Kim ne derse desin tartışmasız Türkiye'nin en etkili sivil toplum kuruluşu ve yıkılmayan son kalesidir Fenerbahçe... Ali İsmail Korkmaz Fenerbahçe Yıkılmaz...
Fener Bahçe demek TÜRKİYE' nin en ii takımıdı ancak bu yıl içinde çok kötü olaylar yaşandı Aykut Kocaman yüzünden takım bok gibi oldu İstifa etse sevinecem
Türkiye'de tek gerçek takım.Her türlü şike mike fasa füselere rağmen, son maça kadar olmayan kadrosuyla Şampiyonluğu kovalayan, ülkemin en gerçek takımı. İ LOVE YOU TOOOO MUCH FENERBAHÇE....
kim ne derse desin kulüp olarak türkiye'nin en büyük kulübüdür.. ee tabi şimdi bu büyüklüğü şampiyonluk kupa büyüklüğü zannedenlerde olacaktır. normal çünkü zekaları kıtlarda var bu ülkede..
22.02.1940’ta Trakya-Vize’de doğduktan sonra… İstanbul mâcerâmız, Eyüp'te, semt içinde ayrı ve küçük bir semt olan Râmi'de başlamıştır. Öğrenciliğin ilk adımlarını da, 1947 yılında gene Râmi'de atmışızdır. Bizim çocukluğumuzda, ilkokula başlandıktan sonra genellikle bir de spor kulübü seçilir ve tutulurdu. Sadık bir mürit gibi yaşam boyu bağlanacağımız Fenerbahçe'yi, biz de işte böyle seçmişizdir! Şimdi burada, yetmişiki yaşın verdiği olgunlukla altmışbeş yıllık bir geçmişi yazmak istiyoruz. Çocukların kulüp seçiminde, değişik ilhamlar, değişik telkinler rol oynamış olabilirler. Çoklukla evin büyüklerinin kulübü seçilmiştir. İki oğlumuzun aynen Fenerbahçeli oldukları gibi! Bizim, bu konuda etkisi altında kalacağımız bir aile büyüğümüz olmamıştır. Gazetelerin pehlîvan tefrîkâlarını okumaya bayılan pehlîvan yapılı babamız, diğer yandan'Hayvanın aptalı rahvan, insanın aptalı pehlîvan olur! ' derdi. Konu futbola gelince sözü şöyleydi: Haydi oynayanlar eğleniyor, peki ya o seyredenlere ne oluyor? Böyle bir babanın oğlu, ayrıca evin iki çocuğundan ilki olduğumuzdan, kulüp seçiminde âileden ilham ve telkin alamazdık. Ama o da bir Fenerbahçeli olan kardeşimiz, herhâlde bizden etkilenmiştir! Biz ilhamı Fenerbahçe'nin kendisinden, telkini de çevredeki taraftarlardan almış olmalıyızdır. Râmi'de, âilece çok sevdiğimiz bir komşumuz ile onların ağabey bildiğimiz bir oğulları vardı. İstanbul'un ve ilkokulun gâlibâ ilk aylarıydı; komşu ağabeyimiz bir gün: Mete, sen hangi kulübü tutuyorsun? diye soruvermişti. O gün ne olduğumuzu bilmemiz için, böyle bir soru lâzımmış meğer! Bir anda, aynı şeyi kendi-kendimize sormuştuk. Evet, biz hangi kulübü tutuyorduk? Bunun cevabının içimizde doğması fazla gecikmemişti; Fenerbahçeli olduğumuzu o anda anlamıştık! Anlamıştık da, çok sevdiğimiz komşumuzun rengini bilmemekten dolayı, cevap veremiyorduk. Öyle ya, komşumuz Sarı-Lâcivert değilse aramız bundan sonra nasıl olacaktı? (Nitekim, onun yaşıtımız olan amca oğlu Beşiktaşlıydı.) Onun atlarına, arabasına bundan sonra hangi yüzle binecektik? Ama gözümüze bakıp cevap bekleyen komşu-ağbimizi daha fazla bekletemezdik. O zaman içimizden geleni söyleyiverdik. İyi ki de söylemişiz! O da Fenerbahçeli değil miymiş! Onun,'Afferin Mete, afferin sana! Sakın değişme, sakın dönme ha! ' diyen sözlerini şimdi bile duyar gibi oluyoruz. İlkokulun iki yılını Râmi'de okumuş, sonra Eyüp merkezine taşınmıştık. Buradaki iki yıldan aklımızda kalan altı kişinin Fenerbahçeli, birinin ise Beşiktaşlı olduklarını hatırlarız. Eyüp'teki sınıf mevcudu otuzdan az fazlaydı. Bu mevcut içinde de, galiba iki Galatasaraylıyla beş-altı kadar Beşiktaşlı vardılar. Kalanı mı? Elbette ki Fenerbahçeliydiler! Yatılı okuduğumuz orta okuldaki durum bundan farklı olmamıştır. Bu okulun Ankara'daki lise kısmında, son sınıfta kırkiki kişiydik. İçimizde, topu görse bomba sanacak olanlar vardı! Ama herkes bir kulüp tutardı. Buradaki sayı şöyleydi; Fenerbahçe otuzdört, Beşiktaş dört, Galatasaray dört. Son sınıftayken veya bir önceki yıl Galatasaray İstanbul şampiyonu olmuştu. (Türkiye çapındaki ligler daha sonra başlamıştır.) İşte o yıl, Beşiktaşlı bir arkadaş kulüp değiştirip Galatasaray'a geçmişti. Kıbrıslı olup Galatasaray'ı tutan mûzip diğer bir arkadaşımız da, bu yüzden ona 'Kulüp' diye lâkap takmıştı. Ondan sonra; geldi Kulüp, gitti Kulüp! O yıllar, Beşiktaş'ın gerileyip Galatasaray'ın palazlandığı dönemin başlangıcı oluyordu. Ülke ligi henüz başlamadığından, İstanbul kulüpleri Ankara'ya özel maçlar için gelirlerdi. Özel maçların seyircileri, sayı olarak yukarıki orantıdan farklı değildiler. En kalabalık ve coşkulu seyirci gene Fenerbahçe'nindi. Aynen bunun gibi, Ülke’ye özel maçlar yapmak için Avrupa takımları gelmişlerdir. Ülke kulüpleri olarak, bu maçları kazanmış veya kaybetmişizdir. Şu var ki, maçların sonuçları aleyhimize de olsa, en ucuz kurtulanı çoklukla Fenerbahçe olmuştur! Beşiktaş'ın, 1950'den sonraki basîretsiz, başarısız ve despot başkanı Sadri Usuoğlu'nun ciddî bir hatası, Galatasaray'ın kötü tâlihini döndürmesi için büyük bir fırsat doğurmuştur. İzmirli pırıl-pırıl bir genç futbolcu, kalben bağlı olduğu Beşiktaş'ın kapısını çalmıştır. Transfer için istediği ise o zamanın beşbin lirasıdır. Sadri Usuoğlu, bu parayı Recep'e bile vermiyorum, diyerek İzmirli genci geri çevirecektir. Metin Oktay'ın bundan sonra gittiği Galatasaray kulübüyse, Kendisini kaptığı gibi sözleşmeye bağlamıştır. Galatasaray, Metin Oktay'ın da büyük futboluyla ve uzun yıllardan sonra yeniden Fenerbahçe'nin rakibi olacaktır. Doğrusu, Recep'in Beşiktaş'a kazandırdığı pek bir şey olmamıştır. Ama elden kaçan Metin, Galatasaray'ı yeniden hayata döndürecektir. Galatasaray'ın, yüzde üç-beş taraftardan gelip Fenerbahçe'ye yaklaşması böyle başlayacaktır. Beşiktaş'ın ikincilikten üçüncü sıraya düşmesi de gene böyle... Şimdi anlattıklarımızı şöyle bir toparlamak gerekirse: Geçmişte Ülke’nin yüzde yetmişi Fenerbahçeli’ydiler. Yüzde üç-beşi Galatasaray'ı tutuyor idiyseler, kalanlar da Beşiktaşlıydılar. Fenerbahçe sevgisi bu derecede yaygındı. Çevremize şöyle bir baktığımızda, orta yaşın üstündeki nüfusta bu zâten görülebilmektedir. (Bugün öğleden sonra, beş kişi bir lokaldeydik ve hepimiz Fenerbahçeliydik. Daha sonra aramıza sâkin bir Beşiktaşlı katılmıştır.) Çocuk yaşlarımızdayken bunun sebebini bilmediğimiz gibi, doğrusu merak da etmemişizdir. Ama daha sonra öğrenmişizdir ki, Fenerbahçe'nin geçmişi pek parlaktır. Ayrıca, otuzlu-kırklı yıllarda Galatasaray'ın ondört veya onbeş yıl süren bir bekleme dönemi daha bulunmaktadır. Ve anlamışızdır ki, taraftar sayısı başarıyla doğrudan bağlantılı ve orantılı oluyor. Fenerbahçe, hangi açıdan bakılsa Ülke’nin en büyük, en geniş ve en zengin câmiâsıdır. Beşiktaşlı bir yazarın, Fenerbahçe için Cumhûriyet benzetmesi de bundandır. Ayrıca, gerek sportif başarıları, gerek ekonomisi, gerekse rakipleri karşısındaki yengi-yenilgi durumu, yâni genel istatistikler (rakamlar) bunu böyle göstermektedirler. (Bu konuda, bir diğer güzîde kulübümüzün Avrupa’dan getirdiği futbol kupası bile bunu değiştiremeyecektir! Çünkü, Fenerbahçe’nin de, Beşiktaş’ın da başka branşlarda benzer kupaları vardır!)
Not: Burası tartışma yeri değildir. Bu açıdan ve birilerinin aksine, şike ve teşvik konusuna hiç girmek istemeyiz. Ancak... Bu konuda sâbıkaları olan bir Büyük Kulüp taraftarının, başkasına çamur atttığını görmekteyizdir!
Fatmagül bile davasından vazgeçmezken, namus davamız, onur davamız dediğiniz davadan vazgeçtiniz, gönüllü olarak 1 yıl daha Avrupaya gitmeme garantisi verdiniz. Siz mi temizsiniz? Güldürmeyin Türkiye'yi kendinize....
Bir hayat tarzı,bir yaşam felsefesi uğruna herşeyin feda edilebileceği her işin kaytarılabileceği her yapılacağın ertelenebileceği; maçlarını eğer paran varsa statda ; az paran varsa kahvede hiç paran yoksa radyoda ama her şartta ama her durumda takip edeceğin her sene yeni formasını sırtına geçireceğin bir alışkanlık bir tutku bir saplantıdır FENERBAHÇE...
seninle ölmeye hazırız fenerim dayak bile yesek senden geçmeyiz fenerim adana istanbul vb. bütün iller sana aşık sinyor alexi ile fenerim benim benim adım bartu benim babam fenerli sinyordan esinlenmiş komuş adımı bartu fener herkesi yener
Republic Of FENERBAHÇE
Fenerbahçe'm şampiyon...Doyasıya eğleniyoruz,eğlenmeyi sizden öğrenecek değiliz...
Kim ne derse desin tartışmasız Türkiye'nin en etkili sivil toplum kuruluşu ve yıkılmayan son kalesidir Fenerbahçe... Ali İsmail Korkmaz Fenerbahçe Yıkılmaz...
Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz'
Fenerbahçe=Tutku...
'Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz'
'Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz'
benim kolumu kesin her zaman sarı lacivert
Fener Bahçe demek TÜRKİYE' nin en ii takımıdı ancak bu yıl içinde çok kötü olaylar yaşandı Aykut Kocaman yüzünden takım bok gibi oldu İstifa etse sevinecem
FENER sevdadan d öte bisedir..
Fenerbahçe bir sevdadır
FENERBAHÇE buyuklugu ne kupa buyuklugudur ne sampiyonluk FENERBAHÇE buyuklugu baska bir buyukluktur. Íste onun adi konamaz...
yense de yenilse de türkiye'nin en büyük kulübü gönüllerin takımı
2 hafta öncde heykelini diktikleri kaptanları Alex'i 2 hafta sonra kovan kulüptür...
FENERBAHÇE BİR FUTBOL TAKIMI DEĞİL, GÖNÜL KULÜBÜDÜR.SEVGİMİZ ŞAMPİYONLUĞA ENDEKSLİ DEĞİLDİR.
Türkiye'de tek gerçek takım.Her türlü şike mike fasa füselere rağmen, son maça kadar olmayan kadrosuyla Şampiyonluğu kovalayan, ülkemin en gerçek takımı. İ LOVE YOU TOOOO MUCH FENERBAHÇE....
Çamur atanlar utansın...
kim ne derse desin kulüp olarak türkiye'nin en büyük kulübüdür.. ee tabi şimdi bu büyüklüğü şampiyonluk kupa büyüklüğü zannedenlerde olacaktır. normal çünkü zekaları kıtlarda var bu ülkede..
hak yiyor deyipte hakkı yenen ikinci bir topluluk türklerden sonra.
hayalperestlerin cumhuriyeti edirne dışına çıkmalarına izin verilmeyen
Fenerbahçe ve Hepsi…
22.02.1940’ta Trakya-Vize’de doğduktan sonra… İstanbul mâcerâmız, Eyüp'te, semt içinde ayrı ve küçük bir semt olan Râmi'de başlamıştır. Öğrenciliğin ilk adımlarını da, 1947 yılında gene Râmi'de atmışızdır. Bizim çocukluğumuzda, ilkokula başlandıktan sonra genellikle bir de spor kulübü seçilir ve tutulurdu. Sadık bir mürit gibi yaşam boyu bağlanacağımız Fenerbahçe'yi, biz de işte böyle seçmişizdir! Şimdi burada, yetmişiki yaşın verdiği olgunlukla altmışbeş yıllık bir geçmişi yazmak istiyoruz.
Çocukların kulüp seçiminde, değişik ilhamlar, değişik telkinler rol oynamış olabilirler. Çoklukla evin büyüklerinin kulübü seçilmiştir. İki oğlumuzun aynen Fenerbahçeli oldukları gibi! Bizim, bu konuda etkisi altında kalacağımız bir aile büyüğümüz olmamıştır. Gazetelerin pehlîvan tefrîkâlarını okumaya bayılan pehlîvan yapılı babamız, diğer yandan'Hayvanın aptalı rahvan, insanın aptalı pehlîvan olur! ' derdi. Konu futbola gelince sözü şöyleydi: Haydi oynayanlar eğleniyor, peki ya o seyredenlere ne oluyor? Böyle bir babanın oğlu, ayrıca evin iki çocuğundan ilki olduğumuzdan, kulüp seçiminde âileden ilham ve telkin alamazdık. Ama o da bir Fenerbahçeli olan kardeşimiz, herhâlde bizden etkilenmiştir! Biz ilhamı Fenerbahçe'nin kendisinden, telkini de çevredeki taraftarlardan almış olmalıyızdır.
Râmi'de, âilece çok sevdiğimiz bir komşumuz ile onların ağabey bildiğimiz bir oğulları vardı. İstanbul'un ve ilkokulun gâlibâ ilk aylarıydı; komşu ağabeyimiz bir gün: Mete, sen hangi kulübü tutuyorsun? diye soruvermişti. O gün ne olduğumuzu bilmemiz için, böyle bir soru lâzımmış meğer! Bir anda, aynı şeyi kendi-kendimize sormuştuk. Evet, biz hangi kulübü tutuyorduk? Bunun cevabının içimizde doğması fazla gecikmemişti; Fenerbahçeli olduğumuzu o anda anlamıştık! Anlamıştık da, çok sevdiğimiz komşumuzun rengini bilmemekten dolayı, cevap veremiyorduk. Öyle ya, komşumuz Sarı-Lâcivert değilse aramız bundan sonra nasıl olacaktı? (Nitekim, onun yaşıtımız olan amca oğlu Beşiktaşlıydı.) Onun atlarına, arabasına bundan sonra hangi yüzle binecektik? Ama gözümüze bakıp cevap bekleyen komşu-ağbimizi daha fazla bekletemezdik. O zaman içimizden geleni söyleyiverdik. İyi ki de söylemişiz! O da Fenerbahçeli değil miymiş! Onun,'Afferin Mete, afferin sana! Sakın değişme, sakın dönme ha! ' diyen sözlerini şimdi bile duyar gibi oluyoruz.
İlkokulun iki yılını Râmi'de okumuş, sonra Eyüp merkezine taşınmıştık. Buradaki iki yıldan aklımızda kalan altı kişinin Fenerbahçeli, birinin ise Beşiktaşlı olduklarını hatırlarız. Eyüp'teki sınıf mevcudu otuzdan az fazlaydı. Bu mevcut içinde de, galiba iki Galatasaraylıyla beş-altı kadar Beşiktaşlı vardılar. Kalanı mı? Elbette ki Fenerbahçeliydiler! Yatılı okuduğumuz orta okuldaki durum bundan farklı olmamıştır. Bu okulun Ankara'daki lise kısmında, son sınıfta kırkiki kişiydik. İçimizde, topu görse bomba sanacak olanlar vardı! Ama herkes bir kulüp tutardı. Buradaki sayı şöyleydi; Fenerbahçe otuzdört, Beşiktaş dört, Galatasaray dört. Son sınıftayken veya bir önceki yıl Galatasaray İstanbul şampiyonu olmuştu. (Türkiye çapındaki ligler daha sonra başlamıştır.) İşte o yıl, Beşiktaşlı bir arkadaş kulüp değiştirip Galatasaray'a geçmişti. Kıbrıslı olup Galatasaray'ı tutan mûzip diğer bir arkadaşımız da, bu yüzden ona 'Kulüp' diye lâkap takmıştı. Ondan sonra; geldi Kulüp, gitti Kulüp! O yıllar, Beşiktaş'ın gerileyip Galatasaray'ın palazlandığı dönemin başlangıcı oluyordu.
Ülke ligi henüz başlamadığından, İstanbul kulüpleri Ankara'ya özel maçlar için gelirlerdi. Özel maçların seyircileri, sayı olarak yukarıki orantıdan farklı değildiler. En kalabalık ve coşkulu seyirci gene Fenerbahçe'nindi. Aynen bunun gibi, Ülke’ye özel maçlar yapmak için Avrupa takımları gelmişlerdir. Ülke kulüpleri olarak, bu maçları kazanmış veya kaybetmişizdir. Şu var ki, maçların sonuçları aleyhimize de olsa, en ucuz kurtulanı çoklukla Fenerbahçe olmuştur!
Beşiktaş'ın, 1950'den sonraki basîretsiz, başarısız ve despot başkanı Sadri Usuoğlu'nun ciddî bir hatası, Galatasaray'ın kötü tâlihini döndürmesi için büyük bir fırsat doğurmuştur. İzmirli pırıl-pırıl bir genç futbolcu, kalben bağlı olduğu Beşiktaş'ın kapısını çalmıştır. Transfer için istediği ise o zamanın beşbin lirasıdır. Sadri Usuoğlu, bu parayı Recep'e bile vermiyorum, diyerek İzmirli genci geri çevirecektir. Metin Oktay'ın bundan sonra gittiği Galatasaray kulübüyse, Kendisini kaptığı gibi sözleşmeye bağlamıştır. Galatasaray, Metin Oktay'ın da büyük futboluyla ve uzun yıllardan sonra yeniden Fenerbahçe'nin rakibi olacaktır. Doğrusu, Recep'in Beşiktaş'a kazandırdığı pek bir şey olmamıştır. Ama elden kaçan Metin, Galatasaray'ı yeniden hayata döndürecektir. Galatasaray'ın, yüzde üç-beş taraftardan gelip Fenerbahçe'ye yaklaşması böyle başlayacaktır. Beşiktaş'ın ikincilikten üçüncü sıraya düşmesi de gene böyle...
Şimdi anlattıklarımızı şöyle bir toparlamak gerekirse: Geçmişte Ülke’nin yüzde yetmişi Fenerbahçeli’ydiler. Yüzde üç-beşi Galatasaray'ı tutuyor idiyseler, kalanlar da Beşiktaşlıydılar. Fenerbahçe sevgisi bu derecede yaygındı. Çevremize şöyle bir baktığımızda, orta yaşın üstündeki nüfusta bu zâten görülebilmektedir. (Bugün öğleden sonra, beş kişi bir lokaldeydik ve hepimiz Fenerbahçeliydik. Daha sonra aramıza sâkin bir Beşiktaşlı katılmıştır.) Çocuk yaşlarımızdayken bunun sebebini bilmediğimiz gibi, doğrusu merak da etmemişizdir. Ama daha sonra öğrenmişizdir ki, Fenerbahçe'nin geçmişi pek parlaktır. Ayrıca, otuzlu-kırklı yıllarda Galatasaray'ın ondört veya onbeş yıl süren bir bekleme dönemi daha bulunmaktadır. Ve anlamışızdır ki, taraftar sayısı başarıyla doğrudan bağlantılı ve orantılı oluyor.
Fenerbahçe, hangi açıdan bakılsa Ülke’nin en büyük, en geniş ve en zengin câmiâsıdır. Beşiktaşlı bir yazarın, Fenerbahçe için Cumhûriyet benzetmesi de bundandır. Ayrıca, gerek sportif başarıları, gerek ekonomisi, gerekse rakipleri karşısındaki yengi-yenilgi durumu, yâni genel istatistikler (rakamlar) bunu böyle göstermektedirler. (Bu konuda, bir diğer güzîde kulübümüzün Avrupa’dan getirdiği futbol kupası bile bunu değiştiremeyecektir! Çünkü, Fenerbahçe’nin de, Beşiktaş’ın da başka branşlarda benzer kupaları vardır!)
Not: Burası tartışma yeri değildir. Bu açıdan ve birilerinin aksine, şike ve teşvik konusuna hiç girmek istemeyiz. Ancak... Bu konuda sâbıkaları olan bir Büyük Kulüp taraftarının, başkasına çamur atttığını görmekteyizdir!
Mete Esin
Şikebahçe....
Fatmagül bile davasından vazgeçmezken, namus davamız, onur davamız dediğiniz davadan vazgeçtiniz, gönüllü olarak 1 yıl daha Avrupaya gitmeme garantisi verdiniz. Siz mi temizsiniz? Güldürmeyin Türkiye'yi kendinize....
DAR AĞACINDA OLSAK BİLE SON SÖZÜMÜZ FENERBAHÇE...
CEHENNEM BUZ TUTANA KADAR FENERBAHÇE'LİYİZ...
dar ağarcında olsak bile son sözümüz FENERBAHÇE...
Şampiyonlar Ligi'ne girmeden, girdiğini kutlayan tek takım; Fenerbahçe! ! .. :))
Bir hayat tarzı,bir yaşam felsefesi uğruna herşeyin feda edilebileceği her işin kaytarılabileceği her yapılacağın ertelenebileceği; maçlarını eğer paran varsa statda ; az paran varsa kahvede hiç paran yoksa radyoda ama her şartta ama her durumda takip edeceğin her sene yeni formasını sırtına geçireceğin bir alışkanlık bir tutku bir saplantıdır FENERBAHÇE...
Şikebahçe.....
Bir futbol değil, SPOR KULÜBÜ... Fenerbahçe Ülker'e bu akşam ki final serisi 5. maçında başarılar diliyorum
seninle ölmeye hazırız fenerim
dayak bile yesek senden geçmeyiz fenerim
adana istanbul vb. bütün iller sana aşık
sinyor alexi ile fenerim benim
benim adım bartu
benim babam fenerli sinyordan esinlenmiş
komuş adımı bartu
fener herkesi yener