Seni saklayacağım inan Yazdıklarımda, çizdiklerimde, Şarkılarımda, sözlerimde. Sen kalacaksın kimse bilmeyecek Ve kimseler görmiyecek seni, Yaşayacaksın gözlerimde... Özdemir Asaf
Kendimle, belli bir yıla girmiştim El değmemiş kaç hasretim içimde durur Sokağımın dizilmemiş, parke taşları Sulanmamış Lale Sümbüllerim Ve, çok fazla viran olmuşluğum Dolmayan eksik yanlarımla, Kendimle, cebelleşmekten yoruldum..
Yokluğunda kim sular, bahara çıkan kuzularımı Sığırcık kuşları hangi dala konar, akşam olunca. Söyle ! Kanatılmamış yaram kaldı mı, dilin de Söyle ! Kaldı mı ?
Huri Çalışkan “Keşke sevdiklerimiz gömüldükleri yerden filiz verseler...”
Çünkü “Bir özlem vuruyor sineme, tanıdık kokulardan gelmişçesine koştura koştura...”
Hayat, durakları biz doğmadan çok önce ruhun haritasına işlenmiş sessiz bir yolculuktur. Bu yolculukta vagonumuza birileri biner; bazen bir nefeslik, bazen bir ömürlük…
Zihin bu akışı “doğru zaman” etiketiyle anlamlandırmaya çalışsa da, kalp o durak vakti geldiğinde büyük bir gürültüyle sarsılır. Çünkü sevdiğimiz bir can o kapıdan çıkıp sonsuzluğa yürüdüğünde, geride yalnızca hatıralar kalmaz; ruhun bir parçası da o bedenle birlikte sökülür. Acı genellikle soyut bir kavram sanılır. Oysa gerçek acı, insanın en çıplak hâlidir; tene çarpar, kemiğe kadar işler.
Sevilen birinin gidişi, ister dünyevi bir ayrılık olsun ister o keskin veda olan ölüm, bedende fiziksel bir yankı uyandırır.
Bunlar ruhun yas tutma biçimidir. İnsan, gidenin boşluğunu yalnızca anılarında değil, parmak uçlarından ruhunun gergefinde, derin bir mayın acısı gibi hisseder.
Ten yanar, içe işleyen sessiz yangınla...Tam bu yıkımın ortasında, spiritüel bir hakikat fısıldar: Ruh bilir.
Geçip gittiğin için teşekkür ederim. Kalmamış olsan bile…
Ruh, neyin ne zaman gelmesi ve neyin ne zaman dönüşmesi gerektiğini hep sezmiştir.
“Geçip gittiğin ve bana ‘insan’ olmayı bu kadar derinden hissettirdiğin için teşekkür ederim,” diyebilmek, o acıyan tene en büyük şifadır.
Kalmamış olsan bile, o durakta inmiş olsan bile, ruhuma bıraktığın o iz yolculuğumun en kıymetli pusulasıdır.
Biz yolumuza devam ediyoruz; çünkü tren henüz bizim durağımıza varmadı.
Ama artık daha hafifiz; çünkü gidenler yüklerini bırakıp, ışıklarını bize emanet ederek giderler. Bu yazı; vaktinden önce gidenlere, kokusu hâlâ sinemizde asılı kalan canlara ve özellikle şubatın o soğuk rüzgarıyla içimizi titreten o en derin vedaya bir vefa borcudur. Çünkü bazı gidişler eksilmek değil, hatıranın ölümsüz nefesine sığınmaktır.
Hey..! Beyazımsı kalp Ali, Bu gökyüzü altında çok sevildin…
Avluda Yürüyen Gölgeler romanı senin içindi. Çünkü bazı ruhlar gökyüzünde pek meşhurdur ve yeryüzünde mutlaka bilinmelidir.
“İnsanın en derin yası, görünmeyen yerde kanar. Ve bazı eksikler, ancak ışıkla tamamlanır…”
Eğer bana evet dersen; baştan aşağı mutluluk olurum. Bırakırım şâirliği, şâirlik zaten mutsuz adam işi. Senden âlâ şiir mi var? Senin yüzünden âlâ? Çalıkuşu - Reşat Nuri Güntekin
Ruh bilir; ne geldiyse doğru zamanda geldi, ne gittiyse doğru zamanda gitti... Peki, gidenlerin ardından tenimizde kalan o somut sızıyla nasıl barışırız?
,, Ruhun Durakları'' ve vedanın fiziksel izleri üzerine kaleme aldığım yeni yazım, ,, Geçip gittiğin için teşekkür ederim'' diyebilmenin o ağır ancak şifalı yolculuğuna davetlisiniz.
Hey.! Beyazımsı kalp Ali, bu gökyüzü altında çok sevildin...
Nasıl anlatılır gülüşünün sesi Adının güzelliğine hangi alfabede rastlanır Senin bakışın hangi şiire benzer Kime dokunur, sarılır, uyur bu kalp Hangi insanda rastlanır sana Gel de anlat… Senden başkası nasıl sevilir ? Bilmiyorum ben… İlhan Berk
Senin bakışın hangi şiire benzer... Kime dokunur sarılır, Uyur bu kalp... Hangi insanda rastlanır sana... Gel de anlat... Senden başkası nasıl sevilir Bilmiyorum ben... İlhan Berk
Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.
Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmiyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde...
Özdemir Asaf
Kendimle, belli bir yıla girmiştim
El değmemiş kaç hasretim içimde durur
Sokağımın dizilmemiş, parke taşları
Sulanmamış Lale Sümbüllerim
Ve, çok fazla viran olmuşluğum
Dolmayan eksik yanlarımla,
Kendimle, cebelleşmekten yoruldum..
Yokluğunda kim sular, bahara çıkan kuzularımı
Sığırcık kuşları hangi dala konar, akşam olunca.
Söyle !
Kanatılmamış yaram kaldı mı, dilin de
Söyle !
Kaldı mı ?
?si=Hjgrmft85xEJGpYb
Geçip gittiğin için teşekkür ederim.
Kalmamış olsan bile…
RUHUN DURAKLARI: TEN SIZLAR, RUH BİLİR
Huri Çalışkan
“Keşke sevdiklerimiz gömüldükleri yerden filiz verseler...”
Çünkü “Bir özlem vuruyor sineme, tanıdık kokulardan gelmişçesine koştura koştura...”
Hayat, durakları biz doğmadan çok önce ruhun haritasına işlenmiş sessiz bir yolculuktur. Bu yolculukta vagonumuza birileri biner; bazen bir nefeslik, bazen bir ömürlük…
Zihin bu akışı “doğru zaman” etiketiyle anlamlandırmaya çalışsa da, kalp o durak vakti geldiğinde büyük bir gürültüyle sarsılır.
Çünkü sevdiğimiz bir can o kapıdan çıkıp sonsuzluğa yürüdüğünde, geride yalnızca hatıralar kalmaz; ruhun bir parçası da o bedenle birlikte sökülür.
Acı genellikle soyut bir kavram sanılır.
Oysa gerçek acı, insanın en çıplak hâlidir; tene çarpar, kemiğe kadar işler.
Sevilen birinin gidişi, ister dünyevi bir ayrılık olsun ister o keskin veda olan ölüm, bedende fiziksel bir yankı uyandırır.
Göğüs kafesine oturan basınç, boğazda düğümlenen şeffaf yumru, sebepsizce üşüyen eller...
Bunlar ruhun yas tutma biçimidir.
İnsan, gidenin boşluğunu yalnızca anılarında değil, parmak uçlarından ruhunun gergefinde, derin bir mayın acısı gibi hisseder.
Ten yanar, içe işleyen sessiz yangınla...Tam bu yıkımın ortasında, spiritüel bir hakikat fısıldar:
Ruh bilir.
Geçip gittiğin için teşekkür ederim.
Kalmamış olsan bile…
Ruh, neyin ne zaman gelmesi ve neyin ne zaman dönüşmesi gerektiğini hep sezmiştir.
“Geçip gittiğin ve bana ‘insan’ olmayı bu kadar derinden hissettirdiğin için teşekkür ederim,” diyebilmek, o acıyan tene en büyük şifadır.
Kalmamış olsan bile, o durakta inmiş olsan bile, ruhuma bıraktığın o iz yolculuğumun en kıymetli pusulasıdır.
Biz yolumuza devam ediyoruz; çünkü tren henüz bizim durağımıza varmadı.
Ama artık daha hafifiz; çünkü gidenler yüklerini bırakıp, ışıklarını bize emanet ederek giderler.
Bu yazı; vaktinden önce gidenlere, kokusu hâlâ sinemizde asılı kalan canlara ve özellikle şubatın o soğuk rüzgarıyla içimizi titreten o en derin vedaya bir vefa borcudur.
Çünkü bazı gidişler eksilmek değil, hatıranın ölümsüz nefesine sığınmaktır.
Hey..! Beyazımsı kalp Ali,
Bu gökyüzü altında çok sevildin…
Avluda Yürüyen Gölgeler romanı senin içindi.
Çünkü bazı ruhlar gökyüzünde pek meşhurdur ve yeryüzünde mutlaka bilinmelidir.
“İnsanın en derin yası, görünmeyen yerde kanar. Ve bazı eksikler, ancak ışıkla tamamlanır…”
Huri Çalışkan
Bazı ruhlar gökyüzünde meşhurdur,
ve yeryüzünde bu ruhlara denk gelmek nasip meselesidir.
Böyle bir nasip için teşekkür ederim.
Ali Çalışkan
1983 / 10.02.2018
Eğer bana evet dersen;
baştan aşağı mutluluk olurum.
Bırakırım şâirliği, şâirlik zaten mutsuz adam işi. Senden âlâ şiir mi var? Senin yüzünden âlâ?
Çalıkuşu - Reşat Nuri Güntekin
Denize karşı bir bankta,
Omzuna başımı yaslayıp,
Sesinden şiir dinlemek gibi
Çocukça isteklerim oldu..
Bağışla...
Nazım Hikmet Ran
geçip gittiğin için teşekkür ederim, kalmamış olsan bile.
bazı ruhlar bu yolu seçer çünkü:
,, yüzeysel yaşayarak derin kitap yazılmaz..."
Ruh bilir; ne geldiyse doğru zamanda geldi, ne gittiyse doğru zamanda gitti... Peki, gidenlerin ardından tenimizde kalan o somut sızıyla nasıl barışırız?
,, Ruhun Durakları'' ve vedanın fiziksel izleri üzerine kaleme aldığım yeni yazım,
,, Geçip gittiğin için teşekkür ederim'' diyebilmenin o ağır ancak şifalı yolculuğuna davetlisiniz.
Hey.! Beyazımsı kalp Ali, bu gökyüzü altında çok sevildin...
Şubat ayında sizlerle.
Seni seviyorum, ama nasıl?
Kilometrelerce derin,
kilometrelerce dümdüz.
Yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
Nazım Hikmet Ran
Cânımı cânân eğer isterse minnet cânıma
Cân nedir kim anı kurbân etmeyem cânânıma...
Fuzûlî
Rüzgâr kokunu getirdi nasıl nasıl çıldırasıya
O ki kâinatın en hakikatidir
Sen gönlümün taşıdığısın, omzumun değil, yürekte taşınan sırta ağır gelir mi.?
Nasıl anlatılır gülüşünün sesi
Adının güzelliğine hangi alfabede rastlanır
Senin bakışın hangi şiire benzer
Kime dokunur, sarılır, uyur bu kalp
Hangi insanda rastlanır sana
Gel de anlat…
Senden başkası nasıl sevilir ?
Bilmiyorum ben…
İlhan Berk
Kasımın son mısralarındayız, günlerden ne bilmiyorum
Ama ben bugün de seviyorum seni...
Cemal Süreya
Sözün şiirlerin mükemmelidir,
Senden başkasını seven delidir.
Yüzün çiçeklerin en güzelidir,
Gözlerin bilinmez bir diyar gibi...
Sebahattin Ali
Senin bakışın hangi şiire benzer...
Kime dokunur sarılır,
Uyur bu kalp...
Hangi insanda rastlanır sana...
Gel de anlat...
Senden başkası nasıl sevilir
Bilmiyorum ben...
İlhan Berk
Rüzgâr kokunu getirdi nasıl nasıl çıldırasıya
O ki kâinatın en hakikatidir.
....kalbimle
Seni nasıl seviyorum biliyor musun?
Ot yağmuru nasıl severse,
Ayna ışığı nasıl severse,
Balık suyu ve insan ekmeği nasıl severse...
Nazım Hikmet- Piraye ye Mektuplar
ben yaşamı anlından öptüm defalarca ve dokusu değdi tenime, ruh çağrım senin dehlizlerine varmak istiyor
içinden geçtiğim yerlerden geçiyorsun, farkında mısın?
sesini duymadım bu gece...
Ama adını içimde o kadar çok andım ki,
kalbim dua sandı seni.
bazı duygular, noktayı hak etmez.
çünkü bitti dersin,
tam o anda kalbin, bir yankı gibi geri döner.
ve ben, bitmeyen cümlelerin arasında seni hep eksik sevdim.
Sen misin yan yana gezemediğim?
İnce sitemini sezemediğim
Sırrını bir türlü çözemediğim,
İçimdeki çetin sual sen misin?...
Yavuz Bülent Bakiler
Senin adın, rüzgârın taşıdığı kokuların arasında gizli…
soruyor mu sahi yaseminler,
nasıl olur da onlardan daha güzel koktuğunu...?
seni düşünüyordum
binlerce çeşitli rüzgârlara bulaşmış
kokuların ferahlığıyla...kalbimden, kalbine
bir çiçeğin kokusu gibi,
varlığın görünmeden dokunur
ve üzerime konan kelebekler ilkbahar sanır.
kalbimden, kalbine.
gülüşün, en ağır günlerimin hafifliğiydi.
kalbimden, kalbine.