de, şiirler kalır ancak."
Sözün özü, her şey gönlünüzce ve güzel olsun, sevgiyle kalın :)
hüzün,sevinç,heyecan,aşk,dostluk,acı,ayrılık....her şey ama her şey şiir demek şiirsiz hayat olmaz olmamalı şiir kültür demek şiir kalbindekileri herkesle paylaşmak demek kısaca şiir hayat demek hayat....
Nedir şiir? Şiir, insan hayatının gökkuşağıdır. Yağmur gibi yağan olaylar sonunda, yağmur sonrası çıkan gökkuşağı gibidir.
Tarihi seyir içinde birçok tanımlamayla anlatılan şiiri, ilk büyük filozof kabul edilen Aristo şu şekilde tanımlamakta: “Eşya ve hadiseleri taklitten ibarettir şiir.” Valery’ye göre şiir; “girift bir idrak cihazı”dır. Necip Fazıl’a göre ise; “mutlak hakikatı arama işidir.” Eşya ve hadiselerin bütün mantık yasaklarına rağmen, en mahrem, en nazik, en mahcup, en hassas perçemini tutarak ve nisbetlerini bularak mutlak hakikatı arama işi.
Şiirde akıl ve düşüncenin rolü ne kadar büyük olursa, insan gönlünün kendine göre derin bir yönü vardır. Gönülde yeşeren düşünceler, bir de hayalle katlanınca, sonsuzun kapılarını zorlamaya başlar. Necip Fazıl’ın;
“Ben şairim, gaibi kurcalayan çilingir,
Canlı cenazelerin başında münker ve nekir” dediği gibi. Zorlanan kapılar, çilingirin ustalığı karşısında dayanamaz ve pes eder, açılır. Kapının dışındakiler, kapının içindekilerle sarmaş dolaş olurlar, kucaklaşırlar.
İsmet Özel; “şiir, dil aracılığıyla dilin anlatım olanaklarının aşılmasıdır” der.
Mehmet Akif;
“Şiir için “gözyaşı” derler, onu bilmem yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün asarım.
Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem,
Dili yok kalbimin, bundan ne kadar bi-zarım” der Safahat’ında.
Gerçekten de şiir, Akif’in dediği gibi, insanoğlunun acziyetinin farkına varması, acizliğini kavramasıdır. Nasıl ki, Ahmet Hamdi Tanpınar; “şiir, deniz köpüğüdür, onu yakalamaya çalışınız, elinizde sadece birkaç damla tuzlu su kalır” misali, köpük cinsi bir şeydir şiir. Bu hareket, bir çalkantı, bir ameliyenin bulunduğu yerden çıkar. Koşan atların, kuduz hayvanların, saralı insanların ağzında, dalgaların çarptığı, çağlayanların düştüğü yerde köpük olur. Bir de, madenlerin eritildiği potada rastlarsınız köpüğe. Madenlerin erimesi, ırmakların akması, atların koşmasıdır esas olan. Köpük, her zaman bir artıktır. Köpük gider, geriye onun belirmesini sağlayan iş kalır.
İnsan da içinde giriftliği, ummanları, volkanları ve bunlara sebep olan gerek hakiki ve gerekse hakiki aşka bir merdiven görevi olmakla yükümlü mecazi aşkı, yani bir insana, bir güle olan aşkının tümünü, künhünü ve küllünü anlatmaktan acze düşer. Hemen hemen, diyebiliriz ki her şair, bu acziyeti tatmıştır. Çünkü dizelere gelen sözler, bir deniz köpüğünden ve bir madenin eritilirken potasında rastladığımız köpükten başka bir şey değildir.
Şiir, Ademoğlunun acziyetidir. Zira ulaşmak istediği mânâdır. O, kusursuzu arar, ona ulaşamamak yakar içini. Ya da gizli bir sevdadır, karşılıksız kalakalmış. Aşkını anlatamamıştır. Ona haykırmıştır, ama duyuramamıştır sesini, kendini dizelere vurmuştur. Sevgili bilsin diye şiir yazmış, ama kimse duymasın diye dosyalara, defter aralarına saklamıştır. Ya da, “Safahatımda eğer şiir arıyorsan, arama. Yalnız bir yeri hakkında hazin işte budur, üç buçuk nazma gömülmüş koskoca bir ömrü heder” diyen ve eserlerini en çok yırtan sanatçı olan Mehmet Akif gibi, yırtmıştır onları bir bir.
Onun içindir ki, en güzel şiirler, ulaşılamayana yazılmıştır. Allah aşkı ile yazılan şiirler, ya da karşılıksız gizli sevdalara yazılan şiirler gibi. Meselâ Monna Rosa buna çok güzel bir örnektir.
yüreğin dile, aklın söze, insanın evrene ahûzarıdır...
kelimelerin dile gelmesi
Şiir duygu demek...Şiir hayat demek...Şiir benim hayattaki tek dostum en fazlada acılarımı paylaşınca yazdığım tek şey iyi ki varsın :) 96 dan beri :))
herkesin bildiğini, farklı anlatmaktır şiir.
seni seviyorum şiir,
oynaşmayı kelimelerde,
anlamsızlıklarla tepişmeyi,
sen benim sarhoşluğumsun,
sen benim serkeşliğim,
densizliğim,
deli dolu yüreğimin sesisin..
seni seviyorum şiir,
okurken de,
yazarken hele...
"siir karada yasayan ve havada ucmak isteyen bir hayvanin günlügüdür"
Bir çeşit duygu ifade şekli.
En azından, bağırmak, sessizce ağlamak!
Şiir; Kesinlikle, Deniz ve şarap!
"Şiir tadında yaşayın dostlar! "
şiir hüznün adı mutluluğun tadıdır
şiir duygularımızla elele verip gökyüzüne yükselmektir
şiir ruhumuzdaki mücevherin kağıda işleniş biçimidir
şiiröyle bir hastalıktırki çaresi bulunmayan insanı hayata sımsıkı bağlayan
şiirsonsuz karanlıklarda sevginin aydınlığına ulaşabilmektir
şiir yürürken arkanda bıraktığın ayak izleri gibidir
şiir aşkın büyüsünü elle tutulur bir hale getirmektir
şiir geçmiş gelecek ve şimdiki zamanı en duyarlı bir şekilde hissedebilmektir
şiir var olduğunu hissetmektir
şiir boşlukta uçuşan kelimelerin hiç ayrılmamacasına buluşmasıdır
şiir hayatın kendisidir amaaaa.... BİLENE
Şiir, hissetmektir.
Şiir, kalbinin derinliklerindeki mağarada gördüklerindir.
Şiir, hayatın anlamını yitirdiğini anladığın an gözyaşı dökmektir.
Şiir, ağlarken gülebilmek ve gülerken ağlayabilmektir...
Şiir gözümün yaşı...şiir ruhumun yoldaşı...tüm manasızlıkların tek manası...
Doğru bir söz söylemek şiir değildir.Bir sözü saklamak yada söylemek veya onun alt, üst, yan çevresinde
Gezinmekde şiir değildir.Şiir bir tepeye dikili bayraktır ki.. o tepe yürekdir.
Bir duygu patlamasıdır! ! !
Bu öyle bir patlamadır ki, bir kaç satırla sayfalar dolusu düzyazının anlatamadığı her şeyi bir çırpıda anlatıverir. Tüm evreni ve evrendeki her şeyi hissettirir, paylaşır, farkettirir, çarkettirir.
Konu ile ilgili sözlerime naçizane bir şiirimin bir kaç mısra-ı ile son vermek istiyorum.
"...Her sözün özü vardır, her söz özde manadır,
Tüm sözler biter bir gün, manalar kalır ancak.
Her şair şiirinde, özüyle-sözüyle vardır,
Özün sözü bitse de, şiirler kalır ancak."
Sözün özü, her şey gönlünüzce ve güzel olsun, sevgiyle kalın :)
Şiir bazan, çok özel şifreli bir telgraftır...
ŞİİR, gözlerdeki gizemli ifade, kalplerden yükselen sestir.dostluktur, paylaşmaktır.hayattır.
ŞİİR, gözlerdeki gizemli ifade, kalplerden yükselen feryattır.dostluktur.paylaşmaktır.hayattır.
Şiir, duygu pınarı; duyanların harcıdır
Duyguyla yüklü gönlün, kalemle deşarjıdır.
şiir her an yanıbaşımda olan.. dudaklarımdan dökülen sözcükler..
herkesin bir öyküsü vardır ama şiiri yoktur.özdemir asaf ın dediği gibi
Hislerin aklı sınamasıdır şiir...
duyguların dili
Bu anlatılmaz bir duygudur.Doğanın rengide denebilir ama bana göre şiir ölü yatan hücrelerimizin kalkması ve şiirlerle canlılık duymasıdır
şiir müzik demektir, okunduğunda herkesin aklına değişik duygular getirir, herkese göre yorumu farklıdır.Şiir de müzik gibi kişiye özgüdür.
Şiir güzelliktir. Ne mutlu,okuyana,ne mutlu yazana,ne mutlu ilham verene.
hüzün,sevinç,heyecan,aşk,dostluk,acı,ayrılık....her şey ama her şey şiir demek şiirsiz hayat olmaz olmamalı şiir kültür demek şiir kalbindekileri herkesle paylaşmak demek kısaca şiir hayat demek hayat....
yaşamın lirik olarak mısralara aktarılmasıdır
bir dildir şiir
kimseye ait olmayan bir dil
her ırkın her kökenin kendine has kendini anlatış şeklidir
göremediklerimiz,duyamadıklarımız,yaşayamadıklarımız...
aşklarımız,sevgililerimiz,sevdiklerimiz...
acılarımız,ağladıklarımız,ağlayamadıklarımız...
şiirin gülüşüyle,şiirin haykırışıyla,şiirin sazıyla dile gelmez mi?
ŞİİR YAŞAMDIR.
Edgar MORİN diyor ki:'şiir ikinci haldir.'.Şiir hali,dansla,şarkıyla,tapınmayla,törenlerle ve elbette şiirle verilebilir.'Düzyazı olmasaydı,şiir olmazdı.'
Şiir bir gökkuşağıdır
Nedir şiir? Şiir, insan hayatının gökkuşağıdır. Yağmur gibi yağan olaylar sonunda, yağmur sonrası çıkan gökkuşağı gibidir.
Tarihi seyir içinde birçok tanımlamayla anlatılan şiiri, ilk büyük filozof kabul edilen Aristo şu şekilde tanımlamakta: “Eşya ve hadiseleri taklitten ibarettir şiir.” Valery’ye göre şiir; “girift bir idrak cihazı”dır. Necip Fazıl’a göre ise; “mutlak hakikatı arama işidir.” Eşya ve hadiselerin bütün mantık yasaklarına rağmen, en mahrem, en nazik, en mahcup, en hassas perçemini tutarak ve nisbetlerini bularak mutlak hakikatı arama işi.
Şiirde akıl ve düşüncenin rolü ne kadar büyük olursa, insan gönlünün kendine göre derin bir yönü vardır. Gönülde yeşeren düşünceler, bir de hayalle katlanınca, sonsuzun kapılarını zorlamaya başlar. Necip Fazıl’ın;
“Ben şairim, gaibi kurcalayan çilingir,
Canlı cenazelerin başında münker ve nekir” dediği gibi. Zorlanan kapılar, çilingirin ustalığı karşısında dayanamaz ve pes eder, açılır. Kapının dışındakiler, kapının içindekilerle sarmaş dolaş olurlar, kucaklaşırlar.
İsmet Özel; “şiir, dil aracılığıyla dilin anlatım olanaklarının aşılmasıdır” der.
Mehmet Akif;
“Şiir için “gözyaşı” derler, onu bilmem yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün asarım.
Ağlarım, ağlatamam, hissederim, söyleyemem,
Dili yok kalbimin, bundan ne kadar bi-zarım” der Safahat’ında.
Gerçekten de şiir, Akif’in dediği gibi, insanoğlunun acziyetinin farkına varması, acizliğini kavramasıdır. Nasıl ki, Ahmet Hamdi Tanpınar; “şiir, deniz köpüğüdür, onu yakalamaya çalışınız, elinizde sadece birkaç damla tuzlu su kalır” misali, köpük cinsi bir şeydir şiir. Bu hareket, bir çalkantı, bir ameliyenin bulunduğu yerden çıkar. Koşan atların, kuduz hayvanların, saralı insanların ağzında, dalgaların çarptığı, çağlayanların düştüğü yerde köpük olur. Bir de, madenlerin eritildiği potada rastlarsınız köpüğe. Madenlerin erimesi, ırmakların akması, atların koşmasıdır esas olan. Köpük, her zaman bir artıktır. Köpük gider, geriye onun belirmesini sağlayan iş kalır.
İnsan da içinde giriftliği, ummanları, volkanları ve bunlara sebep olan gerek hakiki ve gerekse hakiki aşka bir merdiven görevi olmakla yükümlü mecazi aşkı, yani bir insana, bir güle olan aşkının tümünü, künhünü ve küllünü anlatmaktan acze düşer. Hemen hemen, diyebiliriz ki her şair, bu acziyeti tatmıştır. Çünkü dizelere gelen sözler, bir deniz köpüğünden ve bir madenin eritilirken potasında rastladığımız köpükten başka bir şey değildir.
Şiir, Ademoğlunun acziyetidir. Zira ulaşmak istediği mânâdır. O, kusursuzu arar, ona ulaşamamak yakar içini. Ya da gizli bir sevdadır, karşılıksız kalakalmış. Aşkını anlatamamıştır. Ona haykırmıştır, ama duyuramamıştır sesini, kendini dizelere vurmuştur. Sevgili bilsin diye şiir yazmış, ama kimse duymasın diye dosyalara, defter aralarına saklamıştır. Ya da, “Safahatımda eğer şiir arıyorsan, arama. Yalnız bir yeri hakkında hazin işte budur, üç buçuk nazma gömülmüş koskoca bir ömrü heder” diyen ve eserlerini en çok yırtan sanatçı olan Mehmet Akif gibi, yırtmıştır onları bir bir.
Onun içindir ki, en güzel şiirler, ulaşılamayana yazılmıştır. Allah aşkı ile yazılan şiirler, ya da karşılıksız gizli sevdalara yazılan şiirler gibi. Meselâ Monna Rosa buna çok güzel bir örnektir.