gerçek bi muamma.. sonsuz bi gizem.. çünkü hiç ölüp dirilen yok.. ölümü merak ediyorum ama bi gün nasıl olsa ölüp görücem, hiiiiiiiiç acelem yok! .. :))
Mevt(Ölüm) , vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir(başlangıcıdır) . Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk(yaratmak) ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir. Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti (bitkilerin hayatının son bulması) , hayattan daha muntazam bir eser-i san'at olduğunu gösteriyor. Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye (unsurların birleşmesi) ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden (zerrelerin şekillenmesi) ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sümbülün hayatıyla tezahür ediyor. Demek çekirdeğin mevti(ölümü) , sümbülün mebde-i hayatıdır(hayatın başlangıcıdır): belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.
Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan, o mevt onların hayatından daha muntazam ve mahlûk denilir.
İşte, en ednâ tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti böyle mahlûk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yeraltına giren bir insan da âlem-i berzahta (kabire girdikten sonra kıyamete kadar devam eden hayat alemi, ebedi yolculuğun bir parçası) elbette bir hayat-ı bâkiye sünbülü verecektir.(ebedi hayat sümbülü açacaktır)
Amma mevt(ölüm) nimet olduğunun ciheti ise, çok vücuhundan (yönlerinden) dört veçhine (yönüne) işaret ederiz.
Birincisi: Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan ve tekâlif-i hayatiyeden âzâd edip, yüzde doksan dokuz ahbabına kavuşmak için âlem-i berzahta bir visal kapısı (kavuşma kapısı) olduğundan, en büyük bir nimettir.
İkincisi: Dar, sıkıntılı, dağdağalı, zelzeleli dünya zindanından çıkarıp, vüs'atli(geniş) , sürurlu(sevinçli) , ıztırapsız, bâki bir hayata mazhariyetle, Mahbûb-u Bâkînin (Ebedi Sevgilinin) daire-i rahmetine girmektir.
Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi, şerâit-i hayatiyeyi (hayat şartlarını) ağırlaştıran birçok esbab vardır ki, mevti, hayatın pek fevkinde(üstünde) nimet olarak gösterir. Meselâ, sana ıztırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validenle beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet(musibet) , mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin. Hem meselâ, güzel çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin, kışın şedâidi (şiddeti) içinde hayatları ne kadar zahmet ve ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılır.
Dördüncüsü: Nevm(Uyku) , nasıl ki bir rahat, bir rahmet, bir istirahattir-hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için. Öyle de, nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi, musibetzedelere ve intihara sevk eden belâlarla müptelâ olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir. Amma ehl-i dalâlet için, müteaddit Sözlerde kat'î ispat edildiği gibi, mevt dahi hayat gibi nikmet içinde nikmet, azap içinde azaptır; o bahisten hariçtir.Bediüzzaman
olum siz istediginizde size gelmeyecek ne yazık ki! her an gelebilir, o yuzden her konuda hazırlıklı oldugumuz gibi, olum konusunda da hazırlıklı olmalıyız...
Ölüm her aklına geldiğinde Ah edip vah edip inleme Bu halinle tanrıyı incitmiş olacaksın Ecel kapını çaldığı zaman Evi telaşa verme O geldiği zaman Sen gitmiş olacaksın
ölüm=huzur! ölüm secilmisse güzeldir.özgür iradenle gidebiliryorsan karanlıga bilinmezlige guzeldir.ölüm dinle alakalı degildir.ölüm bir hadisle anlatilacak kadar basit degildir.ölüm huzura kavusmaktır
size ayrılan süre sona ermiştir. bu süre beklediğinizden kısa olabilir ve bu haksızlık canınızı sıkabilir. ama önemli olan bu süre içinde ne yaptığınız ve içine neleri sığdırabildiğizdir. çünkü bunlar sizi ölümsüz kılabilir.
sadecece gerçekten varoluş. gideceğim son nokta oluşumum, tamamlanışım. yaşam yaşadıklarım, şu an ve daha önce yaşadıklarım,acılarım, mutluluklarım, pişmanlıklarım hepsi şu andaki geçici beni nasıl oluşturuyorsa tüm yaşadıklarım beni ölüme ulaştıracak.gerçekten varoluşa, tamamlanmışlığa; çünkü ozaman yaratılış sürem tamamlanmış olacak ben ölümle varolacağım
İnsan bedeninde 5 milyar adet mikroorganizma ile beraber yaşıyor. bir çoğu asalak olmakla beraber bir kısmı olmazsa zaten insanda yaşayamaz.
Ölüm insanlar için büyük bir hayal kırıklığı yaratan bir son' çünkü öbür dünya yerine toprak altında çürüdüklerini bile göremeyecekler' Mikroorganizmalar için fazla uzun sürmeyecek ama o zamana kadar yemek isteyipte yiyemedikleri bir ziyafetin başlangıcıdır. HAHAHAMIS (Ankara, Bay, 40) 11.1.2004 20:34
Elcevap: Ölüm senin dediğin gibi ise, netice olarak güzel bir yaklaşıma parmak bastın; ikimizde aynı yere gideceğiz. Senin fikirlerinin tartışmasını yapmayacağım. Doğru mu yanlış mı diye... Sanırım 2-3 aydır aynı konu üzerinde dönüp dolaşıyoruz. Lakin eğer ölüm benim dediğim gibi ise; sen bir mucize eseri dönmez ve bu fikriyatta devam edersen senin için netice kötü olacak...Bu demek değil ki, ben gidişatımı garantiledim... Benimki de sağlıklı bir netice olarak bana garantilenmemiş...Velhasıl ikimiz için de durum vahametini koruyor... Senin fikrin doğru ise; yaşadık...! Dünyanın en kötüsü de çürüyüp gidecek... Ne adaletsiz bir sistem anlayışı değil mi? iyilerde kötülerde çürüyüp gidecek... >> Bu mesajımı sil AHMETDİKTERE (Trabzon, Bay, 23) 3.2.2004 18:25
Ölüm anında duyulan acıdan ve bu acının iki katı olan gideceği yeri (Cennet-Cehennem) görmekteki acıdan bizleri Yaradan muhafaza buyursun...(Acılar olumsuzluklarda geçerlidir.)
Ruhun bedenden ayrılması olayı. Ölüm insan varlığı için bir âlemden diğerine intikal etmektir. Bu anlamda ölüm yok olmak değildir, kelâm bilginlerinin çoğunluğuna göre ruh, suyun yaş ağaca nüfuz etmesi gibi bedenle iç içe olan latif bir varlıktır. Ehli sünnete göre ruh bâkidir, yok olmaz. İslâm bilginleri; Allah, Ruhlar öldüklerinde onları vefat ettirir' (ez-Zümer, 39/42) ayetini 'cesetleri ölünce' şeklinde anlamışlardır.
Her canlı varlık için ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Canlılar doğar, büyür ve ölürler. Kur'an-ı Kerim'de ölümle ilgili pek çok ayet vardır. Bazıları şunlardır: 'Her can ölümü tadıcıdır' (Âl-i İmrân, 3/185): 'Onlar için bir ecel tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur' (el-İsrâ, 17/99): Biz senden önce de hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar baki mi kalacaklardır? ' (el-Enbiyâ, 21/34): 'Yer yüzünde bulunan her canlı fanidir' (er-Rahmân, 55/26) .
Allah'ın diriliği ve ölümü yaratmasının sebebi şöyle açıklanır: 'O, hanginizin daha güzel amel yapacağınızı denemek için ölümü de dirimi de takdir edip yaratandır' (el-Mülk, 67/2) . Ölüm ancak Yüce Allah'ın belirlediği zaman vuku bulur. Ölüm konusundaki kader yazgısı ayette şöyle ifade buyurulur: 'Allah'ın emir ve kazası olmadıkça hiç bir kimseye ölmek yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir yazıdır' (Âl-i İmran, 3/145) .
Hiç bir kimsenin ölümden kaçıp kurtulma imkânı yoktur: 'Binlerce kişinin ölüm korkusuyla beldelerini terkettiklerini görmedin mi? Allah onlara 'ölün' dedi, sonra da kendilerini diriltti' (el-Bakara, 2/243): 'Şöyle de: Siz evlerinizde olsaydınız bile üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine şüphesiz öldürülecekleri yerlere çıkıp giderlerdi' (Âl-i İmrân, 3/154): 'Nerede olursanız olun, tahkîm edilmiş yüksek kalelerde bile bulunsanız ölüm sizi bulur' (en-Nisâ, 4/78): Bir gün bakarsın ki, ölüm baygınlığı gerçek olarak gelmiş 'işte bu, senin kaçıp durduğun şey' denilmiştir' (Kâf, 50/19) .
Cenab-ı Hak gerçekte insan varlığına sonsuza kadar uzanan bir ömür takdir etmiştir. Ruhları dünya hayatından belirsiz bir süre önce topluca yaratmış ve onlara Ben sizin Rabbiniz değil miyim? ' sorusunu yöneltmiştir. Kur'an'da ruhun başlangıcı ile ilgili olan bu olay şöyle belirlenir:
'Hani Rabbin Âdem oğullarından onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş; Ben sizin Rabbiniz değil miyim? ' demişti. Onlar da; Evet, (Rabbimizsin) , şahit olduk'demişlerdi. İşte bu şahitlendirme, kıyamet günü; Bizim bundan haberimiz yoktu' dememeniz içindir' (el-A'raf 7/172) . Peygamber, Rabbinize iman etmeniz için hepinizi davet edip, dururken, size ne oluyor ki, Allah'a iman etmiyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin teminat almıştır' (el-Hadîd, 57/8) . Bu söz alma, 'elestü birabbiküm' sorgulaması sırasında veya insanlara akıl vererek delilleri değerlendirme gücü kazandırmak suretiyle olmuştur (Hasan Basri Çantay, Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim, İstanbul 1959, III, 1006) .
Ruh, dünya hayatına bir imtihan devresi geçirmek üzere doğum yoluyla gelen insan oğluna anne karnın da dört aylık cenin döneminden sonra üflenir ve böylece dünya hayatı başlamış olur. Ruhun bedenden ayrılması ile de kabir hayatı başlar (bk. 'Kabir' maddesi) . Kıyamet koptuktan sonra da ahiret hayatına yeni bir yaşam için geçecek olan insan oğlu dünyadaki inanç ve amel durumuna göre Cennet veya Cehennemdeki ebedî hayatta yerini alacaktır. İnanç sahibi olup da amel eksikliği bulunanlar ise Cenab-ı Hakk'ın bileceği sürelerde cezalarını çektikten sonra Cennet tarafına geçebileceklerdir.
Hayatın bu gerçeği karşısında ölüme hazırlıklı olmak her insanın şiarı olmalıdır. Ölümü anmak ve hazırlıklı bulunmak her mümin için müstehap sayılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Lezzetleri yok eden ölümü çok anın' Nesâî ile Beyhakî bu hadise şunu ilâve etmişlerdir: 'Eğer dünyada ölümü çok anarsanız, onu önemsemezsiniz; az anan ise onu çok önemser' (Tirmizî, Zühd, 4; Kıyâme, 26; Nesâî, Cenâiz, 3; İbn Mâce, Zühd, 31) . Başka bir hadiste, kabir içinde olanların hatırlanması istenir: 'Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk eder' (Tirmizî, Kıyâme, 24; Ahmed b. Hanbel, I, 387) .
Hasta ziyareti sünnettir. Ebû Hureyre (r.a) 'den rivayet edilen merfû bir hadiste şöyle buyurulur: 'Müslümanın müslümandaki hakkı altıdır. Karşılaştığın zaman selam ver, çağırdığı zaman davetine git, öğüt istediği zaman öğüt ver aksırdığı zaman elhamdülillah'derse 'yerhamûkellah (Allah sana merhamet etsin) 'de, hasta olunca ziyaret et, ölünce cenazesine git' (Buharî, Libâs, 36, 45; Cenâiz, 2; Nikâh, 71; Eşribe, 28) .
Hastanın yanında okunabilecek bazı dualar hadislerde yer almıştır. Şu duanın yedi kere okunması müstehap sayılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Bir kimse eceli gelmemiş olan bir hastayı ziyaret eder ve onun yanında yedi kere; 'Eselüllâhel-âzime, Rabbel-arşil-azîm en yüce (Ulu arşın Rabbi olan Yüce Allah'tan sana şifa vermesini dilerim) 'diye dua ederse Allah Teâlâ o kişinin hastalığına şifa verir' (Ebû Davud Cenaiz, 8; Tirmizî, Tıbb, 32; Ahmed b. Hanbel, I, 236, 352, II, 441) .
Yine hasta ziyaretinde, hastanın yanında Fâtiha, İhlas ve Muavvizeteyn surelerinin okunacağına dair hadisler vardır.
Ölüm hastasına ecel konusunda hoşuna gidecek, sevindirecek sözler söylemelidir. Çünkü Allah'ın hükmünü hiç bir şey geri çeviremez. Sadece gönlü hoş olmuş olur (Tirmizî, Tıbb, 35) . Hasta tevbe etmeye ve vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir. Çünkü Allah elçisi; 'Vasiyet edeceği bir şey olup da, yanında yanlı vasiyeti bulunmaksızın iki gece geçirmek müslümanın işi değildir' (Buharî, Vasâya,I; Müslim, Vasiyye, I, IV) buyurmuştur. Sıkıntı, bela ve hastalığa maruz kalanın sabretmesi Allah Resulünün isteği ve Allah'ın yardımı ile olur. Allah Teâlâ sabrı emrederek şöyle buyurur: 'Sabret! Çünkü senin sabrın ancak Allahın yardımı iledir' (en-Nahl, 16/127, bk. Hûd, 11/110; el-Kehf; 18/28) .
Bir kadın Allah elçisine gelerek; 'Dua et, Allah hastalığıma şifa versin' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Dilersen Allaha dua ederim, sana şifa verir. Dilersen sabret, o zaman senin için sorgu sual yoktur'. Kadın; o zaman sabredeyim de bana sorgu sual olmasın dedi' (Ahmed b. Hanbel, I, 347) .
Ölüm halindeki kişiyi sağ yanına yatırıp kıbleye döndürmelidir. Çünkü Hz. Peygamber, Beytullah için 'Ölü ve dirilerinizin kıblesidir' (Ebû Dâvud Vesâyâ,10) buyurmuş. Hz. Fatıma (r.anhüm) , Rafi'nin annesine; 'Beni kıbleye çevir' demiştir (Zeylaî, Nasbü'r-Raye, y.y., 1393/1973, II, 250) . Eğer yer darlığı yüzünden hastayı kıbleye çevirmek mümkün olmazsa sırt üstü yatırılır ve yüzü ile ayakları kıbleye doğru çevrilir. Bu da yapılamazsa, olduğu hal üzere bırakılır. Ölüm sırasında kişinin ağzına bir kaşık veya pamukla su verilir.
Hasta can çekişirken ona yardımcı olmak yakınları için bir görev ve sevap bir ameldir. Bu yüzden onun yanında kelime-i şehadet getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Allah elçisi şöyle buyurmuştur: 'Ölülerinize; 'Lâ ilahe illallah'ı' telkin ediniz. Çünkü ölüm halinde onu söyleyen bir mümini bu kelime Cehennem'den kurtarır'.
'Son sözü La ilahe illallah olan kimse Cennet'e girer' (Müslim, Cenâiz, 1, 2; Ebû Davud, Cenaiz, 16) .
Hastanın yanında şehadet getirilir ki, o da hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrarla, sen de yap denilmez. Zira o anda zor bir durumdadır. Ona yeni bir zorluk çıkarmamalıdır. Bir defa da söylese yeterli olur. Bu telkini hastanın sevdiği birisi yapmahdır. Amaç, hastada isteksizlik uyandırmamaktır.
Kişi vefat edince ağzı kapatılır, bir bez ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına getirilir. Bunu yaparken de şu dua okunabilir:
'Bismillahi ve ala milleti rasülih. Allahümme yessir aleyhi emrahu ve sehhil aleyhi ma ba'dehü ve es'idhu bi likaike vec'al ma harace ileyhi hayran mimma harace anhu'. Anlamı: 'Allah'ın ismiyle ve Resulullah'ın milleti (dini) üzerinde olsun. Allah'ım, onun işini kolaylaştır, bundan sonrasını ona kolay eyle, onu seni görmekle mutlu eyle. Dünyadan kendisi için çıkanı, kendisinin çıktığı şeylerden hayırlı eyle'.
Sonra ölünun üstüne bir örtü çekilir. Öldükten sonra yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okumak mekruhtur. Öldüğü iyice anlaşılınca hemen yıkanır.
İnsan ne zaman ve nerede öleceğini bilmez. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: 'Kıyametin kopma zamanına ait bilgi şüphesiz Allah nezdindedir. Yağmuru o indirir, Rahimlerde olanı o bilir, hiç bir kimse yarın ne kazanacağını bilmez hiç bir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır' (Lokmân, 31/34) .
Müminin şiarı, bu dünyadan imanlı olarak ayrılmak olmalıdır. Kur'an'da Yâkub peygamberin oğullarına şu tavsiyesi bildirilir: 'Ey oğullarım! Allah sizin için İslam (dinini) beğenip seçti. O halde siz de ancak müslümanlar olarak can verin' (el-Bakara, 2/132) . Başka bir ayette bütün müminlere şöyle buyurulur: 'Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun. Sakın siz, müslüman olmaktan başka bir sıfatla ölmeyin' (Âl-i İmran, 3/102) . 'Ey Rabbimiz! artık bizim günahlarımızı yarlığa, kusurlarımızı ört, canımızı da iyilerle beraber al' (Âl-i İmran, 3/ 193) . 'Ey Rabbimiz! Üstümüze sabır yağdır, bizi müslümanlar olarak öldür' (el-A'raf, 7/126) .
Ölüm arkasından göz yaşı döktüğümüz, sinir krizleri geçirip kendimizi paraladığımız şey! Rahmetlik Necati CUMALI'nın çok sevdiğim bir şiiri var. Zannımca her insanın ölümünü düşündüğü zaman sevdikleri için istediklerini çok yalın bir dille dile getirmiş CUMALI
ŞARKILAR Ağladığını istemem ben ölürsem Beni en sevdiğin halimle hatırla Uzak bir yerde çalıştığımı düşün Hayatta olduğuma inan Bir gün gelir kendiliğinden Geçer bütün üzüntün Her yeni gelen günü yeni bir ümitle beklemeli Her yeni gelen gün yeni havalarla gelir Gece yağan yağmurla uyursun Sabah birde bakarsın odan güneşli Her gelen vapuru, treni yeni bit ümitle beklemeli Her gelen vapur, tren yeni insanlarla gelir Ben esmerdim güzelim Bu sefer bir sarışını seversin Aşk yaşayanlar içindir
Toprağın bol olsun CUMALI, biz her yeni gelen günü, vapuru, treni yeni bir ümitle beklemeye devam edeceğiz... Olana değil, olacağa, gelenle değil geleceğe merakla bakacağız her zaman...
ölüm, insanı dar ve mahdut yapılı bır birey olmaktan cıkarıp; sıkılmıs ve günahlarla bunalmıs beden hapsinden kurtarıp özgürlügüne kavusması için sonsuzluga ucuran yegane pencere...
hep zamansız, soğuk ve acı bilinmezliğe açılan kapı...belkide özgürlüğün sınırsızlığı.insan ölümden korkar ayrılmak istemez bu hayattan ama diğer hayatın daha iyi olmadığını bilen var mı?
gerçek bi muamma.. sonsuz bi gizem.. çünkü hiç ölüp dirilen yok.. ölümü merak ediyorum ama bi gün nasıl olsa ölüp görücem, hiiiiiiiiç acelem yok! .. :))
Mevt(Ölüm) , vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir(başlangıcıdır) . Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk(yaratmak) ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir. Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti (bitkilerin hayatının son bulması) , hayattan daha muntazam bir eser-i san'at olduğunu gösteriyor. Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye (unsurların birleşmesi) ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden (zerrelerin şekillenmesi) ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sümbülün hayatıyla tezahür ediyor. Demek çekirdeğin mevti(ölümü) , sümbülün mebde-i hayatıdır(hayatın başlangıcıdır): belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.
Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan, o mevt onların hayatından daha muntazam ve mahlûk denilir.
İşte, en ednâ tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti böyle mahlûk, hikmetli ve intizamlı olsa, tabaka-i hayatın en ulvîsi olan hayat-ı insaniyenin başına gelen mevt, elbette, yeraltına girmiş bir çekirdeğin hava âleminde bir ağaç olması gibi, yeraltına giren bir insan da âlem-i berzahta (kabire girdikten sonra kıyamete kadar devam eden hayat alemi, ebedi yolculuğun bir parçası) elbette bir hayat-ı bâkiye sünbülü verecektir.(ebedi hayat sümbülü açacaktır)
Amma mevt(ölüm) nimet olduğunun ciheti ise, çok vücuhundan (yönlerinden) dört veçhine (yönüne) işaret ederiz.
Birincisi: Ağırlaşmış olan vazife-i hayattan ve tekâlif-i hayatiyeden âzâd edip, yüzde doksan dokuz ahbabına kavuşmak için âlem-i berzahta bir visal kapısı (kavuşma kapısı) olduğundan, en büyük bir nimettir.
İkincisi: Dar, sıkıntılı, dağdağalı, zelzeleli dünya zindanından çıkarıp, vüs'atli(geniş) , sürurlu(sevinçli) , ıztırapsız, bâki bir hayata mazhariyetle, Mahbûb-u Bâkînin (Ebedi Sevgilinin) daire-i rahmetine girmektir.
Üçüncüsü: İhtiyarlık gibi, şerâit-i hayatiyeyi (hayat şartlarını) ağırlaştıran birçok esbab vardır ki, mevti, hayatın pek fevkinde(üstünde) nimet olarak gösterir. Meselâ, sana ıztırap veren pek ihtiyar olmuş peder ve validenle beraber, ceddin cedleri, sefalet-i halleriyle senin önünde şimdi bulunsaydı, hayat ne kadar nikmet(musibet) , mevt ne kadar nimet olduğunu bilecektin. Hem meselâ, güzel çiçeklerin âşıkları olan güzel sineklerin, kışın şedâidi (şiddeti) içinde hayatları ne kadar zahmet ve ölümleri ne kadar rahmet olduğu anlaşılır.
Dördüncüsü: Nevm(Uyku) , nasıl ki bir rahat, bir rahmet, bir istirahattir-hususan musibetzedeler, yaralılar, hastalar için. Öyle de, nevmin büyük kardeşi olan mevt dahi, musibetzedelere ve intihara sevk eden belâlarla müptelâ olanlar için ayn-ı nimet ve rahmettir. Amma ehl-i dalâlet için, müteaddit Sözlerde kat'î ispat edildiği gibi, mevt dahi hayat gibi nikmet içinde nikmet, azap içinde azaptır; o bahisten hariçtir.Bediüzzaman
olum siz istediginizde size gelmeyecek ne yazık ki! her an gelebilir, o yuzden her konuda hazırlıklı oldugumuz gibi, olum konusunda da hazırlıklı olmalıyız...
ölüm ölüm ölüm,,,
ölüm az bile metaryalist olmayana...
ölüm zaman zaman keşke dediğim bişey...
Anlayan için bir başlangıç.
korkmadığım şeylerden bi tanesi
ne olursa olsun yaşamaya mecbursun....
boşver ölümü vakti gelen zaten gider...
giden memnun ki yerinden dönen yok seferinden!
Ölüm her aklına geldiğinde
Ah edip vah edip inleme
Bu halinle tanrıyı incitmiş olacaksın
Ecel kapını çaldığı zaman
Evi telaşa verme
O geldiği zaman
Sen gitmiş olacaksın
Ölüm
Ölüm tatlı bir türküdür
Yanıbaşımda yatar
Güller açar
Ve ben hergün ona
Rastlarım sokaklarda.
7 Mart 2003- Münih
İsmail Korkmaz
ölüm=huzur!
ölüm secilmisse güzeldir.özgür iradenle gidebiliryorsan karanlıga bilinmezlige guzeldir.ölüm dinle alakalı degildir.ölüm bir hadisle anlatilacak kadar basit degildir.ölüm huzura kavusmaktır
onurluca,şereflice,hayatın tüm zevklerinden tatmak koşuluyla,yaşanacak bir bilinmezlik,son dur...
foyası
ömrünü
şavkır
ki
ölüm
de
özünde
aykırı
aşktır.
yasami anlamli kilan,
bazilari için ceza,bazilari için büyük ödül,
'sevgiliye' götüren yol,
herkesin bir kez tadacagi aci ya da lezzet..
ÖLÜM
çıkar karşıma yine
SEN
derim...
size ayrılan süre sona ermiştir. bu süre beklediğinizden kısa olabilir ve bu haksızlık canınızı sıkabilir. ama önemli olan bu süre içinde ne yaptığınız ve içine neleri sığdırabildiğizdir. çünkü bunlar sizi ölümsüz kılabilir.
ölum:insanların en son varacağı şey olması aksi halde doğumla birebir olmasıdır..
ölüm: gözlerimiz kapanırken,başka alemlere açılan bir kapıdır.
ölüm yeni bir doğumdur.
sadecece gerçekten varoluş. gideceğim son nokta oluşumum, tamamlanışım. yaşam yaşadıklarım, şu an ve daha önce yaşadıklarım,acılarım, mutluluklarım, pişmanlıklarım hepsi şu andaki geçici beni nasıl oluşturuyorsa tüm yaşadıklarım beni ölüme ulaştıracak.gerçekten varoluşa, tamamlanmışlığa; çünkü ozaman yaratılış sürem tamamlanmış olacak ben ölümle varolacağım
hazırlıklı isen iyi, hazırlıklı değil isen...
her şey öyle değil mi? zaten.
ara sıra kullandığım 'o an kendime geldim' cümlesini tüm hücrelerimle hissedeceğim dehşet güzel/acı/korkunç mefhum...
bedenin bitişi
Ölüm benim için sadece annemin ölmesidir ve onunla beraber giden yaşama sevincimdir. DAHA NE OLSUN...
İnsan bedeninde 5 milyar adet mikroorganizma ile beraber yaşıyor.
bir çoğu asalak olmakla beraber bir kısmı olmazsa zaten insanda yaşayamaz.
Ölüm insanlar için büyük bir hayal kırıklığı yaratan bir son' çünkü öbür dünya yerine toprak altında çürüdüklerini bile göremeyecekler' Mikroorganizmalar için fazla uzun sürmeyecek ama o zamana kadar yemek isteyipte yiyemedikleri bir ziyafetin başlangıcıdır.
HAHAHAMIS (Ankara, Bay, 40)
11.1.2004 20:34
Elcevap:
Ölüm senin dediğin gibi ise, netice olarak güzel bir yaklaşıma parmak bastın; ikimizde aynı yere gideceğiz. Senin fikirlerinin tartışmasını yapmayacağım. Doğru mu yanlış mı diye... Sanırım 2-3 aydır aynı konu üzerinde dönüp dolaşıyoruz.
Lakin eğer ölüm benim dediğim gibi ise; sen bir mucize eseri dönmez ve bu fikriyatta devam edersen senin için netice kötü olacak...Bu demek değil ki, ben gidişatımı garantiledim... Benimki de sağlıklı bir netice olarak bana garantilenmemiş...Velhasıl ikimiz için de durum vahametini koruyor... Senin fikrin doğru ise; yaşadık...!
Dünyanın en kötüsü de çürüyüp gidecek... Ne adaletsiz bir sistem anlayışı değil mi? iyilerde kötülerde çürüyüp gidecek...
>> Bu mesajımı sil
AHMETDİKTERE (Trabzon, Bay, 23)
3.2.2004 18:25
Ölüm anında duyulan acıdan ve bu acının iki katı olan gideceği yeri (Cennet-Cehennem) görmekteki acıdan bizleri Yaradan muhafaza buyursun...(Acılar olumsuzluklarda geçerlidir.)
ÖLÜM
Ruhun bedenden ayrılması olayı. Ölüm insan varlığı için bir âlemden diğerine intikal etmektir. Bu anlamda ölüm yok olmak değildir, kelâm bilginlerinin çoğunluğuna göre ruh, suyun yaş ağaca nüfuz etmesi gibi bedenle iç içe olan latif bir varlıktır. Ehli sünnete göre ruh bâkidir, yok olmaz. İslâm bilginleri; Allah, Ruhlar öldüklerinde onları vefat ettirir' (ez-Zümer, 39/42) ayetini 'cesetleri ölünce' şeklinde anlamışlardır.
Her canlı varlık için ölüm kaçınılmaz bir gerçektir. Canlılar doğar, büyür ve ölürler. Kur'an-ı Kerim'de ölümle ilgili pek çok ayet vardır. Bazıları şunlardır: 'Her can ölümü tadıcıdır' (Âl-i İmrân, 3/185): 'Onlar için bir ecel tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur' (el-İsrâ, 17/99): Biz senden önce de hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar baki mi kalacaklardır? ' (el-Enbiyâ, 21/34): 'Yer yüzünde bulunan her canlı fanidir' (er-Rahmân, 55/26) .
Allah'ın diriliği ve ölümü yaratmasının sebebi şöyle açıklanır: 'O, hanginizin daha güzel amel yapacağınızı denemek için ölümü de dirimi de takdir edip yaratandır' (el-Mülk, 67/2) . Ölüm ancak Yüce Allah'ın belirlediği zaman vuku bulur. Ölüm konusundaki kader yazgısı ayette şöyle ifade buyurulur: 'Allah'ın emir ve kazası olmadıkça hiç bir kimseye ölmek yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir yazıdır' (Âl-i İmran, 3/145) .
Hiç bir kimsenin ölümden kaçıp kurtulma imkânı yoktur: 'Binlerce kişinin ölüm korkusuyla beldelerini terkettiklerini görmedin mi? Allah onlara 'ölün' dedi, sonra da kendilerini diriltti' (el-Bakara, 2/243): 'Şöyle de: Siz evlerinizde olsaydınız bile üzerlerine öldürülmesi yazılmış olanlar, yine şüphesiz öldürülecekleri yerlere çıkıp giderlerdi' (Âl-i İmrân, 3/154): 'Nerede olursanız olun, tahkîm edilmiş yüksek kalelerde bile bulunsanız ölüm sizi bulur' (en-Nisâ, 4/78): Bir gün bakarsın ki, ölüm baygınlığı gerçek olarak gelmiş 'işte bu, senin kaçıp durduğun şey' denilmiştir' (Kâf, 50/19) .
Cenab-ı Hak gerçekte insan varlığına sonsuza kadar uzanan bir ömür takdir etmiştir. Ruhları dünya hayatından belirsiz bir süre önce topluca yaratmış ve onlara Ben sizin Rabbiniz değil miyim? ' sorusunu yöneltmiştir. Kur'an'da ruhun başlangıcı ile ilgili olan bu olay şöyle belirlenir:
'Hani Rabbin Âdem oğullarından onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine şahit tutmuş; Ben sizin Rabbiniz değil miyim? ' demişti. Onlar da; Evet, (Rabbimizsin) , şahit olduk'demişlerdi. İşte bu şahitlendirme, kıyamet günü; Bizim bundan haberimiz yoktu' dememeniz içindir' (el-A'raf 7/172) . Peygamber, Rabbinize iman etmeniz için hepinizi davet edip, dururken, size ne oluyor ki, Allah'a iman etmiyorsunuz? Halbuki O, sizden kesin teminat almıştır' (el-Hadîd, 57/8) . Bu söz alma, 'elestü birabbiküm' sorgulaması sırasında veya insanlara akıl vererek delilleri değerlendirme gücü kazandırmak suretiyle olmuştur (Hasan Basri Çantay, Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim, İstanbul 1959, III, 1006) .
Ruh, dünya hayatına bir imtihan devresi geçirmek üzere doğum yoluyla gelen insan oğluna anne karnın da dört aylık cenin döneminden sonra üflenir ve böylece dünya hayatı başlamış olur. Ruhun bedenden ayrılması ile de kabir hayatı başlar (bk. 'Kabir' maddesi) . Kıyamet koptuktan sonra da ahiret hayatına yeni bir yaşam için geçecek olan insan oğlu dünyadaki inanç ve amel durumuna göre Cennet veya Cehennemdeki ebedî hayatta yerini alacaktır. İnanç sahibi olup da amel eksikliği bulunanlar ise Cenab-ı Hakk'ın bileceği sürelerde cezalarını çektikten sonra Cennet tarafına geçebileceklerdir.
Hayatın bu gerçeği karşısında ölüme hazırlıklı olmak her insanın şiarı olmalıdır. Ölümü anmak ve hazırlıklı bulunmak her mümin için müstehap sayılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Lezzetleri yok eden ölümü çok anın' Nesâî ile Beyhakî bu hadise şunu ilâve etmişlerdir: 'Eğer dünyada ölümü çok anarsanız, onu önemsemezsiniz; az anan ise onu çok önemser' (Tirmizî, Zühd, 4; Kıyâme, 26; Nesâî, Cenâiz, 3; İbn Mâce, Zühd, 31) . Başka bir hadiste, kabir içinde olanların hatırlanması istenir: 'Ölümü ve öldükten sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret hayatını isteyen dünya hayatının süsünü terk eder' (Tirmizî, Kıyâme, 24; Ahmed b. Hanbel, I, 387) .
Hasta ziyareti sünnettir. Ebû Hureyre (r.a) 'den rivayet edilen merfû bir hadiste şöyle buyurulur: 'Müslümanın müslümandaki hakkı altıdır. Karşılaştığın zaman selam ver, çağırdığı zaman davetine git, öğüt istediği zaman öğüt ver aksırdığı zaman elhamdülillah'derse 'yerhamûkellah (Allah sana merhamet etsin) 'de, hasta olunca ziyaret et, ölünce cenazesine git' (Buharî, Libâs, 36, 45; Cenâiz, 2; Nikâh, 71; Eşribe, 28) .
Hastanın yanında okunabilecek bazı dualar hadislerde yer almıştır. Şu duanın yedi kere okunması müstehap sayılmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: Bir kimse eceli gelmemiş olan bir hastayı ziyaret eder ve onun yanında yedi kere; 'Eselüllâhel-âzime, Rabbel-arşil-azîm en yüce (Ulu arşın Rabbi olan Yüce Allah'tan sana şifa vermesini dilerim) 'diye dua ederse Allah Teâlâ o kişinin hastalığına şifa verir' (Ebû Davud Cenaiz, 8; Tirmizî, Tıbb, 32; Ahmed b. Hanbel, I, 236, 352, II, 441) .
Yine hasta ziyaretinde, hastanın yanında Fâtiha, İhlas ve Muavvizeteyn surelerinin okunacağına dair hadisler vardır.
Ölüm hastasına ecel konusunda hoşuna gidecek, sevindirecek sözler söylemelidir. Çünkü Allah'ın hükmünü hiç bir şey geri çeviremez. Sadece gönlü hoş olmuş olur (Tirmizî, Tıbb, 35) . Hasta tevbe etmeye ve vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir. Çünkü Allah elçisi; 'Vasiyet edeceği bir şey olup da, yanında yanlı vasiyeti bulunmaksızın iki gece geçirmek müslümanın işi değildir' (Buharî, Vasâya,I; Müslim, Vasiyye, I, IV) buyurmuştur. Sıkıntı, bela ve hastalığa maruz kalanın sabretmesi Allah Resulünün isteği ve Allah'ın yardımı ile olur. Allah Teâlâ sabrı emrederek şöyle buyurur: 'Sabret! Çünkü senin sabrın ancak Allahın yardımı iledir' (en-Nahl, 16/127, bk. Hûd, 11/110; el-Kehf; 18/28) .
Bir kadın Allah elçisine gelerek; 'Dua et, Allah hastalığıma şifa versin' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber şöyle buyurdu: Dilersen Allaha dua ederim, sana şifa verir. Dilersen sabret, o zaman senin için sorgu sual yoktur'. Kadın; o zaman sabredeyim de bana sorgu sual olmasın dedi' (Ahmed b. Hanbel, I, 347) .
Ölüm halindeki kişiyi sağ yanına yatırıp kıbleye döndürmelidir. Çünkü Hz. Peygamber, Beytullah için 'Ölü ve dirilerinizin kıblesidir' (Ebû Dâvud Vesâyâ,10) buyurmuş. Hz. Fatıma (r.anhüm) , Rafi'nin annesine; 'Beni kıbleye çevir' demiştir (Zeylaî, Nasbü'r-Raye, y.y., 1393/1973, II, 250) . Eğer yer darlığı yüzünden hastayı kıbleye çevirmek mümkün olmazsa sırt üstü yatırılır ve yüzü ile ayakları kıbleye doğru çevrilir. Bu da yapılamazsa, olduğu hal üzere bırakılır. Ölüm sırasında kişinin ağzına bir kaşık veya pamukla su verilir.
Hasta can çekişirken ona yardımcı olmak yakınları için bir görev ve sevap bir ameldir. Bu yüzden onun yanında kelime-i şehadet getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Allah elçisi şöyle buyurmuştur: 'Ölülerinize; 'Lâ ilahe illallah'ı' telkin ediniz. Çünkü ölüm halinde onu söyleyen bir mümini bu kelime Cehennem'den kurtarır'.
'Son sözü La ilahe illallah olan kimse Cennet'e girer' (Müslim, Cenâiz, 1, 2; Ebû Davud, Cenaiz, 16) .
Hastanın yanında şehadet getirilir ki, o da hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrarla, sen de yap denilmez. Zira o anda zor bir durumdadır. Ona yeni bir zorluk çıkarmamalıdır. Bir defa da söylese yeterli olur. Bu telkini hastanın sevdiği birisi yapmahdır. Amaç, hastada isteksizlik uyandırmamaktır.
Kişi vefat edince ağzı kapatılır, bir bez ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına getirilir. Bunu yaparken de şu dua okunabilir:
'Bismillahi ve ala milleti rasülih. Allahümme yessir aleyhi emrahu ve sehhil aleyhi ma ba'dehü ve es'idhu bi likaike vec'al ma harace ileyhi hayran mimma harace anhu'. Anlamı: 'Allah'ın ismiyle ve Resulullah'ın milleti (dini) üzerinde olsun. Allah'ım, onun işini kolaylaştır, bundan sonrasını ona kolay eyle, onu seni görmekle mutlu eyle. Dünyadan kendisi için çıkanı, kendisinin çıktığı şeylerden hayırlı eyle'.
Sonra ölünun üstüne bir örtü çekilir. Öldükten sonra yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okumak mekruhtur. Öldüğü iyice anlaşılınca hemen yıkanır.
İnsan ne zaman ve nerede öleceğini bilmez. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: 'Kıyametin kopma zamanına ait bilgi şüphesiz Allah nezdindedir. Yağmuru o indirir, Rahimlerde olanı o bilir, hiç bir kimse yarın ne kazanacağını bilmez hiç bir kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır' (Lokmân, 31/34) .
Müminin şiarı, bu dünyadan imanlı olarak ayrılmak olmalıdır. Kur'an'da Yâkub peygamberin oğullarına şu tavsiyesi bildirilir: 'Ey oğullarım! Allah sizin için İslam (dinini) beğenip seçti. O halde siz de ancak müslümanlar olarak can verin' (el-Bakara, 2/132) . Başka bir ayette bütün müminlere şöyle buyurulur: 'Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun. Sakın siz, müslüman olmaktan başka bir sıfatla ölmeyin' (Âl-i İmran, 3/102) . 'Ey Rabbimiz! artık bizim günahlarımızı yarlığa, kusurlarımızı ört, canımızı da iyilerle beraber al' (Âl-i İmran, 3/ 193) . 'Ey Rabbimiz! Üstümüze sabır yağdır, bizi müslümanlar olarak öldür' (el-A'raf, 7/126) .
Ölüm arkasından göz yaşı döktüğümüz, sinir krizleri geçirip kendimizi paraladığımız şey!
Rahmetlik Necati CUMALI'nın çok sevdiğim bir şiiri var. Zannımca her insanın ölümünü düşündüğü zaman sevdikleri için istediklerini çok yalın bir dille dile getirmiş CUMALI
ŞARKILAR
Ağladığını istemem ben ölürsem
Beni en sevdiğin halimle hatırla
Uzak bir yerde çalıştığımı düşün
Hayatta olduğuma inan
Bir gün gelir kendiliğinden
Geçer bütün üzüntün
Her yeni gelen günü yeni bir ümitle beklemeli
Her yeni gelen gün yeni havalarla gelir
Gece yağan yağmurla uyursun
Sabah birde bakarsın odan güneşli
Her gelen vapuru, treni yeni bit ümitle beklemeli
Her gelen vapur, tren yeni insanlarla gelir
Ben esmerdim güzelim
Bu sefer bir sarışını seversin
Aşk yaşayanlar içindir
Toprağın bol olsun CUMALI, biz her yeni gelen günü, vapuru, treni yeni bir ümitle beklemeye devam edeceğiz... Olana değil, olacağa, gelenle değil geleceğe merakla bakacağız her zaman...
ölüm, insanı dar ve mahdut yapılı bır birey olmaktan cıkarıp; sıkılmıs ve günahlarla bunalmıs beden hapsinden kurtarıp özgürlügüne kavusması için sonsuzluga ucuran yegane pencere...
hep zamansız, soğuk ve acı bilinmezliğe açılan kapı...belkide özgürlüğün sınırsızlığı.insan ölümden korkar ayrılmak istemez bu hayattan ama diğer hayatın daha iyi olmadığını bilen var mı?