kardeş hani az önce konuşmuştuk ya fotodaki kız o mu diee ben baktım bence değil çünkü fotodaki kıs farklı bir millettenmiş gibi görünüo ama oladabilir... hem de foto çok profosyenel bir çekime benziyor...
mecburiyetler sebebiyle başlanmıyorsa zevkli bir uğraş olabilir elbette..ancak fotograf dediğimde ilk aklıma gelen mecburi bir seçmeli ders idi.. mecburi ve seçmeli :)) evet evet..o tür bir ders işte..işin daha kötüsü var,şöyle ki; ders bizim fakültenin en uzağındaki bir başka fakültede..ve iki ders arasında :)) tamam itiraz hakkımız da yok gittik tabi.ama fotograf dersi deyince sadece çıplak insanları ve bunlar üzerindeki gölgelendirmeler konusunda uzmanlaşmış koca doçent öğretim görevlisini karşımızda bulunca sükutumuzu koruyamadık elbette..
karede sıkışmış anlar ve durmadan tekrar tekrar ölmek. aklıma ölüm fotoğrafları geldi. bir akbaba ve bir intihar mesela. geriye donmuş anlar kalıyor sadece. fotoğraflar çok acımasız. yakacağım bir gün tüm fotoğraflarımı, tüm anılarımı. fotoğraflar an be an ölmekten başka bir şey olamıyor çünkü sonunda.
süper fikir gelince alırız makinelerimizi düşeriz yollara yaparız süper çalışmalar sonra sergi falan salı günü eğitim başlar bizim süper olur ya ewet kesinlikle sen de
Fotograf sanati ve onun getirileri.Savas muhabari olarak gezip tozan; savas yerlerini savasin aci yuzunu belgelemek icin calisan gazeteciler var.Bir yerde, bir duvarda gormustum: Afrika collerinde, bir gazateci kucuk afrikali bir cocugun fotografini cekmis; cocuk yerde, etrafinda akbabalar...BU oyle fotograf cekmek ve onun etki derecesini yukseltmek icin uydurulmus bir dekor degil.Cocuk kendinden gecmis bir halde yerde; onun etrafinda her ani parcalamak isteyen ve uygun anin gelmesini bekleyen akbabalar ve tum bunlari gorup de onlara seyirci kalan ve bu seyir zevkinin, cektigi fotografla taclandirip bu fotografiyla odul alan; ama vicdanin sesine kulak verip sonunda intihari secen bir adam.Nicin yardimetmedim, acaba o kareyi yakalamak bir insan hayatinda daha mi degerliydi? Ama afrikali insanlar insan bile degildir degil mi; iste size bati zihniyeti! Amerika ya girisimizde, su guvenlik kontrolleri var ya, 3 arkadas ilerlerken bizim iki arkadas yanimizdaki gorevlinin telsizine sunlari dedigini duydu:'^3.dunya ulkelerinden 3 yetiskin erkek' :))) Aman da aman...Sonra pabucumuza kadar aradilar.Vay be ne medeniyet! Insanlari 1., 2. ve 3, dunya diye siniflandiriyorlar; halbuki bu tur siniflandirmalara sebep olanlar da onlar. Fotograf, ben de seviyorum fotograf cekmeyi; ama sanat icin sanat babinda ele alip her seyi ona uydurmuyorum.Senem in yazdigi adam, hayatimda ilk defa duydum ismini; ama ona karsi bir nefret doldu icime, sevmedim ben bu adami.Tabii onun umrunda mi degil elbet.Belki de adam tam dedigi gibi yapiyordur; ama insanlari, kendi amaclari icin fotograf karelerine hapsetmek.Ben de yapacagim eger fotograf cekmeyi aliskanlik haline getirirsem.Oyle duygu yuklu fotograflari cekmek cok zordur, o ani yakalamak bu yuzden ân'a mudahale etmek ve kendi istediginiz duruma getirmek zorundasiniz.Bu da dogalliktan cok uzak bir durumdur.Kare icine alinan kare icine aldiginizin dogal davranilslari degil; sizin ondan ypmasini istediginiz davranislardir.O yuzden bir resim ya da bir heykel kadar tesirli olmamasi gerekir fotograflarin. Fotograflar arsivleme, kanit olarak kullanilabilriler; askeri alanda, siyasi alanda vs bir suru alanda kullanilabilirler; ama ona gercekten sanat demek... Hyatini bu ise adayan adamlar belki bazen bu sanat icra etme noktasina erisiyorlardir; ama bunu her zaman yapabildiklerini zannetmiyorum. ... Olu insanlar, olmekte olan insanlar, can cekisen insanlar, aci ceken insanlar vs hepsi karelerin icine hapsediliyor; sonra da biz hangisi daha etkileyici diye bakiyoruz, bir de uzluyoruz..Ne guzel, ne mutlu bize ki uzulebilmemizi kareler icine almamisiz. Afganistan fotograflari vardir, Irak... Sadece baktik, amerikiya bolca kufurler savurdurk...Eeee bir sanat, kendini sanat olmaya layik goren, insanlari urunleriyle bir dogrultuya yonlendiremiyorsa ya da harekete gecirecek o ilk kivilcimi veremiyorsa, gercekten sanattan soz edilebilir mi? Nerde hayat, nerde fotograf? Insan bazen kendini anlatmaktan aciz oluyor ya da konusmak ona her zaman soyledigi o kalip cuımleleri soylemek gibi geliyor ve susuyor; ama bir seylere yonelmesi lazim; icindekileri bir sekilde bosaltmasi lazim ve Allah in verdigi nimetler yardimiyla bunu her yolla yapabilme imkanina kavusuyor.Iste fotograf yani benim tabrimle kareleme de bu yolardan biri.Kendini anlatmak aciz olan insan ya da anlatmaktan sIkIlmis olan kisi diger insanlar ve cevre uzerinden kendini anlatma yolunu seciyor.Bazen bunu olu bir cocuk fotografiyla yapiyor, bazen yesilliler icinde bir nehrin akisinda, bazen sisli bir sehrin bacalarinda, bazense cocugunun, bebeginin olusune sarilmis bir anada...Nasil ki romancilar kendilerini yarattilari kahramanlar uzerinden anlatiyorsa bu adamlar da kareledikleri insanlar uzerinden yapiyorlar bunu.Aci yuklu kareler onlarin acilari, gunesli gunler onlarin acik ve aydinlik kisimlarini temsil ediyorlar.Insanlar bu kareleri gormek istiyorlar ne de olsa onlar da ayni duıygulardan insa edilmisler ve bazen cektikleri karelerden dolayi fotograf sanatkarina hayran kaliyorlar vs... Bunlari yazan benim; ama ben de seviyorum fotograf celkmeyi.Insani kullaniyoruz, o kadar cok insan var ki kullan kullan bitmiyor. Kotu dunya, igrenc dunya, cikarci pislik dunya; bizi birbirimize yedirtiyorsun ve oturmussun koltuguna hepimizin fotografini cekiyorsun...
Senem:ben de sevmedim o adami. cocuklarin ne icin olursa olsun kullanilmasina karsiyim. sanat sanat icindir yaklasimina ise bir turlu isinamadim. ama fotograflari cok guzel, bana hitab etti. anladigim kadariyla onun amaci da o. sanatcilarla butunlesmek boyle garip bir sey. Bill Henson'in karanliklarin arasindan, isik ve golge yuklu, gelecek yuklu, yasam yuklu, ergenlik oncesinin masumiyeti ile ergenlik sonrasinin bunalimlarini dengeleyen fotograflarini sevdim.
benim asil sevdigim fotografci baska. adi Ken Duncan. Tanri'ya yakin bir adam. O'nun yarattiklarini karelere sigdiriyor... iste ne kadar sigarsa o kadar sigdiriyor. sitesine bakmak istersen Hristiyan oldugunu dusunme. bizleri Yaratan ayni diye dusunup de bak: www.kenduncan.com
Büyüklere; Bak bu resimde gördüğün gibi böyle bir yerdeyiz... Bak ikimizde sırıtıyoruz,, yani mutluyuz,, Bak işte şurası şura, burası bura,, yani gezip dolaşıyoruz her gün,, diye gösterip onları mutlu etme aracı...
lise veya üniversitede okuduğunuz okulun adını yazın,kendi adınızı yazın ve okula başladığınız tarih, size dilediğiniz arkadaşınız veya kendinizin fotosunu gösteriyor...internet sınır tanımıyor artık...
Geceleri flaşla çekilen fotoğroflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz? Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabakada retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır. Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanz, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur. Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür. Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır. Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinesinin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.
Fotoğraf; göz, ruh ve beyin in aynı düzleme konulması(Bresson'un benzer bir sözü vardı.) , bakış açısı, görebilmek, süreçsizlik, gözle görünemeyeni görebilme, kendini ifade şekli, sinemanın babası, hayatımda bana en zevk veren hobim.
...fotoğrafda üç değişik uygulamanın (üç değişik duygunun, niyetin) nesnesi gözlemlenir...yapmak, maruz kalmak ve bakmak..."İşletici" fotoğrafçıdır., "İzleyici" ise biz..."Fotoğrafı çekilen kişi veya şey" ise "hedef, gönderge, bir çeşit küçük hayaldir"...
kardeş
hani az önce konuşmuştuk ya fotodaki kız
o mu diee
ben baktım bence değil çünkü
fotodaki kıs farklı bir millettenmiş gibi görünüo
ama oladabilir...
hem de foto çok profosyenel bir çekime benziyor...
bulunduğun anı ölümsüzleştiren araç
mecburiyetler sebebiyle başlanmıyorsa zevkli bir uğraş olabilir elbette..ancak fotograf dediğimde ilk aklıma gelen mecburi bir seçmeli ders idi.. mecburi ve seçmeli :)) evet evet..o tür bir ders işte..işin daha kötüsü var,şöyle ki; ders bizim fakültenin en uzağındaki bir başka fakültede..ve iki ders arasında :)) tamam itiraz hakkımız da yok gittik tabi.ama fotograf dersi deyince sadece çıplak insanları ve bunlar üzerindeki gölgelendirmeler konusunda uzmanlaşmış koca doçent öğretim görevlisini karşımızda bulunca sükutumuzu koruyamadık elbette..
bin sözcüğün anlatamadını anlatan suje'dir
karede sıkışmış anlar ve durmadan tekrar tekrar ölmek.
aklıma ölüm fotoğrafları geldi. bir akbaba ve bir intihar mesela. geriye donmuş anlar kalıyor sadece. fotoğraflar çok acımasız. yakacağım bir gün tüm fotoğraflarımı, tüm anılarımı.
fotoğraflar an be an ölmekten başka bir şey olamıyor çünkü sonunda.
süper fikir
gelince alırız makinelerimizi düşeriz yollara yaparız süper çalışmalar
sonra sergi falan
salı günü eğitim başlar bizim
süper olur ya
ewet kesinlikle sen de
etkileşim sayesinde ben de m iacaba diye düşünmeye başladım. ee kenarından köşesinden sosyalleşmek lzm. ne de olsa tiyatro tam bir fiyasko oldu.
donmuş bir şeyler (ne oldukları tanımlanamıyor)
Bazen birşeyler hafızanın insafına bırakılmalı...
çektirmeyi sevmem..
(24.12.2004 11:49) Mai Salon
Karelere Hapsedilmek
Fotograf sanati ve onun getirileri.Savas muhabari olarak gezip tozan; savas yerlerini savasin aci yuzunu belgelemek icin calisan gazeteciler var.Bir yerde, bir duvarda gormustum: Afrika collerinde, bir gazateci kucuk afrikali bir cocugun fotografini cekmis; cocuk yerde, etrafinda akbabalar...BU oyle fotograf cekmek ve onun etki derecesini yukseltmek icin uydurulmus bir dekor degil.Cocuk kendinden gecmis bir halde yerde; onun etrafinda her ani parcalamak isteyen ve uygun anin gelmesini bekleyen akbabalar ve tum bunlari gorup de onlara seyirci kalan ve bu seyir zevkinin, cektigi fotografla taclandirip bu fotografiyla odul alan; ama vicdanin sesine kulak verip sonunda intihari secen bir adam.Nicin yardimetmedim, acaba o kareyi yakalamak bir insan hayatinda daha mi degerliydi?
Ama afrikali insanlar insan bile degildir degil mi; iste size bati zihniyeti!
Amerika ya girisimizde, su guvenlik kontrolleri var ya, 3 arkadas ilerlerken bizim iki arkadas yanimizdaki gorevlinin telsizine sunlari dedigini duydu:'^3.dunya ulkelerinden 3 yetiskin erkek' :))) Aman da aman...Sonra pabucumuza kadar aradilar.Vay be ne medeniyet! Insanlari 1., 2. ve 3, dunya diye siniflandiriyorlar; halbuki bu tur siniflandirmalara sebep olanlar da onlar.
Fotograf, ben de seviyorum fotograf cekmeyi; ama sanat icin sanat babinda ele alip her seyi ona uydurmuyorum.Senem in yazdigi adam, hayatimda ilk defa duydum ismini; ama ona karsi bir nefret doldu icime, sevmedim ben bu adami.Tabii onun umrunda mi degil elbet.Belki de adam tam dedigi gibi yapiyordur; ama insanlari, kendi amaclari icin fotograf karelerine hapsetmek.Ben de yapacagim eger fotograf cekmeyi aliskanlik haline getirirsem.Oyle duygu yuklu fotograflari cekmek cok zordur, o ani yakalamak bu yuzden ân'a mudahale etmek ve kendi istediginiz duruma getirmek zorundasiniz.Bu da dogalliktan cok uzak bir durumdur.Kare icine alinan kare icine aldiginizin dogal davranilslari degil; sizin ondan ypmasini istediginiz davranislardir.O yuzden bir resim ya da bir heykel kadar tesirli olmamasi gerekir fotograflarin.
Fotograflar arsivleme, kanit olarak kullanilabilriler; askeri alanda, siyasi alanda vs bir suru alanda kullanilabilirler; ama ona gercekten sanat demek...
Hyatini bu ise adayan adamlar belki bazen bu sanat icra etme noktasina erisiyorlardir; ama bunu her zaman yapabildiklerini zannetmiyorum.
...
Olu insanlar, olmekte olan insanlar, can cekisen insanlar, aci ceken insanlar vs hepsi karelerin icine hapsediliyor; sonra da biz hangisi daha etkileyici diye bakiyoruz, bir de uzluyoruz..Ne guzel, ne mutlu bize ki uzulebilmemizi kareler icine almamisiz.
Afganistan fotograflari vardir, Irak...
Sadece baktik, amerikiya bolca kufurler savurdurk...Eeee bir sanat, kendini sanat olmaya layik goren, insanlari urunleriyle bir dogrultuya yonlendiremiyorsa ya da harekete gecirecek o ilk kivilcimi veremiyorsa, gercekten sanattan soz edilebilir mi?
Nerde hayat, nerde fotograf?
Insan bazen kendini anlatmaktan aciz oluyor ya da konusmak ona her zaman soyledigi o kalip cuımleleri soylemek gibi geliyor ve susuyor; ama bir seylere yonelmesi lazim; icindekileri bir sekilde bosaltmasi lazim ve Allah in verdigi nimetler yardimiyla bunu her yolla yapabilme imkanina kavusuyor.Iste fotograf yani benim tabrimle kareleme de bu yolardan biri.Kendini anlatmak aciz olan insan ya da anlatmaktan sIkIlmis olan kisi diger insanlar ve cevre uzerinden kendini anlatma yolunu seciyor.Bazen bunu olu bir cocuk fotografiyla yapiyor, bazen yesilliler icinde bir nehrin akisinda, bazen sisli bir sehrin bacalarinda, bazense cocugunun, bebeginin olusune sarilmis bir anada...Nasil ki romancilar kendilerini yarattilari kahramanlar uzerinden anlatiyorsa bu adamlar da kareledikleri insanlar uzerinden yapiyorlar bunu.Aci yuklu kareler onlarin acilari, gunesli gunler onlarin acik ve aydinlik kisimlarini temsil ediyorlar.Insanlar bu kareleri gormek istiyorlar ne de olsa onlar da ayni duıygulardan insa edilmisler ve bazen cektikleri karelerden dolayi fotograf sanatkarina hayran kaliyorlar vs...
Bunlari yazan benim; ama ben de seviyorum fotograf celkmeyi.Insani kullaniyoruz, o kadar cok insan var ki kullan kullan bitmiyor.
Kotu dunya, igrenc dunya, cikarci pislik dunya; bizi birbirimize yedirtiyorsun ve oturmussun koltuguna hepimizin fotografini cekiyorsun...
Senem:ben de sevmedim o adami. cocuklarin ne icin olursa olsun kullanilmasina karsiyim. sanat sanat icindir yaklasimina ise bir turlu isinamadim. ama fotograflari cok guzel, bana hitab etti. anladigim kadariyla onun amaci da o.
sanatcilarla butunlesmek boyle garip bir sey. Bill Henson'in karanliklarin arasindan, isik ve golge yuklu, gelecek yuklu, yasam yuklu, ergenlik oncesinin masumiyeti ile ergenlik sonrasinin bunalimlarini dengeleyen fotograflarini sevdim.
benim asil sevdigim fotografci baska. adi Ken Duncan. Tanri'ya yakin bir adam. O'nun yarattiklarini karelere sigdiriyor... iste ne kadar sigarsa o kadar sigdiriyor.
sitesine bakmak istersen Hristiyan oldugunu dusunme. bizleri Yaratan ayni diye dusunup de bak: www.kenduncan.com
Bakınız: Fotoğraf
Büyüklere;
Bak bu resimde gördüğün gibi böyle bir yerdeyiz...
Bak ikimizde sırıtıyoruz,, yani mutluyuz,,
Bak işte şurası şura, burası bura,, yani gezip dolaşıyoruz her gün,,
diye gösterip onları mutlu etme aracı...
an'ın;
foton hareketlerinin;
hayatın;
aşkın;
hüznün;
her anı...
www.worldschoolphotographs.com
lise veya üniversitede okuduğunuz okulun adını yazın,kendi adınızı yazın ve okula başladığınız tarih, size dilediğiniz arkadaşınız veya kendinizin fotosunu gösteriyor...internet sınır tanımıyor artık...
'''ben hayatı fotoğraflarım''' chinaski....
Eski fotoğraflarıma bakınca nedense kötü günüm dahi olsa o günlere dönme isteğim uyanır nedense içimde o günlere karşı bir hayrıkış olur
Siyah beyaz olmalı....
Fotoğraflarda gözler niçin kırmızı çıkıyor?
Geceleri flaşla çekilen fotoğroflarda genellikle gözler kırmızı çıkar. Peki fotoğraftaki güzelliği bozan bu olay nasıl olur? Niçin her zaman olmaz? Niçin gündüzleri flaşla çekilen fotoğraflarda olmaz?
Gözümüz iç içe geçmiş üç tabakadan oluşur. En dışarıdaki gözümüzü koruyan ve göz akı da denilen sert tabakadır. İkincisi, kan damarlarından meydana gelmiş ve ortasında göz bebeğinin bulunduğu damar tabakadır. Bu damarlar sayesinde fazla ışıkta göz bebeğimiz küçülür, karanlıkta ise daha çok ışık alabilmek için büyür ama bu hareketi oldukça yavaş yapar. Üçüncü tabakada retina adı verilen, ışığa duyarlı kılcal damar ağlarından oluşan ağ tabakasıdır.
Köpek, kedi, geyik, karaca gibi hayvanların gözlerinin arkasında, yani retinalarında ayna gibi, yansıtıcı özel bir tabaka vardır. Eğer karanlıkta gözlerine el lambası veya araba farı gibi bir ışık tutarsanz, bu ışık gözlerinin içinden yansır ve gözleri karanlıkta pırıl pırıl parlar. İnsanların gözlerinin retinasında ise böyle bir yansıtıcı tabaka yoktur.
Fotoğraf makinesinin flaşı çok kısa bir zamanda çok kuvvetli bir ışık verir. Gözbebeğimiz ise bu kadar kısa zamanda küçülmeye fırsat bulamaz. Işık doğrudan retinaya ulaşır ve oradan da doğrudan kılcal damarların görüntüsü yansır. İşte flaşla çekilen fotoğraflarda görülen bu kırmızılık retina tabakasındaki kılcal damarların görüntüsüdür.
Günümüzde, birçok fotoğraf makinesinde, gözün bu kırmızı görüntüsünü azaltacak önlemler alınmıştır. Bu makinelerde flaş iki kere çakar. Birinci çakış resim çekilmeden az önce olur ve gözbebeğinin küçülerek gözdeki yansımayı azaltmasına zaman tanır. İkincisi de tam fotoğraf çekilirken olur ki, gözbebeği olması gereken durumu almıştır zaten. Başka bir önlem de odadaki bütün ışıkları açarak gözbebeğinin önceden küçülmesini sağlamaktır.
Geceleri flaşlı fotoğraflarda, gözlerin kırmızı çıkmasının önlenmesinin bir yolu da flaşı objektiften olabildiğince uzak tutmaktır. Günümüzde fotoğraf makineleri o kadar küçülmüştür ki, flaş makinesinin bünyesinde ve objektife birkaç santim mesafededir. Flaşın ışığı göze gelip yansıyarak geri döndüğünde doğrudan objektife gelir. Gündüzleri ise gözümüze dışarıdan, her yönden ışık geldiği için, flaşın ışığı bunların arasında daha az oranda gözümüze girer ve kırmızı göz olayı yaratmaz.
Fotoğraf; göz, ruh ve beyin in aynı düzleme konulması(Bresson'un benzer bir sözü vardı.) , bakış açısı, görebilmek, süreçsizlik, gözle görünemeyeni görebilme, kendini ifade şekli, sinemanın babası, hayatımda bana en zevk veren hobim.
Lütfen fotoğrafa resim demeyelim arkadaşlar, sevelim sevilelim falan filan.
Makinesi vardır, onunlar çekersin...
...ölüm...
...fotoğrafda üç değişik uygulamanın (üç değişik duygunun, niyetin) nesnesi gözlemlenir...yapmak, maruz kalmak ve bakmak..."İşletici" fotoğrafçıdır., "İzleyici" ise biz..."Fotoğrafı çekilen kişi veya şey" ise "hedef, gönderge, bir çeşit küçük hayaldir"...
...fotoğrafın sonsuza dek kopyaladığı şey aslında yalnız bir kez olmuştur...Camera Lucida...Roland Barthes...
...var oluş açısından asla yinelenemeyecek olanı, mekanik olarak yineler...
Elbet bir gün, yırtılıp yıpratılıp atılacak olan...........................