Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz? sizce ne demek, Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz? size neyi çağrıştırıyor?
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz? terimi Aslı Birer tarafından tarihinde eklendi
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz? terimi Aslı Birer tarafından tarihinde eklendi
NABİ’NİN NATI
Nabi’nin ziyareti şerefine Hz.Peygamber’in (s.a.v.) mescidinde okuttuğu Türkçe şiirin dizelerinden gönülleri kanatlandırabiliyoruz artık:
Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu
(Cenab-ı Hakk’ın nazargâhı ve O’nun sevgili peygamberi Hz. Muhammed Mustafa’nın makamı ve beldesi olan bu yerde edebe riayetsizlikten sakın.)
Felekte mâh-i nev Bâbü’s-selâm’ın sîne-çâkidir
Bunun kandili Cevzâ matlâ-i nûr-i ziyâdır bu
(Gökyüzünde hilâl, O’nun selâm kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Semadaki Cevza(ikizler burcu)nın nur ve ışık kaynağı O’dur )
Habîb-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette
Teveffuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu
(Burası, Allah (cc)’ın sevgilisinin ebedî istirahatgâhının, türbesinin bulunduğu yerdir ve fazilet bakımından Cenâb-ı Hakk’ın arşının bile üstündedir.)
Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı adem zâil
Amâdan açtı muvcûdat çeşmin tûtiyâdır bu
(Bu mübarek toprağın ziyasından yokluk karanlığı sona erdi. Varlık âlemi, körlük ve yokluktan gözünü onun sürmesiyle açtı.)
Mürâât-i edeb şartıyla gir Nabî bu dergâha
Metâf-i kudsiyândır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu
(Ey Nâbi, bu dergâha edep kurallarına uyarak gir. Zira; burası meleklerin etrafında pervane gibi döndüğü, peygamberlerin hürmetle öptüğü mübarek bir makamdır.)
Nabi, sözkonusu iltifata, Peygamber Efendimiz’e duyduğu muhabbetten ve gösterdiği edepten dolayı nâil olmuştur. Hz.Mevlânâ’ya göre “edep, insanın bedenindeki ruhtur, enbiyâ ve evliyânın göz ve gönül nurudur, şeytanın katilidir, insanla hayvanı birbirinden ayıran en önemli vasıftır.” Erzurumlu İbrahim Hakkı, “Edep bir tâc imiş nûr-i Hüdâdan / Giy ol tâcı, emin ol her belâdan.” dizelerinde ne kadar haklıdır. Allah ve Rasulü’ne yükselen merdivenin basamakları, ancak edeple çıkılır..
NABİ’NİN MEZARI ARTIK YOK..
Edep timsali Nabi’nin biz evlatları oldukça edepten uzaklaşmış olmalıyız ki Nabi'nin Karacaahmet'teki mezarı artık yok; çünkü üzerine başkaları defnedilmiş ve mezar taşı bir kenara konulmuş. Bunun düzeltilmesi gerekiyor. Büyük şaire büyük bir ayıp.
Bakışlarımız yaktı ruhlarımızı küllenen bedenlerimiz gül yuvası
ve sonra dilsiz kar tanelerinde buluştu ellerimiz…
Kıpırtısız bakışlarım uzun uzun düşler yoğurdukça kirpiklerin hudutlarına
Umut vaatli gamzelerin gülüşlerimde çığlandı
Giyindikçe bakışlarının güzelliğini
Efil efil bahar yelleri karşıladı yüreğimi
Kavradıkça parmaklarını bölündü u'mutsuzluğum
Ey gündüz rüyam, gece sırdaşım!
Şafağı sensin alacakaranlık hüznümün
Dokun artık gönlüm çorak topraklarına
Ey güz güzeli, düş gamzeli!..
Sen ruhuma sirayet eden gelincik çiçeğimin kokusu
Ben gül dikenin
Bitir artık bu yangını…
Bu gece siyah güle benziyor, karanlık ama bir o kadar da eşsiz güzellikte,
Kapanmasın seher yeli vursun kirpiklere
İçinden geçen bir ben var.
Aslı Birer
Kıpırtısız bakışlarım uzun düşler yoğurur kirpiklerin hudutlarına
Umut vaatli gamzelerin sıska gülüşlerimde çığlanır
Giyindikçe bakışlarının güzelliğini efil efil bahar yelleri karşılar yüreğimi
Kavradıkça parmaklarını u'mutsuzluğum bölünür
Ey gündüz rüyam, gece sırdaşım
Sensin hüznüm, gülüşüm...
Belki de altın tokalardı kadının saçlarına ket vuran.
Aslı Birer
Naif ve çekimser durdu oracıkta çocuk, yanakları kazarmıştı yaptığı hatadan. Ama annesi o her zamanki nahif dokunuşuyla hem uyarıp hem de o narin yüreğini kırmadan göstermişti ona… aslında geleceğin o güpgüzel yetişkinlik inşaasına bir tuğla daha örmüştü kadın…
Aslı Birer
Hayırlı sabahlar Aslı hanım .
Teşekkür ederim naif yorumunuza.
Günaydın,
Ömer bey, sabah bu güzel şiirle sayfayı okumak çok güzeldi bu keyfi bize yaşattığınız için teşekkür ederim.
Şiir de yorum da çok güzel olmuş yüreğinize emeğinize sağlık. Umarım şiir sever tüm dostlara ulaşsın.
Başarılar diliyorum
Gönülden tebrikler.
Ve tükendi mürekkebi kalemimin
Gönlüm kâğıtları kapıldı rüzgârlara
Yağmur damlalarında dağılırken yürek kıyımlarım
Avuçlarımda birikti yüzün
İsminin anız baharında filizlerim köklendi
Firari hislerin bağ bozumunda hasretini yüklendiğim gün düştüm toprağına
Uzun metrajlı bir yaşamın fragmanıydı hüznün
Önceleri boğazı kasıp kavuran kan pıhtısı öksürük geçitleri
Sonra avuçlar dolusu hasret morardı gözkapaklarımda…
Ve arşivi dağıldı gönlüm mısralarının, afakım kirpiklerinde darmadağın
Gönlün avlusunda mecalsiz şiirlerim sana muhtaç, yalın ayak yasta
Gözlerin yokluğunda yüreğin adaklı yüreğim kupkuru ve hasta
Amade bir ömrün gül çağında tutulmuştum kahrına
Şerit şerit ömrümden geçtikçe hayalin gözlerim kırgın, ruhun ruhuma çıra
Kölelik tutsaklık ikileminde yaz güneşi kar eriyişimde gün sayıyorum
Tuzlu raflar arasında hasretliğinin hasat vaktinde kirpiklerimden döküyorum sana
Engebeli bir sevdanın engin vadilerinde çorak kaldı yüreğim bir bakışına
Ey gönül emaneti, sevda rengi…!
Hadi dindir yürek ağrılarımı, sevdadan fısılda…
Gönlün gülizarlığında mevsim turuncu, sarı ve beyaz renkler
Yardıkça kalbimden ismini taştı nil, yarıldı deniz
İkimiz hudutları bir olan karışmaya cüret edemeyen iki ayrı deniziz
Sen sevda makamından sılam türküleri
Ben firaktan içlenmiş sararmış gül yaprağı
Ey benim dudaklarımda yerleşke kurmuş hüzün gülüşüm
Yanaklarımdan süzülen son sevinç gözyaşım
Silme yüreğinden gönlüm izlerini
Unutma beni…
Ve tükendi mürekkebi kalemimin
Gönlüm kâğıtları kapıldı rüzgârlara
Yağmur damlalarında dağılırken yürek kıyımlarım
Avuçlarımda birikti yüzün
İsminin anız baharında filizlerim köklendi
Firari hislerin bağ bozumunda hasretini yüklendiğim gün düştüm toprağına
Uzun metrajlı bir yaşamın fragmanıydı hüznün
Önceleri boğazı kasıp kavuran kan pıhtısı öksürük geçitleri
Sonra avuçlar dolusu hasret morardı gözkapaklarımda…
Ve arşivi dağıldı gönlüm mısralarının, afakım kirpiklerinde darmadağın
Gönlün avlusunda mecalsiz şiirlerim sana muhtaç, yalın ayak yasta
Gözlerin yokluğunda yüreğin adaklı yüreğim kupkuru ve hasta
Amade bir ömrün gül çağında tutulmuştum kahrına
Şerit şerit ömrümden geçtikçe hayalin gözlerim kırgın, ruhun ruhuma çıra
Kölelik tutsaklık ikileminde yaz güneşi kar eriyişimde gün sayıyorum
Tuzlu raflar arasında hasretliğinin hasat vaktinde kirpiklerimden döküyorum sana
Engebeli bir sevdanın engin vadilerinde çorak kaldı yüreğim bir bakışına
Ey gönül emaneti, sevda rengi…!
Hadi dindir yürek ağrılarımı, sevdadan fısılda…
Gönlün gülizarlığında mevsim turuncu, sarı ve beyaz renkler
Yardıkça kalbimden ismini taştı nil, yarıldı deniz
İkimiz hudutları bir olan karışmaya cüret edemeyen iki ayrı deniziz
Sen sevda makamından sılam türküleri
Ben firaktan içlenmiş sararmış gül yaprağı
Ey benim dudaklarımda yerleşke kurmuş hüzün gülüşüm
Yanaklarımdan süzülen son sevinç gözyaşım
Silme yüreğinden gönlüm izlerini
Unutma beni…
Körebe sevme hayıflanmalarında kirpiklerinde kaldı avuç sıcaklığım
Yırtıldı hasretinden yürek zarı, dil per perişan…
Gönlün simasına kapanınca kapılar tutuştu ruhum sevdandan
Talimi yok avuç avuç gönlüme bıraktığın yalnızlığın
Esaretin gül hazanında hasretindir durup durup lâl ve ahraz bırakan
Kilitlenince göz kapaklarım zemheri ikliminde düş baharına
Kırıldı dil kemiklerim yaban sayhalarla karıştı asumana
Ey ahudan narin..!
Yoktur talebi hasretliğin
İcra etti mi bir kez gönlün arşına
Parça parça levm eritir seni sana…
İkircikli, bulutlu ve o kadar da suskun. Kararmış ama gök gürültüsüz, kırmızı dudaklı bir havada beyaz mantolu yerde yürümekle durmak arası ayakları üzerinde kız. Bir de kardan Adamın ayak izleri.
Aslı Birer
Güzel bir Neruda şiiri gelsin ve müzik olmazsa olmaz.
Gözlerin ayın rengini barındırmasaydı
ve balçıktan günleri, çalışmayı ve ateşi,
ve yakalayamadığın havanın esnekliğini,
kehribar olmasaydın bir hafta uzunluğunda,
ve sonbaharın boru çiçekleri arasında yükselen
o sarı an olmasaydın
ve uğraşarak gökteki unun arasında
pırıltısında ayın yaptığı ekmek de olmasaydın,
sevmezdim seni o zaman, ey çok sevdiğim!
Kollarında kucaklarım var olan her şeyi,
kumu, zamanı, yağmurun ağacını,
ve her şey yaşar ben yaşayayım diye:
mesafesiz görürüm her şeyi:
senin hayatında duyumsarım yaşayan her şeyi.
?si=y_d_JdXENgGo75yH
Gül ben isem toprağım köküm sen
Hasretin diken ise zarafetim, kokum sen
Bedenim ben ise ruhum sadece sen
Evvelimsin ahirim hiç bitmeyen sevdamsın Sen...
Seni kabuğundan çıkardım içindeki taze ekilmemiş kindar ekinlere rağmen. Bile isteye.
Aslı Birer
Kim ki ben oldum diyorsa aklı başında değildir kibirden duvarlarında. Olmak için ölmek gerekir, ölmek için ise önce insan sevmeyi değil, kainatı sevmek gerekir ki ölmeden ölesiye ölmenin hazzına varsın ve böylece olmak’ın mertebesine ulaşır, ulaşan ise ben oldum diyemez.
Yüreğini sevdiğim:)
?si=Udb81bAVoDUNMsIt
Can babanın güne gelen şiirinden de sayfaya birkaç satır bırakalım:)
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Otuz Yaş
Şair: Murathan Mungan’ ın güzel bir şiirini de iliştireyim sayfaya. :)
daha vakit var diye
yazmadığımız
şiirlerdi
kaldılar
yüzümüzden gelip geçti
ilk gençliğin fener alayları
yeniyetme arkadaş çetesi dağıldı artık
büyümenin konaklama yerlerinde
nice ihanete uğradık
ayrıldı yollar
ömrümüzü koyduğumuz şeylerdi ki
dört yöne dağıldılar
daha vakit var diye
dönüp de bir gün
kaldığımız yerden,hepsini birden
yaşarız sandık
oysa emanetmiş bizim sandıklarımız
içlerinde kilitli kalmış onca şeyle
günü geldi
aldılar
nasıl kullanılacağı bilinmeyen anlardı
sonuna dek yaşamaktan korkup da kaçtığımız
yerini ve anlamını bulmayı beklerken
çürüdü gitti içimizde
saklı duygularımız
şimdi yabancı bakışlara bir şey söylemeyen
karalama defterleri,bulanık anılar
rüzgara,ateşe,suya yazılmış
gençliğin solgun güncesi
biz ne zaman büyüdük
onlar ne zaman yetim kaldılar
tutulan güneşlerin altında
yollar geçildi
dönüş yok artık o duyarlığa
yaşarken ve yazarken
yarım kalmış şiirler
yarım kaldılar
Şunu belirtmek ihtiyacı hissettim çünkü burada çok fazla paranoid hezeyanlar farkettim. Hatta birkaç defa da bu sağanağa maruz kaldım. Yazdığım yazıları ve sözleri tamamiyle farkındalık ve bilgilendirme adına yapıyorum.
Özeleştiri yapmak kişiyi pozitif yönde geliştirir. Özeleştiri; her Zaman kusurlarını görmek değildir. Size yapılan kusurları da görmektir.
Her zaman suçu kendinde arama, bazı kişiler kalplerinde size karşı besledikleri çeşitli sebeplerden dolayı sakladıkları olumsuz duygularını ustalıkla sizin hatalarınız gibi gösterebilirler.
İnsanları analiz etmek zorunda değilsiniz çünkü herbiriniz birer uzman doktor değilsiniz. Sadece sizi aşağıya çekip çekmediğini bilmeniz yeterli.
Bakınız Neşet Ertaş ne demiş; Şahsınıza karşı haddi aşan, hududu geçen, küstahlaşanları, altın olsa kesenizde, bal olsa kâsenizde tutmayın...
Aslı Birer
Sentiment ve imgelerden akıp gelen dünyanın,
felsefeyle taçlandırılmasıyla açarsa çiçekler, baharın toprağa düştüğü gibi sayfalara düşer.
Aslı Birer
Kalbiniz de değil, aklınızda bulunsun herkes zeytinin dalını göremez… içindeki kurt yüzünden!
Aslı Birer
Zaman zaman içinden çekilirsin vakitlerin dışında kalır seyredersin, tıpkı gökyüzü gibi… dost, dost mu diye.
Aslı Birer
Günaydın,
Bugün de nereden başlayacağım? Sorusuna cevap arayalım.
İnsan kendini kandırışlarıyla kendisine zaman kaybettirir. Bunların başında da nereden başlamalıyım kararsızlığı gelir. Oysaki cevabı çok açık! Elbette ki
“En başından” çünkü her şeye en başından başlanır. Vazgeçiller ise;
“artık çok geç “ düşüncesinden kaynaklanır. Gerçek hiç de öyle değildir. Uzak diyarlardan örnek vereyim size;
“Obama 55 yaşında emekli olurken, Trump 70 yaşında görevine başladı.” Herkesin zamanı farklıdır. Bazılarının erken yaşta yaşadıklarını, bazı insanlar daha ileriki yaşlarda yaşıyorlar.
“Önemi olan ne zaman başladığınız değil, nasıl başlayacağınızı bilmektir. Ve zaman; içinde bulunduğunuz andan ibarettir. Dün geçmiş, yarın ise meçhuldür. Doğru yolda yürürken son durak ne zaman diye düşünmek yerine ardında bıraktıklarını düşünerek mutlu olmayı hak ediyorsun. Ve son olarak da okuyan kişi. Dünyanın bize verdiği değil, bizim ona kattıklarımızdır yaşamak.
Aslı Birer
Seni içlendikçe yükseldi yürek kırgınlığımdan dağlar
Haykırdıkça gönlüme adını, parçalandım bölündüm kıtalara
Fersah fersah gamzelerin kokarken deniz
Gem vurulmaz hasretin sancıları tufanlaşıyor gözlerimde
Ey kalbimin sessiz ritmi
Sen; gönlümden damlayan hüzün ve güz
Ben sensiz kendime yas matem ve sis
Pencere ardı hislere tutsak gülüşlerim kaldı dudak kıvrımlarında
Adın sükût, sabır ve sıla...
Sağır, kör, dilsiz dünyanın, kulağı, göz’ü diliyim.
Yaşamın bir amacı varsa şayet dünya içinde…
(İnsan)
'' İki kelimede bir tekrara düşüyorum gözlerini ''…
Varsa öğrendiğim bir şeyler şu hayatta, baki olan gökkubbede bir zerrecik dünyayım.
Aslı Birer
Sübyan çağı sevinçlerin saltanatında sobelendi göğsüm sualsiz bir bakışına
Gözyaşlarıma soyulunca kirpiklerin, hasret yosunları sıvandı içimin okyanus siyahına sızarken aşk ruhumdan ruhunun alabildiğince gönlüm t’adı sen…
Kanlı isyanların sağduyusunda safderun dualarım sadakatinde süzüldü aşktan kan sızılarım
Sahramlığına sütliman sahillerim tufanlarla dağlandı, sakallarımda birikti avuçların hüzün kınası
Sapmadı menzilim, sevdan hasret çıkmazında ismin parça parça sadakana s’aklandı
Sakınınca seni ırgat kelebeklerin ömründen
Kambur düştü lisanıma, fesleğen ağıtlarında dur durak bilmeyen yangınımsın sen
İlmek ilmek sökülmüş umutlarımın asumanına ilikleyince nefesini
Tabaka tabaka her renkten sen açıldı gökkuşağı, seyrine dalınca sürgün gülüşlerimden kâküllerinin tellerini
Tuz ve kül merhametine bırakıldı sızın sargılı yaralarım
Soldukça göz sızlamalarımdan neşteri aşktı adın yaralarıma…