Duâ makamında ninniler söyle bana, Ellerin her zaman ki gibi saçlarımın arasında gidip gelsin, Çilenin gergefinde dokunmuş eğrilmiş Fakat eğilmemiş aksin yüzüme vursun. Filistin’in kadınları hep böyle onurlu olur değil mi anne? Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Özüm çileden kıvranmakta Ve bil ki anne isa’ya rahim toprak, Beni zulme şahit tutmakta, Ben filistin’in çiçeğiyim anne Irmaklar beni sulasın diye, Suyu nasıl da nazenin akmakta. Ben filistin’in çiçeğiyim anne Kavurmasın diye harı bedenimi Rüzgar her dem Beni şefkatle okşamakta. Bilirsin değil mi anne Güzelin hasmı çok olmakta Ve musa’ya karşı çıkan firavun, Bize de tuzaklar kurmakta. Ben filistin’in çiçeğiyim anne Tüm rayihalarım sevdalı yüreklerin bahar muştusu. Fakat hafsalam zekeriyya’ya nisbet Sükut orucu tutmakta Ve kudüs’ün yeniden doğuşunu gözlemekte, yüreğim. Kapatıyorum avuçlarımı gayrisine Ve açıyorum yüreğimi yalnız ona, Gidenler geri gelecek biliyorum anne Ve gelenin gelişinin haberi zulmü ezecek. Biliyorum anne... Duâ makamında ninniler söyle bana anne Bu sefer kardeşleri kuyuya atmasınlar yusuf’u, Ve bırakıp gitmesinler kenan’a, Yusuf güzel anne Senin gibi, Ve kurtlar sarmasınlar bedenini eyüb’ün, Ve yalanlar, iftiralar uzak dursun hareminden, Eyüb’ün evdeşi sadık anne Senin gibi Ve inen tokat zalimin yüzüne musa’nın elinden Kahretsin sonsuza dek siyon’u ve haçı. Bedir’e ve kehf’e inen yağmur Nasıl da hasrettir yüreğimin yangını size Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Yunus beklesin kırk günü ve Yediler dönsün, Gelsinler İspata vücut lazım Müjdelenen geldi Özlem bitsin, Bitsin anne, Anne ellerin saçlarımın arasında gidip gelsin Yusuf’un kokusunu taşıyan rüzgar halimizi dosta bildirsin. Anne dizlerin ne kadar da yumuşak Yoksa benim gözlerim mi hasret uykuya, Duâ makamında ninniler söyle bana anne İçinde uhdud’un şehitleri ve şahitleri olsun, Hercaî gönlüm uhdud’da derman bulsun. Kerbela’da hüseyin’e kıyan bunlardı, Bunlardı değil mi anne. Lanet olsun! ... Lanetler olsun! ... Can hüseyin duruşun duruşum olsun. Ve kardeşlerim kardeşlerin, Hasan gibi asil, Zeynep gibi dik olsun Firavunlar... Zeyneplerden zeynep’ten korktuğu gibi korksun... Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Rahmete kucak açan ankebut sevr’de Açsın kollarını ve yorgun bedenimi uyutsun Ve bu kulaklarım öz kulaklarıyla duysun “ hüzünlenme allah bizimledir.” İman üzere İkiye, üç, Üçe dört Ve Dörde beş olana Bu can kurban olsun Ve mana bulsun. Duâ makamında ninniler söyle bana anne Ve haber ver, Tufana ne kadar var. Tufanda nice müjdeler var. Musa’ya yoldaş olanları bir iyi bellet bana, anne. Duâları duâm olsun Ve nefesim olsun her defasında alıp verdiğim “rabbim üzerimize sabır yağdır ve bizleri müslümanlar olarak öldür.” Böyle demişti, değil mi anne? Firavun’a adaleti haykıran, Musa’nın getirdiğine iman eden Sihirsiz sihirbazlar Ve en son gösterisi olmuştu gidişleri Meleklerin refakatinde. Cennet-i Âlâya Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Süleyman saltanatında kurulsun ve Haşaratlar asadan uzak dursun. Ebabiller ağızlarında od süleyman’a Düşman olanlara od savursun, Anne söyle kardeşlerim, Tâlût ehline yasak ırmaktan uzak dursun. Ve davut bir kez daha câlut’laşan zalimleri Hüsrana boğsun Ve Tabut beşaret olsun sevdamıza. Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Kir değmesin hz. meryem’in sadakati sinmiş ülkemin yüzüne, Yürekleri kirli pusulara gebe Ve gittikleri her yerde ihanetin harmanını derenler Giremesinler kutlu vadi tuva’ya, Davut’un dövdüğü demir set olsun yollarına. Ve yol bulamasınlar hutame’den öteye. Hutame nedir? Bir iyi bellet onlara anne. Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Müseyleme’nin sinesindeki, Hazreti vahşi’yi temizleyen taharet mızrağı, Firavunun göğsünü yurt tutsun. Çocuklar nil’in değil annelerinin kucağında uyusun. Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Kardeşliği Rasulun mektebinde talim eden ensar, Bizi unutan dostlarımızın yüreklerine dokunsun Ve dostlarımız sadakatte ebu bekir’e yoldaş olsun. Korkmasınlar, Koç yetişir semadan, Onlar ismail yürekli olsun. Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Kutlu kusvâ ve burâk Arzdan arşa nur süreyyalara halimizi sunsun... Ve lanete müstehak olanların üstüne lanet olsun. Ve duâ ehlinin duâlarında garib halimiz makes bulsun. Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Kardeşlerim tunç bilekli olsun Ve düştüğü yerde manaya beşik olan taşlara Zülfikar’ın nuru sinsin ve karartsın zulmeti, Zülfikar zalimlerin üzerlerinde sallansın dursun, Ali’ye de kıyan bunlardı değil mi anne? Lanet olsun! .. Lanetler olsun! ..
Anne! .. Filistin’in tüm çiçekleri karalar bağlamakta, Söyle fırat ve dicle de yüzüne karalar çalsın, Hüseyin’in oduna yanan canlar zalimleri aleviyle yaksın. Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Babalar ibrahim’i örnek alsın, Mevzu ibrahimîler olursa nâr nura Ve vuslata hasret alevden kollar Gülden döşeklere dönüşür. Söyle, Söyle anne böylece yangınlar suya kavuşur. Babalar ibrahim’in izini sürsün, anne. Duâ makamında ninniler söyle bana anne, İçinde çarmıhta isa da olsun ve Mazlumun kanı zulümle kirlenen kudüs’ü yusun, Son yemeğinde nebinin kardeşlerim de olsun anne, Kardeşlerim sadık kardeşleri olsun masumun Ve yapılan İhanetin hesabını sorsun İsa’ya da kıyanlar bunlardı değil mi anne? Lanet olsun. Lanetler olsun... Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Cafer, halid, ve revaha ve Ve yine mut’e de düğün kurulsun. Kadisiye semalarında Ömer’in cebel, cebel, cebel* diyen sesi duyulsun. Ve selahaddin yüzün gülsün, Kudüs bizimdir yakında görürsün. Ömer’e de kıyanlar bunlardı değil mi anne? Lanet olsun, Lanetler olsun Duâ makamında ninniler söyle bana anne, Mazluma güven, garibe eman, yüreğe itminan Zalime hüsran efendim olsun içinde anne, Kaynuka, kurayza, hayber, necran’ın intikamını almaya çalışan Sefihler onsuzlukta kudursun. Ve ocaklarına kara kara kilitler vurulsun. Bakalım nur zulmetle sıvanır mıymış? Medine’de iffete el uzatanlar bunlardı değil mi anne? Lanet olsun. Lanetler olsun. Duâ makamında ninniler söyle bana anne Şehâdet meyanında bir kervan kurulsun, Taamı bıldırcın ve kudret helvası Ve meramı cennet olsun. Asiye ve zeynep elimden tutsun Ve anne hakim ol gözyaşlarına Ve amin de duâma Duvağım kefenim olsun. Babam ibrahim’in izini bulsun. Ve yurdum sözlerim sana Ben şimşeğiyim filistin’in Şimşeğiyim filistin’in Rahat olmadan mescid-i aksa, Rahat olamam, Ve ot tıkamak için düşmanının canına Bayramlarında çakarım. Ben filistin’in nazlı çiçeğimim nazik ve nazenin Fakat cihad üzere ninnilerle büyürüm. Anamın gözleri yaşla kardaş olduğu günden beri Bebelerimiz ellerini açmadılar ve Avuçları yumuk geldiler dünyaya Bebelerimiz kundaklanırken kefene dolandı. Yetmez miydi halimiz meramımızı anlatmaya, Dostlarımız taştan mıydı yüreğiniz. Biz taşları ne yapacağımızı biliriz. Zafere hasrettir yüreğimiz fakat, Medine’ye dönen cafer’leri daha çok severiz. Dua makamında ninniler söyle bana anne, Kurtlar bölemesinler sürüyü ve Ayrık kalmasın kardeşler birbirine yanık Biri çıksın ve Kardeşlerini çağırsın, sıla tatlı değil mi anne? Sıla toprakta değil yürekte gizli değil mi? Haykırsın, yine tutsun ellerimizden Ve desin ki; Ne paha ile almışsak o paha ile veririz Sılayı candan özge biliriz! ... Mescid-i aksa, Kubbetu’s sahra, Mescid-i ömer, Beyt’ul lahm Ve aziz hatıraları nebilerin ........................... Hain olanlar nereden bilsin kıymetin Biz satmayı değil şehadeti severiz. İsmail manası gizli özümüzde, Gecelerde muhabbete ereriz Ve Derilmez gülleri dereriz. Bilmeyen ne bilsin bizi, Bilenlere selam olsun. Duâ makamında ninniler söyle bana anne. Bir gün çocuklarımız şaronları unutsun. Duâ makamında ninniler söyle bana anne. İçinde babam da olsun. Biz şanlı çiçekleriyiz aksa’nın Aksa’nın şanlı çiçekleri Ve uhud’dan gelen kokuyu alırız. Söyle bana anne Duâ makamında ninniler söyle...
“rabbimiz! Bize kendi tarafından bir rahmet ver. Ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır.” Kehf:10
filistin ban acımasızca öldürülen çocuklardan çıkan kokuları.. aglayan anaları, kopan bacakları,kolları, ve bu ülkenin yok oluşuna göz yuman hain ülkeleri... filistinin dünyadan silinmesi içim israile yardım eden dalkavukları. yiyecek ekmeği yokken ona buna peşkeş çeken yalakaları ve en önemlisi savaşların tek nedeninin para olduğunu bunu üreten ülkenin en büyük ülke olacağını ve her acı verenin mutlaka allah-ü teala tarafından gazaba uğrayacaklarını hatırlatıyor. dilerim acı çektirenler cehennem ateşinde yanarlar.
İnsanlğın öldüğü topraklar. Hiç unutamadığım, resim kareleri gözlerimin önüne geliyor. Resimde İsrailli askerler silahlarının namlularını 7 yaşlarındaki bir çocukla babasına çevirmişledi ve baba çocuğunu arkasında saklayarak onu kurtarmaya çalışıyordu. Ama İsrailli katiller merhamet nedir bilmiyorlardı.
Önce 7 yaşındaki çocuğun, arkasından babasının cansız bedeni yere düşmüştü. Ruhları şad olsun.
ben anlamıyorum karşılarında her gün onların canını kanını alan bir canavar var(israil) bunlar bir birlerini yıyorlar... hiçmi onurları yok bu insanların.. herşeye rağmen neden birlik olamıyorlar.... gelde sinir olma
Kanlı Kana Ah, alçaklar! Ah, gözü dönmüş katiller! Ah, dünyanın yeni Nazileri, soykırımcılar! Ve Birleşmiş Milletler denilen Kanlı Örgüt! Yeni katliam tablosu adlı eseriniz hayırlı olsun! Doymak bilemeyen işkembeleriniz daha çok kan dolsun! Ve yalanlar! Hizbullah varmış da ona karşı savaşıyorlarmış da! Ulan kan içiciler! Filistin’de Hizbullah mı vardı da yıllarca orayı yakıp yıktınız? İnsanları canlı canlı mezarlara doldurdunuz? Sokakta oyun oynarken bombaladığınız 5-6 yaşındaki çocuklar Hizbullah militanı mıydı? Filistin’de kaç mülteci kampı basıldı bugüne kadar? Ve kaç masum insan öldürüldü? O mülteci kampları Hizbullah üsleri miydi? Hadi bırakın onu bunu, bugüne kadar Amerikan-İsrail yapımı ortak imha operasyonlarında kaç BM görevlisi öldürüldü? Onlar da mı Hizbullah’tı? Şefleri Annan değil de Nasrallah’mıydı? Kendi personelinin kurşuna dizilmesini bile kınamayan… Kanlı katliamlara hep destek çıkarken, sadece Amerika isteyince yoksul halkların katline yolu açmak için harekete geçen o kanlı örgüt BM, Kana’daki katliamı bile kınayamadı. Öylesine alçak… Öylesine zalim! *** Kana, kana bulandı. Onlarca insan… Onlarca çocuk binlerce tonluk bombaların ateşinde yandı kavruldu. Şimdi orada evler birer mezardır. Ki, bize bunu savaş diye takdim etmeye çalışıyorlar. Tek taraflı imha operasyonunu karşılıklı savaştaki kayıplar olarak yutturmaya kalkışıyorlar. Oysa onlarca çocuk bombaların ateşinde yanıp kavrulurken! Kaçmaya çalışan insanlar, kafaları kan çanağına batmış İsrail denilen Yeni Naziler tarafından yok edilirken! Hangi savaş? Eğer bir savaştan söz edilecekse, Yeni Nazilerin dünyadaki tüm insanlığa karşı savaşıdır bu. Yakarım... Yıkarım… Vururum… Arkamda katiller ordusu…bulunduğum her yeri savaş fıçısına çeviririm. Çünkü arkasında Amerika ve dünyanın diğer zengin devletleri ve katliamlar üzerinde anlaşmış büyük dünya sermayesi var. Dikkat edin, ne bizim sermayeden, ne Arap şeyhlerinden, prenslerinden, kraliyetlerden en küçük bir tık yok. Orada Filistin Lübnan yanarken, Arap şeyhleri Türkiye’de arsa almaya geliyor. Orada insanlar yanıyor, bunlar alem yapıyor. Bu bakımdan bir savaştan söz edilecekse eğer. Bu zenginlerle fakirlerin savaşıdır. Ve sonucunda da… Kim daha iyi birleşirse o kazanacaktır.
intifada nın memleketi Zulme karşı haksızlığa karşı bağımsızlık için özgürce yaşamak için savaşan bir halıkn yeri Davanıza gönülden bağlıyız elbet ALLAH ın izniyle Kudüs müslümanların olacak
...Evet efendim, haklısınız; Lausanne Antlaşması, genç Türkiye için, büyük bir başarı olmuştur; 'Dünya Türk'ün kuvvetini, bir kere daha görmüştür'; bu zaten, o sırada Gâzi ile İsmet Paşa arasında teâti edilen, tebrik ve teşekkür telgraflarında, açıklıkla görülmektedir: Ama...
Mustafa Kemal Paşa, Lausanne 'ın sonuçlarından gerçekten o kadar memnun ve mutlu olsaydı; acaba, sonradan inat ve ısrarla savunduğu bazı önemli davaları uluslararası gündeme getirir miydi? Ne gibi mi? Meselâ Süleymaniye, Musul, Kerkük davası gibi; meselâ, Türk Boğazları 'nın 'tahkimi' gibi; meselâ, Hatay Meselesi gibi, ve ilh.
Bu durum, Gâzi'nin vefatını müteakip, Türk kamuoyunda tartışılmamış, hatta ele bile alınmamıştır; halbuki, onun vefatından bir yıl öncesine kadar, Hatay Meselesi gibi, bir Filistin Meselesi 'nde de taraf olmaya mütemayil olduğu, kanıtlanabilir bir gerçek. Nasıl mı? Daha önce size sözünü ettiğim 27 Temmuz 1937 tarihli, Bombay Chronicle gazetesinde çıkmış olan haber yok mu, işte onu okuyarak! ..)
'Kemal Paşa, Avrupa'ya ihtar ediyor'
(Tesbit/ 22. '..önce isterseniz, Hindistan 'da yayımlanan bu gazetenin, başlıklarını hatırlayalım: 'Filistin'e El Sürülemez! ' / 'Kemal Paşa Avrupa'ya İhtar Ediyor', 'Türkler Mukaddes Topraklarda, Yabancı Hâkimiyetine Tahammül Etmeyeceklerdir! '
Nasıl iyi mi? Gâzi 'nin -ki din iman konusunda ne iftiralara uğramıştır- 'Mukaddes Topraklar' bahsinde gösterdiği bu hassasiyeti; günümüzün 'Müslüman yönetimleri' gösterebiliyorlar mı? Hele bir düşünün.
'...Türkçe 'Hâkimiyet-i Milliye' gazetesi, Kemal Atatürk'ün Millet Meclisi'nde irâd etmiş olduğu nutuktan bahsediyor; aşağıdaki satırlar, bu nutkun Filistin'e taâlluk eden kısmından alınmıştır...'
'...'Arapların, Avrupa siyâsetine nüfuz edemeyip, bu sözde 'istiklâl' kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa Emperyalizmine esir kıldıkları, çok şayân-ı teessüftür. 'Atatürk, Filistin'in, Arabistan'da vuku bulacak harekâtın merkezini teşkil ettiği takdirde, bura Araplarına yapılacak herhangi bir fenalığa, Türklerin de tahammül edemeyeceğini söylemektedir:
'...'Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu, kimse bizim kadar bilemez; biz, vâkıa birkaç sene Araplar'dan uzak kaldık, fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için, İslâmiyet'in 'Mukaddes Yerleri'nin, Museviler'in ve Hıristiyanlar'ın nüfuzu altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa Emperyalizmi'nin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz'...'
'...'biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyete lâkayt olmakla ittiham edildik; fakat bu ittihamlara rağmen, Peygamber'in son arzusu, yâni 'Mukaddes Topraklar'ın, daima İslâmiyet hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanlarımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin Selâhaddin-i Eyyûbi idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücâdele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nüfuzu altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyân edecek kadar, bugün, -Allah'ın inâyetiyle- kuvvetliyiz'...'
'...'Avrupa'nın, bu mukaddes yerlere temellük etmek için, atacağı ilk adımda; bütün İslâm âleminin ayaklanıp, icraata geçeceğinden şüphe yoktur'...'
Gâzi Mustafa Kemal Paşa hakkında, türlü 'tertibât, tezvirât ve tahrifât' ile, onun Batı 'dan başka bir şey düşünmediğini, Batılı olmak ya da görünmek için, bin yıllık Türk Medeniyeti 'ni inkâr ettiğini ileri sürenlerin, bu satırları okudukları takdirde, biraz yüzleri kızarır mı?
Pek sanmıyorum...)
Bu kadar açık, bu kadar net bir tavır...
(...bu evrak, o zamanki Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Bey 'in imzasıyla; 'TC Dahiliye Vekâleti, Matbuat Umum Müdürlüğü' antetli bir evrak ile Başvekâlet Yüksek Makamı 'na sevk edilmişti; kayıt numarası, 5476/7/1/K7 dir; sevk metni ise şöyle:
'Başvekâlet Yüksek Makamına! Bombay Chronicle gazetesinin 27/VII/937 tarihli nüshasında, 'Filistin'e El Sürülemez.. Kemal Paşa Avrupa'ya İhtar Ediyor' başlığı altında bir yazı intişâr etmiştir. Bu yazının bir örneği ilişik olarak sunulmuştur. Bu vesile ile saygılarımı tekrarlarım. / Dahiliye Vekili, Şükrü Kaya! '
Müslüman olsun, lâik olsun, Musevi ya da Hıristiyan olsun; her Türk, Gâzi'nin, Lausanne 'dan yıllar sonra, Hatay Meselesi ortalığı kızıştırmışken; bunları beyan edip, Avrupa Emperyalizmi 'ne karşı, böyle açık, bu kadar net bir tavır takınmasının üzerinde düşünmelidir.
Tabii, onun vefâtını müteâkip, bu tavırdan ne kaldığını; hele yıllar sonra, Ankara 'nın Filistin konusunda, kimlerle 'ittifak' içinde olduğunu da! ..)
Ey çocuk Öyle diksin ki ibrahim kokuyor duruşun İsyanın gözlerinden okunuyor Kudüs aşkın kalbinden. Ey çocuk ölümünü her gece başına koyarken şehadet rüyalarını mı süslüyor oyun yollarınızda başka bir çocuğun ölümüne mi şahit oluyor Ey çocuk ülkeni işgal edenler yüreğindeki Kudüs'e dokunamadılar diye mi bu kadar kudurdular sokağınızın adı Gazze soyadı taş mı şehrinizin ışıkları yeşil, yolları kanmı Ey çocuk seccaden Filistin bayrağınmı gamzende Kadüs gülleri hiç solmazmı sen ey cocuk hep dikmisindir böyle topladığın taşlar yarınına kâr mıdır heybende göklerinde ebabillerin uçmaz kervan geçmezmi ümmet seni görmezmi KIZMAZMISIN SUSKUNLUĞUMUZA bahçandeki zeytin ağacını ezenler bilmezmi diriltir her dem içindeki ömeri Ey çocuk dünyanın başka çocuklarına imrenmez misin o uğruna ölmeyi göze aldığın kutsal aslında hepimizin o küçücük omuzlarındaki bunca yükle ezilmez misin kaç intifada gördü senden önceki çocuklar kaçının mezar taşında adı var o bakışlarındaki kahramanlık İsmail'i gözyaşların Kerbela'yı hatırlatır ama bi,lesin elinde attığın her taşta Filistin zaferi yazılıdır
varlığıın yokluğu goğüslediği koca bi yara. her an kanayan. ders sıkıntı eksik olmayan. kurşunların dans ettiği bombaların yeryüzünü öptüğü kutsal sayısal toprak.
varlığıın yokluğu goğüslediği koca bi yara. her an kanayan. ders sıkıntı eksik olmayan. kurşunların dans ettiği bombaların yeryüzünü öptüğü kutsal sayısal toprak.
Bu yazı, ateşkes süreci başlamadan önce kaleme alınmıştır. Abbas ve Şaron’un, 8 Şubatta Şarm el-Şeyh’te bir araya gelerek ilan ettikleri ateşkes, Abbas’ın İsraillilere yönelik şiddet eylemlerine son verileceği, Şaron’un ise Filistinlilere yönelik askeri operasyonların durdurulacağı sözlerine dayanıyordu. Zirvede ne Abbas ne de Şaron “işgal” sözcüğünü ağızlarına aldılar. Var olan sorunların hiçbirisi gündeme getirilmedi. Bush’un “tarihi zirve” diye göklere çıkardığı bu zirvedeki “tarihi ateşkes”in delinmesi için sadece bir gün yetti. Ateşkesin üzerinden bir gün geçmeden İsrail askerlerinin bir Filistinli genci öldürmeleri, bu ateşkesin ne kadar “uzun” ömürlü olacağının bir kanıtıdır. Dolayısıyla bu ateşkesin yazıda savunulan tezleri doğrular nitelikten öte bir önemi yoktur.
Mahkûm edilmiş bir halkın seçimi!
Ezilen ve işgal altında İsrail süngüsüyle itile kakıla yaşayan Filistin halkı, 9 Ocakta, tepesine İsrail bombaları yağarken sandık başına gitti! Sermaye düzeninin sözcüleri, medya baronlarının uşağı burjuva yazar-çizer takımı Filistin’de seçimlerin “özgürce” yapıldığını ve oldukça “demokratik” bir seçim yaşandığını öve öve bitiremediler. Başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin sözcüleri Filistin’de seçimlerin “özgürce” ve “demokratik” yapıldığından dolayı memnuniyetlerini ifade ettiler. Onlara göre Araplar Filistin şahsında demokrasi sınavı veriyor. Emperyalist paylaşımın tam göbeğinde, İsrail süngüsünün gölgesinde yaşanan “seçim” sonucunda Mahmut Abbas “Filistin Özerk Yönetimi Başkanı” seçildi. FKÖ genel sekreteri ve El-Fetih’in adayı Ebu Mazen lakaplı (Arap siyasi literatüründe ılımlı anlamına geliyor) Mahmut Abbas geçerli oyların yüzde 62,3’ünü alırken, bağımsız aday Mustafa Barguti yüzde 20’de kaldı. Seçimlere katılan 7 adaydan diğer 5’i pek bir varlık gösteremedi. Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesinden Taysir Halid, Filistin Halk Partisinden Bassam el-Salhi, bağımsız adaylar Abdülkerim Şubeyr, Saib Barakeh ve Abdülhalim el Aksar çok düşük oy aldılar.
Bir tarafta esir edilmiş bir halk, öte tarafta bu esir halkın üzerine bombalar yağarken yapılan “seçim”: Bu mu özgürlük ve demokrasi? İşgal altında ve özgürlüğü elinden alınmış, yaşadığı kentte dahi İsrail süngüsünün barikatlarına takılan bir halkın “özgürce” seçime gittiğini söylemek gerçekleri çarpıtmak ve Filistin halkıyla alay etmektir. Bugünkü “Filistin Özerk Yönetimi” Batı Şeria ve Gazze’yi kapsamasına karşın gerçekte geçerli hiçbir siyasi hükmü yoktur. Seçimlerin yapıldığı Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs tamamen birbirinden kopuktur. Gerek bu bölgelerin arasına gerekse kentlerin içine İsrail işgal gücü yerleşmiş bulunuyor. Filistin toprakları parçalara bölünerek, halk birbirinden kopartılarak yalıtılmıştır. Bu üç bölge ve şehirler arasında geçişler oldukça zordur. Batı Şeria’yı adeta bir labirente dönüştüren utanç duvarı Filistin’i açık bir cezaevine çevirmiştir. Aynı mahallenin insanları, akrabalar, sokaklarının –hatta evlerinin– ortasından geçen duvarla iki ayrı parçaya bölünerek iletişimleri kesilmiştir. Yaşanan dramı tahayyül etmek gerçekten de güç!
Üstüne üstlük Filistin halkının çoğunluğu sandık başına gidememiştir. Bu üç bölgede kayıtlı seçmen sayısı 1 milyon 757 bin olmasına rağmen sandık başına yalnızca %66 oranında bir kitle gitti. 8,5 milyon Filistinli topraklarının dışına sürülmüşken, bunlardan yaklaşık 1,5 milyonu İsrail topraklarında yaşamaktadır. 8,5 milyon Filistinli seçme özgürlüğü tanınmadığı için seçime katılamamıştır. Doğu Kudüs’te yaşayan Filistinliler İsrail kontrol noktalarından geçerek seçim bölgelerine ulaşamamış, ulaşanlara ise yapılmadık eziyet kalmamıştır. Doğu Kudüs’te 120 bin seçmen olmasına karşın, sadece 5 bin kişi oy kullanabilmiştir. Bu bile gerçeğin ne olduğunu açıklıyor.
Ortada ne bir Filistin devleti ne de bu devletin siyasi birliği, dolayısıyla da bağımsızlığı vardır. Yapılan seçimlerle, bir halk siyasi bağımsızlığını kazanarak kendi devlet başkanını seçmiş değildir, işgal altındaki bir halk, tüm engellemelere karşın mücadele iradesini ortaya koymuştur. Gerçeklerin çarpıtılarak ters yüz edilmesi ve sanki “seçime” gidenin işgal altında inletilen Filistin halkı değilmiş gibi sunulması, burjuva demokrasisinin ne denli ikiyüzlü olduğunu ortaya koymaktadır. Onlarca yıldır ezilen, katledilen, aşağılanarak dışlanan Filistin halkı bir savaş cehenneminde yaşamaya mahkûm edilmiştir. Zor ve şiddet sermaye düzeninin ayrılmaz bir parçasıdır. Emekçi yığınları sömürmekle kalmayan sermaye sınıfı, şiddeti hiçbir zaman yığınların tepesinden eksik etmez. Katil İsrail devleti ve onun destekleyicisi ABD emperyalizmi Filistin halkına uygulanan şiddeti neredeyse “tanrının bir cezası” olarak sunma gayretindedir. Bunlara göre Filistin halkı “barbardır” ve sesini çıkartmazsa “kırbacı” yemeyecektir!
Ümmetin bedeli sana ödetildi Atalarının mirası mücadele Yapılan İnsanlığın ortak kararı Suçlu seni cezalandıracak Suçuna bakmadan
Güneş bir gün Tozları yırtıp aralayacak Vuracak Süleyman mabedine Mescid-i Aksa ve sen Cennetin çocukları atların üzerinde Yer ve gök buluşacak Kudüs te Ey Filistin Müjdelerin kıblesi Senden gelecek miracın gerisi
Ahh Filistin.Yarın mahşeri alemde sormayacakmı bize biz bomba sağanağındayken siz neden bizi görmezden geldiniz diye.Demiyecekmi bizden canınızı esirgediniz tatlı geldi, malınızı esirgediniz cimrileştiniz, sora demiyecekmi duanızıdamı çok gördünüz diye.Demiyecekmi hani müslümanlar kardeşti diye.Bence bizim onlara duyarsızlığımız, onlara bir israil bombasından daha yakıcı olsa gerek.Rabbim bizi affetsin ve tüm eza altındaki müslüman kardeşlerimizi korusun.Amin.Ahhhh Filistin.
birileri bombalı geçen sınavın ortasında.biz ise rahat yataklarımızda sınavdayız...kim daha güçlü ve kim kazançlı...... onlar baskılarla zorluklarlasınanıyorlar,biz onların sınanmasıyla sınanıyoruz. kaçımızın vücudu paramparça olmuş bebeler aklımıza geldiğinde uykusu bölündü ve onlar için ne yapabilirim sorusuyla beyinlerimiz birazcıkta olsa zorlandı..... müslümanlar kardeşti hani.......bu cümleyle bizden davacı olduklarında kaçımızın verecek cevabı olcak. neden bir türlü bu ağacın dallarını oluşturan bizler gövdede birleşip gücümüzü köklerimizden alıp bir ses bir yankı bir kıpırtı oluşturmaya çalışmıyoruz.. çaba bizden takdir haktan der durur diller nutuklarda..neden kimse başta kendi nefsine ders vermez.... bir avuç millet israil kanlarımız canlarımız üzerinde gülerek dalga geçerek ıslah çalışmalarından bahsederken nasıl oluyorda boğazımıza düğümlenmiyor aldığımız nefes.... sadece buğz ediyoruz onuda doğru dürüst yapsak bari.....
Filistin
Ben filistin’in nazlı çiçeği anne...
Duâ makamında ninniler söyle bana,
Ellerin her zaman ki gibi saçlarımın arasında gidip gelsin,
Çilenin gergefinde dokunmuş eğrilmiş
Fakat eğilmemiş aksin yüzüme vursun.
Filistin’in kadınları hep böyle onurlu olur değil mi anne?
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Özüm çileden kıvranmakta
Ve bil ki anne isa’ya rahim toprak,
Beni zulme şahit tutmakta,
Ben filistin’in çiçeğiyim anne
Irmaklar beni sulasın diye,
Suyu nasıl da nazenin akmakta.
Ben filistin’in çiçeğiyim anne
Kavurmasın diye harı bedenimi
Rüzgar her dem
Beni şefkatle okşamakta.
Bilirsin değil mi anne
Güzelin hasmı çok olmakta
Ve musa’ya karşı çıkan firavun,
Bize de tuzaklar kurmakta.
Ben filistin’in çiçeğiyim anne
Tüm rayihalarım sevdalı yüreklerin bahar muştusu.
Fakat hafsalam zekeriyya’ya nisbet
Sükut orucu tutmakta
Ve kudüs’ün yeniden doğuşunu gözlemekte, yüreğim.
Kapatıyorum avuçlarımı gayrisine
Ve açıyorum yüreğimi yalnız ona,
Gidenler geri gelecek biliyorum anne
Ve gelenin gelişinin haberi zulmü ezecek.
Biliyorum anne...
Duâ makamında ninniler söyle bana anne
Bu sefer kardeşleri kuyuya atmasınlar yusuf’u,
Ve bırakıp gitmesinler kenan’a,
Yusuf güzel anne
Senin gibi,
Ve kurtlar sarmasınlar bedenini eyüb’ün,
Ve yalanlar, iftiralar uzak dursun hareminden,
Eyüb’ün evdeşi sadık anne
Senin gibi
Ve inen tokat zalimin yüzüne musa’nın elinden
Kahretsin sonsuza dek siyon’u ve haçı.
Bedir’e ve kehf’e inen yağmur
Nasıl da hasrettir yüreğimin yangını size
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Yunus beklesin kırk günü ve
Yediler dönsün,
Gelsinler
İspata vücut lazım
Müjdelenen geldi
Özlem bitsin,
Bitsin anne,
Anne ellerin saçlarımın arasında gidip gelsin
Yusuf’un kokusunu taşıyan rüzgar halimizi dosta bildirsin.
Anne dizlerin ne kadar da yumuşak
Yoksa benim gözlerim mi hasret uykuya,
Duâ makamında ninniler söyle bana anne
İçinde uhdud’un şehitleri ve şahitleri olsun,
Hercaî gönlüm uhdud’da derman bulsun.
Kerbela’da hüseyin’e kıyan bunlardı,
Bunlardı değil mi anne.
Lanet olsun! ...
Lanetler olsun! ...
Can hüseyin duruşun duruşum olsun.
Ve kardeşlerim kardeşlerin,
Hasan gibi asil,
Zeynep gibi dik olsun
Firavunlar...
Zeyneplerden zeynep’ten korktuğu gibi korksun...
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Rahmete kucak açan ankebut sevr’de
Açsın kollarını ve yorgun bedenimi uyutsun
Ve bu kulaklarım öz kulaklarıyla duysun
“ hüzünlenme allah bizimledir.”
İman üzere
İkiye, üç,
Üçe dört
Ve
Dörde beş olana
Bu can kurban olsun
Ve mana bulsun.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne
Ve haber ver,
Tufana ne kadar var.
Tufanda nice müjdeler var.
Musa’ya yoldaş olanları bir iyi bellet bana, anne.
Duâları duâm olsun
Ve nefesim olsun her defasında alıp verdiğim
“rabbim üzerimize sabır yağdır ve bizleri müslümanlar olarak öldür.”
Böyle demişti, değil mi anne?
Firavun’a adaleti haykıran,
Musa’nın getirdiğine iman eden
Sihirsiz sihirbazlar
Ve en son gösterisi olmuştu gidişleri
Meleklerin refakatinde.
Cennet-i Âlâya
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Süleyman saltanatında kurulsun ve
Haşaratlar asadan uzak dursun.
Ebabiller ağızlarında od süleyman’a
Düşman olanlara od savursun,
Anne söyle kardeşlerim,
Tâlût ehline yasak ırmaktan uzak dursun.
Ve davut bir kez daha câlut’laşan zalimleri
Hüsrana boğsun
Ve
Tabut beşaret olsun sevdamıza.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Kir değmesin hz. meryem’in sadakati sinmiş ülkemin yüzüne,
Yürekleri kirli pusulara gebe
Ve gittikleri her yerde ihanetin harmanını derenler
Giremesinler kutlu vadi tuva’ya,
Davut’un dövdüğü demir set olsun yollarına.
Ve yol bulamasınlar hutame’den öteye.
Hutame nedir?
Bir iyi bellet onlara anne.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Müseyleme’nin sinesindeki,
Hazreti vahşi’yi temizleyen taharet mızrağı,
Firavunun göğsünü yurt tutsun.
Çocuklar nil’in değil annelerinin kucağında uyusun.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Kardeşliği
Rasulun mektebinde talim eden ensar,
Bizi unutan dostlarımızın yüreklerine dokunsun
Ve dostlarımız sadakatte ebu bekir’e yoldaş olsun.
Korkmasınlar,
Koç yetişir semadan,
Onlar ismail yürekli olsun.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Kutlu kusvâ ve burâk
Arzdan arşa nur süreyyalara halimizi sunsun...
Ve lanete müstehak olanların üstüne lanet olsun.
Ve duâ ehlinin duâlarında garib halimiz makes bulsun.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Kardeşlerim tunç bilekli olsun
Ve düştüğü yerde manaya beşik olan taşlara
Zülfikar’ın nuru sinsin ve karartsın zulmeti,
Zülfikar zalimlerin üzerlerinde sallansın dursun,
Ali’ye de kıyan bunlardı değil mi anne?
Lanet olsun! ..
Lanetler olsun! ..
Anne! ..
Filistin’in tüm çiçekleri karalar bağlamakta,
Söyle fırat ve dicle de yüzüne karalar çalsın,
Hüseyin’in oduna yanan canlar zalimleri aleviyle yaksın.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Babalar ibrahim’i örnek alsın,
Mevzu ibrahimîler olursa nâr nura
Ve vuslata hasret alevden kollar
Gülden döşeklere dönüşür.
Söyle,
Söyle anne böylece yangınlar suya kavuşur.
Babalar ibrahim’in izini sürsün, anne.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
İçinde çarmıhta isa da olsun ve
Mazlumun kanı zulümle kirlenen kudüs’ü yusun,
Son yemeğinde nebinin kardeşlerim de olsun anne,
Kardeşlerim sadık kardeşleri olsun masumun
Ve yapılan
İhanetin hesabını sorsun
İsa’ya da kıyanlar bunlardı değil mi anne?
Lanet olsun.
Lanetler olsun...
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Cafer, halid, ve revaha ve
Ve yine mut’e de düğün kurulsun.
Kadisiye semalarında
Ömer’in cebel, cebel, cebel* diyen sesi duyulsun.
Ve selahaddin yüzün gülsün,
Kudüs bizimdir yakında görürsün.
Ömer’e de kıyanlar bunlardı değil mi anne?
Lanet olsun,
Lanetler olsun
Duâ makamında ninniler söyle bana anne,
Mazluma güven, garibe eman, yüreğe itminan
Zalime hüsran efendim olsun içinde anne,
Kaynuka, kurayza, hayber, necran’ın intikamını almaya çalışan
Sefihler onsuzlukta kudursun.
Ve ocaklarına kara kara kilitler vurulsun.
Bakalım nur zulmetle sıvanır mıymış?
Medine’de iffete el uzatanlar bunlardı değil mi anne?
Lanet olsun.
Lanetler olsun.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne
Şehâdet meyanında bir kervan kurulsun,
Taamı bıldırcın ve kudret helvası
Ve meramı cennet olsun.
Asiye ve zeynep elimden tutsun
Ve anne hakim ol gözyaşlarına
Ve amin de duâma
Duvağım kefenim olsun.
Babam ibrahim’in izini bulsun.
Ve yurdum sözlerim sana
Ben şimşeğiyim filistin’in
Şimşeğiyim filistin’in
Rahat olmadan mescid-i aksa,
Rahat olamam,
Ve ot tıkamak için düşmanının canına
Bayramlarında çakarım.
Ben filistin’in nazlı çiçeğimim nazik ve nazenin
Fakat cihad üzere ninnilerle büyürüm.
Anamın gözleri yaşla kardaş olduğu günden beri
Bebelerimiz ellerini açmadılar ve
Avuçları yumuk geldiler dünyaya
Bebelerimiz kundaklanırken kefene dolandı.
Yetmez miydi halimiz meramımızı anlatmaya,
Dostlarımız taştan mıydı yüreğiniz.
Biz taşları ne yapacağımızı biliriz.
Zafere hasrettir yüreğimiz fakat,
Medine’ye dönen cafer’leri daha çok severiz.
Dua makamında ninniler söyle bana anne,
Kurtlar bölemesinler sürüyü ve
Ayrık kalmasın kardeşler birbirine yanık
Biri çıksın ve
Kardeşlerini çağırsın, sıla tatlı değil mi anne?
Sıla toprakta değil yürekte gizli değil mi?
Haykırsın, yine tutsun ellerimizden
Ve desin ki;
Ne paha ile almışsak o paha ile veririz
Sılayı candan özge biliriz! ...
Mescid-i aksa,
Kubbetu’s sahra,
Mescid-i ömer,
Beyt’ul lahm
Ve aziz hatıraları nebilerin
...........................
Hain olanlar nereden bilsin kıymetin
Biz satmayı değil şehadeti severiz.
İsmail manası gizli özümüzde,
Gecelerde muhabbete ereriz
Ve
Derilmez gülleri dereriz.
Bilmeyen ne bilsin bizi,
Bilenlere selam olsun.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne.
Bir gün çocuklarımız şaronları unutsun.
Duâ makamında ninniler söyle bana anne.
İçinde babam da olsun.
Biz şanlı çiçekleriyiz aksa’nın
Aksa’nın şanlı çiçekleri
Ve uhud’dan gelen kokuyu alırız.
Söyle bana anne
Duâ makamında ninniler söyle...
“rabbimiz!
Bize kendi tarafından bir rahmet ver.
Ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır.”
Kehf:10
bigün mutlaka gideceğim
//bugün olmazsa yarın birgün mutlaka//
hepimiz nükleer başlıklıyız! !
Kaderi kötü bir coğrafya..
filistin ban acımasızca öldürülen çocuklardan çıkan kokuları.. aglayan anaları, kopan bacakları,kolları, ve bu ülkenin yok oluşuna göz yuman hain ülkeleri... filistinin dünyadan silinmesi içim israile yardım eden dalkavukları. yiyecek ekmeği yokken ona buna peşkeş çeken yalakaları ve en önemlisi savaşların tek nedeninin para olduğunu bunu üreten ülkenin en büyük ülke olacağını ve her acı verenin mutlaka allah-ü teala tarafından gazaba uğrayacaklarını hatırlatıyor. dilerim acı çektirenler cehennem ateşinde yanarlar.
İnsanlğın öldüğü topraklar.
Hiç unutamadığım, resim kareleri gözlerimin önüne geliyor. Resimde İsrailli askerler silahlarının namlularını 7 yaşlarındaki bir çocukla babasına çevirmişledi ve baba çocuğunu arkasında saklayarak onu kurtarmaya çalışıyordu. Ama İsrailli katiller merhamet nedir bilmiyorlardı.
Önce 7 yaşındaki çocuğun, arkasından babasının cansız bedeni yere düşmüştü. Ruhları şad olsun.
ey gazzenin ogrencileri..
ogretin bana topraga tutunma sanatini..
Kanayan bir yara, çaresiz ve yalnızlığa terkedilmiş, azgınların, canavarların ellerinde, masum bir halk...
Filistinim...Utancım...Gözyaşım...Direnişim...
http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp? sair=14598&siir=611625&order=oto
ben anlamıyorum karşılarında her gün onların canını kanını alan bir canavar var(israil)
bunlar bir birlerini yıyorlar...
hiçmi onurları yok bu insanların.. herşeye rağmen neden birlik olamıyorlar....
gelde sinir olma
kahpe dölün soyu
ele vermiş seni
nice yıllar boyu
kırmış kalbini
Arap halkların arasında en sevdiğim olanı...
Ama EL-Fetih ile Hamas çok sert çatışmaya girdiler ALLAH korusun iç savaş çıkabilir.
Kanlı Kana
Ah, alçaklar!
Ah, gözü dönmüş katiller!
Ah, dünyanın yeni Nazileri, soykırımcılar!
Ve Birleşmiş Milletler denilen Kanlı Örgüt!
Yeni katliam tablosu adlı eseriniz hayırlı olsun!
Doymak bilemeyen işkembeleriniz daha çok kan dolsun!
Ve yalanlar!
Hizbullah varmış da ona karşı savaşıyorlarmış da!
Ulan kan içiciler!
Filistin’de Hizbullah mı vardı da yıllarca orayı yakıp yıktınız?
İnsanları canlı canlı mezarlara doldurdunuz?
Sokakta oyun oynarken bombaladığınız 5-6 yaşındaki çocuklar Hizbullah militanı mıydı?
Filistin’de kaç mülteci kampı basıldı bugüne kadar?
Ve kaç masum insan öldürüldü?
O mülteci kampları Hizbullah üsleri miydi?
Hadi bırakın onu bunu, bugüne kadar Amerikan-İsrail yapımı ortak imha operasyonlarında kaç BM görevlisi öldürüldü?
Onlar da mı Hizbullah’tı?
Şefleri Annan değil de Nasrallah’mıydı?
Kendi personelinin kurşuna dizilmesini bile kınamayan…
Kanlı katliamlara hep destek çıkarken, sadece Amerika isteyince yoksul halkların katline yolu açmak için harekete geçen o kanlı örgüt BM, Kana’daki katliamı bile kınayamadı.
Öylesine alçak…
Öylesine zalim!
***
Kana, kana bulandı. Onlarca insan… Onlarca çocuk binlerce tonluk bombaların ateşinde yandı kavruldu.
Şimdi orada evler birer mezardır.
Ki, bize bunu savaş diye takdim etmeye çalışıyorlar.
Tek taraflı imha operasyonunu karşılıklı savaştaki kayıplar olarak yutturmaya kalkışıyorlar.
Oysa onlarca çocuk bombaların ateşinde yanıp kavrulurken!
Kaçmaya çalışan insanlar, kafaları kan çanağına batmış İsrail denilen Yeni Naziler tarafından yok edilirken!
Hangi savaş?
Eğer bir savaştan söz edilecekse, Yeni Nazilerin dünyadaki tüm insanlığa karşı savaşıdır bu.
Yakarım... Yıkarım… Vururum…
Arkamda katiller ordusu…bulunduğum her yeri savaş fıçısına çeviririm.
Çünkü arkasında Amerika ve dünyanın diğer zengin devletleri ve katliamlar üzerinde anlaşmış büyük dünya sermayesi var.
Dikkat edin, ne bizim sermayeden, ne Arap şeyhlerinden, prenslerinden, kraliyetlerden en küçük bir tık yok.
Orada Filistin Lübnan yanarken, Arap şeyhleri Türkiye’de arsa almaya geliyor.
Orada insanlar yanıyor, bunlar alem yapıyor.
Bu bakımdan bir savaştan söz edilecekse eğer.
Bu zenginlerle fakirlerin savaşıdır.
Ve sonucunda da…
Kim daha iyi birleşirse o kazanacaktır.
EVRENSEL 18.09.2006
Yücel Sarpdere
çok mu şey istiyor!
NOT: Soru işareti ile 'v' harfi arasında boşluk vardır
linki kopyalarken boşluk kalmamasına dikkat ediniz.
intifada nın memleketi
Zulme karşı
haksızlığa karşı
bağımsızlık için
özgürce yaşamak için savaşan bir halıkn yeri
Davanıza gönülden bağlıyız elbet ALLAH ın izniyle Kudüs müslümanların olacak
...Evet efendim, haklısınız; Lausanne Antlaşması, genç Türkiye için, büyük bir başarı olmuştur; 'Dünya Türk'ün kuvvetini, bir kere daha görmüştür'; bu zaten, o sırada Gâzi ile İsmet Paşa arasında teâti edilen, tebrik ve teşekkür telgraflarında, açıklıkla görülmektedir: Ama...
Mustafa Kemal Paşa, Lausanne 'ın sonuçlarından gerçekten o kadar memnun ve mutlu olsaydı; acaba, sonradan inat ve ısrarla savunduğu bazı önemli davaları uluslararası gündeme getirir miydi? Ne gibi mi? Meselâ Süleymaniye, Musul, Kerkük davası gibi; meselâ, Türk Boğazları 'nın 'tahkimi' gibi; meselâ, Hatay Meselesi gibi, ve ilh.
Bu durum, Gâzi'nin vefatını müteakip, Türk kamuoyunda tartışılmamış, hatta ele bile alınmamıştır; halbuki, onun vefatından bir yıl öncesine kadar, Hatay Meselesi gibi, bir Filistin Meselesi 'nde de taraf olmaya mütemayil olduğu, kanıtlanabilir bir gerçek. Nasıl mı? Daha önce size sözünü ettiğim 27 Temmuz 1937 tarihli, Bombay Chronicle gazetesinde çıkmış olan haber yok mu, işte onu okuyarak! ..)
'Kemal Paşa, Avrupa'ya ihtar ediyor'
(Tesbit/ 22. '..önce isterseniz, Hindistan 'da yayımlanan bu gazetenin, başlıklarını hatırlayalım: 'Filistin'e El Sürülemez! ' / 'Kemal Paşa Avrupa'ya İhtar Ediyor', 'Türkler Mukaddes Topraklarda, Yabancı Hâkimiyetine Tahammül Etmeyeceklerdir! '
Nasıl iyi mi? Gâzi 'nin -ki din iman konusunda ne iftiralara uğramıştır- 'Mukaddes Topraklar' bahsinde gösterdiği bu hassasiyeti; günümüzün 'Müslüman yönetimleri' gösterebiliyorlar mı? Hele bir düşünün.
'...Türkçe 'Hâkimiyet-i Milliye' gazetesi, Kemal Atatürk'ün Millet Meclisi'nde irâd etmiş olduğu nutuktan bahsediyor; aşağıdaki satırlar, bu nutkun Filistin'e taâlluk eden kısmından alınmıştır...'
'...'Arapların, Avrupa siyâsetine nüfuz edemeyip, bu sözde 'istiklâl' kelimesine inandıkları ve bu uğurda Arap memleketlerini Avrupa Emperyalizmine esir kıldıkları, çok şayân-ı teessüftür. 'Atatürk, Filistin'in, Arabistan'da vuku bulacak harekâtın merkezini teşkil ettiği takdirde, bura Araplarına yapılacak herhangi bir fenalığa, Türklerin de tahammül edemeyeceğini söylemektedir:
'...'Arapların arasında mevcut olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu, kimse bizim kadar bilemez; biz, vâkıa birkaç sene Araplar'dan uzak kaldık, fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip ve kudretimizi bildiğimiz için, İslâmiyet'in 'Mukaddes Yerleri'nin, Museviler'in ve Hıristiyanlar'ın nüfuzu altına girmesine mâni olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki buraların Avrupa Emperyalizmi'nin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz'...'
'...'biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyete lâkayt olmakla ittiham edildik; fakat bu ittihamlara rağmen, Peygamber'in son arzusu, yâni 'Mukaddes Topraklar'ın, daima İslâmiyet hâkimiyetinde kalmasını temin için, hemen bugün kanlarımızı dökmeye hazırız. Cedlerimizin Selâhaddin-i Eyyûbi idaresi altında, uğrunda Hıristiyanlarla mücâdele ettikleri toprakların, yabancı hâkimiyeti ve nüfuzu altında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyân edecek kadar, bugün, -Allah'ın inâyetiyle- kuvvetliyiz'...'
'...'Avrupa'nın, bu mukaddes yerlere temellük etmek için, atacağı ilk adımda; bütün İslâm âleminin ayaklanıp, icraata geçeceğinden şüphe yoktur'...'
Gâzi Mustafa Kemal Paşa hakkında, türlü 'tertibât, tezvirât ve tahrifât' ile, onun Batı 'dan başka bir şey düşünmediğini, Batılı olmak ya da görünmek için, bin yıllık Türk Medeniyeti 'ni inkâr ettiğini ileri sürenlerin, bu satırları okudukları takdirde, biraz yüzleri kızarır mı?
Pek sanmıyorum...)
Bu kadar açık, bu kadar net bir tavır...
(...bu evrak, o zamanki Dahiliye Vekili Şükrü Kaya Bey 'in imzasıyla; 'TC Dahiliye Vekâleti, Matbuat Umum Müdürlüğü' antetli bir evrak ile Başvekâlet Yüksek Makamı 'na sevk edilmişti; kayıt numarası, 5476/7/1/K7 dir; sevk metni ise şöyle:
'Başvekâlet Yüksek Makamına! Bombay Chronicle gazetesinin 27/VII/937 tarihli nüshasında, 'Filistin'e El Sürülemez.. Kemal Paşa Avrupa'ya İhtar Ediyor' başlığı altında bir yazı intişâr etmiştir. Bu yazının bir örneği ilişik olarak sunulmuştur. Bu vesile ile saygılarımı tekrarlarım. / Dahiliye Vekili, Şükrü Kaya! '
Müslüman olsun, lâik olsun, Musevi ya da Hıristiyan olsun; her Türk, Gâzi'nin, Lausanne 'dan yıllar sonra, Hatay Meselesi ortalığı kızıştırmışken; bunları beyan edip, Avrupa Emperyalizmi 'ne karşı, böyle açık, bu kadar net bir tavır takınmasının üzerinde düşünmelidir.
Tabii, onun vefâtını müteâkip, bu tavırdan ne kaldığını; hele yıllar sonra, Ankara 'nın Filistin konusunda, kimlerle 'ittifak' içinde olduğunu da! ..)
Atila ilhan
Cumhuriyet
26/08/2005
Ey çocuk
Öyle diksin ki ibrahim kokuyor duruşun
İsyanın gözlerinden okunuyor
Kudüs aşkın kalbinden.
Ey çocuk
ölümünü her gece başına koyarken
şehadet rüyalarını mı süslüyor
oyun yollarınızda
başka bir çocuğun ölümüne mi şahit oluyor
Ey çocuk
ülkeni işgal edenler
yüreğindeki Kudüs'e dokunamadılar diye mi bu kadar kudurdular
sokağınızın adı Gazze
soyadı taş mı
şehrinizin ışıkları yeşil, yolları kanmı
Ey çocuk
seccaden Filistin bayrağınmı
gamzende Kadüs gülleri hiç solmazmı
sen ey cocuk hep dikmisindir böyle
topladığın taşlar yarınına kâr mıdır heybende
göklerinde ebabillerin uçmaz
kervan geçmezmi
ümmet seni görmezmi
KIZMAZMISIN SUSKUNLUĞUMUZA
bahçandeki zeytin ağacını ezenler
bilmezmi diriltir her dem
içindeki ömeri
Ey çocuk dünyanın başka çocuklarına imrenmez misin
o uğruna ölmeyi göze aldığın kutsal
aslında hepimizin
o küçücük omuzlarındaki bunca yükle ezilmez misin
kaç intifada gördü senden önceki çocuklar
kaçının mezar taşında adı var
o bakışlarındaki kahramanlık İsmail'i
gözyaşların Kerbela'yı hatırlatır
ama bi,lesin elinde attığın her taşta
Filistin zaferi yazılıdır
(Mümine bucak)
Lanetlenmiş kavimle barış için atılan imzalar,
kırılan kolları,
öldürülen çocukları,
anaların feryatlarını
unutturacak mı? ¿
Bu imzaları atan eller hiç taş atmamıştı ki!
tankları taşlayan çocukların memleketi:((((
varlığıın yokluğu goğüslediği koca bi yara.
her an kanayan.
ders sıkıntı eksik olmayan.
kurşunların dans ettiği bombaların yeryüzünü öptüğü kutsal sayısal toprak.
varlığıın yokluğu goğüslediği koca bi yara.
her an kanayan.
ders sıkıntı eksik olmayan.
kurşunların dans ettiği bombaların yeryüzünü öptüğü kutsal sayısal toprak.
Onlara kardeş diyoruz.Ama kardeşlerimiz karnında israil piçlerini taşıyor ve biz hala ne cüretki müslümanız diyoruz.:(
Âtiyi karanlık görerek azmi bırakmak...
Alçak bir ölüm varsa, emînim, budur ancak.
Sapantaşı
Füze..
Sıcakyatak
Uykusuz gece
Keyif
Çile
gözyaşı
hesap
İNTİFADA
haritada bulunmayan ülke...
bakınız:yok!
Bu yazı, ateşkes süreci başlamadan önce kaleme alınmıştır. Abbas ve Şaron’un, 8 Şubatta Şarm el-Şeyh’te bir araya gelerek ilan ettikleri ateşkes, Abbas’ın İsraillilere yönelik şiddet eylemlerine son verileceği, Şaron’un ise Filistinlilere yönelik askeri operasyonların durdurulacağı sözlerine dayanıyordu. Zirvede ne Abbas ne de Şaron “işgal” sözcüğünü ağızlarına aldılar. Var olan sorunların hiçbirisi gündeme getirilmedi. Bush’un “tarihi zirve” diye göklere çıkardığı bu zirvedeki “tarihi ateşkes”in delinmesi için sadece bir gün yetti. Ateşkesin üzerinden bir gün geçmeden İsrail askerlerinin bir Filistinli genci öldürmeleri, bu ateşkesin ne kadar “uzun” ömürlü olacağının bir kanıtıdır. Dolayısıyla bu ateşkesin yazıda savunulan tezleri doğrular nitelikten öte bir önemi yoktur.
Mahkûm edilmiş bir halkın seçimi!
Ezilen ve işgal altında İsrail süngüsüyle itile kakıla yaşayan Filistin halkı, 9 Ocakta, tepesine İsrail bombaları yağarken sandık başına gitti! Sermaye düzeninin sözcüleri, medya baronlarının uşağı burjuva yazar-çizer takımı Filistin’de seçimlerin “özgürce” yapıldığını ve oldukça “demokratik” bir seçim yaşandığını öve öve bitiremediler. Başta ABD olmak üzere emperyalist güçlerin sözcüleri Filistin’de seçimlerin “özgürce” ve “demokratik” yapıldığından dolayı memnuniyetlerini ifade ettiler. Onlara göre Araplar Filistin şahsında demokrasi sınavı veriyor. Emperyalist paylaşımın tam göbeğinde, İsrail süngüsünün gölgesinde yaşanan “seçim” sonucunda Mahmut Abbas “Filistin Özerk Yönetimi Başkanı” seçildi. FKÖ genel sekreteri ve El-Fetih’in adayı Ebu Mazen lakaplı (Arap siyasi literatüründe ılımlı anlamına geliyor) Mahmut Abbas geçerli oyların yüzde 62,3’ünü alırken, bağımsız aday Mustafa Barguti yüzde 20’de kaldı. Seçimlere katılan 7 adaydan diğer 5’i pek bir varlık gösteremedi. Filistin Demokratik Kurtuluş Cephesinden Taysir Halid, Filistin Halk Partisinden Bassam el-Salhi, bağımsız adaylar Abdülkerim Şubeyr, Saib Barakeh ve Abdülhalim el Aksar çok düşük oy aldılar.
Bir tarafta esir edilmiş bir halk, öte tarafta bu esir halkın üzerine bombalar yağarken yapılan “seçim”: Bu mu özgürlük ve demokrasi? İşgal altında ve özgürlüğü elinden alınmış, yaşadığı kentte dahi İsrail süngüsünün barikatlarına takılan bir halkın “özgürce” seçime gittiğini söylemek gerçekleri çarpıtmak ve Filistin halkıyla alay etmektir. Bugünkü “Filistin Özerk Yönetimi” Batı Şeria ve Gazze’yi kapsamasına karşın gerçekte geçerli hiçbir siyasi hükmü yoktur. Seçimlerin yapıldığı Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs tamamen birbirinden kopuktur. Gerek bu bölgelerin arasına gerekse kentlerin içine İsrail işgal gücü yerleşmiş bulunuyor. Filistin toprakları parçalara bölünerek, halk birbirinden kopartılarak yalıtılmıştır. Bu üç bölge ve şehirler arasında geçişler oldukça zordur. Batı Şeria’yı adeta bir labirente dönüştüren utanç duvarı Filistin’i açık bir cezaevine çevirmiştir. Aynı mahallenin insanları, akrabalar, sokaklarının –hatta evlerinin– ortasından geçen duvarla iki ayrı parçaya bölünerek iletişimleri kesilmiştir. Yaşanan dramı tahayyül etmek gerçekten de güç!
Üstüne üstlük Filistin halkının çoğunluğu sandık başına gidememiştir. Bu üç bölgede kayıtlı seçmen sayısı 1 milyon 757 bin olmasına rağmen sandık başına yalnızca %66 oranında bir kitle gitti. 8,5 milyon Filistinli topraklarının dışına sürülmüşken, bunlardan yaklaşık 1,5 milyonu İsrail topraklarında yaşamaktadır. 8,5 milyon Filistinli seçme özgürlüğü tanınmadığı için seçime katılamamıştır. Doğu Kudüs’te yaşayan Filistinliler İsrail kontrol noktalarından geçerek seçim bölgelerine ulaşamamış, ulaşanlara ise yapılmadık eziyet kalmamıştır. Doğu Kudüs’te 120 bin seçmen olmasına karşın, sadece 5 bin kişi oy kullanabilmiştir. Bu bile gerçeğin ne olduğunu açıklıyor.
Ortada ne bir Filistin devleti ne de bu devletin siyasi birliği, dolayısıyla da bağımsızlığı vardır. Yapılan seçimlerle, bir halk siyasi bağımsızlığını kazanarak kendi devlet başkanını seçmiş değildir, işgal altındaki bir halk, tüm engellemelere karşın mücadele iradesini ortaya koymuştur. Gerçeklerin çarpıtılarak ters yüz edilmesi ve sanki “seçime” gidenin işgal altında inletilen Filistin halkı değilmiş gibi sunulması, burjuva demokrasisinin ne denli ikiyüzlü olduğunu ortaya koymaktadır. Onlarca yıldır ezilen, katledilen, aşağılanarak dışlanan Filistin halkı bir savaş cehenneminde yaşamaya mahkûm edilmiştir. Zor ve şiddet sermaye düzeninin ayrılmaz bir parçasıdır. Emekçi yığınları sömürmekle kalmayan sermaye sınıfı, şiddeti hiçbir zaman yığınların tepesinden eksik etmez. Katil İsrail devleti ve onun destekleyicisi ABD emperyalizmi Filistin halkına uygulanan şiddeti neredeyse “tanrının bir cezası” olarak sunma gayretindedir. Bunlara göre Filistin halkı “barbardır” ve sesini çıkartmazsa “kırbacı” yemeyecektir!
Miracın Çocukları (Filistine)
Bulutlar yanıyordu
Yağmurun rengi kan
Gökyüzüne topraktan
Buharla saçılan
Fırsat kolluyor
Damarlarda gezen
Zafer
Fırtınalar buluta saklanıyor
Ebabiller emir bekliyor
Toprağı suladıkça çocukarın
Zafer yaklaşıyor
Ümmetin bedeli sana ödetildi
Atalarının mirası mücadele
Yapılan
İnsanlığın ortak kararı
Suçlu seni cezalandıracak
Suçuna bakmadan
Güneş bir gün
Tozları yırtıp aralayacak
Vuracak Süleyman mabedine
Mescid-i Aksa ve sen
Cennetin çocukları atların üzerinde
Yer ve gök buluşacak Kudüs te
Ey Filistin
Müjdelerin kıblesi
Senden gelecek miracın gerisi
Bekir Tekoğlu
Izlendiğinde bir insanlık faciasının yaşandığını gördüğümüz bir ortadoğu ülkesi..!
Ahh Filistin.Yarın mahşeri alemde sormayacakmı bize biz bomba sağanağındayken siz neden bizi görmezden geldiniz diye.Demiyecekmi bizden canınızı esirgediniz tatlı geldi, malınızı esirgediniz cimrileştiniz, sora demiyecekmi duanızıdamı çok gördünüz diye.Demiyecekmi hani müslümanlar kardeşti diye.Bence bizim onlara duyarsızlığımız, onlara bir israil bombasından daha yakıcı olsa gerek.Rabbim bizi affetsin ve tüm eza altındaki müslüman kardeşlerimizi korusun.Amin.Ahhhh Filistin.
birileri bombalı geçen sınavın ortasında.biz ise rahat yataklarımızda sınavdayız...kim daha güçlü ve kim kazançlı......
onlar baskılarla zorluklarlasınanıyorlar,biz onların sınanmasıyla sınanıyoruz.
kaçımızın vücudu paramparça olmuş bebeler aklımıza geldiğinde uykusu bölündü ve onlar için ne yapabilirim sorusuyla beyinlerimiz birazcıkta olsa zorlandı.....
müslümanlar kardeşti hani.......bu cümleyle bizden davacı olduklarında kaçımızın verecek cevabı olcak.
neden bir türlü bu ağacın dallarını oluşturan bizler gövdede birleşip gücümüzü köklerimizden alıp bir ses bir yankı bir kıpırtı oluşturmaya çalışmıyoruz..
çaba bizden takdir haktan der durur diller nutuklarda..neden kimse başta kendi nefsine ders vermez....
bir avuç millet israil kanlarımız canlarımız üzerinde gülerek dalga geçerek ıslah çalışmalarından bahsederken nasıl oluyorda boğazımıza düğümlenmiyor aldığımız nefes....
sadece buğz ediyoruz onuda doğru dürüst yapsak bari.....