Kültür Sanat Edebiyat Şiir

necip fazıl kısakürek sizce ne demek, necip fazıl kısakürek size neyi çağrıştırıyor?

necip fazıl kısakürek terimi Çç tarafından tarihinde eklendi

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    Ben ilk günden Büyük Doğucuyum,
    Hakikaten Anadolucuyum! ! !

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    Benim nur mayama çamur atanlar,
    Şeytan, senin büyük elçinden gelir!

    (Üstada laf atmaya yeltenenlere...)

  • Mm
    Mm

    patla bizans ve roma....

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    Daha yüzlercesi var da benim yazmaya vaktim yok.

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    Çatla Sodom-Gomore

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    Aynı vatanın çocukları

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    Başımıza kulak istiyoruz.

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    Büyük Doğunun Kapak başlıkları...

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    Kayıtlı bir şecereyle 500 yıllık bir Türk ailesine mensup.
    Kısakürekzade Abdülbaki Fazıl oğlu Ahmet Necip.

  • Cem Nizamoglu
    Cem Nizamoglu

    ÖLÜLER

    Ölüler bağırıyor mezarlarından;
    Yolcular, oturun taşlarımızda!
    Onları deviren biziz toprağa,
    Biz attık onları böyle ayağa;
    Sakın atlamayın kenarlarından!
    Ölüler bağırıyor mezarlarından...
    Yolcular, uzanın yere upuzun;
    Dayayın taşlara başlarınızı!
    Tüy yastıklar gibi rahat taşımız,
    Birleşsin bir lahza ora başımız!
    Bizdedir cevabı kuruntunuzun;
    Yolcular, uzanın yere upuzun!
    Ben de bir gün böyle haykıracağım:
    Yolcular, oturun mezar taşımda!
    Yolcular önümde fısıldaşacak,
    Yolcular aşılmaz yollar aşacak.
    Taşımı yerlere yatıracağım;
    Ben de bir gün böyle haykıracağım!

    NFK

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    Necip Fazıl bu yazısından sonra Nâzımla bir kere daha muhatap olmayacağını ifade ediyor...

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin

    • NAZIM HİKMET'E İLK VE SON HİTAP

    Nâzım Hikmet!
    Nafile çabalıyorsun.
    Sana kızmıyorum. Kızmıyacağım.
    Hiç bir operatör, ameliyat masasından kendisini yumruklıyan kanserliye, hiç bir gardiyan, parmaklığı içinden kendisine deli diye bağıran çılgına, hiç bir hâkim darağacı önünde küfürler savuran mahkûma kızamaz.

    Ben kendimi, ne kanser operatörü, ne deli gardiyanı, ne de ağır ceza hâkimi şeklinde görmüyorum. Fakat görüyorum ki her hareketim, seninle hiç de alâkadar olmadığı halde, ciğerine neşter gibi saplanıyor, seni delilerin parmaklığı gibi bir azap çerçevesine hapsediyor ve başının üstünde ip varmış gibi kudurtuyor. Beni, doktor, gardiyan ve hâkim şeklinde gören sensin! Senin bu halini sezer sezmez artık sana kızmıyorum. Merhamet ediyorum.

    Sanma ki ben öfke kabiliyetini kaybetmiş bir adamım. İnsan başiyle fare kafasını birbirinden ayıran tek hassa, bence fikir öfkesidir. Bir hiç için ölçüsüz öfkeler duyacak kadar alıngan ve hassas bir mizaç taşıdığımı sen de bilirsin. Fakat bu öfke, iyi kötü bir kudreti, bir şahsiyeti, bir mesuliyeti kalmış insanlara ve hadiselere karşıdır. Sen mazursun.

    Çünkü iflâs nedir, onu bütün hacmiyle idrak ettin.
    O kadar yalnızsın ki, etrafında bir sürü (namı müstear) dan başka kimse yok. O kadar konuşulmuyorsun ki, isminden ancak kendi (namı müstear) ların bahsediyor. Eskiden herkesin dilinde bir problem gibi gezinmeyi tercih eder ve bir dedikoduya, bir ankete doğrudan doğruya iştirak etmeyi Greta Garbo esrarına aykırı bulurdun. Şimdi bir yerde anket oldu mu, kıymeti ve seviyesi nedir, hiç düşünmeden, kapısı önünde aç biilâç bekleşen yedi sekiz kişinin başına en evvel sen geçiyorsun ve sıranı kaybetmemek için kimbilir nelere baş vuruyorsun? Fıkraların baş sahifelerden moda sahifelerine atılıyor, gene yazıyorsun. Hatırlanmak şartı ile ne hakaretlere razı değilsin? Tükürüğü bile uzun zaman gıda edindin. Şimdi o da yok. Bir zamanlar, şiirlerinde (kıllı ve kalın) olduğunu ilân ettiğin sarışın ve pembe ensenden, şunun bunun tokat izleri bile uçmuş. Zaman seni değil, yüz karalarını bile götürmüş. Ne hazin bir manzaran var. Akşamları, beyoğlu sokaklarında, yüzlerinde kalın bir duvak, ayaklarında bir çift siyah bot, ellerinde köpek başlı bir şemsiye, ağır ağır geçen sabık Rum aşüfteleri bile senin kadar merhamete şayan değildir. Artık nefret vermiyorsun. Zamanın hainliği önünde insanları tefekkür ve merhamete çağırıyorsun.

    Bundan bir kaç ay evvel Bâbıâlide, Ştaynburg lokantasında seninle şöyle konuşmadık mı:
    Ben - Gazetelere yazdığın bu fıkraları nasıl yazıyorsun, bu kadar adileşmeye nasıl tahammül ediyorsun?
    Sen - Ne yapayım, ekmek paramı kazanıyorum. Başka ne yapabilirim?
    Ben - Kendinden ve haysiyetinden bu kadar fedakârlık edeceğine niçin potin boyacılığı etmeyi tercih etmiyorsun?
    Sen - Potin boyacılığı etsem, bir şey zannederler de beni bu işten menederler.
    Kendisini bu kadar saçma bir mazeretle teselli ediveren, hakikatte tesellisi olmıyan seninle görüyorsun ki ben hiç bir gün kavga etmedim. Sana selâm verdim. Sana acıdım. Bu kadar düşmene -acısını ben duyuyormuşum gibi- razı olmadım.
    Şimdi bana -tam da senden bekliyebileceğim bir tarzda- çatıyorsun. Devlet günlerinde seni rakip diye almaya tenezzül etmeyen adam, bu perişan halinde sana nasıl tenezzül eder? Artık sen benim gözümde hiç bir şeyi temsil etmiyorsun. Ne hokkabaz şiirini, ne işporta komünizmanı, ne hile ustalığını, ne 24 saatlık reklâm açık gözlülüğünü... Senin nene mukabele edeyim?

    Aynı ideoloji içinde vaktiyle sarma dolaş olduğun ve içlerinde fikirlerine taban tabana zıt olmama rağmen konuşulabilecek insanlar bulduğum gruplar, yani sana benden daha yakın zümreler bile seni, fikir ve sanat âdiliğinin, dolandırıcılığının prototipi diye gösteriyorlar. Bana ne düşer?

    İşte açıkça söylüyorum: Ben senin kâbusun, geceleri uykuna giren umacın, her an yokluğunu hissettiren şeytanınım. Sana acıyorum. Fakat elimden ne gelir?
    Çektiğin yokluk ıstırabına hürmeten, sana vaktile vermediğim şerefi veriyorum. Seninle ilk ve son defa olarak konuşuyorum. Fakat hepsi bu kadar. Dediğim gibi sen, bence artık mazursun. Seni affediyorum, ve ne yapsan affedeceğim. Bu vaade güvenerek istediğini yap! Sakın bu fırsatı kullanmamazlık etme!

    Yalnız bil ki, sönmüş ve pörsümüş hüviyetine, o kadar muhtaç olduğun ve elde etmek için ne yapacağını bilemediğin hayatı nefhedemiyeceğim.
    Ölü diriltmek ve müflis kurtarmaktan âcizim.

    Benim hakkımda, içinde hapsettiğin şeylerin hacmini bilmiyorum. Rivayete göre üç perdelik bir piyes, rivayete göre bir roman...

    Fakat sana karşı hiçbir taktiği kalmamış adamın, bütün bir samimiyet ve açıklıkla içini tasfiye etmesine rağmen söyleyebileceği her şey ve sırf sana hitap etmekle düşebileceği bayağılık burada toptan ve ebediyen nihayete eriyor.
    İşte görüp göreceğin rahmet!

    (11 Nisan 1936)




    (Necip Fazıl Kısakürek)

  • Yunus Emrah Bulut
    Yunus Emrah Bulut

    ustadin nesre hakimiyeti ve uslubuna bir ornek mahiyetinde baska derin maksatlara da kaynaklik edebilecek bir yazisini aktariyorum....


    • ÇIFITA CEVAP!

    Kâfirin Abdullah, ahmağın Zeki, erzelin Afif ismini alması gibi kendisini (Vatan) diye isimlendirmiş ufunet bezinin, bize bundan onbeş gün kadar evvel çıkmış bir nüshasını gösterdiler.

    Bu paçavrayı, hakkımızdaki deni ve şenî tahrike iştirak etmemek suretiyle Türlüklerini, mukaddesatçılıklarını, insanlıklarını gösteren ve büyük Türk okuyucusu kütlesine tamamen malik bulunan gazetelerin hiçbir şartına sahip telâkki etmemekle beraber, üzerimize ondan bir hücum gelmesi ihtimalini hayal bile edemezdik. Zira, o gazeteyi temsil eden, ona renk ve seciye veren insanlık lekesinin bütün cemaziyülevvel ve âhirine, dosyalık çapta bir bilgi, görüş ve anlayışla vâkıf bulunuyorduk. O da bu kuvvetimizi herkesten iyi bilenlerdendi. Zira bundan evvel Fatih'in muazzez ruhaniyeti huzurunda patriklere fâtiha okuttuğu, Türk ocaklarına burnunu soktuğu, Nâzım Hikmet vesilesiyle resmen ve alenen komünizmayı müdafaaya kalkıştığı zaman maskesini o tarzda düşürmüş ve öyle bir söz söylemiştik ki, bir insanın bu sözü duymamazlıktan gelmesi için ancak 'bütün ahlâki kayıtlarla alâkasını kesmiş' olması lâzımdı. Fakat duymamazlıktan geldi. Zira korktu. Zira o günlerde aleyhimizde bir hava görmemekte, gerçek âmme vicdanı ve gençlik kütlesinin saflarımızda oludğunu bilmekte; ve bembeyaz 'Müslüman -Türk' tenimize arkadan sokmağa yelteneceği pıhtı kusan kıskacını kullanabilmek için gereken hain şartları ittifakına alamamış bulunmaktaydı.

    Nihayet, fırsat bu fırsattır sandı; ve zehirini, metodların esfellik ve erzellikte yektâ bir nümunesiyle dökmiye yeltende. Ne yaptı, biliyor musunuz? Gûya mücerret ve umuî, bizimle ve şahıslarla alâkasız bir başmakale içine ayrı bir fasıl ekleyerek, böylece hakikî kastını cesaret ve sarahatle belirtmek erkekliğini gösteremeyerek, sadece birkaç okuyucusuna ve hükûmete karşı bize çattığını belli ederek, fakat bunu bizim gözümüzden saklıyabilecek olursa bir kat daha mes'ut olacağını ve bu suretle yerin dibine geçirilmekten kurtulacağını düşünerek, hâsılı cihanda en pespaye bir insanın dahi tenezzül etmeyeceği bir sinsilik derekesine düşerek, bize, kundakçılık, hayâsızlık, pervasızlık, fesat ve irtica isnat etti. Hakkımızda, koskoca bir başmakalenin içine gömülü ve dışından belirsiz olarak da 'her türlü ahlâki kayıtla alâkasız' tabirini kullanmaya kadar gitti. İşte adam, işte usul, işte hayâ, işte hüner! Bu denî taktiğinde de kısmen muvaffak oldu. Çünkü hâdibeden, tam onbeş gün sonra haberdar olabildik. Yukarıda insanlık lekesi diye sıfatlandırdığımız ve daima böyle sıfıtlandıracağımız bu adam, eğer hakkımızdaki iğrenç tahkirin, hiçbir fezahat ve redaet yuvasında eşine rastgelinmez serseriler ve şantajcılar arasından elde ettiği, Polis ikinci şubesindeki dosyalarından başka kimsenin tanımadığı tiplerden olsaydı, derhal bu yazısiyle onu kanun huzuruna çeker, kendisiyle orada hesaplaşmayı tercih ederdik. Fakat bu insanlık lekesi, gûya bir başmuharrirdir, yılan vücutlu bir gazetenin tepesinde başkuş kafasıdır, son derece hain ve gizil bir metodun sahibidir, içtimaî bir suikast eserinin seri müelliflerinden birisidir, binaenaleyh kendisiyle hesaplaşacak yer, mahkeme değil, âmme huzurudur, kalem ve kelâm kürsüsüdür, dâva meydanıdır, babıâli kubbesidir! ! !

    Gel berû, iman ve ahlâk kayıtlarının (K) harfini bile rüyasında bir kere görmemiş olan sefil!

    Sen ne cesaretle müslüman Türkler memleketinde konuşabilirsin ki, bir dönmesin; büyük baban Sabatay Sevi'nin zakkum kanını taşıyor; ve İslâm diyanetini, Türk milletini parçalamak gayesini güdüyorsun!

    Sen, birtakım bulanık şartlara güvenip nasıl kuruyası dudaklarını kıpırdatabilirsin ki, bir zamanlar, Türk İstiklâk Hareketinin mâsûm günlerinde resmen ve alenen Amerikan mandasını istemek suretiyle vatan hainliğini göstermiş ve bu babda hakkında broşürler neşrolunmuş müseccel bir nâmertsin!

    Sen nasıl ve ne yüzle 'ahlâk' kelimesini kanalizasyon lezzetli ağzına alabilirsin ki, 'ahlâk' kelimesinin baş harfi diye (a) işaretini gördüğün her yerde sıhhi imdat çağırması icap eden bir tipsin! (Büyük Doğu) sahibinin 'Bir Adam Yaratmak' piyesi temsil edilirken 'oradaki kadınla kimi kastettiniz? ' sualinden, tâ Elhamra sineması ve klüp hikâyelerine kadar, istersen ve dilersen, bu mevzua senin için baş vurmaya lüzum görmediğimiz Türk hâkiminin huzurunda ve senin müracaatınla konuşalım! Eğer ister ve dilersen, bize edeceğin tek mukabeleyle, bu işi Linotipler ve baskı makineleri huzurunda da konuşabiliriz. Her şey senin istek ve dileğine bağlıdır.

    Elverir ki, bir zamanlar, muazzez ve mübarek bir soydan gelen 'Ehli Sünnet' gazetesinin ismet ve nezaket örneği sahibine yaptığın ve bütün zayıf müslümanlara tevcih ettiğin gibi, hakikatte bize değil, Allaha ve Resûlüne düşman olan suikastçı kalemini (Büyük Doğu) ya yöneltmek cesaretini göstermeyesin; ve hesabını görecekleri güne kadar menfur ve melûn köşende 'sus, pus' oturasın! ... Sen bilirsin, tercih hakkını sana bırakıyoruz.

  • Yunus Emrah Bulut
    Yunus Emrah Bulut

    ustadin bir benzetmesi vardi, fil kılı ile fare kılını birbirine karistiran idraklerden bahsediyordu...ben cileye bakisimi boyle goruyorum...yani onun kılını farelerin kıllarıyla karisitirdigimi dusunuyorum bazen....'cile' cilesini kirk yilda bitirmis bir kitap, bazi kitaplarda var ki cilesini kirk gunde bitirmistir, yunus emre divanina bakilsin...

  • Mm
    Mm

    anlamk yok çocuğum anlar gibi olmak var...

  • Mm
    Mm

    herkes çileyi anlamaz..çileyi anlamk cins kafalrın işidir...

  • Yunus Emrah Bulut
    Yunus Emrah Bulut

    cileyi kimse anlamaz...bu kimsenin isine gelmez....

  • Mm
    Mm

    gök devrildi künde üstüne künde

  • Mm
    Mm

    ve uçtu tepemden birden bire dam

  • Mm
    Mm

    gezdirsin boşluğu ense kökünde

  • Mm
    Mm

    gaiblerden bir ses geldi bu adam

  • Mm
    Mm

    öncelikli olarak...çile..

  • Mm
    Mm

    çıkamamm aynalar aynalr zindan
    bakamam aynalar aynalar vicdan
    beni beklemeyin o bir hevesti
    gelemem aynalr yolumu kesti

  • Yunus Emrah Bulut
    Yunus Emrah Bulut

    eger necip fazilin vecizelerini merak edenler olursa, haddim olmadan 'vecdimin penceresinden'i tavsiye edebilirim...

  • Mm
    Mm

    lafımın dostusunuz, çilemin yabancısı
    yok mudur sizin köyde çeken fikir sancısı

  • Mm
    Mm

    an oluyor bir garip duyguya varıyorum
    ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum

  • Mm
    Mm

    azdırma rahat bıark içimdeki deliyi
    ban sorma benimde bilmediğim gizliyi

  • Mm
    Mm

    yalnızlık, zehirim de ilacımda sensin...

    n.fazıl-c.mustatili

  • Mm
    Mm

    ey yalnızlık..beni bir sen terketmedin...

  • Mm
    Mm

    Allahım bana tahammül ver yalnızlığa...

    n.fazıl-c.mustalili