Fazil Hüsnü Daglarcayi tarif etmeye benim gücüm yetmez benim acimdan gösterisli bir cinar agaciydi ve devrildi ama degerli,mükemmel eserleri ileyasayayacaktir
Savcıya - Fazıl Hüsnü Dağlarca... Bir Şiir / Bir Yorum
Savcı, nedir düşündün mü, Dağları sorguçlu kılan? Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden. Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız, Seni bile içli kılan.
Savcı, nedir hiç düşündün mü, Bıçakları uçlu kılan? Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış, Şunun bunun alın teri, Alınları taçlı kılan.
Savcı, nedir düşündün mü? Yazıları suçlu kılan? Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı, Ama nedir çağlar üzre, Beni senden güçlü kılan.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Savcıya
Savcı, bir sav (iddia) ileri süren hukuk görevlisidir. Savcı, devlet ve millet adına gördüğü “yasaya aykırılıklara” savaş açan görevli kişidir.
Yasa ve hukuk aynı şey değildir. Yasa “var olan düzenleme”, hukuk ise “olması gereken, vicdanları tatmin eden düzenleme”dir. Olan ile olması gereken arasında her zaman bir fark vardır; her toplumda vardır… Bize düşen olanı, olması gerekene doğru olabildiğince yaklaştırmak ve aynılaştırmaya çalışmaktır. Bu, toplumda adaleti sağlayacak, adaleti mükemmelliğe yaklaştıracaktır.
Ne var ki, yeryüzünde adalet perisinin “Azrail veya kötülük tanrısı” kadar hızlı olduğunu söyleyemeyiz. Bunun vebali de bir parça savcılaradır. Adalet perisine kanat takacak onlardır… Savcılar yavaş davrandığında; özgürlük ve adalet “savcının dizi dibinde, savcının gölgesinde, şehirlerde, adliye saraylarında” olmaz dağlara doğru kaçar nefes almak için…
Türkülere geçmiştir: “Benim meskenim dağlardır, dağlar! ” Dağlar özgürlüğün mekânı ve simgesi olmaya başlar yeniden… Bu her çağda ve her sistemde olabilir. Yoksul insan, mazlum insan senin kapına gelmiş ve adalet istemiştir… Ve sen ey savcı, o insanlara sırtını döndün! Adalet de senin ellerinden uçtu gitti… Sen artık “adalet dağıtan” şefkatli el değilsin…
İnsanlar, haklarını kendisi aramak zorunda kalır ey savcı! İnsanlar tırnak uzatırlar, bıçak taşımaya başlarlar… Çünkü hakları alınmamıştır. Senin yavaşlığından… Kanları yerde kalmış, hesabı sorulmamıştır. Alın teri horlanmış, emeği karşılıksız kalmıştır…
Ey savcı, bir de çağlardan beri yazıyı-şiiri suçlu sayarsın; neden? Aydınlar, akıl ve cesaretle cehalete, haksızlığa karşı savaş açmışlardır. En eski çağlardan beri işte bu yüzden bir milletin şairleri yasalarını yapanlardan ve yönetenlerden daha güçlüdür. Daha kalıcıdırlar.
Şairin son şiirlerinden biri olarak bu şiir vasiyet gibidir. İnsanlar farkında değildir belki; ama “adalet halkın ekmeği”dir.
Pek aşina olmadığım bir dünyada, olmasa da bilgim, onun büyüklüğüne ne gerek, sadece fani olsan kâfi, yeter bu açmaya gözlerini bir fazıl,bir fani,bir şiir, bir de fazlı...
Önce kendisine rahmet diliyorum.Benim dikkatimi çeken şey Türk şairlerinde(Divan edebiyatı şairleri hariç) bir kısır düşünce olduğudur.Şiir şiir yazdırmalı ama ben Türk şairlerinin şiirlerini okuduğumda- birkaç örnek şiir dışında- bana yeni ufuklar açana, beni büsbütün etkileyene pek rastlamadım.Bunu da düşünce özgürlüğünün olmamasına ve toplumsal yapımızdaki çoraklığa bağlıyorum.Yoksa Türk milletinin midesini doldurmaktan, sokağa tükürmekten başka şeyler de yapacağı kanaatindeyim.
Uzanmış koca burun açık denize doğru, Lacivert ve gri gecenin değerinde. Karanlıkla başlar bir dünya sevgisi, Deniz feneri parlar, Talihe aldırmadan kayalar üzerinde.
Bulutlar birleşir alaca düzlüklerde, Çöker uzak limanlardan bir sis. Bir sıkıntı başlar karanlığında kaderin, Bildirir, yanınca yanınca, Ömrün neresindesiniz, aşkın neresindesiniz?
Yüreğin mi daralıyor, yıldız ışığında, Bırak anılar gitsin biraz daha geri. Ruhu götürmeden vakit yürüyebilir, Düşün nasıl durmuş sabırla yüzlerce yıl, Hep bu benekte bu deniz feneri.
Bak deniz savaşlarına, yaşlı korsanlara, Uçan dalgalara, uyuyan rüzgara bakmış, Bir tek göz kadar kara ve mavi, Enginle boş, Kısmetsiz balıkçılara bakmış.
Saçlarında tuz kokan, ölü kokan bir serinlik, Yüzünde bir fırtına tadı. Durursun yorgun, umutsuz, Birden bir daha yanıp söner, sevinçle titrersin, Bir şey, belki de yaşaman uzadı.
Bir kuştu, Allı allı bir kuş. Her tüyüne bir çiçek bağladılar Uçmadı o. Bir kuştu, Mavili mavili bir kuş. Her tüyüne bir boncuk bağladılar Uçmadı o. Bir kuştu, Yeşilli yeşilli bir kuş. Her tüyüne bir çocuk kordelası bağladılar UÇTU O! !
fazıl hüsnü dağlarca kocaman ömrüne sayısız şiir sığdıran kocaman bir şair,şiir ustası ama o da konar göçer insanoğlundan biri sadece ve yalnız dikkat ederseniz insanlar yalnız ölür genelde 94 yaşında bir çınar gibi ayakta gitti o da allah rahmet eylesin onun edebiyata verdiği önem çerçevesinde devam etmeyi umarım
Şiir burçları şairlerin omzunda göklere yükselir. Duygu ve düşüncelerimize tercüman olan şairler dilin bayraktarıdırlar aynı zamanda. Onlar ölünce dil bayrağı düşer mi? Şairin ölümü şiirin ölümü değildir elbette. Şair ölünce eserleri konuşmaya başlar. Şair yarınlara dair sözlerini şiirleriyle ebedileştirir. Şiirler yarınlara yazılan mektuplardır aslında. Okuyucu o mektupları okuyarak dünle bugün arasında sağlam köprüler kurmaya çalışır. O şiir mektupları okunmaz olunca dünle bugün arasında kurulan köprüler atılır. Dilin en güzel numuneleri olan şiirler hayattan çekilince sadece nefes alıp vermekten ibaret kalır hayat.
Şair söyleyecek sözü olan insandır. O, söyleyeceklerini şiirin kalıpları içerisinde az ve öz sözle, sağlam bir dille ifade etmeye çalışır. Kelimeler yoğun anlamlar yüklenir şiirin satır aralarında. Şair manayı yoğuran ve ondan yeni şekiller kuran insandır. Bu şekiller ruh dünyamızda yeni açılımlar kazanırlar. Şiir evreninde yeni dünyalar kurulur her seferinde.
‘Şairler az mı yaşıyor? ’ sorusu hep zihnimizi meşgul eder durur. Şairlerin az yaşadığından yakınıp dururuz hep… Gerçekten de öyledir. Şairler az yaşıyor. Elli yaşını gören şairler o kadar da çok değil. Onlar vereceklerini verip bir an evvel çekilirler iyilerle kötülerin kavgasına sahne olan dünyadan. Durum bu iken çağımızın yaşayan en büyük şairi geçti gözümün önünden. O, bu tezi uzun bir ömür sürerek çürütüyordu sanki. Doksanını aşan, yüze yaklaşan Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan bahsediyorum. Keşke yüz yaşını görseydi de şairlerin ‘dalya’ diyenlerinin arasına alabilseydik onu. Çok yaklaştı ama olmadı işte.
Türk şiir çınarının yapraklarından biri daha hüzünle döküldü toprağa. Ölümü çağrıştıran sonbahar avcısı, dalında sararan yapraklardan bir tanesini daha avladı. Hayatını şiire adayan ve hemen her konuda muhakkak bir veya birkaç şiiri bulunan Dağlarca, adeta bir şiir makinesiydi. Türk şiir kitaplığına birbirinden kıymetli eserler kazandıran bu duygu adamı Cumhuriyet tarihinin de canlı tanıklarından biriydi. Zira Cumhuriyetten daha yaşlıydı kendisi.
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde apayrı bir yeri vardı. Bugüne kadar 138 kitabı yayınlanan şairi büyük küçük tanımayan yoktur sanırım. O, şiirde hiçbir akıma ve edebî gruba dâhil olmamıştı. “Çocuk ve Allah, Daha, Çakır’ın Destanı, Kaçaklar, Çiçek Seli, Batı Acısı, Akdeniz, Üç Şehitler Destanı, Haydi, Aç Yazı, Toprak Ana, Kınalı Kuzu Ağıdı, Mevlâna’da Olmak, Uzay Çağında Olmak, Türk Olmak, Dışardan Gazel, Bağımsızlık Savaşı, Asu, Çukurova, Dört Kanatlı Kuş, İstanbul Fetih Destanı, Çanakkale Destanı, İzmir Yollarında...” adlı kitaplar ondan bize miras kalan dil şaheserleridir.
Uzun ve bereketli bir ömrün ardından aramızdan ayrılan Dağlarca’yı daha çok “Çocuk ve Allah” adlı eseriyle özdeşleştirmiştik. O, bu kitabında çocuklara Türkçenin sade ve gülen yüzüyle seslendi. O, bu kitaptaki şiirleriyle çocuklara kelimelerden yeni dünyalar inşa etti.
Fazıl Hüsnü Dağlarca bir şiir aşığıydı. Adeta şiir için yaşadı. Onun dünyasında şiirin apayrı bir yeri vardı. Duygu ve düşüncelerini şiirin imkânlarıyla geniş kitlelere aktardı. Başka şairler gibi şiirin yanında roman, hikâye, deneme gibi türlerde yazmadı. Sade ve sadece şiir yazdı uzun ömrü boyunca. Şiire sadakati kelimelerle ifade edilecek cinsten değildi.
Dağlarca Türkçeyi en doğal haliyle en güzel kullanan şairlerin başında geliyordu. Onun “Türkçe benim ses bayrağım” deyişi herkes tarafından sevilerek benimsenmişti. O, yaşayan Türkçenin yaşayan en büyük şairlerinden biriydi. Kelimelerle kavgası yoktu, O, kelimelere dosttu, kelimeler de ona. Türkçenin saflığını ve pınar duruluğundaki berraklığını onun bütün dizlerinde görebilirsiniz. Bir konuşmasında kendisini “Yarısı şiir olan bir yaratık olarak” tanımlıyordu. Onun ölümüyle Türkçemiz ta yüreğinden yara aldı.
Hayat-ölüm… Her şey bu iki çizgi arasında saklı… 26 Ağustos 1914’te doğan Fazıl Hüsnü Dağlarca, 15 Ekim 2008’de 94 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. O şimdi Karacaahmet’te belki yeni şiirlerini yazıyordur… Çocuğa, vatana, ölüme, hayata dair şiirler…
Ülkenin şair ruhlu,bulduğu her ortamda şiir okumaya meraklı başbakanı Dağlarca yı anmak adına onun olduğunu sandığı,Çamlıbel in Sanat adlı şiirini okudu.
Berfin Bahar'a şiirlerini yollardı. Sıradan bir insan gibi,derdi İsmet Arslan.Bu kadar da engin yürekliydi. Dergide şiirlerini her okuduğumda doksanları aşan bu insanda bu yürek! İnanılmaz, derdim. Ve onun kendi söyleşilerinde şiir yazmak için zamanın işte tam da içinde olduğunu belirtmesi, hayatabağlılığının göstergesi değil miydi. Onun son yıllarda yazdığı şiirlerin tadında hiç de ölüm havası yoktu.
Oruç çok eski birisi Bütün ramazanlarda kenti doldurur Çoğumuz onu görmez İşitiriz geldiğini gittiğini
Şiirle ilgili olarak Edebiyat ve Eleştiri Dergisindeki söyleşisinde: Şiir yazmak dikkat işidir. Araba sürmekten uçak kullanmaktan daha dikkat ister. Şiirin hızı, ışığın hızından bile çoktur.İçkili adam, durum böyleyken nasıl şiir yazar.
İki Yerde Olmalar
Arada bir Anılarım öyle yakışıyor ki bana Orada olurum Annemdir Kardeşimi kucağında taşıyan Onu öperken olurum
Üç yaş büyüğü ablamdır Çantası erikle dolu Amerikan okulundan dönmekte Kapıyı açerken olurum
Kırk ikindi yağmuru başlar Tatlıdır ıslanırken Gözlerim büyür sanki Ipıslak olurum En güzeli bu En uzak sokaktayımdır Evdeymişim gibi Kendimi beklerken olurum. 21.02.2007 (Berfin Bahar)
Şiire bakın yaşlılığı anımsatan yalnızca anılar. Onun dışında ' çantası erikle dolu' Sıcacık içten insancıl biri. Evet şairler yaşarken bir başka elvada derken bir başkadır.
Duydum ki eylül hüzün taşımış gözlerine Hazan rengi şiirlerinde ağlıyorsun Umutların duvar diplerinde ağlayan çocuk Eylüllerine bahar olurum bitanem Gözyaşlarına mendil, üşümelerine şefkat olurum Acıkırsan çayın çorban olurum
Hani kahvaltıda dizlerini karnına çekerdin En çok o halini özledim Bir de yarım tebessümlerini Şiirlerine aşk olmak isterim Biletin olurum yolculuklarında Hüzünlerine sigara olurum duman duman Gözlerin hala tek sığınağım Gözlerine kurban olurum
Kalemin, şiirin, yalnızlığın, yağmurun olurum Tuz basarım yitik yıllarıma Yeniden yaşama MERHABAN olurum Sen oruç ol ben su Sen çocuk ol ben şeker Sen Dicle ol ak deli deli ben de Hasankeyf Sen yaşam ol ben de nefes Bitmeyen öykün olurum Ölürüm ıslak gözlerine ölürüm ölürüm…
Duydum ki bitirmişsin sendeki beni Şarkıların rengi solmuş Dağ yüreklin ölmüş Dağlarıma kardelen ol Yaşatırım seni dört mevsim şiirlerime can ol şarkılarıma beste Mırıldanırım seni gurbet sokaklarında Sesim soluğum ol, Seni bağıracağım sevgisiz coğrafyalara Seni anlatacağım öğrencilerime çocuklarıma….
Geceleri yalnız kalmaktan korkardın Dualarımı hisset Dört kitap üzerine yemin ediyorum Kol kanat olurum yarınlarına Seni üzen rüzgarları yaradana şikayet ederim Yalnız kalırsan evin barkın olurum sen olurum sen sen SEN…
Biliyorum bana kırgınsın Emanetini bıraktın kaçtın diyorsun Bir bilsen ah bir bilsen…. Hep senden sana kaçtığımı Bir bilsen ah bir bilsen Masum bir göçmenim ben Gözlerine iltica ettim Polis jandarma bir de töreler Sakla beni sakla engin düşlerimi Yoksa yoksa Vatansız kalırım musalla taşında
Özgün Şiir Abidemiz,Ses Bayrağı Şairimiz; Ulu Çınar,merhum FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA'nın manevi huzurunda sonsuz say gıyla eğiliyor,ruhu şad olsun diyorum.Naim Yalnız.
'savaş çıkmıştı orduya aldılar onu tüfek verdiler mermi verdiler süngü verdiler bomba verdiler gaz maskesi verdiler tanımadığı adını bilmediği bütün gereçleri verdiler dağ başında gözcüydü o aşağıda ırmak sanki bir gelin- sanki bir kuş - yeryüzünde akan bir kuş orman koyu yeşil - yeşil - açık yeşil sanki bilgeler arası çağsal toplantı ki mavi söylencelere benzemektedir yarısı görünen göl işte başaklar sallana sallana sürezi yenilemekte evrensel bir devinim hepsi bir severlik içinde sessiz ötelere ulaşmaktadırlar kendi varlıklarından baktı yeni er üstüne başına mırıldandı: peki niye bunca güzelliklere karşı böylesine çirkin giyinmek..'
Türkiye'nin yaşayan en büyük çınarı...Ses bayrağının şairi...aydınlığın,çağdaşlığın,ulusal devrtimlerin,sosyalizmin yıkılmaz kalesi,çocukların şair dedesi,aşkı en güzel anlatan adam....Huzur ve ışık içinde uyu....Eserlerin sensiz de olsa yaşamaya devam edecek...
ismi ile ve ismindeki güzelliklerle yaşayıp,kendi kadar büyük güzellikleri arkasındaki okuyucularına bırakıp giden,büyük şairimizi,kaybetmenin acısını,ancak yerine onun kadar iyi,bir kalem gelirse hafifletiriz diye düşünüyorum,onlar hem insalık örnekleri,ve hemde sanat aşıkları olarak geldi ve bir yol çizerek gitti,şimdiki görevimiz çizilen yoldan devam etmek,NUR İÇİNDE YATSIN=(
Türk şiirinin çok değerli şairidir... Ne yazık ki toprağa veriyoruz! .. Hep kaybediyoruz ama yerlerini doldurabiliyor muyuz? Asla! .. Hepimiz bunu bir daha düşünelim, hep düşünelim... Türk diline, kültürüne hizmet edenler hiç unutulmasın hiç! ! ! Tekrar rahmetle anıyorum...
Toplum menfaatini, kendinden ön planda, Tutup ilke edindi, Fazıl Hüsnü Dağlarca. Kendi akımı ile yürüdüğü alanda, Gönülde taht üstünde, yaşayacak çağlarca. * İnsancılık üstüne, inşa edip temeli, Edep ve adap idi, dışa vuran emeli, Sevgi ile tutarken, bütün uzanan eli, O mümtaz kişilikle, anılacak çağlarca. * Kendi öz akımınla, örüp kendi koza’nı, Nadasa bırakmadın yeşil tuttun hozanı, Tarihin vakfettiği, senin gibi ozanı, Gönüller yeşertecek, yaşatacak çağlarca.
bir cinar daha devrildi. ama köklü tohumlarini ve yapraklarini bize emanet ederek. daglarca sükranlar size biraktilarin icin. rahmetle andigim senin gibi nice degerli üstatlarin kervanina kattildin.
Edebiyatla geçen, insan ömrü ortalamasına göre uzunca sayılacak bir ömür. Keşke daha da uzun bir ömrü olabilseydi. Yaşasaydı edebiyat üstadı. Güzellikleri içimize salmaya devam etseydi. Mekanın cennet olsun büyük üstad.
Çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş bir şairimizdir..
Bir sözü:'Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir'
Fazil Hüsnü Daglarcayi tarif etmeye benim gücüm yetmez benim acimdan gösterisli bir cinar agaciydi ve devrildi ama degerli,mükemmel eserleri ileyasayayacaktir
Geçen ay içinde kaybettiğimiz ünlü şairimiz.
Allah rahmet eylesin.
Savcıya - Fazıl Hüsnü Dağlarca... Bir Şiir / Bir Yorum
Savcı, nedir düşündün mü,
Dağları sorguçlu kılan?
Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden.
Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız,
Seni bile içli kılan.
Savcı, nedir hiç düşündün mü,
Bıçakları uçlu kılan?
Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış,
Şunun bunun alın teri,
Alınları taçlı kılan.
Savcı, nedir düşündün mü?
Yazıları suçlu kılan?
Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı,
Ama nedir çağlar üzre,
Beni senden güçlü kılan.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Savcıya
Savcı, bir sav (iddia) ileri süren hukuk görevlisidir. Savcı, devlet ve millet adına gördüğü “yasaya aykırılıklara” savaş açan görevli kişidir.
Yasa ve hukuk aynı şey değildir. Yasa “var olan düzenleme”, hukuk ise “olması gereken, vicdanları tatmin eden düzenleme”dir. Olan ile olması gereken arasında her zaman bir fark vardır; her toplumda vardır… Bize düşen olanı, olması gerekene doğru olabildiğince yaklaştırmak ve aynılaştırmaya çalışmaktır. Bu, toplumda adaleti sağlayacak, adaleti mükemmelliğe yaklaştıracaktır.
Ne var ki, yeryüzünde adalet perisinin “Azrail veya kötülük tanrısı” kadar hızlı olduğunu söyleyemeyiz. Bunun vebali de bir parça savcılaradır. Adalet perisine kanat takacak onlardır… Savcılar yavaş davrandığında; özgürlük ve adalet “savcının dizi dibinde, savcının gölgesinde, şehirlerde, adliye saraylarında” olmaz dağlara doğru kaçar nefes almak için…
Türkülere geçmiştir: “Benim meskenim dağlardır, dağlar! ” Dağlar özgürlüğün mekânı ve simgesi olmaya başlar yeniden… Bu her çağda ve her sistemde olabilir. Yoksul insan, mazlum insan senin kapına gelmiş ve adalet istemiştir… Ve sen ey savcı, o insanlara sırtını döndün! Adalet de senin ellerinden uçtu gitti… Sen artık “adalet dağıtan” şefkatli el değilsin…
İnsanlar, haklarını kendisi aramak zorunda kalır ey savcı! İnsanlar tırnak uzatırlar, bıçak taşımaya başlarlar… Çünkü hakları alınmamıştır. Senin yavaşlığından… Kanları yerde kalmış, hesabı sorulmamıştır. Alın teri horlanmış, emeği karşılıksız kalmıştır…
Ey savcı, bir de çağlardan beri yazıyı-şiiri suçlu sayarsın; neden?
Aydınlar, akıl ve cesaretle cehalete, haksızlığa karşı savaş açmışlardır. En eski çağlardan beri işte bu yüzden bir milletin şairleri yasalarını yapanlardan ve yönetenlerden daha güçlüdür. Daha kalıcıdırlar.
Şairin son şiirlerinden biri olarak bu şiir vasiyet gibidir. İnsanlar farkında değildir belki; ama “adalet halkın ekmeği”dir.
Sedat Demirkaya
Pek aşina olmadığım bir dünyada,
olmasa da bilgim, onun büyüklüğüne ne gerek,
sadece fani olsan kâfi, yeter bu açmaya gözlerini
bir fazıl,bir fani,bir şiir, bir de fazlı...
bir çınar daha düştü toprağa. ilham alarak daglar(CA) dan yeniden filizlenecek FAZILet ve erdem.
Önce kendisine rahmet diliyorum.Benim dikkatimi çeken şey Türk şairlerinde(Divan edebiyatı şairleri hariç) bir kısır düşünce olduğudur.Şiir şiir yazdırmalı ama ben Türk şairlerinin şiirlerini okuduğumda- birkaç örnek şiir dışında- bana yeni ufuklar açana, beni büsbütün etkileyene pek rastlamadım.Bunu da düşünce özgürlüğünün olmamasına ve toplumsal yapımızdaki çoraklığa bağlıyorum.Yoksa Türk milletinin midesini doldurmaktan, sokağa tükürmekten başka şeyler de yapacağı kanaatindeyim.
her kimki şiir kalesine insanlık adına bir tuğla koymuşsa,
adı yadigar kalır dünyaya
sonsuza kadar söylenir dillerde
anlamlı sözlerle...
allah rahmet eylesin...
'Köroğlu İzin Ver İçimdeki Yasa / Geçeyim Sivas'a'
diyen edebiyatımızın 'Dağlarca'sı bizlerin içindeki yasa da izin verdi!
Ruhu şad olsun..
DENİZ FENERİ
Uzanmış koca burun açık denize doğru,
Lacivert ve gri gecenin değerinde.
Karanlıkla başlar bir dünya sevgisi,
Deniz feneri parlar,
Talihe aldırmadan kayalar üzerinde.
Bulutlar birleşir alaca düzlüklerde,
Çöker uzak limanlardan bir sis.
Bir sıkıntı başlar karanlığında kaderin,
Bildirir, yanınca yanınca,
Ömrün neresindesiniz, aşkın neresindesiniz?
Yüreğin mi daralıyor, yıldız ışığında,
Bırak anılar gitsin biraz daha geri.
Ruhu götürmeden vakit yürüyebilir,
Düşün nasıl durmuş sabırla yüzlerce yıl,
Hep bu benekte bu deniz feneri.
Bak deniz savaşlarına, yaşlı korsanlara,
Uçan dalgalara, uyuyan rüzgara bakmış,
Bir tek göz kadar kara ve mavi,
Enginle boş,
Kısmetsiz balıkçılara bakmış.
Saçlarında tuz kokan, ölü kokan bir serinlik,
Yüzünde bir fırtına tadı.
Durursun yorgun, umutsuz,
Birden bir daha yanıp söner, sevinçle titrersin,
Bir şey, belki de yaşaman uzadı.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
Bir kuştu,
Allı allı bir kuş.
Her tüyüne bir çiçek bağladılar
Uçmadı o.
Bir kuştu,
Mavili mavili bir kuş.
Her tüyüne bir boncuk bağladılar
Uçmadı o.
Bir kuştu,
Yeşilli yeşilli bir kuş.
Her tüyüne bir çocuk kordelası bağladılar
UÇTU O! !
Allah rahmet eylesin! ! ..
fazıl hüsnü dağlarca kocaman ömrüne sayısız şiir sığdıran kocaman bir şair,şiir ustası ama o da konar göçer insanoğlundan biri sadece ve yalnız dikkat ederseniz insanlar yalnız ölür genelde 94 yaşında bir çınar gibi ayakta gitti o da allah rahmet eylesin onun edebiyata verdiği önem çerçevesinde devam etmeyi umarım
BİR DAĞ(LARCA) DEVRİLDİ
M.NİHAT MALKOÇ
Şiir burçları şairlerin omzunda göklere yükselir. Duygu ve düşüncelerimize tercüman olan şairler dilin bayraktarıdırlar aynı zamanda. Onlar ölünce dil bayrağı düşer mi? Şairin ölümü şiirin ölümü değildir elbette. Şair ölünce eserleri konuşmaya başlar. Şair yarınlara dair sözlerini şiirleriyle ebedileştirir. Şiirler yarınlara yazılan mektuplardır aslında. Okuyucu o mektupları okuyarak dünle bugün arasında sağlam köprüler kurmaya çalışır. O şiir mektupları okunmaz olunca dünle bugün arasında kurulan köprüler atılır. Dilin en güzel numuneleri olan şiirler hayattan çekilince sadece nefes alıp vermekten ibaret kalır hayat.
Şair söyleyecek sözü olan insandır. O, söyleyeceklerini şiirin kalıpları içerisinde az ve öz sözle, sağlam bir dille ifade etmeye çalışır. Kelimeler yoğun anlamlar yüklenir şiirin satır aralarında. Şair manayı yoğuran ve ondan yeni şekiller kuran insandır. Bu şekiller ruh dünyamızda yeni açılımlar kazanırlar. Şiir evreninde yeni dünyalar kurulur her seferinde.
‘Şairler az mı yaşıyor? ’ sorusu hep zihnimizi meşgul eder durur. Şairlerin az yaşadığından yakınıp dururuz hep… Gerçekten de öyledir. Şairler az yaşıyor. Elli yaşını gören şairler o kadar da çok değil. Onlar vereceklerini verip bir an evvel çekilirler iyilerle kötülerin kavgasına sahne olan dünyadan. Durum bu iken çağımızın yaşayan en büyük şairi geçti gözümün önünden. O, bu tezi uzun bir ömür sürerek çürütüyordu sanki. Doksanını aşan, yüze yaklaşan Fazıl Hüsnü Dağlarca’dan bahsediyorum. Keşke yüz yaşını görseydi de şairlerin ‘dalya’ diyenlerinin arasına alabilseydik onu. Çok yaklaştı ama olmadı işte.
Türk şiir çınarının yapraklarından biri daha hüzünle döküldü toprağa. Ölümü çağrıştıran sonbahar avcısı, dalında sararan yapraklardan bir tanesini daha avladı. Hayatını şiire adayan ve hemen her konuda muhakkak bir veya birkaç şiiri bulunan Dağlarca, adeta bir şiir makinesiydi. Türk şiir kitaplığına birbirinden kıymetli eserler kazandıran bu duygu adamı Cumhuriyet tarihinin de canlı tanıklarından biriydi. Zira Cumhuriyetten daha yaşlıydı kendisi.
Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde apayrı bir yeri vardı. Bugüne kadar 138 kitabı yayınlanan şairi büyük küçük tanımayan yoktur sanırım. O, şiirde hiçbir akıma ve edebî gruba dâhil olmamıştı. “Çocuk ve Allah, Daha, Çakır’ın Destanı, Kaçaklar, Çiçek Seli, Batı Acısı, Akdeniz, Üç Şehitler Destanı, Haydi, Aç Yazı, Toprak Ana, Kınalı Kuzu Ağıdı, Mevlâna’da Olmak, Uzay Çağında Olmak, Türk Olmak, Dışardan Gazel, Bağımsızlık Savaşı, Asu, Çukurova, Dört Kanatlı Kuş, İstanbul Fetih Destanı, Çanakkale Destanı, İzmir Yollarında...” adlı kitaplar ondan bize miras kalan dil şaheserleridir.
Uzun ve bereketli bir ömrün ardından aramızdan ayrılan Dağlarca’yı daha çok “Çocuk ve Allah” adlı eseriyle özdeşleştirmiştik. O, bu kitabında çocuklara Türkçenin sade ve gülen yüzüyle seslendi. O, bu kitaptaki şiirleriyle çocuklara kelimelerden yeni dünyalar inşa etti.
Fazıl Hüsnü Dağlarca bir şiir aşığıydı. Adeta şiir için yaşadı. Onun dünyasında şiirin apayrı bir yeri vardı. Duygu ve düşüncelerini şiirin imkânlarıyla geniş kitlelere aktardı. Başka şairler gibi şiirin yanında roman, hikâye, deneme gibi türlerde yazmadı. Sade ve sadece şiir yazdı uzun ömrü boyunca. Şiire sadakati kelimelerle ifade edilecek cinsten değildi.
Dağlarca Türkçeyi en doğal haliyle en güzel kullanan şairlerin başında geliyordu. Onun “Türkçe benim ses bayrağım” deyişi herkes tarafından sevilerek benimsenmişti. O, yaşayan Türkçenin yaşayan en büyük şairlerinden biriydi. Kelimelerle kavgası yoktu, O, kelimelere dosttu, kelimeler de ona. Türkçenin saflığını ve pınar duruluğundaki berraklığını onun bütün dizlerinde görebilirsiniz. Bir konuşmasında kendisini “Yarısı şiir olan bir yaratık olarak” tanımlıyordu. Onun ölümüyle Türkçemiz ta yüreğinden yara aldı.
Hayat-ölüm… Her şey bu iki çizgi arasında saklı… 26 Ağustos 1914’te doğan Fazıl Hüsnü Dağlarca, 15 Ekim 2008’de 94 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. O şimdi Karacaahmet’te belki yeni şiirlerini yazıyordur… Çocuğa, vatana, ölüme, hayata dair şiirler…
Ülkenin şair ruhlu,bulduğu her ortamda şiir okumaya meraklı başbakanı Dağlarca yı anmak adına onun olduğunu sandığı,Çamlıbel in Sanat adlı şiirini okudu.
Berfin Bahar'a şiirlerini yollardı. Sıradan bir insan gibi,derdi İsmet Arslan.Bu kadar da engin yürekliydi. Dergide şiirlerini her okuduğumda doksanları aşan bu insanda bu yürek! İnanılmaz, derdim. Ve onun kendi söyleşilerinde şiir yazmak için zamanın işte tam da içinde olduğunu belirtmesi, hayatabağlılığının göstergesi değil miydi. Onun son yıllarda yazdığı şiirlerin tadında hiç de ölüm havası yoktu.
Oruç çok eski birisi
Bütün ramazanlarda kenti doldurur
Çoğumuz onu görmez
İşitiriz geldiğini gittiğini
Şiirle ilgili olarak Edebiyat ve Eleştiri Dergisindeki söyleşisinde: Şiir yazmak dikkat işidir. Araba sürmekten uçak kullanmaktan daha dikkat ister. Şiirin hızı, ışığın hızından bile çoktur.İçkili adam, durum böyleyken nasıl şiir yazar.
İki Yerde Olmalar
Arada bir
Anılarım öyle yakışıyor ki bana
Orada olurum
Annemdir
Kardeşimi kucağında taşıyan
Onu öperken olurum
Üç yaş büyüğü ablamdır
Çantası erikle dolu
Amerikan okulundan dönmekte
Kapıyı açerken olurum
Kırk ikindi yağmuru başlar
Tatlıdır ıslanırken
Gözlerim büyür sanki
Ipıslak olurum
En güzeli bu
En uzak sokaktayımdır
Evdeymişim gibi
Kendimi beklerken olurum. 21.02.2007 (Berfin Bahar)
Şiire bakın yaşlılığı anımsatan yalnızca anılar. Onun dışında ' çantası erikle dolu' Sıcacık içten insancıl biri. Evet şairler yaşarken bir başka elvada derken bir başkadır.
Burhan GÜNDOĞAN
Eylüllerine Bahar, Dağlarına Kardelen Olurum….
Duydum ki eylül hüzün taşımış gözlerine
Hazan rengi şiirlerinde ağlıyorsun
Umutların duvar diplerinde ağlayan çocuk
Eylüllerine bahar olurum bitanem
Gözyaşlarına mendil, üşümelerine şefkat olurum
Acıkırsan çayın çorban olurum
Hani kahvaltıda dizlerini karnına çekerdin
En çok o halini özledim
Bir de yarım tebessümlerini
Şiirlerine aşk olmak isterim
Biletin olurum yolculuklarında
Hüzünlerine sigara olurum duman duman
Gözlerin hala tek sığınağım
Gözlerine kurban olurum
Kalemin, şiirin, yalnızlığın, yağmurun olurum
Tuz basarım yitik yıllarıma
Yeniden yaşama MERHABAN olurum
Sen oruç ol ben su
Sen çocuk ol ben şeker
Sen Dicle ol ak deli deli ben de Hasankeyf
Sen yaşam ol ben de nefes
Bitmeyen öykün olurum
Ölürüm ıslak gözlerine ölürüm ölürüm…
Duydum ki bitirmişsin sendeki beni
Şarkıların rengi solmuş Dağ yüreklin ölmüş
Dağlarıma kardelen ol
Yaşatırım seni dört mevsim
şiirlerime can ol şarkılarıma beste
Mırıldanırım seni gurbet sokaklarında
Sesim soluğum ol,
Seni bağıracağım sevgisiz coğrafyalara
Seni anlatacağım öğrencilerime çocuklarıma….
Geceleri yalnız kalmaktan korkardın
Dualarımı hisset
Dört kitap üzerine yemin ediyorum
Kol kanat olurum yarınlarına
Seni üzen rüzgarları yaradana şikayet ederim
Yalnız kalırsan evin barkın olurum
sen olurum sen sen SEN…
Biliyorum bana kırgınsın
Emanetini bıraktın kaçtın diyorsun
Bir bilsen ah bir bilsen….
Hep senden sana kaçtığımı
Bir bilsen ah bir bilsen
Masum bir göçmenim ben
Gözlerine iltica ettim
Polis jandarma bir de töreler
Sakla beni sakla engin düşlerimi
Yoksa yoksa
Vatansız kalırım musalla taşında
2 Ekim 2008
Yalıkavak-Bodrum
İbrahim Eroğlu
şiir şiir şiir...
Arjantin'in Borges'ı vardı bizİm de Dağlarca'mız
Dağlarca nur içinde yatsın...
Özgün Şiir Abidemiz,Ses Bayrağı Şairimiz; Ulu Çınar,merhum
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA'nın manevi huzurunda sonsuz say
gıyla eğiliyor,ruhu şad olsun diyorum.Naim Yalnız.
önünde saygıyla eğildiğimiz birçınar daha göçtü hayat sahnesinden.mekanı cennet olsun.
Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.
Olüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.
Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Cılgınca seviyorum sıcaklığımı...
........ Sozun bittigi yer boyle bir yer olsa gerek...
Bu gece beni terk ettin çocuğum
Ki hala ellerimde bir şafak.
Herkes ölürken son anda
Bir gece hatırlayacak.
Birikti serçeler saçaklara
Davetler gibi uzaklardan.
Ulkeler midir ki varılmaz
Uykular içre kalan.
Vaktin saadetiyle durmuş
Kağıt gemilerim ve rüzgar.
Seyretsin sonsuz hudutları,
Harap kalelerinde krallar.
Cocuğum tarlalar sarardı,
Nur gibi olgun başak.
Herkes ölürken son anda
Bir çocuk hatırlayacak.
Cocuk degilim ama, seni hep hatirlayacagim...
Rahat uyu guzel insan...
'savaş çıkmıştı
orduya aldılar onu
tüfek verdiler
mermi verdiler
süngü verdiler
bomba verdiler
gaz maskesi verdiler
tanımadığı adını bilmediği
bütün gereçleri verdiler
dağ başında gözcüydü o
aşağıda ırmak sanki bir gelin-
sanki bir kuş - yeryüzünde akan bir kuş
orman koyu yeşil - yeşil - açık yeşil
sanki bilgeler arası çağsal toplantı
ki mavi söylencelere benzemektedir
yarısı görünen göl
işte başaklar sallana sallana
sürezi yenilemekte evrensel bir devinim
hepsi bir severlik içinde sessiz
ötelere ulaşmaktadırlar kendi varlıklarından
baktı yeni er üstüne başına mırıldandı:
peki niye
bunca güzelliklere karşı
böylesine çirkin giyinmek..'
Türkiye'nin yaşayan en büyük çınarı...Ses bayrağının şairi...aydınlığın,çağdaşlığın,ulusal devrtimlerin,sosyalizmin yıkılmaz kalesi,çocukların şair dedesi,aşkı en güzel anlatan adam....Huzur ve ışık içinde uyu....Eserlerin sensiz de olsa yaşamaya devam edecek...
FAZIL: FAZİLET SAHİBİ ÜSTÜN İNSAN
ismi ile ve ismindeki güzelliklerle yaşayıp,kendi kadar büyük güzellikleri arkasındaki okuyucularına bırakıp giden,büyük şairimizi,kaybetmenin acısını,ancak yerine onun kadar iyi,bir kalem gelirse hafifletiriz diye düşünüyorum,onlar hem insalık örnekleri,ve hemde sanat aşıkları olarak geldi ve bir yol çizerek gitti,şimdiki görevimiz çizilen yoldan devam etmek,NUR İÇİNDE YATSIN=(
Türk şiirinin çok değerli şairidir... Ne yazık ki toprağa veriyoruz! .. Hep kaybediyoruz ama yerlerini doldurabiliyor muyuz? Asla! .. Hepimiz bunu bir daha düşünelim, hep düşünelim... Türk diline, kültürüne hizmet edenler hiç unutulmasın hiç! ! ! Tekrar rahmetle anıyorum...
en sevdiğim ve severekte ezberlediğim bir şiirdi Mustafa Kemal in Kağnısı.
Allah rahmet eylesin. Mekanın cennet olsun.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Toplum menfaatini, kendinden ön planda,
Tutup ilke edindi, Fazıl Hüsnü Dağlarca.
Kendi akımı ile yürüdüğü alanda,
Gönülde taht üstünde, yaşayacak çağlarca.
*
İnsancılık üstüne, inşa edip temeli,
Edep ve adap idi, dışa vuran emeli,
Sevgi ile tutarken, bütün uzanan eli,
O mümtaz kişilikle, anılacak çağlarca.
*
Kendi öz akımınla, örüp kendi koza’nı,
Nadasa bırakmadın yeşil tuttun hozanı,
Tarihin vakfettiği, senin gibi ozanı,
Gönüller yeşertecek, yaşatacak çağlarca.
ekremkazansevgileriyle
bir cinar daha devrildi. ama köklü tohumlarini ve yapraklarini bize emanet ederek.
daglarca sükranlar size biraktilarin icin. rahmetle andigim senin gibi nice degerli üstatlarin kervanina kattildin.
fazıl hüsnü dağlarcayi rahmetle aniyurum gük yüzünde
kayan bir yildızdı mekanı cenet olsun
Edebiyatla geçen, insan ömrü ortalamasına göre uzunca sayılacak bir ömür. Keşke daha da uzun bir ömrü olabilseydi. Yaşasaydı edebiyat üstadı. Güzellikleri içimize salmaya devam etseydi. Mekanın cennet olsun büyük üstad.