. ... . adını hecele süreyyanın, ve kaç asırdır suskunusun sen mo/na/li/sa…,
ki sen anadolu gırtlaklı bir kayyumsun, kimse senin gibi söyleyemezken, öyle doğal gelir ki sana çağırmak adımı, ve gırtlağından süzülen sesine ömrümü feda etmek istemem de keza bana…,
sen; elmacık kemiklerinden akan eflatun ırmakların çakıl taşları ile, üç taş oynayan…, ihramı iç/inde mütemadî bir umrede, yalınayak seyy/ah/sın, ve çocuk yürekli bir çukurova bozlağına her veda edişimle çoğalan, aşkın salyalarından tiksinmeyen ben,
kalbinin ılık suyunda, gurbet garipliğimi saklarken, pişkin bir vefasızlıkla…, buyurgan nefsimin, yüreğine attığı tırnak izlerinin, tahammülle bağışlayanısın…, ah;
çektirdiğim arsız çilelerin çilekeşi, ki sen gece yarısı uykundan uyanıp, yumulu gözlerinle, mısralarına heceler seçen sevdalısın…, esirgeme benden de, merhametle bakan gözlerini desem, kederli nazarlarını önüne düşürürsün, bahtı gibi kömür gözlüm, ay ışığına yakılmış bir sonat gibi, sarıl bana ey aşk, sarıl ve yarama dokun…, ki soğuk bir su içsem uzakta yâr üşür..., ve bir mektupsun o/ndan, duadan ötesin..., ah; . ... .
azizem... şimdiye kadar seni pek çok şey acıttı.birçok şeye acıdın. iltihabi yaralar oluştu düş yapraklarında. yine de köşe minderine oturtmadın dertlerini. ellerin böğründe kapı eşiklerinde kaldın da dış kapının mandalına tenezzül etmedin. bir ağlayan gelinin duvağının gölgesinde geçecekmiş gençliğin, geçsin.
hoş gör be azizem, senin hikayen de lalelerle bitiversin...
tertemiz uyku sonrası, tertemiz bir uyanıklık...sabahlar daha bir aydınlık. güneş daha bir dost, ağaç gölgeleri daha bir serin. karmaşadan, kaygılardan, sıkıntılardan, hesaplaşmalardan asırlar kadar uzağım. konuşmalarım da değişti. mahalle meselelerini hararetle ve ağzıma hiç yabancı olmayan şiveyle konuşmaya bayılıyorum. burayı seviyorum. buranın havasını, suyunu, kokusunu, insanını seviyorum. giderken burda bıraktığım ben'i seviyorum...
.
...
.
adını hecele süreyyanın,
ve kaç asırdır suskunusun sen mo/na/li/sa…,
ki sen anadolu gırtlaklı bir kayyumsun,
kimse senin gibi söyleyemezken,
öyle doğal gelir ki sana çağırmak adımı,
ve gırtlağından süzülen sesine
ömrümü feda etmek istemem de keza bana…,
sen;
elmacık kemiklerinden akan
eflatun ırmakların çakıl taşları ile,
üç taş oynayan…,
ihramı iç/inde mütemadî bir umrede,
yalınayak seyy/ah/sın,
ve
çocuk yürekli bir çukurova bozlağına
her veda edişimle çoğalan,
aşkın salyalarından tiksinmeyen
ben,
kalbinin ılık suyunda,
gurbet garipliğimi saklarken,
pişkin bir vefasızlıkla…,
buyurgan nefsimin,
yüreğine attığı tırnak izlerinin,
tahammülle bağışlayanısın…,
ah;
çektirdiğim arsız çilelerin çilekeşi,
ki sen gece yarısı uykundan uyanıp,
yumulu gözlerinle,
mısralarına heceler seçen sevdalısın…,
esirgeme benden de,
merhametle bakan gözlerini desem,
kederli nazarlarını önüne düşürürsün,
bahtı gibi kömür gözlüm,
ay ışığına yakılmış bir sonat gibi,
sarıl bana ey aşk,
sarıl ve yarama dokun…,
ki soğuk bir su içsem uzakta yâr üşür...,
ve
bir mektupsun o/ndan,
duadan ötesin...,
ah;
.
...
.
böyle kal değişme, zaten alem olmuş perişan...
Yıkma kendini, zaten yorgunsun...
Ne yalnızlık, ne de yalan üzmesin seni. Doğarken ağladı insan bu son olsun, bu son!
Öfke yangınlarından kurtulsan
Kendi kıyılarına yakın bir yerde
Toz pembenin üstüne bassan
Gök mavinin altında uzansan...
Kaybet bu öfkeni,
İçinde sakladığın.
Terk et o derdini,
Benden almadığın...
- Bir pasta keser miyiz Ruhi Bey?
- Keselim efendim, keselim.
- Artık üzülmek istemiyorum Ruhi Bey.
- Bende efendim, bende.
Sarhoşum ayıktır beni, mestanın olayım senin...
Tüm gece kaybolan aşk hikayeni anlatıp durabiliriz. Beklenen yakın ölüm varken, ziyaret edilecek en güzel yer geçmiş oluyor. Yatağına git uyu şimdi
Her şey bana karşı kendi içimde
Ey gönül acayip huyun
boğazından geçmez tayın
acır testindeki suyun...
Sanırım çocukken karar vermişim:Bu dünya bir oyun ya hani.'Bana ne,ben oynamıyorum.'
Aşk değildi o; yalnızca bir isim benzerliği
notaların kendini vurduğu bir şarkıda; dillere yapışan düzensiz nakaratım. Ne kadar bağlansam hayata o kadar sökülüyorum.
azizem...
şimdiye kadar seni pek çok şey acıttı.birçok şeye acıdın. iltihabi yaralar oluştu düş yapraklarında. yine de köşe minderine oturtmadın dertlerini. ellerin böğründe kapı eşiklerinde kaldın da dış kapının mandalına tenezzül etmedin. bir ağlayan gelinin duvağının gölgesinde geçecekmiş gençliğin, geçsin.
hoş gör be azizem, senin hikayen de lalelerle bitiversin...
Kendime mektup yazmam ben; daha çok kendimle konuşanlardanım.
Neden,bilmem.
İŞİTMEYE TAHAMMÜL EDEMEYECEĞİN ŞEYİ KENDİN DE SÖYLEME......(ŞEYH ŞADİ ŞİRAZİ)
' konuşmama hakkımı kullandım
gözlerindeki ırmağa
susuyorum
adına aşk dediğim cinayetler için beni affet '
tertemiz uyku sonrası, tertemiz bir uyanıklık...sabahlar daha bir aydınlık. güneş daha bir dost, ağaç gölgeleri daha bir serin. karmaşadan, kaygılardan, sıkıntılardan, hesaplaşmalardan asırlar kadar uzağım. konuşmalarım da değişti. mahalle meselelerini hararetle ve ağzıma hiç yabancı olmayan şiveyle konuşmaya bayılıyorum. burayı seviyorum. buranın havasını, suyunu, kokusunu, insanını seviyorum. giderken burda bıraktığım ben'i seviyorum...
İÇ TÜM ŞARAPLARINI BU DÜNYANIN
KAY ISLAK GÜVERTELERİNDE
BÜTÜN GÜZELL KADINLARIN
saol **teoman** abi
sende yaz yaz yaz bikenara bütün sözlerimiiiii...göndermek istesem kendime yazdığım mektupları bizim evin adresinimi kullanmalıyım:D