Bireyin, bir uyarana yönelik algılarının, çevresel faktörlerden ne kadar etkilendiğini belirtmek için kullanılır. Bilişsel psikolojide kullanılan ilkelerden biridir.
Metrodaki Kemancı
Soğuk bir Ocak ayının sabahında, adamın biri Washington metro istasyonunda çöp bidonunun yanına dikilir ve önüne kemanının kılıfını sererek keman çalmaya başlar. 45 dakika boyunca birbirinden güzel 6 klasik eser çalar. Çoğu insanın işe gitmek için hareketlendiği bu yoğun saat süresince önünden 1100 kişi geçer.
Bu insanların bir çoğu istasyonda keman çalındığından bile habersizdir, duymazlar. Duymak istemezler. Kemancı onlar için sadece bir hayalettir.
Çalmaya başladıktan sadece 3 dakika sonra orta yaşlı bir adam müzisyenin çaldığını fark eder. Önce yavaşlar, bir kaç saniyeliğine durur ve sonrasında hızlı adımlarla yürümeye başlar günlük işlerinden geri kalmasın diye.
Bir kaç dakika sonra kemancı ilk bir dolarlık bahşişini alır; Bir bayan parayı kemancının önüne geçerken atmış ve hiç durmadan yoluna devam etmiştir.
Bir kaç dakika sonra birisi dinlemek için duvara yaslanır. Saatine bakar ve tekrar yürümeye başlar. Besbelli ki adam işine geç kalmıştır.
Kemancıya en çok dikkat eden ise üç yaşında bir çocuktur. Annesi alelacele çekiştirirken kendisini, durup kemancıya bakar. Sonunda annesi kuvvetlice çekiştirir çocuğu ve çocuk sürekli arkasına bakarak yürümeye başlar. Bu olay diğer bir çok çocuk tarafından tekrarlanır, fakat istisnasız tüm ebeveynler çocuklarını yürümeye devam etmeye zorlar.
Kemancının 45 dakikalık gösterisi boyunca sadece 6 kişi durup bir süre dinler. 20 Kişi kendisine para verir, sonra yine normal bir şekilde yürümeye devam eder. Bu gösterinin sonucunda 32 dolar toplar kemancı. Gösterisi bitip de etrafa sessizlik hakim olduğunda hiç kimse fark etmez bile. Kimse alkışlamaz yada tanımaz.
Kimse az önce dünyadaki yazılan eserler arasındaki en eşsiz 6 parçayı 3.5 milyon dolar değerindeki kemanıyla çalan bu kişinin dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden Joshua Bell olduğunun farkına varmaz.
Konser biletleri ortalama 100 dolardan yok satan bu adam kendisini kimseye dinletememiştir.
* Sanat sadece fark edildiğinde mi değerlidir?
* Siz etrafınızda yaşanan olaylara karşı ne kadar ilgilisiniz?
* Hayat hızla akıp giderken, değerli olan şeylere ne kadar zaman ayırabiliyorsunuz?
* En son ne zaman bir sokak müzisyeninin çaldığı parçayı dinlediniz?
Amarna, Paylaştığın müziği dinlerken yazıyorum ;) Teşekkürler..
Mısırlıları da, Sümerlileri de seviyorum. Onlara dair bilgi ve paylaşımları da.. Eline sağlık ;))
Farkındalık hakkında söylediklerin de çok güzel ve doğru.
Bir bütün olarak etrafa açık olmak algıyı, algı da farkındalığı getirir.Duyu organlarımız, aklımız, yüreğimiz açık olduğunda etrafta olup biteni de bütün olarak algılayabilir ve yorumlayabiliriz...
İyi geceler Amarna Hanım, Sizinde başınız sağ olsun. Mekanları cennet olsun tüm kayıplarımızın.
Paylaşımınızı okudum. Sümerlerde de başlık parası varmış demek ki. Anladığım kadarıyla kızlar evlenip çocuk sahibi olduğunda bir nevi yetki sahibi oluyor. Sümerleri sizin kadar araştırıp bilgi sahibi olmasamda gelişmiş bir medeniyet olduğunu biliyorum. Ki daha önceki paylaşımlarınızdan Ludingirra aklımda, yazmak ve yazının kullanilmasi Sümerleri özel kılıyor. Ve bu sayede günümüze kadar ulaşan bilgiler mevcut. Yapısal olarak Anadolu aile görüntüsüde Sümerler ile neredeyse aynı. Anne faktörünü bakarsak. Paylaşım için teşekkürler.
Anlatmak istedikçe herşeyi, birden yitiriyorum Bir kutupyıldızı, bir ben, bir dinmeyen ağrılarım Yapayalnız kalıyorum birden güzelim Ve müthiş ağlamak istiyorum.. Gecenin, kanatları kırık bir saati var, Bilmem bilir misin? Ölüm korkusu, alkol gibi yayılır damarlara Sakın o saatte sokaklara çıkma Denize bakma Karanlığa Yıldızlara bakma sakın O saat İşte güzelim, o saat Ölüm, o ateşkuşu Ölüm; o mavidüğüm Deniz kızlarının türküsünü söyler Ben yalnızım Orkestrada kırık bir saz Kanayarak koşan bir kurt Yüreğim dağ başında unutulmuş Vakur bir bayrak, yırtılırcasına Bir kutup yıldızı, bir ben, bir dinmeyen ağrılarım Çiftleşen kuşların, böceklerin, insanların yalnızlığı Ve müthiş ağlamak istiyorum...
İyi akşamlar veya geceler arkadaşlar, siz hangisini yaşıyor ya da yaşamayı istiyorsanız :-)
Pax Amarna'da sevgi ve aşk üzerine bir çok şey yazıldı bugüne kadar. Sümerlerdeki tabletlerden tutun, Mısır'a, en saygın bilim adam veya kadınlarına kadar kim ne söylemiş ise not düşüldü buraya..
bence, fikrimce kim ne diyorsa o değil..ya da tam karşılığı değil..çünkü herkesin kendisine göredir sevgi ve aşk. Ne yaşadığına ve yaşadığından ne hissettiğine - anladığına göre anlam bulur..ya da bulmaz.! Psikanalist Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı kitabında da sevginin disiplininden sevginin türlerine varan açıklamalar yapmıştır..
ben o türlerden birine değinmek istiyorum bu gece müsadenizle.. aileden olan insanlarımıza duyduğumuz sevgi...annemize, babamıza, kardeşlerimize, abla ve abilerimize (ağabey yazmak bana hep sıkıcı gelmiştir bu sebeple abi yazıyorum)...
Eğer ki hayattalar ise onlara sevdiğinizi söyleyin..çok şükür bunun noksanlığını veya keşkesini asla yaşamadım, yaşamıyorum da.. Hepsine de kocaman sarılarak seni seviyorum deyin.. geç olmadan..kaybetmeden
paylaşacağım yazımı annemin vefat ettiği tarihe denk gelen bir zamanda yazdım mezarlık dönüşü...
"MAVİ GÖZLÜ MÜEBBET"
Tam 2 yıl önceydi cezamın müebbete çevrildiği tarih.Parça parça mahpusluklarım 13 aralık 2007 gecesinin 22:01'inde ömür boyu hapse çevrildi. Dört duvar bir dünyada yaşıyorum hayatımı,öyle yarım kalmışlıklar var ki yüreğimde tariflere sığmıyor. 6 yaşımda aldım ilk cezamı. Küçüktüm tam olarak bilmiyordum ne olduğunu. Zorluğunu ilerleyen yıllarda anladım. Bu ilk mahkumiyetimdi benim, adını: Halil Güngör koymuşlardı. Zordu hayatı mahpuslukla yaşamak,bilemiyordum ki bu mahpuslukların pare pare yapışacağını. 17 yaşımın 19 mayıs'ında gençliğimin bayramında 2.mahpusluğuma düştüm. Ve bu ikinci hüküm ağırlığını yüreğime-dünyama öyle sert hissettirdi ki, kış en soğuk ayazıyla çöktü baharıma. Adına,Nazlıcan dediler. Hayat işte buydu ya süprizlere gebeydi. Ne süprizler ama. İkinci mahpusluğumun altında gün be gün ezilmişliğimi üzerimden atamadan 3.mahkumiyetimi 19 yaşımın filizlendiği anda aldım üzerime. Güneşli bir mart ayının 14.gününde yine takılmıştı yüreğimin bileklerine kelepçe. Dört duvarlar düşmüştü karanlık odalarda hesabıma yine. Kanıyormuydum yoksa yanıyormuydum? hiç bilmiyorum. Bildiğim her özgürlüğümde duvarlara çarparak uçurumdan aşşağılara düştüğümdü. Güllerimin yaprakları solmuş,güllerime su getiren kanallar kurumuştu bir anda. Dik durmalısın.! Ayakta kalmalısın.! Sabırlı olmalısın.! diyenler cezamın adının Ayşe olduğunu söylediler. Gençliğimi 3 hapse sığdırmış. Yalnızlıklarla,karanlıklarla soğuk dört duvar ile büyütüyordum umutlarımı. Özgürlüştürmeye çalışıyordum prangalanmış ruhumu. Daha dayanıklı olmuş küçük bir devdim artık ya da ben öyle hissediyordum. Sırtımı Mavi Gözlü Dev'e dayamış bir parça gökyüzü soluyordum. Soluklanıyordum.! 30'lu yaşların ağırlığı ve zorluklara alışmış benliğimle son cezamın geleceğini ve bu cezamın müebbet olduğunu o gece öğrendim. Hali, Nazlı, Ayşe derken müebbet hapsimin adı sen oldun Mavi Gözlü Dev'im. Öyle yalnızım ki şimdi.! Görüş günlerime kimseler gelmiyor,kimseler sormuyor dertlerimi ve kimseler örtmüyor soğuk kış geceleri üzerimi. Şimdi bu F Tipi cezaevinde tek soluğumla yaşıyorum müebbetimi. 2 yılı doldurdu bugün müebbetim lakin hala sıcak o ilk anın acısı ve hala yorucu ağırlığı. Böyle mi anlaşmıştık seninle.? Böyle mi kararlaştırmıştık? Hani mahpusluklarımızı beraber çekecektik? Neredesin şimdi...? Bu zorluk değil inan.! Bu ceza değil inan.! Bu mahkumiyet değil inan.! Bu düpedüz ZULÜM.! Müebbetimin adı sen oldun Mavi Gözlü Dev'im. Elbet birgün benimde cezam bitecek son nefesimi verdiğim gün. Mahşer yerinde Halil'im, Nazlı'm,, Ayşe'm ile birlikte beni sen karşıla o kapıda olur mu? Üşüyorum biliyormusun? Hemde çok üşüyorum.! Beni o gün yine sen ısıt olurmu Mavi Gözlü Dev'im. Bugün müebbetimin 2.yılı doldu,tarihler 13 aralığı vurdu ve ben bugün senin yerine konuşacağım çiçeklerle,hepinizi çok özlediğimi söyleyeceğim onlara 4 mahkumluğunu müebbete çevirmiş biri olarak. ADINI KOYAMADIĞIM HAYATIN TUTUKLANMIŞ ÖZGÜRLÜĞÜYÜM BEN.. Şimdi gökyüzünü aldım üzerime,sana Fatiha'lar-İhlas'lar gönderiyorum. Yattığın yer rahat mekanın cennet olsun Mavi Gözlü Dev'im. Ve inan SENİ ÇOK ÖZLEDİM.
The Banshees of Inisherin, bu gece için olmasa bile yarın mutlaka izleyeceğim Amarna hanım Malum benim yatma saatim geldi. Sabah erken kalkılacak çünkü Size ve sizin nazarınızda herkese iyi geceler.
Eyvallah Amarna hanım, bu pencereden de bakmak lazım gelir, teşekkür ederim. Farklı bakış açılarına her daim saygılıyımdır. Film öneriniz mevcut ise paylaşırsanız sevinirim. iyi geceler efendim sağlık ve afiyetle. keyfiniz bol olsun inşallah
“ Ne kadar anlatırsan anlat, anlattıkların karşındakinin anladığı kadardır.”
ben bugün bunu fazlasıyla yaşıyorum da.. neden insanlar anlatmak istediklerimi değil de.. canlarının istediğini anlıyor.!? karşındaki insana diyorsun ki , BOĞULUYORUM, kurtar beni .. ondan gelen cevap ; su soğuk mu yaaa? bugün yağmur yağmaz demi? bak yaaa yeşil kazağımı giymeyi unutmuşum.!
:))
geceniz güzel olsun.. su soğuk değil bu arada...ve boşver yeşil kazağı sana kahverengi de çok yakışmış...yağmur mu? gözlerini kıskanmış o sebeple dökülmez yüzüne..
Le Trio Joubran, Filistinli üç kardeş ; Samir, Wissam ve Adnan'dan oluşan bir ud üçlüsü. Oldukça kederli ve duygusal müzikleriyle, Filistinlilerin acılarını ve Filistin kültürünü temsil ederek, uluslararası dünya müziği sahnesinde büyük ilgi görüyorlar...
Güneşli Melek hanım, 19:40 zamanlı paylaşımınızda bütün yazıları harmanlayıp bir yorum yapmışsınız
"Aşk, sevdiğimiz kişiyi bir kalıba sokmaya çalışmak değil, onu şeklini aldığı kalıpla kabul edebilmektir. Ama aynı zamanda sevdiğimiz için de esnetebilmektir o kalıbı aşk..."
Ben senin en çok sesini sevdim Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren Bana her zaman dost, her zaman sevgili
Ben senin en çok ellerini sevdim Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak Nice güzellikler gördüm yeryüzünde En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak
Ben senin en çok gözlerini sevdim Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil
Ben senin en çok gülüşünü sevdim Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran Unutturur bana birden acıları, güçlükleri Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman
Ben senin en çok davranışlarını sevdim Güçsüze merhametini, zalime direnişini Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini
Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim Tüm çocuklara kanat geren anneliğini Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini
Ben senin en çok bana yansımanı sevdim Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
Aşk, nedensiz sevmek midir? Yoksa, sevmek için sayısız neden yaratmak mı?
Birini sevmeye başladığınızda, onda sizi çeken bir özellik mutlaka vardır. Ya çok güzeldir /yakışıklıdır. Ya sesi billur bir su gibidir, içinize akmıştır. Ya sözleri şiir gibidir, gönül telinize dokunmuştur. Ruhu, ruhunuzu okumuştur ya da.. Ama mutlaka dikkatinizi çeken bir nokta vardır. İşte o noktadan yola çıkar insan AŞK için. Eğer, karşınızdaki sizin için "O" ise, o küçük nokta büyür kocaman olur, sizin evreninizi kaplar.. Ve her şey sizin ve onun etrafında döner. Merkez SİZ olursunuz..
Sonra, onu sevmeye devam ederken, artık daha fazla done elde etmeye başlarsınız. İç dünyasını, zevklerini, aynı ve ayrı yönlerinizi bulup çıkarırsınız. Ve bu "ayrı" yönleri anlayışla karşılayıp, hedefe mutlu olmayı koyarsanız, aşk büyür, büyür, gelişir.
Nedensiz sevilir gibi gelir bazen insana, ama mutlaka tutunduğumuz bir neden vardır, iyi düşünün. Öyle olmasaydı, sokaktaki her hangi birini de aynı tutkuyla sevmemiz gerekmez miydi?
İster tek bir sebep olsun, isterse milyonlarca.. Sevgi, olmazsa olmazımız..
Aşk, sevdiğimiz kişiyi bir kalıba sokmaya çalışmak değil, onu şeklini aldığı kalıpla kabul edebilmektir. Ama aynı zamanda sevdiğimiz için de esnetebilmektir o kalıbı aşk...
Şarkılar, şiirler, paylaşımlar, görüşleriniz, hepsi ayrı ayrı güzel, hepsi de doğru aslında. Ne hissediyorsak o :))
Beni terk edişinin izlerini taşıyorum hala. Terk edişinden öte, seni yaşıyorum.. Saçlarına dokunuşlarımı, kokunu içime çekişimi, sabahları seninle sesinle uyanışlarım…öpüşlerin beni.
Bu ihaneti, bu terk edilişi hak etim mi gerçekten de ben?
Oysa ki ben senin için gelmiştim yeniden bu şehre. Geleceğimi bir kenara bırakıp sana koşmuştum. Seninle geçen günlerimiz hep aklımda.. Ve o son zamanlar o son aylar….sen uyurken bile dizlerinin dibinden ayrılmadım, en ufak bir sesinle bile fırladım uykularımdan bir ok gibi.
Her gece sana uyuyor, sabahlara senin için günaydın diyordum. Senin için, beni bırakıp gitmemen için neler yaptığımı sende çok iyi biliyorsun. Hep beraber olalım diye nasıl çırpındığımı inkar edemezsin. Herşeyi terk edip senin için geldim oysa bu körolası yere, geleceğimi sensiz hiç düşünmedim çünkü….
Hiç kimsenin saçlarına dokunmadım senin saçlarına dokunduğum gibi.Kimseyi öpmedim seni öptüğüm gibi. Kimsenin gözlerine bakmadım senin gözbebeklerine baktığım gibi.Kimseye sarılmadım sana sarıldığım gibi…
Ve hiç kimsenin kokusunu içime çekmedim senin kokunu içime çektiğim gibi.
O çok sevdiğin çiçeklerin hepsini kaldırdım evimizden senden sonra.Begonyaları,yasemenleri her görüşümde bir külçe sen düşüyorsun yüreğime.
Neden gittin benden? Neden çıktın böyle apansız hayatımdan? Oysa nasılda doluydum sana..
Adımı senin ağzından duymak beni o kadar çok mutlu ediyordu ki…dudaklarından o anda kelimeler değil inciler dökülüyordu sanki.
Yokluğuna kırgın hayata kızgınım senden sonra.!
Sensiz hiçbir hayalim olmamıştı.
Sende beni çok seviyordun biliyorum..Giderken bile beni çok seviyordun bundan adım gibi eminim.
Bunca yıl oldu sen gideli…Ama hala içimde yüreğimdesin..Canımdasın ve can gibi atmaktasın..
Tek tesellim, gittiğin yerde mutlu ve rahatta olman. Ve her gece uykularıma doğru yola çıkarken dualarımın ilk başındasın. Resmin ise gözlerimin ucunda…
Bugün yine senin yanına geldim..sen oradaydın biliyorum.Seni göremesemde,sesini duyamasamda ordaydın. Beni görüyor ve duyuyordun.Ve ben sana konuşmanın ve sana yeniden yakın olabilmenin huzurunu ve güzelliğini bir kez daha doyasıya yaşadım.
Gidişinin 11.yılında ben seni sevmeye devam ediyorum ve sana susuyorum.
Ruhun şad,mekanın cennet,anneler günün kutlu olsun canım anneciğim.
Amarna, okurken gözlerim doldu, boğazım düğümlendi "Sümerli Ludingirra’dan Annesine Mektup" paylaşımını.. Harikaa.. Bayıldım.. Ben kesin onlarla akrabayım, sizi bilemem :)
"Annem ufukta parlayan bir ışık, bir dağ geyiği, Işıldayan bir sabahyıldızıdır o… Değerli bir akik, Marhaşi’den bir topaz, Cazibe dolu bir prens mücevheri, Neşe yaratan bir akik, Bir kalay yüzük, demir bilezik, Bir altın çubuk, parıldayan bir gümüş, İçi çeken bir fildişi heykelcik, Mavi taştan bir taban üzerinde duran alabastar bir melektir o."
Çokkk güzel... Teşekkürler bu enfes paylaşım için..
Coşmuş bugün herkes burada.
İş sonrası hepsini okuyacağım arkadaşlar ve yorumumu yapacağım.
Bugünün türküsü de benden gelsin o zaman.
Sevgi ve saygıyla güzel kalin emi ?;-)
Müzik eşliğinde okumanızı tavsiye ederim :)
Bağlam Etkisi ;
Bireyin, bir uyarana yönelik algılarının, çevresel faktörlerden ne kadar etkilendiğini belirtmek için kullanılır. Bilişsel psikolojide kullanılan ilkelerden biridir.
Metrodaki Kemancı
Soğuk bir Ocak ayının sabahında, adamın biri Washington metro istasyonunda çöp bidonunun yanına dikilir ve önüne kemanının kılıfını sererek keman çalmaya başlar. 45 dakika boyunca birbirinden güzel 6 klasik eser çalar. Çoğu insanın işe gitmek için hareketlendiği bu yoğun saat süresince önünden 1100 kişi geçer.
Bu insanların bir çoğu istasyonda keman çalındığından bile habersizdir, duymazlar. Duymak istemezler. Kemancı onlar için sadece bir hayalettir.
Çalmaya başladıktan sadece 3 dakika sonra orta yaşlı bir adam müzisyenin çaldığını fark eder. Önce yavaşlar, bir kaç saniyeliğine durur ve sonrasında hızlı adımlarla yürümeye başlar günlük işlerinden geri kalmasın diye.
Bir kaç dakika sonra kemancı ilk bir dolarlık bahşişini alır; Bir bayan parayı kemancının önüne geçerken atmış ve hiç durmadan yoluna devam etmiştir.
Bir kaç dakika sonra birisi dinlemek için duvara yaslanır. Saatine bakar ve tekrar yürümeye başlar. Besbelli ki adam işine geç kalmıştır.
Kemancıya en çok dikkat eden ise üç yaşında bir çocuktur. Annesi alelacele çekiştirirken kendisini, durup kemancıya bakar. Sonunda annesi kuvvetlice çekiştirir çocuğu ve çocuk sürekli arkasına bakarak yürümeye başlar. Bu olay diğer bir çok çocuk tarafından tekrarlanır, fakat istisnasız tüm ebeveynler çocuklarını yürümeye devam etmeye zorlar.
Kemancının 45 dakikalık gösterisi boyunca sadece 6 kişi durup bir süre dinler. 20 Kişi kendisine para verir, sonra yine normal bir şekilde yürümeye devam eder. Bu gösterinin sonucunda 32 dolar toplar kemancı. Gösterisi bitip de etrafa sessizlik hakim olduğunda hiç kimse fark etmez bile. Kimse alkışlamaz yada tanımaz.
Kimse az önce dünyadaki yazılan eserler arasındaki en eşsiz 6 parçayı 3.5 milyon dolar değerindeki kemanıyla çalan bu kişinin dünyanın en yetenekli müzisyenlerinden Joshua Bell olduğunun farkına varmaz.
Konser biletleri ortalama 100 dolardan yok satan bu adam kendisini kimseye dinletememiştir.
* Sanat sadece fark edildiğinde mi değerlidir?
* Siz etrafınızda yaşanan olaylara karşı ne kadar ilgilisiniz?
* Hayat hızla akıp giderken, değerli olan şeylere ne kadar zaman ayırabiliyorsunuz?
* En son ne zaman bir sokak müzisyeninin çaldığı parçayı dinlediniz?
Amarna,
Paylaştığın müziği dinlerken yazıyorum ;)
Teşekkürler..
Mısırlıları da, Sümerlileri de seviyorum.
Onlara dair bilgi ve paylaşımları da.. Eline sağlık ;))
Farkındalık hakkında söylediklerin de çok güzel ve doğru.
Bir bütün olarak etrafa açık olmak algıyı, algı da farkındalığı getirir.Duyu organlarımız, aklımız, yüreğimiz açık olduğunda etrafta olup biteni de bütün olarak algılayabilir ve yorumlayabiliriz...
Sevgiler :)
Günaydınnn Arkadaşlar :))
Güzel bir gün, güzel bir hafta dileğiyle..
Güneş bütün güzelliğiyle güne düşmüşken, bugün, etrafımızda olup bitenlere ne kadar duyarlıyız, ne kadar farkındayız? Bunu konuşalım isterim.
Bakmakla görmek, duymakla işitmek farklılığında ve farkındalıkta, biz neredeyiz mesela, bunu gözden geçirelim..
Paylaşımım olacak bununla ilgili..
Herkese kolaylıklar dilerim :))
Günaydınlar Pax Amarna,
Herkese bebek gülümsemesi ve kokusu güzelliğinde bir gün dilerim.
Yüzünüzden tebessüm kalbinizden huzur eksik olmasın.
İyi geceler Amarna Hanım,
Sizinde başınız sağ olsun.
Mekanları cennet olsun tüm kayıplarımızın.
Paylaşımınızı okudum.
Sümerlerde de başlık parası varmış demek ki.
Anladığım kadarıyla kızlar evlenip çocuk sahibi olduğunda bir nevi yetki sahibi oluyor.
Sümerleri sizin kadar araştırıp bilgi sahibi olmasamda gelişmiş bir medeniyet olduğunu biliyorum.
Ki daha önceki paylaşımlarınızdan Ludingirra aklımda, yazmak ve yazının kullanilmasi Sümerleri özel kılıyor.
Ve bu sayede günümüze kadar ulaşan bilgiler mevcut.
Yapısal olarak Anadolu aile görüntüsüde Sümerler ile neredeyse aynı. Anne faktörünü bakarsak.
Paylaşım için teşekkürler.
İyi pazarlar Pax Amarna insanları,
Gününüz serçe parmağınıza öpücük ilistirilmiş gibi naif ve güzel olsun
Anlatmak istedikçe herşeyi, birden yitiriyorum
Bir kutupyıldızı, bir ben, bir dinmeyen ağrılarım
Yapayalnız kalıyorum birden güzelim
Ve müthiş ağlamak istiyorum..
Gecenin, kanatları kırık bir saati var,
Bilmem bilir misin?
Ölüm korkusu, alkol gibi yayılır damarlara
Sakın o saatte sokaklara çıkma
Denize bakma
Karanlığa
Yıldızlara bakma sakın
O saat
İşte güzelim, o saat
Ölüm, o ateşkuşu
Ölüm; o mavidüğüm
Deniz kızlarının türküsünü söyler
Ben yalnızım
Orkestrada kırık bir saz
Kanayarak koşan bir kurt
Yüreğim dağ başında unutulmuş
Vakur bir bayrak, yırtılırcasına
Bir kutup yıldızı, bir ben, bir dinmeyen ağrılarım
Çiftleşen kuşların, böceklerin, insanların yalnızlığı
Ve müthiş ağlamak istiyorum...
Hasan Hüseyin Korkmazgil
" Unutur muyuz? ASLA!
Güzelleşiriz YASla.."
İyi akşamlar veya geceler arkadaşlar, siz hangisini yaşıyor ya da yaşamayı istiyorsanız :-)
Pax Amarna'da sevgi ve aşk üzerine bir çok şey yazıldı bugüne kadar.
Sümerlerdeki tabletlerden tutun, Mısır'a, en saygın bilim adam veya kadınlarına kadar kim ne söylemiş ise not düşüldü buraya..
bence, fikrimce kim ne diyorsa o değil..ya da tam karşılığı değil..çünkü herkesin kendisine göredir sevgi ve aşk. Ne yaşadığına ve yaşadığından ne hissettiğine - anladığına göre anlam bulur..ya da bulmaz.!
Psikanalist Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı kitabında da sevginin disiplininden sevginin türlerine varan açıklamalar yapmıştır..
ben o türlerden birine değinmek istiyorum bu gece müsadenizle..
aileden olan insanlarımıza duyduğumuz sevgi...annemize, babamıza, kardeşlerimize, abla ve abilerimize (ağabey yazmak bana hep sıkıcı gelmiştir bu sebeple abi yazıyorum)...
Eğer ki hayattalar ise onlara sevdiğinizi söyleyin..çok şükür bunun noksanlığını veya keşkesini asla yaşamadım, yaşamıyorum da..
Hepsine de kocaman sarılarak seni seviyorum deyin..
geç olmadan..kaybetmeden
paylaşacağım yazımı annemin vefat ettiği tarihe denk gelen bir zamanda yazdım mezarlık dönüşü...
"MAVİ GÖZLÜ MÜEBBET"
Tam 2 yıl önceydi cezamın müebbete çevrildiği tarih.Parça parça mahpusluklarım 13 aralık 2007 gecesinin 22:01'inde ömür boyu hapse çevrildi.
Dört duvar bir dünyada yaşıyorum hayatımı,öyle yarım kalmışlıklar var ki yüreğimde tariflere sığmıyor.
6 yaşımda aldım ilk cezamı. Küçüktüm tam olarak bilmiyordum ne olduğunu. Zorluğunu ilerleyen yıllarda anladım. Bu ilk mahkumiyetimdi benim,
adını: Halil Güngör koymuşlardı.
Zordu hayatı mahpuslukla yaşamak,bilemiyordum ki bu mahpuslukların pare pare yapışacağını. 17 yaşımın 19 mayıs'ında gençliğimin bayramında
2.mahpusluğuma düştüm. Ve bu ikinci hüküm ağırlığını yüreğime-dünyama öyle sert hissettirdi ki, kış en soğuk ayazıyla çöktü baharıma.
Adına,Nazlıcan dediler.
Hayat işte buydu ya süprizlere gebeydi.
Ne süprizler ama. İkinci mahpusluğumun altında gün be gün ezilmişliğimi üzerimden atamadan 3.mahkumiyetimi 19 yaşımın filizlendiği anda aldım üzerime.
Güneşli bir mart ayının 14.gününde yine takılmıştı yüreğimin bileklerine kelepçe. Dört duvarlar düşmüştü karanlık odalarda hesabıma yine.
Kanıyormuydum yoksa yanıyormuydum? hiç bilmiyorum. Bildiğim her özgürlüğümde duvarlara çarparak uçurumdan aşşağılara düştüğümdü. Güllerimin
yaprakları solmuş,güllerime su getiren kanallar kurumuştu bir anda.
Dik durmalısın.! Ayakta kalmalısın.! Sabırlı olmalısın.! diyenler cezamın adının Ayşe olduğunu söylediler.
Gençliğimi 3 hapse sığdırmış. Yalnızlıklarla,karanlıklarla soğuk dört duvar ile büyütüyordum umutlarımı. Özgürlüştürmeye çalışıyordum prangalanmış ruhumu.
Daha dayanıklı olmuş küçük bir devdim artık ya da ben öyle hissediyordum. Sırtımı Mavi Gözlü Dev'e dayamış bir parça gökyüzü soluyordum.
Soluklanıyordum.!
30'lu yaşların ağırlığı ve zorluklara alışmış benliğimle son cezamın geleceğini ve bu cezamın müebbet olduğunu o gece öğrendim. Hali, Nazlı, Ayşe derken müebbet hapsimin
adı sen oldun Mavi Gözlü Dev'im. Öyle yalnızım ki şimdi.! Görüş günlerime kimseler gelmiyor,kimseler sormuyor dertlerimi ve kimseler örtmüyor soğuk kış geceleri üzerimi.
Şimdi bu F Tipi cezaevinde tek soluğumla yaşıyorum müebbetimi. 2 yılı doldurdu bugün müebbetim lakin hala sıcak o ilk anın acısı ve hala yorucu ağırlığı.
Böyle mi anlaşmıştık seninle.?
Böyle mi kararlaştırmıştık?
Hani mahpusluklarımızı beraber çekecektik?
Neredesin şimdi...?
Bu zorluk değil inan.! Bu ceza değil inan.! Bu mahkumiyet değil inan.!
Bu düpedüz ZULÜM.!
Müebbetimin adı sen oldun Mavi Gözlü Dev'im. Elbet birgün benimde cezam bitecek son nefesimi verdiğim gün. Mahşer yerinde Halil'im, Nazlı'm,, Ayşe'm ile birlikte beni sen
karşıla o kapıda olur mu? Üşüyorum biliyormusun? Hemde çok üşüyorum.! Beni o gün yine sen ısıt olurmu Mavi Gözlü Dev'im.
Bugün müebbetimin 2.yılı doldu,tarihler 13 aralığı vurdu ve ben bugün senin yerine konuşacağım çiçeklerle,hepinizi çok özlediğimi söyleyeceğim onlara 4 mahkumluğunu müebbete çevirmiş biri olarak.
ADINI KOYAMADIĞIM HAYATIN TUTUKLANMIŞ ÖZGÜRLÜĞÜYÜM BEN..
Şimdi gökyüzünü aldım üzerime,sana Fatiha'lar-İhlas'lar gönderiyorum. Yattığın yer rahat mekanın cennet olsun Mavi Gözlü Dev'im.
Ve inan SENİ ÇOK ÖZLEDİM.
Abdullah Artaç ARSLAN
14 Mart 2011
İyi günler güzel yerin güzel insanları.
Güzel, ferah ve de mutlu bir gününüz olsun.
The Banshees of Inisherin, bu gece için olmasa bile yarın mutlaka izleyeceğim Amarna hanım
Malum benim yatma saatim geldi. Sabah erken kalkılacak çünkü
Size ve sizin nazarınızda herkese iyi geceler.
Eyvallah Amarna hanım,
bu pencereden de bakmak lazım gelir, teşekkür ederim. Farklı bakış açılarına her daim saygılıyımdır.
Film öneriniz mevcut ise paylaşırsanız sevinirim.
iyi geceler efendim sağlık ve afiyetle.
keyfiniz bol olsun inşallah
yeşil mutlaka sana da yakışır...
yazıldığı yerden, Cumalıkızık köyünde bir kar yağar kınalı...
ve rubailer için çok teşekkür ederim Amarna hanım
PAX AMARNA iyi geceler hepinize...
Amarna Allat hanım,
Mevlana Celaleddin-i Rûmi'den rubaileri paylaşınca siz, aklıma mesnevisinden bir cümle düştü;
“ Ne kadar anlatırsan anlat, anlattıkların karşındakinin anladığı kadardır.”
ben bugün bunu fazlasıyla yaşıyorum da.. neden insanlar anlatmak istediklerimi değil de.. canlarının istediğini anlıyor.!?
karşındaki insana diyorsun ki , BOĞULUYORUM, kurtar beni ..
ondan gelen cevap ; su soğuk mu yaaa? bugün yağmur yağmaz demi? bak yaaa yeşil kazağımı giymeyi unutmuşum.!
:))
geceniz güzel olsun..
su soğuk değil bu arada...ve boşver yeşil kazağı sana kahverengi de çok yakışmış...yağmur mu? gözlerini kıskanmış o sebeple dökülmez yüzüne..
Teşekkürler Güneşli Melek paylaşım için.
Helal olsun bu üçlüye
Le Trio Joubran, Filistinli üç kardeş ; Samir, Wissam ve Adnan'dan oluşan bir ud üçlüsü. Oldukça kederli ve duygusal müzikleriyle, Filistinlilerin acılarını ve Filistin kültürünü temsil ederek, uluslararası dünya müziği sahnesinde büyük ilgi görüyorlar...
Günaydınlar pax amarna sakinleri değerli arkadaşlar,
Herkese güzel bir gün diliyorum.
Cumanız mübarek ve hayırlara vesile olsun.
Anne işte ne yazsam az gelir..Ne söylesem az .Ne yapsam yetersiz:-(
Boğazımdaki düğüm zorluyor da yüreğindeki düğüm resmen kanatıyor:-(((
Artaç, teşekkür ederim..
Amarna'dan sonra, bir düğüm de sen attın boğazıma... Nedensiz ağlamak mı? Yoksa ağlamak için sayısız sebep bulmak mı?
Allah rahmet eylesin.. Sabır diliyorum..
Yüreğine sağlık.. Çok güzel anlatmışsın..
Artaç, teşekkür ederim...
Amarna'dan sonra bir düğüm de sen attın boğazıma.. Sebepsiz yere ağlamak mı? Ağlamak için sayısız neden bulmak mı?
Allah rahmet eylesin.. Sabır diliyorum..
Çok güzel anlatmışsın.. Kutlarım..
Güneşli Melek hanım,
19:40 zamanlı paylaşımınızda bütün yazıları harmanlayıp bir yorum yapmışsınız
"Aşk, sevdiğimiz kişiyi bir kalıba sokmaya çalışmak değil, onu şeklini aldığı kalıpla kabul edebilmektir.
Ama aynı zamanda sevdiğimiz için de esnetebilmektir o kalıbı aşk..."
Çok hoşuma gitti bu cümleniz..Tebrikler
SEVİ ŞİİRİ
Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili
Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak
Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil
Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman
Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini
Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini
Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...
Ümit Yaşar OĞUZCAN
Sevmek için , sayısız neden bulmaktır AŞK...
Aşk, nedensiz sevmek midir?
Yoksa, sevmek için sayısız neden yaratmak mı?
Birini sevmeye başladığınızda, onda sizi çeken bir özellik mutlaka vardır. Ya çok güzeldir /yakışıklıdır. Ya sesi billur bir su gibidir, içinize akmıştır. Ya sözleri şiir gibidir, gönül telinize dokunmuştur. Ruhu, ruhunuzu okumuştur ya da.. Ama mutlaka dikkatinizi çeken bir nokta vardır. İşte o noktadan yola çıkar insan AŞK için. Eğer, karşınızdaki sizin için "O" ise, o küçük nokta büyür kocaman olur, sizin evreninizi kaplar.. Ve her şey sizin ve onun etrafında döner. Merkez SİZ olursunuz..
Sonra, onu sevmeye devam ederken, artık daha fazla done elde etmeye başlarsınız. İç dünyasını, zevklerini, aynı ve ayrı yönlerinizi bulup çıkarırsınız. Ve bu "ayrı" yönleri anlayışla karşılayıp, hedefe mutlu olmayı koyarsanız, aşk büyür, büyür, gelişir.
Nedensiz sevilir gibi gelir bazen insana, ama mutlaka tutunduğumuz bir neden vardır, iyi düşünün. Öyle olmasaydı, sokaktaki her hangi birini de aynı tutkuyla sevmemiz gerekmez miydi?
İster tek bir sebep olsun, isterse milyonlarca.. Sevgi, olmazsa olmazımız..
Aşk, sevdiğimiz kişiyi bir kalıba sokmaya çalışmak değil, onu şeklini aldığı kalıpla kabul edebilmektir.
Ama aynı zamanda sevdiğimiz için de esnetebilmektir o kalıbı aşk...
Şarkılar, şiirler, paylaşımlar, görüşleriniz, hepsi ayrı ayrı güzel, hepsi de doğru aslında.
Ne hissediyorsak o :))
Sevgiler :))
"SENİ HALA SEVİYORUM"
Biliyor musun?
Beni terk edişinin izlerini taşıyorum hala. Terk edişinden öte, seni yaşıyorum..
Saçlarına dokunuşlarımı, kokunu içime çekişimi, sabahları seninle sesinle uyanışlarım…öpüşlerin beni.
Bu ihaneti, bu terk edilişi hak etim mi gerçekten de ben?
Oysa ki ben senin için gelmiştim yeniden bu şehre. Geleceğimi bir kenara bırakıp sana koşmuştum.
Seninle geçen günlerimiz hep aklımda.. Ve o son zamanlar o son aylar….sen uyurken bile dizlerinin dibinden ayrılmadım,
en ufak bir sesinle bile fırladım uykularımdan bir ok gibi.
Her gece sana uyuyor, sabahlara senin için günaydın diyordum. Senin için, beni bırakıp gitmemen için neler yaptığımı sende çok iyi biliyorsun.
Hep beraber olalım diye nasıl çırpındığımı inkar edemezsin. Herşeyi terk edip senin için geldim oysa bu körolası yere,
geleceğimi sensiz hiç düşünmedim çünkü….
Hiç kimsenin saçlarına dokunmadım senin saçlarına dokunduğum gibi.Kimseyi öpmedim seni öptüğüm gibi.
Kimsenin gözlerine bakmadım senin gözbebeklerine baktığım gibi.Kimseye sarılmadım sana sarıldığım gibi…
Ve hiç kimsenin kokusunu içime çekmedim senin kokunu içime çektiğim gibi.
O çok sevdiğin çiçeklerin hepsini kaldırdım evimizden senden sonra.Begonyaları,yasemenleri her görüşümde bir külçe sen düşüyorsun yüreğime.
Neden gittin benden? Neden çıktın böyle apansız hayatımdan? Oysa nasılda doluydum sana..
Adımı senin ağzından duymak beni o kadar çok mutlu ediyordu ki…dudaklarından o anda kelimeler değil inciler dökülüyordu sanki.
Yokluğuna kırgın hayata kızgınım senden sonra.!
Sensiz hiçbir hayalim olmamıştı.
Sende beni çok seviyordun biliyorum..Giderken bile beni çok seviyordun bundan adım gibi eminim.
Bunca yıl oldu sen gideli…Ama hala içimde yüreğimdesin..Canımdasın ve can gibi atmaktasın..
Tek tesellim, gittiğin yerde mutlu ve rahatta olman. Ve her gece uykularıma doğru yola çıkarken dualarımın ilk başındasın.
Resmin ise gözlerimin ucunda…
Bugün yine senin yanına geldim..sen oradaydın biliyorum.Seni göremesemde,sesini duyamasamda ordaydın.
Beni görüyor ve duyuyordun.Ve ben sana konuşmanın ve sana yeniden yakın olabilmenin huzurunu ve güzelliğini bir kez daha doyasıya yaşadım.
Gidişinin 11.yılında ben seni sevmeye devam ediyorum ve sana susuyorum.
Ruhun şad,mekanın cennet,anneler günün kutlu olsun canım anneciğim.
Evladın
Abdullah Artaç ARSLAN
14 Mayıs 2006 / Pazar
İyi akşamlar arkadaşlar :))
Tubacım, hoşgeldin ;) Özlemiştik seni..
Amarna, okurken gözlerim doldu, boğazım düğümlendi "Sümerli Ludingirra’dan Annesine Mektup" paylaşımını.. Harikaa.. Bayıldım..
Ben kesin onlarla akrabayım, sizi bilemem :)
"Annem ufukta parlayan bir ışık, bir dağ geyiği,
Işıldayan bir sabahyıldızıdır o…
Değerli bir akik, Marhaşi’den bir topaz,
Cazibe dolu bir prens mücevheri,
Neşe yaratan bir akik,
Bir kalay yüzük, demir bilezik,
Bir altın çubuk, parıldayan bir gümüş,
İçi çeken bir fildişi heykelcik,
Mavi taştan bir taban üzerinde duran alabastar bir melektir o."
Çokkk güzel... Teşekkürler bu enfes paylaşım için..
beyaz kağıt gibi olan sevgilere..sevgiyi yüreğinde taşıyıp dudaklarına götürüp haykıranlara
iyi akşamlar PAX AMARNA sakinleri
Eskilerden güzel bir ses gelsin
Allah rahmet etsin Yıldırım Gürses