Huri Çalışkan “Keşke sevdiklerimiz gömüldükleri yerden filiz verseler...”
Çünkü “Bir özlem vuruyor sineme, tanıdık kokulardan gelmişçesine koştura koştura...”
Hayat, durakları biz doğmadan çok önce ruhun haritasına işlenmiş sessiz bir yolculuktur. Bu yolculukta vagonumuza birileri biner; bazen bir nefeslik, bazen bir ömürlük…
Zihin bu akışı “doğru zaman” etiketiyle anlamlandırmaya çalışsa da, kalp o durak vakti geldiğinde büyük bir gürültüyle sarsılır. Çünkü sevdiğimiz bir can o kapıdan çıkıp sonsuzluğa yürüdüğünde, geride yalnızca hatıralar kalmaz; ruhun bir parçası da o bedenle birlikte sökülür. Acı genellikle soyut bir kavram sanılır. Oysa gerçek acı, insanın en çıplak hâlidir; tene çarpar, kemiğe kadar işler.
Sevilen birinin gidişi, ister dünyevi bir ayrılık olsun ister o keskin veda olan ölüm, bedende fiziksel bir yankı uyandırır.
Bunlar ruhun yas tutma biçimidir. İnsan, gidenin boşluğunu yalnızca anılarında değil, parmak uçlarından ruhunun gergefinde, derin bir mayın acısı gibi hisseder.
Ten yanar, içe işleyen sessiz yangınla...Tam bu yıkımın ortasında, spiritüel bir hakikat fısıldar: Ruh bilir.
Geçip gittiğin için teşekkür ederim. Kalmamış olsan bile…
Ruh, neyin ne zaman gelmesi ve neyin ne zaman dönüşmesi gerektiğini hep sezmiştir.
“Geçip gittiğin ve bana ‘insan’ olmayı bu kadar derinden hissettirdiğin için teşekkür ederim,” diyebilmek, o acıyan tene en büyük şifadır.
Kalmamış olsan bile, o durakta inmiş olsan bile, ruhuma bıraktığın o iz yolculuğumun en kıymetli pusulasıdır.
Biz yolumuza devam ediyoruz; çünkü tren henüz bizim durağımıza varmadı.
Ama artık daha hafifiz; çünkü gidenler yüklerini bırakıp, ışıklarını bize emanet ederek giderler. Bu yazı; vaktinden önce gidenlere, kokusu hâlâ sinemizde asılı kalan canlara ve özellikle şubatın o soğuk rüzgarıyla içimizi titreten o en derin vedaya bir vefa borcudur. Çünkü bazı gidişler eksilmek değil, hatıranın ölümsüz nefesine sığınmaktır.
Hey..! Beyazımsı kalp Ali, Bu gökyüzü altında çok sevildin…
Avluda Yürüyen Gölgeler romanı senin içindi. Çünkü bazı ruhlar gökyüzünde pek meşhurdur ve yeryüzünde mutlaka bilinmelidir.
“İnsanın en derin yası, görünmeyen yerde kanar. Ve bazı eksikler, ancak ışıkla tamamlanır…”
Ruh bilir; ne geldiyse doğru zamanda geldi, ne gittiyse doğru zamanda gitti... Peki, gidenlerin ardından tenimizde kalan o somut sızıyla nasıl barışırız?
,, Ruhun Durakları'' ve vedanın fiziksel izleri üzerine kaleme aldığım yeni yazım, ,, Geçip gittiğin için teşekkür ederim'' diyebilmenin o ağır ancak şifalı yolculuğuna davetlisiniz.
Hey.! Beyazımsı kalp Ali, bu gökyüzü altında çok sevildin...
babamın kızı olduğumu dünyaya duyuran o onurlu mührü ismimin yanında taşımak, beni daima dimdik kıldı. soyadım, nüfus kâğıdındaki harfler dizisi değil, babamdan kalan en temiz mirastı. ve ben o mühürü, yüreğimin tam ortasında gururla taşıdım.
Dışarıda hava buz gibiymiş de, Üzerine bu da yetmez gibi ıslanmışsındır… Ama avuçlarında buram buram tarçın kokusu, Soba karşısında gülüşlerinle salep yudumlarken, İçini ısıtanım der gibi bir tanımdır kendileri…
içimde o tanıdık serinlik,
Ve... sen gelirsin aklıma,
Tarçın kokulu sabahların serinliğinde...
özledim gamzenin çukurlarından doğan güneşi,
dudak kenarlarından süzülen ışık hüzmelerini izlemeyi...
?si=23vDw8UT9DIzlGHp
?si=Hjgrmft85xEJGpYb
Geçip gittiğin için teşekkür ederim.
Kalmamış olsan bile…
RUHUN DURAKLARI: TEN SIZLAR, RUH BİLİR
Huri Çalışkan
“Keşke sevdiklerimiz gömüldükleri yerden filiz verseler...”
Çünkü “Bir özlem vuruyor sineme, tanıdık kokulardan gelmişçesine koştura koştura...”
Hayat, durakları biz doğmadan çok önce ruhun haritasına işlenmiş sessiz bir yolculuktur. Bu yolculukta vagonumuza birileri biner; bazen bir nefeslik, bazen bir ömürlük…
Zihin bu akışı “doğru zaman” etiketiyle anlamlandırmaya çalışsa da, kalp o durak vakti geldiğinde büyük bir gürültüyle sarsılır.
Çünkü sevdiğimiz bir can o kapıdan çıkıp sonsuzluğa yürüdüğünde, geride yalnızca hatıralar kalmaz; ruhun bir parçası da o bedenle birlikte sökülür.
Acı genellikle soyut bir kavram sanılır.
Oysa gerçek acı, insanın en çıplak hâlidir; tene çarpar, kemiğe kadar işler.
Sevilen birinin gidişi, ister dünyevi bir ayrılık olsun ister o keskin veda olan ölüm, bedende fiziksel bir yankı uyandırır.
Göğüs kafesine oturan basınç, boğazda düğümlenen şeffaf yumru, sebepsizce üşüyen eller...
Bunlar ruhun yas tutma biçimidir.
İnsan, gidenin boşluğunu yalnızca anılarında değil, parmak uçlarından ruhunun gergefinde, derin bir mayın acısı gibi hisseder.
Ten yanar, içe işleyen sessiz yangınla...Tam bu yıkımın ortasında, spiritüel bir hakikat fısıldar:
Ruh bilir.
Geçip gittiğin için teşekkür ederim.
Kalmamış olsan bile…
Ruh, neyin ne zaman gelmesi ve neyin ne zaman dönüşmesi gerektiğini hep sezmiştir.
“Geçip gittiğin ve bana ‘insan’ olmayı bu kadar derinden hissettirdiğin için teşekkür ederim,” diyebilmek, o acıyan tene en büyük şifadır.
Kalmamış olsan bile, o durakta inmiş olsan bile, ruhuma bıraktığın o iz yolculuğumun en kıymetli pusulasıdır.
Biz yolumuza devam ediyoruz; çünkü tren henüz bizim durağımıza varmadı.
Ama artık daha hafifiz; çünkü gidenler yüklerini bırakıp, ışıklarını bize emanet ederek giderler.
Bu yazı; vaktinden önce gidenlere, kokusu hâlâ sinemizde asılı kalan canlara ve özellikle şubatın o soğuk rüzgarıyla içimizi titreten o en derin vedaya bir vefa borcudur.
Çünkü bazı gidişler eksilmek değil, hatıranın ölümsüz nefesine sığınmaktır.
Hey..! Beyazımsı kalp Ali,
Bu gökyüzü altında çok sevildin…
Avluda Yürüyen Gölgeler romanı senin içindi.
Çünkü bazı ruhlar gökyüzünde pek meşhurdur ve yeryüzünde mutlaka bilinmelidir.
“İnsanın en derin yası, görünmeyen yerde kanar. Ve bazı eksikler, ancak ışıkla tamamlanır…”
Huri Çalışkan
Bazı ruhlar gökyüzünde meşhurdur,
ve yeryüzünde bu ruhlara denk gelmek nasip meselesidir.
Böyle bir nasip için teşekkür ederim.
Ali Çalışkan
1983 / 10.02.2018
geçip gittiğin için teşekkür ederim, kalmamış olsan bile.
bazı ruhlar bu yolu seçer çünkü:
,, yüzeysel yaşayarak derin kitap yazılmaz..."
Ruh bilir; ne geldiyse doğru zamanda geldi, ne gittiyse doğru zamanda gitti... Peki, gidenlerin ardından tenimizde kalan o somut sızıyla nasıl barışırız?
,, Ruhun Durakları'' ve vedanın fiziksel izleri üzerine kaleme aldığım yeni yazım,
,, Geçip gittiğin için teşekkür ederim'' diyebilmenin o ağır ancak şifalı yolculuğuna davetlisiniz.
Hey.! Beyazımsı kalp Ali, bu gökyüzü altında çok sevildin...
Şubat ayında sizlerle.
Rüzgâr kokunu getirdi nasıl nasıl çıldırasıya
O ki kâinatın en hakikatidir
Sen gönlümün taşıdığısın, omzumun değil, yürekte taşınan sırta ağır gelir mi.?
Rüzgâr kokunu getirdi nasıl nasıl çıldırasıya
O ki kâinatın en hakikatidir.
....kalbimle
ben yaşamı anlından öptüm defalarca ve dokusu değdi tenime, ruh çağrım senin dehlizlerine varmak istiyor
içinden geçtiğim yerlerden geçiyorsun, farkında mısın?
sesini duymadım bu gece...
Ama adını içimde o kadar çok andım ki,
kalbim dua sandı seni.
bazı duygular, noktayı hak etmez.
çünkü bitti dersin,
tam o anda kalbin, bir yankı gibi geri döner.
ve ben, bitmeyen cümlelerin arasında seni hep eksik sevdim.
Senin adın, rüzgârın taşıdığı kokuların arasında gizli…
soruyor mu sahi yaseminler,
nasıl olur da onlardan daha güzel koktuğunu...?
seni düşünüyordum
binlerce çeşitli rüzgârlara bulaşmış
kokuların ferahlığıyla...kalbimden, kalbine
bir çiçeğin kokusu gibi,
varlığın görünmeden dokunur
ve üzerime konan kelebekler ilkbahar sanır.
kalbimden, kalbine.
gülüşün, en ağır günlerimin hafifliğiydi.
kalbimden, kalbine.
gözlerin, gecenin en karanlık yerinde bile sabahı saklıyordu
kalbimden, kalbine
ve… seni özlüyordum,
gece mavi mürekkebini boyarken gökyüzüne.
şimdi elinde bir çay, dudağında sigara kokusu,
gözlerin belki de kaybolmuş bir yıldızın hüznüne takılıyordur.
babamın kızı olduğumu dünyaya duyuran o onurlu mührü ismimin yanında taşımak, beni daima dimdik kıldı.
soyadım, nüfus kâğıdındaki harfler dizisi değil,
babamdan kalan en temiz mirastı.
ve ben o mühürü, yüreğimin tam ortasında gururla taşıdım.
teşekkür ederim BABA
şimdi sen,
aşkın gömleğini giymiş bir göçmen kuş gibi
kokunu bırakıyorsun yol boyu.
ah sevgilim,
teninin rengi begonvilin sarhoşluğuna karışmış,
gözlerimle öpüyorum seni,
her adımda bir dua,
her nefeste şükür gibi…
sana hiç var olmayan hecelerden cümle kuruyordum.
Nasıl Anlatılır Ki?
Dışarıda hava buz gibiymiş de,
Üzerine bu da yetmez gibi ıslanmışsındır…
Ama avuçlarında buram buram tarçın kokusu,
Soba karşısında gülüşlerinle salep yudumlarken,
İçini ısıtanım der gibi bir tanımdır kendileri…
senin geçtiğin yerlerden
bal alasım var,
ola ki arılar
kokundan bal yapmışlarsa diye.
ben susarken, rüzgâr anlatsın seni ne çok sevdiğimi...
sevgilim,
dudak kenarındaki buselerden mi doğuyor
bu sabahın ışıkları?
,, ruhu susturulan her cesur kalp, bir ülke yitirir içinde." YİTİRME