ey eylül; süzül de içime güz, üz beni yoksun... yine yok, ihtiyar bir deniz çalkalanır gözlerinde, ve aldığın her nefes kalbimin kayalarına çarpan köpük köpük su...,
bağrı dağlanmış al kırmızı gül; içine kapanık bütün yapraklarıyla ve mürefte rüzgarlarından mahrum, nefessiz ve bir kenarda sessizce, uçurum gözlerinden bakar kan çanağı mühür nazarlarla zeytin çağlasına, kanatları hüzün taşıyan, yazgısına deniz kabukları ve kalbi kırık çakıllar toplayan bir ana kuzusu düşer incir dalından ve babasının ciğerparesi bir melek ağlar mülke dökülen göz yaşlarıyla,
köpüklerin ufaladığı her gün, biraz daha, biraz daha, biraz daha hayat kumbarasına yılları atar, sen ve ben darda kalmış iki fukara yoksulsak yoksuluz, ama unutma; her uçurum bir ovaya sevdalıdır,
"Ela, mavi, siyah, yeşil bir uğultu halkalanır durur dünya yüzünde. Bazen öyle bir hayranlığa, öyle bir yalnızlığa varır ki bu uğultu, bir insanın kirpiklerini görmezsem o insanın yüzünü görmem, göremem. “Kirpikleri top top olmuş yaşınan” der ya Karacaoğlan, yaşla olmasa da kirpikler top top olacak, tel tel olacak, gölgesi yüzde secdeye varacak, uzun olacak, yakın olacak, kıvrım kıvrım olacak, beşik gibi sallanacak, hançer olacak, ucu tanrıya değecek, bulutlanacak, boncuklanacak, bizi kapısında tutacak, usulca aralanacak, içeriye alacak. İnsanın yüreğini ondan sonra göreceğiz. Ondan sonra sevmeye başlayacağız. Ondan sonra anlayacağız güzelliğin en ince harfini. İnsanın dudaklarından önce kirpikleri gülecek. Alın çizgilerinden önce kirpikleri ağlayacak." ŞE
ey eylül;
süzül de içime güz, üz beni
yoksun... yine yok,
ihtiyar bir deniz çalkalanır gözlerinde,
ve aldığın her nefes
kalbimin kayalarına çarpan
köpük köpük su...,
bağrı dağlanmış al kırmızı gül;
içine kapanık bütün yapraklarıyla
ve mürefte rüzgarlarından mahrum,
nefessiz ve bir kenarda sessizce,
uçurum gözlerinden bakar kan çanağı
mühür nazarlarla zeytin çağlasına,
kanatları hüzün taşıyan, yazgısına
deniz kabukları ve kalbi kırık çakıllar
toplayan bir ana kuzusu düşer incir dalından
ve babasının ciğerparesi bir melek ağlar
mülke dökülen göz yaşlarıyla,
köpüklerin ufaladığı her gün,
biraz daha, biraz daha, biraz daha
hayat kumbarasına yılları atar,
sen ve ben darda kalmış
iki fukara yoksulsak yoksuluz,
ama unutma;
her uçurum bir ovaya sevdalıdır,
"Ela, mavi, siyah, yeşil bir uğultu halkalanır durur dünya yüzünde. Bazen öyle bir hayranlığa, öyle bir yalnızlığa varır ki bu uğultu, bir insanın kirpiklerini görmezsem o insanın yüzünü görmem, göremem. “Kirpikleri top top olmuş yaşınan” der ya Karacaoğlan, yaşla olmasa da kirpikler top top olacak, tel tel olacak, gölgesi yüzde secdeye varacak, uzun olacak, yakın olacak, kıvrım kıvrım olacak, beşik gibi sallanacak, hançer olacak, ucu tanrıya değecek, bulutlanacak, boncuklanacak, bizi kapısında tutacak, usulca aralanacak, içeriye alacak. İnsanın yüreğini ondan sonra göreceğiz. Ondan sonra sevmeye başlayacağız. Ondan sonra anlayacağız güzelliğin en ince harfini. İnsanın dudaklarından önce kirpikleri gülecek. Alın çizgilerinden önce kirpikleri ağlayacak." ŞE
"İnsanın yüzüne indirilmiş bu ayeti kim okur bilemem ama kirpikler güzelliğin en eski yazısıdır." Ş.E
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız
A.ilhan
Kirpiklerinin keskin duruşunda
Yara alsam,
Bakışlarında durur akan kanlar!
'seni kirpiklerimle öldürürüm' diyen yâr
aman, sakın caymasın, öldürürse öldürsün! Hafız-ı Şirazi
gözleri savunması için tutulan muhafız grubu...
gözyaşından ıslanmayı
Kiprik de denir! !
umarım laf olsun diye koymamışsınızdır bu kelimeyi?