Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz? sizce ne demek, Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz? size neyi çağrıştırıyor?
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz? terimi Aslı Birer tarafından tarihinde eklendi
Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz? terimi Aslı Birer tarafından tarihinde eklendi
Sevgili beni uzaktan takip edip çeşitli çirkin imalar ile yazılarının arasına illaki Aslıyı yerleştiren takipçim, sence şu aşağıdaki cümleleri de eski bir teorisyen mi cevapladı?
Neyse; “kişi kendinden bilir işi” diyorum.
Sana da sevgiler umarım bir gün kendine gerçek bir yolculuk yaparsın.
… ve akıl da gelişebilen bir özelliğe sahiptir bana göre… bu da; gezip yeni yerler görmek ve okumak= öğrenmek ile mümkün. Kısa ama içeriği geniş anlamlar ihtiva eden cümleleri severek okuyorum ve tavsiye ediyorum. Çünkü beynin de tıpkı vücuttaki diğer kasların gelişimi gibi çalışmaya ihtiyacı var. Aforizmalar bunu iyi başarıyor. Sevgili T.Yıldırım
Selamlar,
Evet, çok sevdiğim ve aklına çok saygı duyduğum bir şairdir Cemal Safi teşekkürler, B. G. Değil
•Akıl, en çok okurken ve düşünürken mutlu olur.
Buda en güzel şiirlerinden biridir
?si=PnIj1r9eNj8Ht95G
Çok sevdiğim şairlerden biri hatta en sevdiğim
Cemal Safi babaya yer verdiğin için
Teşekkürler ata kızı
Bir şiirinide ben paylaşmak istedim
Aşkın hududunu aştı muradım,
Maksuda varıştır senden sonrası.
Erenler katına belki bir adım,
Belki bir karıştır senden sonrası..
Farkına varınca olup bitenin,
Kırdım zencirini nefsin, bedenin!
Beni aşkın ile ıslah edenin,
Lütfuna eriştir senden sonrası..
Bana bu gayreti sağlayan kudret,
Eyyub’un sabrından aldığım ibret.
Ne riya, ne kibir, ne kin, ne nefret,
Ebedi barıştır senden sonrası..
Bir gonca Baki’nin gül destesinden,
Bir yudum sakinin sır testisinden,
Yüce Mevlana’nın “gel” bestesinden,
Feyz alış veriştir senden sonrası..
Kevser sarhoşuyum, meyhane değil,
Hiçbir zevk böylesi şahane değil,
Kays gibi Leyla’yı nefsane değil,
Efsane görüştür senden sonrası..
Yumup gözlerimi yalan dolana,
Açtım can evimi gerçek olana;
Elif’i bırakıp Karac'oğlan’a,
Yunus’la yarıştır senden sonrası!...
Cemal Safi
( 1938 - 2018 )
Kayıp gül kitabında bir dialog var. Anne kız arasında okumayanlar için o dialogu buraya aktarmak istiyorum.
Kız annesine diyor ki; Descartes’ın yeleği 125.000 dolara alıcı bulmuş benim yeleğim onun yeleğinden daha şıktır.
“Anne; bir konuda haklısın yavrum, senin yeleğinDescartes’ın yeleğinden çok daha şık. Descartes’ın yeleği ne ipek ne de kaşmir… ne donna Karan ne de Prada… Hatta bir mağazaya götürsen, beş dolar bile etmez.”
“Kızı; eeee o kadar da olsun anne, fiyat gayet makul, o yeleği Descartes giymiş sonuçta.”
Anne; Descartes gibi insanlar, giydikleri kumaş parçasına değer kandırıyorlar. Bir de tam tersini düşünsene.
Kız; ne gibi?
“ kumaş parçalarının insana değer kazandırdığını”
Diana bir an başını önüne eğmiş ve annesinin yeri geldiğinde, kendine has yöntemlerle kızına hissettirmeye çalıştığı şeyi düşünmüştü.
“ kendini özel hissetmek için ihtiyacın olan tek şey, kendinsin”
:)
Ezoterik dışa vurumların kanatları olduğu kadar ayakları da vardır.
Saf bir hayal gücü bilgi ile desteklenmezse uçmaktan öte geçemez.
Eyleme dönüşmesi bilgi ile mümkün olacaktır.
Bu da demek oluyor ki; hayal gücü üretmenin en büyük adımı, gerçeğe dönüşmesi ise bilgi donanımı ile birlikte ortaya çıkar.
Aslı Birer
Vicdanın halimi hiç mi sormuyor?
Küsecek ne yaptım, aklım ermiyor!
Zalimsin demeye dilim varmıyor,
Tavrına bir isim takamıyorum...
Cemal Safi
Nasıl yerleştirdin yüreğine onu be adam ki, bu sözler döküldü?
?si=nU_nhX0ENKhHYKPn
Torna tesviye bölümünden en büyük bestelerin güfte yazarlığına uzanan yoldan da anlıyoruz ki, ne coğrafya kaderdir ne de okul. Böyle nadide kişilikler de çıkabilir. Bunun altında yatan tek sebep ise bana göre zekanın yüksek oluşuyla alakalı. Haz aldığı başka bir alan olsaydı onu da üstün başarı ile tamamlayacağından eminim.
1938 yılında Samsun’da doğdu. Öğrenimine Sakarya İlkokulu'nda başladı. Samsun Sanat Okulu' nun Torna Tesviye bölümünden mezun oldu. 1959 yılında ailesiyle Ankara' ya taşındı. 1971 yılına kadar o dönemde sahibi oldukları Büyük Otel' de babasının yanında çalıştı. 38 yaşından sonra şiirlerini yazmaya başladı. Şiirlerini ilk defa Orhan Gencebay besteledi. 1989 Yılında Zekai Tunca’ nın bestelediği "Rüyalarım Olmasa", 1990 yılında Selçuk Tekay’ ın bestelemiş olduğu Vurgun' un güftekarı olarak Hürriyet Gazetesi’ nin Altın Kelebek, Milliyet Gazetesi’ nin Yılın En Sevilen On Şarkısı birincilik ödüllerini aldı. 1991 yılında yine Zekai Tunca’ nın bestelediği "Gözüm Kesmiyor" şarkısıyla Milliyet Gazetesi‘ nin, 1991 yılında TRT’ nin açmış olduğu yarışmada yine "İmkansız" şarkısıyla En İyi Türk Sanat Müziği ödülünü aldı.
1990 yılında "Bu Gece Kalıyorum" adında şiir kaseti çıkardı. 1993 yılına kadar yazdığı şiirleri, Vurgun adlı ilk kitabında yayınladı. 2000 yılında "Sende Kalmış", 2002 yılında "Kıyamete Kırk Kala" ve 2008 yılında da "Ya Evde Yoksan" şiir kitapları yayımlandı.
Şairin bu güne kadar 40 tanesi Orhan Gencebay tarafından olmak üzere Zekai Tunca, Selçuk Tekay ve Candan Erçetin gibi sanatçı ve besteciler tarafından 150 civarında şiiri bestelendi.[1]
Safi, Türk Dil Kurumu tarafından, 2003 yılında yapılan Dil bayramında Türkçeyi en etkin ve güzel kullanan şair olarak ödüllendirildi. 2004 yılında Mihai Eminescu adına düzenlenen Eminescu madalyası aldı. Şiirleri İtalyanca, Rumence ve Arnavutça'ya çevrildi.
Nasıl bir ruh ile yazmışsın
Her beden bir candan sorumlu sanma
Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...!
Benim bir kurşunluk işim var amma!
Vurulursun diye aklım çıkıyor....
Cemal SAFİ
Ne kadar duru bir inanç ile yapılmış. Her ne kadar farklılaşsam da öyle güzel anlatmış ki inancını kelimeler kanatlanmış ve ağızlarda bu saflıktan gelen arı bir tat bırakıyor.
Üstat. Aşk şiiriyle
Kimsesizim hısmım da yok, hasmım da
Görünmezim cismim de yok, resmim de
Dil üzmezim, tek hece var ismimde
Barınağım gönül denen yer benim...
Büyük üstad ne güzel demiş...
Hasretin yarar uykusuzluğumu dağlanır ahu bakışların kirpiklerimin hürriyetine....
" Kabuk bağlanır gözyaşı"
Kirpiklerinin saçaklarına çaput
b/ağladım
Hicret kapısı aralayan bal rengine getirmeden halel, şerbet tadında ziftten güller açıyorum
Gönlüm, gönlünün sarmaşık ezberinde, isminin bahar eteklerinin güz serpiştirisin ba/har tutkunun
Dudaklarının kar yanığı şehri örtünür hazan matemi renginle
Alın yazgımdır ismin, ismime ve istilacı bir hasret...
Bugün de Cemal Safi günü olsun bakalım.
Evimden barkımdan çözdürdü beni,
İşimden gücümden bezdirdi beni,
Bulutlar üstünde gezdirdi beni,
Bastığım yıldızlar hüsrana kaydı;
Ah şu şairliğim olmaz olaydı! ...
"Üşüyen ellerimin miracında aşk tutuştum"...
Kendimi aralık bıraktım kendi halime
Gönlüm laleli'n çiçeklerini mest etmekle meşgul esrarın
Ey kıymetlim...
Esen yel mi esti seni, sen mi esen y'eldin
gama, neşe ettiren
"Lütfetti geceye, hece'n hüznü"
Aklım Almıyor
Unutmak sevmekten kolay demiştin;
Olmuyor sultanım, kolay olmuyor.
Hepsi bir mevsimlik olay demiştin;
Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor...
Sen gittin kaderim düşman kesildi;
Alnına simsiyah mührü basıldı.
Bütün aynaların yüzü asıldı;
Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor...
Ben Allah'tan sonra seni överim
Seninle var oldu benim değerim.
Senden başkasını nasıl severim!
Almıyor sultanım, aklım almıyor...
Cemal SAFİ
Aklım Almıyor
Unutmak sevmekten kolay demiştin;
Olmuyor sultanım, kolay olmuyor.
Hepsi bir mevsimlik olay demiştin;
Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor...
Sen gittin kaderim düşman kesildi;
Alnına simsiyah mührü basıldı.
Bütün aynaların yüzü asıldı;
Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor...
Ben Allah'tan sonra seni överim
Seninle var oldu benim değerim.
Senden başkasını nasıl severim!
Almıyor sultanım, aklım almıyor...
Cemal SAFİ
beklediğim mevsimin İklimi şaştı
bilmem ki hangi baharın kaçıydı?
Farz et ki seni
toprak gibi sevdim
Güneşim soldu
Mevsim hep oydu
Yüreğimi
Ektiğim
Mevsim
Bilmem hangi
Ekimdi?
Aslı Birer
"Yarılsa da yer
saplasa da kalbime kadar içerisine beni
sevdam yüreğimden usul usul çekilirken iken gözlerime
yanaklarımdan süzülen harfsiz kelimesiz cümleler ile seveceğim seni"...
Heyhat z'amanların zemheri rutininde avuçlarım karlı dağ soğuğu
Damla damla donarken bakışlarım hüznünden
Gem vurulmuş özlemlerime kirpiklerindi çığ
Morarmış dudaklarım için için sayıklar iken ismini
Sensiz siyaha bürünmüş gönlüm asumanında mehtaba lüzum yok
Sağımda hasretin travmaları
Solumda gözlerin yıldırımları
Ey ırak ülkelerin gülü, güneşi..!
Oysaki her iklim yüreğimde açan yediveren gülleri sendin
Şimdileri kıraç topraklarımda sensiz, çekildi gönlüm suları…
Kahvaltı, yaşamak’n en güzel parçası.:)
?si=UZ3QL3bgHXK4d5yr
Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”
Mustafa Kemal Atatürk-Bursa Nutku
Atatürk’ün yurtta sulh cihanda sulh ilkesi sadece bir slogan değildir. Koskoca bir hukuk kuralıdır.
Bir gün gelecek düşman gibi gördüğünüz ve öldürdüğünüz Türk milletinin ve insanının dünyadaki tek dostunuz olduğunu anlayacaksınız ama vakit çok geç olacaktır çünkü o gün geldiğinde bir vatanınız olmayacak.
Tarih, iyi ya da kötü tarih olarak ayırt edilmez. Olduğu gibi belgelenir. Öyle olması gerekir. Yoksa sonraki nesillere tarih notlarını objektif tuttmaları gerektiğini nasıl açıklayacağız? Tarih notları yalandan mı ibaret olsun. Kötüyü göstermek ve tekrarına girmemek için tarih nesillere olduğu gibi aktarılır.
Elmalarla armutları ayırt edersek bütünlüğün içinde seçim yapmak zor değildir.
Ve ilave etmek istiyorum ki tarih bizim tarihimiz ve sahip çıkmak devlet olarak bizim görevimiz. Eğer dinden imandan bahsedeceksek önce tarihimize saygı gösterelim sahip çıkalım. ( inancımız ne olursa olsun)
“Tarihi ve dilidir bir ülkenin vitrini”
Bu güzel güne yakışacağını düşündüğüm şiir ve bilgileri aşağıda okurlara sunuyorum.
Edebiyatımızın büyük şairlerinden Süleyman Nâbî, Sultan 4. Mehmet döneminde önemli devlet adamlarıyla birlikte hacca gider. Her Müslüman şair için hac ibadeti, olağan üstü bir olaydır; çünkü metafizik gerilime düşen şair, en yüksek estetik tecrübeyi edinmektedir.
Hiç şüphesiz Nabi için Medine’ye gidip Hz. Peygamber’in kabr-i şeriflerini ziyaret , Mekke’de Kabe-i Muzzama’da tavaf etmek çok heyecan verici bir olaydır. Dolayısıyla hac kafilesinin Medine’ye yaklaştığı sırada şair Nabi’nin sözkonusu heyecanı doruk noktasına ulaşır.
Kafile şafak vakti Medine-i Münevvere’ye girmektedir. Ravza-i Mutahhara’nın minarelerinden sabah ezanı okunmaktadır. Müezzin, ezanın ardından Türkçe bir kaside okumaya başlar.
“Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu”
Nâbi ve hac kafilesinde bulunanlar, Mescid-i Nebi minarelerinden Türkçe şiir okunması karşısında hayrette kalırlar. Nâbî, dikkat eder, okunan kendi şiiridir. İşin ilginç yanı bu naat, Nâbi’nin o gece, yani birkaç saat önce yazdığı şiirdir.
Namaz bitip Mescid-i Nebi’de yavaş yavaş cemaat dağılırken, Nâbi birkaç arkadaşıyla birlikte heyecan içinde müezzinlerin yanına varır. Müezzinlerden okudukları Türkçe naatın kimin olduğunu ve nerden öğrendiklerini sorarlar. Müezzinler, konunun kendileri için bir sır olduğunu düşünerek önce cevap vermek istemezler.
Fakat Nâbi, ısrar eder, bu Türkçe naatı o gece kendisinin yazdığını belirtir. Bu kez de müezzinler heyecanlanır. “Senin ismin Nâbi mi?” diye sorarlar şaire...”Evet” cevabını alınca ellerine kapanırlar. Nabi de müezzinlerin boyunlarına sarılır tek tek.
Müzzinler, Mescid-i Nebi minarelerinden Türkçe şiir okunması olayının açıklamasını şöyle yapar: “Bu gece Allah Rasulü rüyamızda bize, ‘Ümmetimden Nâbi isimli bir şair, beni ziyarete geliyor. Bu zat, bana karşı son derece büyük bir sevgi ile doludur. Bu aşkını ifade için şöyle bir naat yazmıştır. Siz, bu natı, bu sabah minarelerden onun buraya beni ziyarete gelişi şerefine okuyun.”
BÜYÜK ŞAİRİMİZ YUSUF NABİ
Asıl adı Yusuf olan şair, onun “hiçlik-yokluk” anlamına gelen “Nâbi” mahlasını kullanarak, ki “Na” ve “Bi” kelimeleri Arapça ve Farsça’da “yok” anlamına gelmektedir, varlık kapısına ulaşmak ve lütufla muamele görmek için insanın önce “yokluk” elbisesini giymesi gerektiğini ifade etmiş olmaktadır.
Nabi , 1642 yılında Urfa’da doğar.Urfa’nın tanınmış ailelerindendir. Iyi bir eğitim görmüştür. Arapça’yı ve Farsça’yı çok iyi bilir. Devrinde “ Sultanü’ş-Şuara “ diye anılmıştır.
Tasavvuf terbiyesi de görmüş olan Peygamber âşığı Nâbî, altı Osmanlı padişahının hükümdarlığına tanıklık etmiş ve tüm bu padişahlar tarafından sevilip desteklenmiştir.
Halep Valisi Baltacı Mehmet Paşa, sadrazam olunca Nâbi'yi yanına alır. Şair 1666 yılında 24 yaşındayken İstanbul'a gelir. Bu dönemlerde Nâbi Darphane Eminliği, Başmukabelecilik gibi görevlerde bulunur.
Nâbi sadece iyi bir şair değil, çok güzel bir sese de sahiptir ve 'Seyid Nuh' mahlasıyla besteler yapmıştır.
Eserlerinin büyük kısmını Halep'de kaleme alan Nâbî, toplumsal ve sosyal hayatı eleştiren, didaktik şiirler yazar. Eserlerinde Osmanlı'nın duraklama devrinde yönetim ve toplumun içerisine düştüğü dejenerasyona vurgu yaparak sert eleştiriler getirir.