tanrı sonsuz güç,zenginlik,şıklık,özgürlük,yaşamak,neşe,sevinç,aşk sınırsız zeka,sınırsız yetenek,kozmik bilinç sonsuz çözüm,sevgi kendine bir yol bulur
Seni ezberlemeye çalışıyorum.. Kendini bana bırak, senden alabileceğim hiç bir şey yok, hele senin haberin olmadan asla.. Gözlerine dokunmak için ne kadar uzun zamandır bekliyorum, biliyor musun? Ya saçlarını koklamak için. Yasemin gibi kokuyorlar... Belki de daha güzel. 'Böyle kokmayı nasıl başarıyorsun? ' derdim hep, sen de bana, 'Sen koklamayı biliyorsun derdin'..
Siyah saçların, yeşil çayırlarları anımsatan göz bebeklerinle buluşunca, ne kadar romantik duruyorlar..Öyle ezberlemek istiyorum ki seni, unutmak denen şey bile kıskansın. Kirpiklerine baktıkça rimel olup bulaşmak geliyor içimden. Bir fırça kadar bile şanslı bulmuyorum kendimi. Ya da bir çorap kadar, bir ruj olmak bile düşmüyor payıma. Dudaklarına yaslanmak ne güzel olurdu. Ne güzel olurdu onlara pervasızca dokunmak... Seni ezberlemek istiyorum.
Ellerinde kimsede olmayan bir hüzün var, yüzünde yaşayan her duygu ellerine de bulaşmış sanki, incinmekten hiç korkmazdın sen.. Ojelerin silinmiş, yarın onları yeniden süreceğim. Kırçiçeklerini çok seversin, sana tazelerini toplamalıyım...Daha çok şey var söylemek istediğim, ama dilime mühür vurdum sen konuş deyinceye kadar. Sadece yüreğimle konuşuyorum. Sadece yüreğimle... Bilmem ki kitap okumamı ister misin? En sevdiğin şey, boleroyu dinlerken kitap okumaktı...
Küpelerini çıkarmışlar, aradım ama komedin de değiller, yüzüğünde yok, yer yarıldı içine girdi sanki. Oysa ne kadar sevinmiştin sana evlenme teklif ettiğim o akşam, hiç çıkarmayacağına da söz vermiştin. Sana sitem etmiyorum. Bırak hiç değilse kendimle konuşayım.. Sen beni yokmuş say.. Ne tuhaf, o kadar güzel görünüyorsun ki, sanki başka bir yerdeymişiz hissine kapılıyorum.. Beni azarlamak için neler vermezdin şimdi... Keşke azarlasan. Gözlerini çevire çevire bakıp 'Gene mi alışverişi eksik yaptın' demeni ne kadar sevdiğimi bilmiyorsun. Ya da ne zaman futbol seyretsem, yüzünde beliren kıskanç ifadeye ne kadar hayran olduğumu. Sana ait bir eşya gibi yanından hiç ayrılmasam ne kadar sevinirdin kim bilir. Çok tatlısın..çok...
İş çıkışı yine geleceğim.Daha ne kadar idare ederler ki...Neyse sen bos ver bunları. Keşke hiçbir sorumluluğum olmasaydı, her saniyeyi seninle geçirmek çok keyifli olurdu. Ama işteyken hep seni hayal edeceğim bunu bil.Tatlı tatlı sarkı söyleyişini, yaramaz çocuklar gibi gizlice çaldığın ıslıkları, kızdığında söylediğim muzur sözleri...
Ayakların daha sıcak şimdi.Yastığını da düzelttik mi tamam... Burnundan öpmek istiyorum seni, ne kadar zarif bir duruşu var, hiç bu kadar düzgün olduğunu fark etmemiştim. Garip, şu son birkaç aydır, seninle ilgili neler kaçırdığımı daha iyi anlıyorum. Hemşire gelmek üzeredir canımın içi, birazdan annemler de gelecek, beni merak etme, ben seninim, hep senindim zaten. Sesimi duyduğunu düşünüyorum. Gözlerin kapalı olsa da gördüğünü...Ellerin ezberlediklerini anımsıyor olmalı...
Karanlıktan korkmana gerek yok. Işık hep yanık kalacak. Doktorlar bu gün olmasa da, bir gün komadan çıkabileceğini söylüyor. Onlar seni tanımıyorlar ki.. Ne kadar inatçı olduğunu, birbirimizi ne kadar sevdiğimizi, bir ay sonra kutlayacağımız evlilik yıldönümünü bilmiyorlar. Onlara da hak vermeliyiz. Burnundan öpüldün, dudaklarına değmeye kıyamadım yine...
Sevgi konuşulmaz, ancak yaşanır. Sevgiyi konuşmak, sözün bittiği yerden konuşmaktır ki insan ancak sevgiye dair konuşabilir.
Sevgi aynen bir ışık gibidir, sevgisizlik ise karanlık. Karanlığın kaynağı olmaz. Karanlık ışığın yok olması durumudur. Fakat ışığın mutlaka bir kaynağı olmak zorundadır.
^^Kaynaksız ışık olamayacağı gibi, kaynaksız sevgi de olamaz.^^
Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.
Dilimizin ^^seni seviyorum^^ demesi, sevdiğimiz anlamına gelmediği gibi bunu duymamız da bizim sevildiğimiz anlamına gelmez. Sevginin varlığı ve büyüklüğü, yapılan fedakârlıklarla ölçülür.
Sevgiydi inandık.İnsan,varlık nedenini yok sayamazdı.Telefondaki apansız bir sesti sevgi,soluktu.Dokunmaktı biraz.Yollar yürümekti.Bilinmedik zamanlarda yan yana oturup gülümsemekti pencere önlerinde ufka dalıp boşluklara dalıp yitip gitmekti.Uzaklarda,çok uzaklarda yol bilmez kuşların kırık kanatlarına bağlı pusulalarda yazanı beklemekti sevgi.Özlemekti.
Yazık! İnsanlar gördük,biz bir ses duyumu özlemlerde yanarken,yalan sevgilerin hoyratlığındakendine kimlikler arıyan.duymayan insanlar gördük,bütün çiçeklere renk körü bakan.telefonlarda sesimiz her defasında susuz topraklar gibi çatlaktıda onlar bizi anlamazlar.
Dünya ve kumlar yanıyor Yüzünü yanan kumlara ve Yolların toprağına daya Çünkü aşk ile yaralanmış herkes Bunun izini yüzünde taşımalı Ve bu yara görülmeli Bırakın kalbinizin yarası görülsün Çünkü sevgi yolunda yürüyenler Bu yaralarından tanınır.
Ak saçlı başını alıp elineKara hülyalara dal anneciğim O titrek kalbini bahtın selineBir ince tüy gibi sal anneciğim. Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,Zulmetin ardında yine zulmet var. Çocuklar hıçkırır anneler ağlar; Yaşlı gözlerinle kal anneciğim. Gözlerinde aksi bir derin hiçin; Kanadın yayılmış çırpınmak için
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine, 'Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? '. 'Bakın göstereyim...' demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş. Arkasından da ermiş kişi, derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar vermiş ellerine. Ermiş: 'Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz.' diye de bir şart koşmuş. 'Peki...' demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine 'Şimdi...' demiş ermiş. 'Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.' Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. 'Buyrun' deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki arkadaşına uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
'İşte...' demiş ermiş: 'Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim arkadaşını düşünür de doyurursa, o da arkadaşı tarafından doyurulacaktır.
Şüphesiz, hayat pazarında daima sevgiyi paylaşanlar kazançtadır.'
malzemeden çalınmaması gerekir.
tanrı sonsuz güç,zenginlik,şıklık,özgürlük,yaşamak,neşe,sevinç,aşk
sınırsız zeka,sınırsız yetenek,kozmik bilinç sonsuz çözüm,sevgi kendine bir yol bulur
seviyorsan,zamana inat mekana inat seversin.yüreğin ağlar onu severken
Sonsuz Sevgiyle..
Seni ezberlemeye çalışıyorum..
Kendini bana bırak, senden alabileceğim hiç bir şey yok, hele senin haberin olmadan asla.. Gözlerine dokunmak için ne kadar uzun zamandır bekliyorum, biliyor musun? Ya saçlarını koklamak için. Yasemin gibi kokuyorlar... Belki de daha güzel. 'Böyle kokmayı nasıl başarıyorsun? ' derdim hep, sen de bana, 'Sen koklamayı biliyorsun derdin'..
Siyah saçların, yeşil çayırlarları anımsatan göz bebeklerinle buluşunca, ne kadar romantik duruyorlar..Öyle ezberlemek istiyorum ki seni, unutmak denen şey bile kıskansın. Kirpiklerine baktıkça rimel olup bulaşmak geliyor içimden. Bir fırça kadar bile şanslı bulmuyorum kendimi. Ya da bir çorap kadar, bir ruj olmak bile düşmüyor payıma. Dudaklarına yaslanmak ne güzel olurdu. Ne güzel olurdu onlara pervasızca dokunmak...
Seni ezberlemek istiyorum.
Ellerinde kimsede olmayan bir hüzün var, yüzünde yaşayan her
duygu ellerine de bulaşmış sanki, incinmekten hiç korkmazdın sen.. Ojelerin silinmiş, yarın onları yeniden süreceğim. Kırçiçeklerini çok seversin, sana tazelerini toplamalıyım...Daha çok şey var söylemek istediğim, ama dilime mühür vurdum sen konuş deyinceye kadar. Sadece yüreğimle konuşuyorum. Sadece yüreğimle...
Bilmem ki kitap okumamı ister misin? En sevdiğin şey, boleroyu dinlerken kitap okumaktı...
Küpelerini çıkarmışlar, aradım ama komedin de değiller, yüzüğünde yok, yer yarıldı içine girdi sanki. Oysa ne kadar sevinmiştin sana evlenme teklif ettiğim o akşam, hiç çıkarmayacağına da söz vermiştin.
Sana sitem etmiyorum. Bırak hiç değilse kendimle konuşayım.. Sen beni yokmuş say..
Ne tuhaf, o kadar güzel görünüyorsun ki, sanki başka bir yerdeymişiz hissine kapılıyorum.. Beni azarlamak için neler vermezdin şimdi... Keşke azarlasan. Gözlerini çevire çevire bakıp 'Gene mi alışverişi eksik yaptın' demeni ne kadar sevdiğimi bilmiyorsun. Ya da ne zaman futbol seyretsem, yüzünde beliren kıskanç ifadeye ne kadar hayran olduğumu. Sana ait bir eşya gibi yanından hiç ayrılmasam ne kadar sevinirdin kim bilir. Çok tatlısın..çok...
İş çıkışı yine geleceğim.Daha ne kadar idare ederler ki...Neyse sen bos ver bunları. Keşke hiçbir sorumluluğum olmasaydı, her saniyeyi seninle geçirmek çok keyifli olurdu. Ama işteyken hep seni hayal edeceğim bunu bil.Tatlı tatlı sarkı söyleyişini, yaramaz çocuklar gibi gizlice çaldığın ıslıkları, kızdığında söylediğim muzur sözleri...
Ayakların daha sıcak şimdi.Yastığını da düzelttik mi tamam... Burnundan öpmek istiyorum seni, ne kadar zarif bir duruşu var, hiç bu kadar düzgün olduğunu fark etmemiştim. Garip, şu son birkaç aydır, seninle ilgili neler kaçırdığımı daha iyi anlıyorum. Hemşire gelmek üzeredir canımın içi, birazdan annemler de gelecek, beni merak etme, ben seninim, hep senindim zaten. Sesimi duyduğunu düşünüyorum. Gözlerin kapalı olsa da gördüğünü...Ellerin ezberlediklerini anımsıyor olmalı...
Karanlıktan korkmana gerek yok. Işık hep yanık kalacak. Doktorlar bu gün olmasa da, bir gün komadan çıkabileceğini söylüyor. Onlar seni tanımıyorlar ki.. Ne kadar inatçı olduğunu, birbirimizi ne kadar sevdiğimizi, bir ay sonra kutlayacağımız evlilik yıldönümünü bilmiyorlar. Onlara da hak vermeliyiz. Burnundan öpüldün, dudaklarına değmeye kıyamadım yine...
-Eşi bitkisel hayata giren bir erkeğin mektubu-
-alıntı-
Sevgi konuşulmaz, ancak yaşanır.
Sevgiyi konuşmak, sözün bittiği yerden konuşmaktır ki insan ancak sevgiye dair konuşabilir.
Sevgi aynen bir ışık gibidir, sevgisizlik ise karanlık. Karanlığın kaynağı olmaz. Karanlık ışığın yok olması durumudur. Fakat ışığın mutlaka bir kaynağı olmak zorundadır.
^^Kaynaksız ışık olamayacağı gibi, kaynaksız sevgi de olamaz.^^
Karşılıksız yapılan tüm fedakarlıklar SEVGİYİ işaret eder
ihtiyacini her zaman hissettigim...
hislerin en cici olanı.
Paylaşıldıkça çoğalan ve hiç bitmeyen en bereketli şey.
Sevgilinin ölüm hançerine bile hayır dememektir sevmek. Onun vuruşuna, onun tokadına alınmamaktır, sevgiliden gelen her hareketi ve her sözü kabullenmektir. İhanetlere, hainliklere bile üzülmemektir. Sevgiliden gelen öl emrine bile ölürüm diyebilmektir. Kendi elleriyle kalbini bir bıçak ucuna koymaktır sevmek.
....daha güzel bir duygu var mı? ...
dilerim içimizden eksik olmasın.
Sevgi,özendir.
sevgi emekti hani...al yazmalım selvi boylum filminden.. eski türk filmlerinin en güzeli...
onun için en fazla ne yapabiliyorsan, o kadar seviyorsundur.
Sevgi üretemiyorsa yüreğiniz, başarılı bir üretici değilsiniz.
Sevgiden mahrum canlı yada cansız bir nesne getirirseniz cevabım hazır.
insanı yaşatan sıcak şey. sevgilinin bakışıyla insanın şifa bulması.
Sevgiyi söylemek maharet değildir...Bunu gösterebilmek ve hissettirebilmek maharettir...Seven bunu yapar...
'sevdiğinizi serbestttttt bırakınnnnnnnnnnnnnnnnnnnnnn......'
Dilimizin ^^seni seviyorum^^ demesi, sevdiğimiz anlamına gelmediği gibi bunu duymamız da bizim sevildiğimiz anlamına gelmez.
Sevginin varlığı ve büyüklüğü, yapılan fedakârlıklarla ölçülür.
Sevgiydi inandık.İnsan,varlık nedenini yok sayamazdı.Telefondaki apansız bir sesti sevgi,soluktu.Dokunmaktı biraz.Yollar yürümekti.Bilinmedik zamanlarda yan yana oturup gülümsemekti pencere önlerinde ufka dalıp boşluklara dalıp yitip gitmekti.Uzaklarda,çok uzaklarda yol bilmez kuşların kırık kanatlarına bağlı pusulalarda yazanı beklemekti sevgi.Özlemekti.
Yazık! İnsanlar gördük,biz bir ses duyumu özlemlerde yanarken,yalan sevgilerin hoyratlığındakendine kimlikler arıyan.duymayan insanlar gördük,bütün çiçeklere renk körü bakan.telefonlarda sesimiz her defasında susuz topraklar gibi çatlaktıda onlar bizi anlamazlar.
'Sevenlerin hor görüldüğü dünyada' aykırı mevsimlerde çığsı çığsı ıslanırdıda saçları güneşe bakamazlardı.Bizi bilmezlerdi.Sormazlardı.Anlamazlardı.
Aşk'tı inandık. İnsan bütün güzelliklerin tek kaynağı olan Tanrıya giden yolu bu kadar silemezdi.
Bedellerin kimi zaman yaşam pahasına ödendiği bir uygarlıktı aşk.
Bulutların rüzgarlarından üşüyen Anabell Lee'ye ağlarken sevdalı olmaktı.
Sevgiler gördük, seveni yangımlarda bırakıp yabancı tenlerde kendini tüketen.
İhanetler gördük,yalanlar gördük,bizim olan herşeyi bir bir yağmalayan.Artık ağlamak vaktiydi.Ağladık.
Apansız terkeden sevgiliye değil,kendimize ağladık.
Aşk üzere aşka ağladık kimseler bilmezdi bizi canımızı adadığımız sevgili bilmezdi,kahrettik.
Karabasanlar çöktü gözlerimize birgün bile ah etmedik.
Sevdik hepsi bu!
Yalnızlık hiç bu kadar anlamlı olmadı.
İnsandık.Sevdik.Yaşadık.Yanılmadık...
Sevgi, geldiğiniz ve gideceğiniz yerdir..
sevgi; baskasının hayatını yaşamaktır...
her şeyin üstesinden gelebilecek tek şey...
gönülden gelen bir duygudur; şartlandırılmaz, ısmarlanmaz
Dünya ve kumlar yanıyor
Yüzünü yanan kumlara ve
Yolların toprağına daya
Çünkü aşk ile yaralanmış herkes
Bunun izini yüzünde taşımalı
Ve bu yara görülmeli
Bırakın kalbinizin yarası görülsün
Çünkü sevgi yolunda yürüyenler
Bu yaralarından tanınır.
der Hz. Muhammed (sav)
Tek kelimeyle mükemmel......
SENDE SEV
Birgün karşılaşınca
sende sev
birgün beni öpersen
sende sev
ben sana bağlandım
sende bana bağlan
yeterki sen beni sev
seni seviyorum
anonim
ANNECİĞİM
Ak saçlı başını alıp elineKara hülyalara dal anneciğim
O titrek kalbini bahtın selineBir ince tüy gibi sal anneciğim.
Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,Zulmetin ardında yine zulmet var.
Çocuklar hıçkırır anneler ağlar; Yaşlı gözlerinle kal anneciğim.
Gözlerinde aksi bir derin hiçin;
Kanadın yayılmış çırpınmak için
Necip Fazıl Kısakürek
Bir gün sormuşlar ermişlerden birine, 'Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır? '. 'Bakın göstereyim...' demiş ermiş.
Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine derken, tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş. Arkasından da ermiş kişi, derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar vermiş ellerine. Ermiş: 'Bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz.' diye de bir şart koşmuş. 'Peki...' demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine 'Şimdi...' demiş ermiş. 'Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe.' Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. 'Buyrun' deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, karşısındaki arkadaşına uzatarak içirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan.
'İşte...' demiş ermiş: 'Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır. Ve kim arkadaşını düşünür de doyurursa, o da arkadaşı tarafından doyurulacaktır.
Şüphesiz, hayat pazarında daima sevgiyi paylaşanlar kazançtadır.'