Arzum geleceklerden daha büyük daha tek, Elbet yollar bitecek ben hür kalacağım, Dünyanın son gününde her varlık silinecek, Bütün mesafelerden görünür kalacağım.
Bir ışık üstünde gelir Gelir o Işırsın Seversin yeri göğü Uyanmış tutsaklar çağrısına dek. Dolar da Dolar da yüreğine tohumların davranışı Uzarsın Bir anıdan bir geleceğe gövermişcene
Babam vefat ettiğinde (1977) 8 yaşındaki küçük kardeşim yanındaymış ve babam yolda aniden düşüp kalp krizinden vefat etmiş, gözlükleri de yere çarpıp kırılmış, bu olayı bir kaç gün sonra yakın arkadaşı olan Fazıl Hüsnü Dağlarcaya amcam (Turan Oflazoğlu) beni yetiştiren oydu, diye anlatmış üzüntüyle, Dağlarcanın gözlerinden yaşlar süzülmüş ve bir peçeteye aşağıdaki dizeleri yazmış. İlk kez yayınlanıyor.
'Biri çıktı kocaman biri, yürek dediğimiz inden, duymadı gözleri sımsıcak, gözlüğü kırıldı kendiliğinden.'
O peçeteyi uzun yıllar sakladık, şimdi nerdedir bilmem.
Dünya şiirinde de eşsiz olan, özellikle 'Çocuk ve Allah' kitabıyla Türk şiir üretiminin doruklarına çıkan Dağlarcaya selam olsun.
Sevgili Dağlarca hiç gitmeyecek gibi duruyordu Kadıköy'de kendi adını taşıyan sokaktaki perdeleri çoğu zaman kapalı duran, şiirlere çağrılı loş ışıklı evinde. Şiirleriyle ölmeyeceğine inandığım Dağlarca'nın beden olarak da ölümsüz olduğuna inanmıştım artık. Ama bir başka ozanın '... adın kalleş olsun' dediği ölüm beni haksız çıkardı. Türk edebiyatı dostları onu hiç unutmayacak, o şiir çınarının dallarından hep yararlanacak. Güle güle BÜYÜK USTA!
22 Ekim 2008 Pazartesi Melekler dinlesin artık şiirlerini Ekim’i severim, güzel Cumhuriyetim Ekim ayında ilan edildi. Ekim Devrimi kendi adını taşıyor zaten. 13 sayısını severim. Genelde “uğursuz sayıdır” derlerse de inanmayın. Bu batılıların tevatürü. İstanbul 29 Mayıs 1453’te Rumi takvimin 13’üne denk gelen günde Türkler’in olmuş. O yüzden uğursuz sayar batılılar güzelim 13 sayısını. Uğurlu mu uğursuz mu siz karar verin artık. Ekimi de, 13’ü de ne denli seversem seveyim, ikisi bir araya gelince sevmez oldum. 2008 yılı Ekim’inin 13’ünde dünya şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı yitirdik de onun için. Şairin aramızdan ayrılmasının üstünden 80 gün geçmiş. “Onu yitirdiğimizde yazmıştın zaten, bugün nereden çıktı bu? ” deyin. O zaman ben de sudan bir yanıt bulurum elbet. Yitirdiklerimizi hep kırkında mı anacağız? Kıkında da anarız, 80’inde de… Dahası, 134’ünde de anacağız, 169’unda da... “Öbürlerini anladık da 134, 139 niye? ” diye sorun. Yanıt: Dağlarca’nın sağlığında 134 şiir kitabı Türk şiir severleriyle, dünya okurlarıyla buluşmuştu da onun için… Yayınlanmamış 35 kitabı daha bulunan büyük şairimizin, bu betikleri de basılmış olsaydı şiir kitabının sayısı 169’a ulaşacaktı. Dünyada başka bir şair daha gösterebilir misiniz bana bu kadar çok şiir kitabı olan? Eğer kitaplı şairler peygamber sayılsaydı, herhalde Dağlarca 169 kere peygamber sayılırdı. Tanrı’nın şairlere doğru dürüst şiir yazmasını belletmek için gönderdiği şiirin peygamberi olurdu o zaman. Bir örneğini daha gösterebilir misiniz bana, ömrünün her gününde hiç aksatmadan her gün güzel bir şiir yazan başka bir şair daha? İstanbul’da yaşadığım yıllarda fırsat buldukça onun Aksaray’daki Kitap Kitabevi’ne gider, cama astığı o günün şiirini keyifle okurdum. O şiirlerden unutamadığım şiirlerden biri sanırım “Söyle sevda içinde türkümüzü”ydü. Şiir işliğimizin en genç bayan şairi Ayça Atay’a gitsin. ”Söyle sevda içinde türkümüzü, Aç bembeyaz bir yelken Neden herkes güzel olmaz, Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan, dallarla, bulutlarla bir, Ayrı maviliklerden geçmiştir İnsan nasıl ölebilir, Yaşamak bu kadar güzelken? ” Bizim GASET (Gaziantep Kültür, Sanat, Edebiyat Derneği) bünyesinde kurduğumuz bir Şiir işliğimiz oldu. Şair arkadaşlarımız her hafta belirli bir konuda şiir yazıyor. İlk haftanın konusu “fark etmez” idi. fark etmezli üç şiir yazdık. Sonra katılmalar oldu. Arkadan gelenler de eklediler kendi “fark etmez”lerini. Onları da astık işliğimizin duvarına. Bir yazı konusu da onu yaparım sonra. Haftada bir başa çıkamadık da 15 günde bire uzattık şiir çalışmalarımızı. Kim bilir, belki de yarın bir gün ayda bire uzatırız. Hepimiz Dağlarca olabilir miyiz? Dağlarca’mızın 80’inci gününde (bugün) onun sevdiğim şiirlerinden bir demet yaptım. İşliğimizin şairlerine, çiçek niyetine birer tane dağıtacağım. “ANIMSAMALAR Dünya kadar büyük bir günüydü çocukluğumun Mektebe ilk gittiğim o altın sabah Omzumda kalmıştı el sıcaklığıyla Anamın okşarken söylediği bir “Bismillah”
İlk ders bir bayramın sonu gibi soğuktu Gördük karatahtada “Hesap” denen karaltıyı Ezberletti kendi numarasını hoca, herkese Ben de öğrendim iki haneli seksen altı’yı
Oyunlar ve neşelerle geçti o gün Ve tatlı rüyalar gibi bitti mektep Bilgimi düşürmeden eve götürmek için İçimden seksen altı, seksen altı diyordum hep” Kendime armağan ettim 86’nın bu şiirini ilk başta. Neden? Aramızda hemen bir akrabalık kurdum da ondan. Benim ilkokul birinci sınıftaki numaram da 219’du. Bakın, ben de anımsıyorum. Öyleyse akrabayım büyük şairle. Rahime Kaya, eleştiriye dayanıklı, kendine güveni olan bir şair. “Şiirimi ben onarırım, noktasına, virgülüne bile kimseyi dokundurtmam,” diyenlerden değil. Eleştiriye açık olması, şiiri için söylenenleri kulak ardı etmemesi, kendisinde şiirini yenileştire, ileriye, yükseklere taşıma sevdası, çabası varken bu ereğine ulaşacak da o. Şiirin, duygudan çok düşünce işi olduğunu yakalayan Rahime Kaya’ya da kendi şiirini anımsatan bir Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri getirdim: “SULAR BİZDEN AKILLIDIR Sular bizden akıllıdır, daha evvel görür akşamı, İner havadan önce, karanlığa, Büyük bir balık gibi ortadan silinir, Kaçışırken hayvanlar dağa.
Sular bizden akıllıdır, memnun olur, Sadece ağaçlardan. Başka insanlardan değil, Bizi yalnız bırakan.
Sular bizden akıllıdır, uyumaz, Açar maviliğe, iri gözlerini. Ve bekler bir ölüm sırrı içinde, Kendi hayatının yerini.” Dağlarca’ya sormuşlar. “En çok sevdiğin şiirin hangi şiirin? ” diye. Hiçbir şair şu şiirimi öbürler,nden çok severim” diyemez. Şiirleri çocukları gibidir şairlerin. Hangi baba “şu çocuğumu öbürlerinden fazla seviyorum,” diyebilir. Dağlarca der ama. Sözün acısını da esirgemez, sevgisini de. “Asu” demiş hiç duraksamadan. Şiir İşliğimizin yeni katılımcısı Başak Tarım. Daha ilk şiirini okur okumaz “şair bu” demiştim. Gaziantep’imizin çok havasını kokladı, çok suyunu içti bu Eskişehşir toprağından kopup gelen şair. Biliyoum onun da en çok hangi şiirini sevfiğini Dağlarca’nın. Ben de o şiirini armağam ediyorum büyük şairirmizin kendisine, ASU: Suçu büyüktü Âsû'nun göklerecek Taş atmıştı güneşe doğru Bilinmeyen türküsünde Bilinmeyen çağından
Açtı uykusuzdu sayrıydı Dolmuştu şeytanların soluğu derisine Kötü bir ışık Ve mavilikte duruşu çarpık ağaçların
Büyünün kara kanını üfler boynuzlara Toprakta kök Açık bir esrikliktir apaçık bir uykudan Ve avın kurtuluşu işte
Kişinin gücü Tanrının büyüklüğüne Âsû Âsû Yankılanır dağdan dağa insandan insana Âsû Âsû
Devrilmiş gözleri ak Patlamış ürküden göğsü Bütün oba ateş bütün oba ölüm Bütün oba çırılçıplak
Açlığı uykusuzluğu sayrılığı tükenmez ama Düşer elleri Yaşaması parlamaz ama Âsû'nun Ölüsü parlar
Aydınlık yitiverir yeryüzü yalnızlığından Âsû Âsû Seni senin karanlığın sever ancak Âsû Âsû Dikkatli, gözlemci, sözcükleri imbikten geçirerek altın yüzük, gümüş bilezik yapan Pınar Atay’a sunuyorum dördüncü Dağlarca çiçeğini: GEÇEN ŞEY Kocaman yıldızlar altında ufacık dünyamız, Ve minnacık bir ``hane´´: Kokar kır çiçekleri gün ağarmadan, Anısız, uykusuz, Kokar nane.
Ta öncelerden beri mestolmuş herkes, Bir bakıma her şey ``mestane´´. Hayal edilir nazlı yar yönlerden, Aşk ile kuşlar süzülür, Değisir gökler şahane.
Farkında değil gönül, Sanki hepten divane; İçimizden, dışımızdan Geçer vakit Zalim, zalimane! ” Çok bilinen, pek çok ders kitabından aşinalığımız olan aşağıdaki Dağlarca şiirini, işliğimizin çok genç yeni şairine, Vahittin Bozgeyik’in yeğeni İbrahim Akmelek’e armağan ediyorum. Çocukluğunu bilirim onun. Hasta yattığı günlerden birinde, içtenlikli dostum Vahittin’le hasta bellemeye girmiştik. Birkaç kilo meyve, bir şişe kolonya ile… Sanmam ki ne o meyvelerden tatabilmiş, ne de kolanyayı koklayabilmiş olsun. O da sayıklıyordu esrimiş halde, alnı boncuk boncuk terlerken, o hasta yatağında. Bilseydi bu şiiri sayıklardı İbrahim. Hastalıktan bir takım yitiklerle çıktı ama genlerindeki şiir yeteneğini yitirmedi o. Bugünlerde ayrı bir yazıyla, “Gaziantepli 30 Şair/SİMURG” Güldesteme katacağım şiirleriyle size tanıtacağım kendisini. AĞIR HASTA “Üfleme bana anneciğim korkuyorum Dua edip edip, geceleri. Hastayım ama ne kadar güzel Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.
Niçin böyle örtmüşler üstümü Çok muntazam, ki bana hüzün verir. Ağarırken uzak rüzgarlar içinde Oyuncaklar gibi şehir.
Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum Ağlıyorsun, nur gibi. Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha Duvardaki resimlerle, nasibi.
Anneciğim, büyüyorum ben şimdi, Büyüyor göllerde kamış. Fakat değnekten atım nerde Kardeşim su versin ona, susamış.” Ben şair değilim der ama şiiri gözünden tanır. Okunu attı mı da onu alnından vurur Gılman Kahyaoğlu. İşte şu Dağlarca çiçeği gibi kırmızı, kadife renginde. SAVCIYA Savcı, nedir düşündün mü, Dağları sorguçlu kılan? Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden. Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız, Seni bile içli kılan.
Savcı, nedir düşündün mü, Bıçakları uçlu kılan? Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış, Şunun bunun alın teri, Alınları taçlı kılan.
Savcı, nedir düşündün mü? Yazıları suçlu kılan? Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı, Ama nedir çağlar üzre, Beni senden güçlü kılan. Şiirlerinde toplumun önemli yaralarını deşmekten geri durmayan Ahmet Ayaz’a bu dünya şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri de: “DIŞARDAN GAZEL Siz Ali Bey, Veli Beyefendi busunuz, Gelecekler önünde suçlusunuz.
Yöneteceksiniz de ulaşacak ha, Çağdaş Uygarlığa ulusunuz.
Ön karanlık, art karanlık, Sağ karanlık, sol karanlık Kara toprak içine mi gömülüyoruz.
Bir ülke, yarısı çırılçıplak, Yarısının yediği ekmek tuz.
Uyur itleri, inekleri, ayıları, Bütün aydınları uykusuz.
Ne olmuşuz, ne yapmışlar bize, Nasıl bağlanmış elimiz, kolumuz.
Böyle giderse biline hep. Mustafa Kemal'le bile yokuz.
De, yüreğin nice yanarsa yansın, Efendilerin yüreği buz.” Sanki vedalaşmak için gitmiştim İstanbul’a. Kadıköy rıhtımındaki bütün kahvehaneleri dolaştım. “Dağlarca ile arkadaşları burada mı buluşuyor diue sordu giriğim her kıraathanenin garsonlarına. Bulamadı bu beceriksiz adam o kıraathaneyi. Vedalaşamadan yitirdi o büyük ozanı. Ne mutlu ona şiirle dopdolu 94 yıl ömür sürdü. Teşekkürler sana şiirimizin büyük ustası, Türk edebiyatına yüzlerce, binlerce çok iyi şiirler kattığın için. Melekler dinlesin artık şiirlerini. FEV
Fazıl Hüsnü Dağlarca Behçet Kemal Çağlar Hasan Ali Yücel Yahya Kemal Beyatlı Arif Nihat Asya ............... ve uzadıkça uzar, ister bir özet boyutunda, isterseniz sayfalar dolusu dizelerce destan olur. Alt alta yazıp ard arda okuyunca şiir olur, şiir tadı kalır dimağda. Şöyle bir sentezleyin, sonra her sözcüğün analizini yapın, sonucu tek sözcükle ifade edebilir misiniz? Kolunuz yorulup da şöyle bir soluklanayım dediğinizde ancak yazmaya başladığınızdan beri bir şiir yazıyor olduğunuzun farkına varırsınız.Fazl Hüsnü Dağlarca, tek başına bile okuduğumda şiirsel bir tat bulkuyorum bu isimde. Onlar ve onlar gibiler o denli şairdirlerki, o denli şiirle özdeşleşmiştirler ki, şairlikleri şiir'in içinde kaynamıştır; şiir olmuşlardır.
RAHMETLE ANIYORUM VATAN ŞAİRİNİ YANLIZLIK ŞİİRİNİ ÇOK SEVERİM ONDAN ESİNLENEREK BU DA BENİM YALNIZLIĞIM Kalabalıklar olsa da içimde yalnızlığım, Rabbim hariç herkesle var yalnızlığım, Bitmeyen bir özlem gibi benim yalızlığım, Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım
Ne ay var ne güneş sadece yalnızlığım, Gece özlemi çekerim ben olur yalnızlığım Memleket özlemim bitmeyen yalnızlığım, Sevdalarla yüklü gönlüm birde yalnızlığım,
Solmasın dedim hep açsın dedim güllerim, Bitsin dedim senle birlikte benim yalnızlığım. Bil ki gerçek sevgileri gönlümde ben İşlerim Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim
Yağmurun damlasıyla akar gider yalnızlığım Düşüncem sevgi,sevdadır bir de yalnızlığım Belki zaman olur ki,senle biter bu yalnızlığım Fakat senden başka uzak kalacak,yalnızlığım.
Türk edebiyat dünyasının degerli duayenlerinden biri, yeri doldurulamayacak bir değer.
En sevdiğim şiiri.........
YALNIZLIĞIM
Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım, Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir. Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir, Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım
Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa, Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi, Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.
Bir camın arkasında açılıyor güllerim, Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı. İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı; Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim
Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde Belki bu mısralarım esecek gönüllerde Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.
Ölünceye kadar sadece sanatı ve şiirleriyle tanıyordum şairimizi. Güzel şiirleri var tabii. Ama son zamanlarda daha fazla hayat hikayesi, sanat ve siyasi faaliyetler içinde okudum kendisini. Keşke sadece şiirle kalsaydı... Ama sadece şiir için şiir... Dev gibi bir adam o kadar küçülmezdi gözümde o zaman.
ilkokulda belirli gün ve haftalarda okurduk habire...inanılmaz sıkıcı bulurdum adamcağızı...şimdilerde duru türkçesine hayranlığımı gizleyememekteyim...
Bana gerçek bir şairin gönlünden geçenleri hiçbirşeye boyun eğmeden sadece kendi hissiyatını dile getirmek için manevi bir ihtişamla sunmasını hatrlatıyor.Yattığı yer cennet olsun.
'yarısı şiir olan bir yaratığım ben' diye kendini tanımlamış, 94 yaşında bile şiir yazmış, bu büyük şairin önünde kıskançlık ve saygıyla eğiliyorum.....
BU GECE ANITKABİR Korkunç bir gürültü vardı Anıtkabir'de Sözcükler avluyu doldurmuştu çatlak ağız Sesleri pis mi pis Kargaya benzeyen kel kafalı birer kuştular
Ata'nın devrimleri bekçisidir yaşamın Kim yalancı Kim değil Araya araya bulmuştular
Yazılan sözcükler yüzleştirilmişti gerçekle Uygulanmasız olanları Anıtkabir'deki defterden Kovulmuştular
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA Sevgili Dağlarca; böyle kısa ama derin anlam ve duygu yüklü şiirleriyle hep yaşayacaktır.
Ne çocuklar tanıdım,Selendi'nin köylerinde... Ayva sarısı yüreklerinde,denizler ötesi düşler... Nar kırmızısı dudakları çatlasa da poyrazlar da... Cumaları Çerçi bekler çocuklar, Yumurtalarla balonların değişim keyfi bir başka.! Tütün kokar, Toprak kokar çocuklar' Her perşembe Selendi pazarına yolculuk var, Traktör kasasında koyunlar, çuvallar ve çocuklar.... Gözleri çakır çakır,ışıl ışıl... Onlar bu ülkede yaşarlar....
Ne çocuklar tanıdım Gediz'de. Akkaya'dan ötesi,Kaf Dağı'nın arkası.! Harman yeri,dünyanın merkezi, Ne anneler tanıdım Batı Anadolu'da, Fotoğrafçıyı da,şehri de evlenirken görmüşler... Ve ne adamlar vardı! Tek anısı askerliğe dair, Yolculuğu da...
Ne çocuklar tanıdım Batman'da...! İçimi acıttılar! Petrol karası gözleri gülümsüyordu yarınlara, Yeniköy'ü,istinye'yi,Boğaz'ı televizyonda görmüşler... Dilelrinde yarım kalmış sevda türküleri, Çocukluğum ağladı gözlerinde..! Bir oyuncağa,bisiklete iç geçirmiş yıllarca.! harçlıkları bir avuç kuru üzüm, ve... Tatil anıları da hiç olmamıştı...
Ne çocuklar tanıdım,Selendi'nin köylerinde... Ayva sarısı yüreklerinde,denizler ötesi düşler... Nar kırmızısı dudakları çatlasa da poyrazlar da... Cumaları Çerçi bekler çocuklar, Yumurtalarla balonların değişim keyfi bir başka.! Tütün kokar, Toprak kokar çocuklar' Her perşembe Selendi pazarına yolculuk var, Traktör kasasında koyunlar, çuvallar ve çocuklar.... Gözleri çakır çakır,ışıl ışıl... Onlar bu ülkede yaşarlar....
Ne çocuklar tanıdım Gediz'de. Akkaya'dan ötesi,Kaf Dağı'nın arkası.! Harman yeri,dünyanın merkezi, Ne anneler tanıdım Batı Anadolu'da, Fotoğrafçıyı da,şehri de evlenirken görmüşler... Ve ne adamlar vardı! Tek anısı askerliğe dair, Yolculuğu da...
Ne çocuklar tanıdım Batman'da...! İçimi acıttılar! Petrol karası gözleri gülümsüyordu yarınlara, Yeniköy'ü,istinye'yi,Boğaz'ı televizyonda görmüşler... Dilelrinde yarım kalmış sevda türküleri, Çocukluğum ağladı gözlerinde..! Bir oyuncağa,bisiklete iç geçirmiş yıllarca.! harçlıkları bir avuç kuru üzüm, ve... Tatil anıları da hiç olmamıştı...
Ne çocuklar tanıdım,Selendi'nin köylerinde... Ayva sarısı yüreklerinde,denizler ötesi düşler... Nar kırmızısı dudakları çatlasa da poyrazlar da... Cumaları Çerçi bekler çocuklar, Yumurtalarla balonların değişim keyfi bir başka.! Tütün kokar, Toprak kokar çocuklar' Her perşembe Selendi pazarına yolculuk var, Traktör kasasında koyunlar, çuvallar ve çocuklar.... Gözleri çakır çakır,ışıl ışıl... Onlar bu ülkede yaşarlar....
Ne çocuklar tanıdım Gediz'de. Akkaya'dan ötesi,Kaf Dağı'nın arkası.! Harman yeri,dünyanın merkezi, Ne anneler tanıdım Batı Anadolu'da, Fotoğrafçıyı da,şehri de evlenirken görmüşler... Ve ne adamlar vardı! Tek anısı askerliğe dair, Yolculuğu da...
Ne çocuklar tanıdım Batman'da...! İçimi acıttılar! Petrol karası gözleri gülümsüyordu yarınlara, Yeniköy'ü,istinye'yi,Boğaz'ı televizyonda görmüşler... Dilelrinde yarım kalmış sevda türküleri, Çocukluğum ağladı gözlerinde..! Bir oyuncağa,bisiklete iç geçirmiş yıllarca.! harçlıkları bir avuç kuru üzüm, ve... Tatil anıları da hiç olmamıştı...
Büyük bir sairin aramizdan ayrilmasi Türk siirseverleri icin kayiptir. Siirden baska bir sey yazmayan bu üstad seni hep saygiyla anacagiz, anacagim, ruhun sad olsun, saygideger 'Kocacinar'
Türk edebiyatında çok önemli bir yere sahip bir şairimiz...' Bu Eller miydi? ','Çocuk ve Allah', 'Havaya Çizilen Dünya', 'Mustafa Kemal'in Kağnısı', 'Üç Şehitler Destanı..' ve daha niceleri... Şiirlerle örülmüş uzun bir ömür...Geleceğe miras bırkılmış yüzlerce şiir... Edebiyatımıza altın harflere yazılmış bir isim: FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA... Kendisine ALLAH'tan rahmet diliyorum...Nur içinde yatsın!
''Açılır gözleri kuşun en açık maviliğe''
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Günler, Allahın damlayan pınarı,
Hikmetinden sual olmaz Tanrımız.
Ses bayrağı Türkçem,
Arzum geleceklerden daha büyük daha tek,
Elbet yollar bitecek ben hür kalacağım,
Dünyanın son gününde her varlık silinecek,
Bütün mesafelerden görünür kalacağım.
arika şiirler
Bir ışık üstünde gelir
Gelir o
Işırsın
Seversin yeri göğü
Uyanmış tutsaklar çağrısına dek.
Dolar da
Dolar da yüreğine tohumların davranışı
Uzarsın
Bir anıdan bir geleceğe gövermişcene
Babam vefat ettiğinde (1977) 8 yaşındaki küçük kardeşim yanındaymış ve babam yolda aniden düşüp kalp krizinden vefat etmiş, gözlükleri de yere çarpıp kırılmış, bu olayı bir kaç gün sonra yakın arkadaşı olan Fazıl Hüsnü Dağlarcaya amcam (Turan Oflazoğlu) beni yetiştiren oydu, diye anlatmış üzüntüyle, Dağlarcanın gözlerinden yaşlar süzülmüş ve bir peçeteye aşağıdaki dizeleri yazmış. İlk kez yayınlanıyor.
'Biri çıktı kocaman biri,
yürek dediğimiz inden,
duymadı gözleri sımsıcak,
gözlüğü kırıldı kendiliğinden.'
O peçeteyi uzun yıllar sakladık, şimdi nerdedir bilmem.
Dünya şiirinde de eşsiz olan, özellikle 'Çocuk ve Allah' kitabıyla Türk şiir üretiminin doruklarına çıkan Dağlarcaya selam olsun.
söyle sevda içinde türkümüzü
aç bembeyaz bir yelken
neden herkes güzel olmaz
yaşamak bu kadar güzelken.......
Yedi kollu şamdan şiir dünyasının devlerinden biri.Ruhu şad olsun.
Sevgili Dağlarca hiç gitmeyecek gibi duruyordu Kadıköy'de kendi adını taşıyan sokaktaki perdeleri çoğu zaman kapalı duran, şiirlere çağrılı loş ışıklı evinde. Şiirleriyle ölmeyeceğine inandığım Dağlarca'nın beden olarak da ölümsüz olduğuna inanmıştım artık. Ama bir başka ozanın '... adın kalleş olsun' dediği ölüm beni haksız çıkardı. Türk edebiyatı dostları onu hiç unutmayacak, o şiir çınarının dallarından hep yararlanacak. Güle güle BÜYÜK USTA!
22 Ekim 2008 Pazartesi
Melekler dinlesin artık şiirlerini
Ekim’i severim, güzel Cumhuriyetim Ekim ayında ilan edildi. Ekim Devrimi kendi adını taşıyor zaten.
13 sayısını severim. Genelde “uğursuz sayıdır” derlerse de inanmayın. Bu batılıların tevatürü. İstanbul 29 Mayıs 1453’te Rumi takvimin 13’üne denk gelen günde Türkler’in olmuş. O yüzden uğursuz sayar batılılar güzelim 13 sayısını. Uğurlu mu uğursuz mu siz karar verin artık.
Ekimi de, 13’ü de ne denli seversem seveyim, ikisi bir araya gelince sevmez oldum. 2008 yılı Ekim’inin 13’ünde dünya şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı yitirdik de onun için.
Şairin aramızdan ayrılmasının üstünden 80 gün geçmiş. “Onu yitirdiğimizde yazmıştın zaten, bugün nereden çıktı bu? ” deyin. O zaman ben de sudan bir yanıt bulurum elbet.
Yitirdiklerimizi hep kırkında mı anacağız? Kıkında da anarız, 80’inde de… Dahası, 134’ünde de anacağız, 169’unda da... “Öbürlerini anladık da 134, 139 niye? ” diye sorun.
Yanıt: Dağlarca’nın sağlığında 134 şiir kitabı Türk şiir severleriyle, dünya okurlarıyla buluşmuştu da onun için… Yayınlanmamış 35 kitabı daha bulunan büyük şairimizin, bu betikleri de basılmış olsaydı şiir kitabının sayısı 169’a ulaşacaktı.
Dünyada başka bir şair daha gösterebilir misiniz bana bu kadar çok şiir kitabı olan? Eğer kitaplı şairler peygamber sayılsaydı, herhalde Dağlarca 169 kere peygamber sayılırdı. Tanrı’nın şairlere doğru dürüst şiir yazmasını belletmek için gönderdiği şiirin peygamberi olurdu o zaman.
Bir örneğini daha gösterebilir misiniz bana, ömrünün her gününde hiç aksatmadan her gün güzel bir şiir yazan başka bir şair daha? İstanbul’da yaşadığım yıllarda fırsat buldukça onun Aksaray’daki Kitap Kitabevi’ne gider, cama astığı o günün şiirini keyifle okurdum.
O şiirlerden unutamadığım şiirlerden biri sanırım “Söyle sevda içinde türkümüzü”ydü. Şiir işliğimizin en genç bayan şairi Ayça Atay’a gitsin.
”Söyle sevda içinde türkümüzü,
Aç bembeyaz bir yelken
Neden herkes güzel olmaz,
Yaşamak bu kadar güzelken?
İnsan, dallarla, bulutlarla bir,
Ayrı maviliklerden geçmiştir
İnsan nasıl ölebilir,
Yaşamak bu kadar güzelken? ”
Bizim GASET (Gaziantep Kültür, Sanat, Edebiyat Derneği) bünyesinde kurduğumuz bir Şiir işliğimiz oldu. Şair arkadaşlarımız her hafta belirli bir konuda şiir yazıyor.
İlk haftanın konusu “fark etmez” idi. fark etmezli üç şiir yazdık. Sonra katılmalar oldu. Arkadan gelenler de eklediler kendi “fark etmez”lerini. Onları da astık işliğimizin duvarına. Bir yazı konusu da onu yaparım sonra.
Haftada bir başa çıkamadık da 15 günde bire uzattık şiir çalışmalarımızı. Kim bilir, belki de yarın bir gün ayda bire uzatırız. Hepimiz Dağlarca olabilir miyiz?
Dağlarca’mızın 80’inci gününde (bugün) onun sevdiğim şiirlerinden bir demet yaptım. İşliğimizin şairlerine, çiçek niyetine birer tane dağıtacağım.
“ANIMSAMALAR
Dünya kadar büyük bir günüydü çocukluğumun
Mektebe ilk gittiğim o altın sabah
Omzumda kalmıştı el sıcaklığıyla
Anamın okşarken söylediği bir “Bismillah”
İlk ders bir bayramın sonu gibi soğuktu
Gördük karatahtada “Hesap” denen karaltıyı
Ezberletti kendi numarasını hoca, herkese
Ben de öğrendim iki haneli seksen altı’yı
Oyunlar ve neşelerle geçti o gün
Ve tatlı rüyalar gibi bitti mektep
Bilgimi düşürmeden eve götürmek için
İçimden seksen altı, seksen altı diyordum hep”
Kendime armağan ettim 86’nın bu şiirini ilk başta. Neden? Aramızda hemen bir akrabalık kurdum da ondan. Benim ilkokul birinci sınıftaki numaram da 219’du. Bakın, ben de anımsıyorum. Öyleyse akrabayım büyük şairle.
Rahime Kaya, eleştiriye dayanıklı, kendine güveni olan bir şair. “Şiirimi ben onarırım, noktasına, virgülüne bile kimseyi dokundurtmam,” diyenlerden değil.
Eleştiriye açık olması, şiiri için söylenenleri kulak ardı etmemesi, kendisinde şiirini yenileştire, ileriye, yükseklere taşıma sevdası, çabası varken bu ereğine ulaşacak da o.
Şiirin, duygudan çok düşünce işi olduğunu yakalayan Rahime Kaya’ya da kendi şiirini anımsatan bir Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri getirdim:
“SULAR BİZDEN AKILLIDIR
Sular bizden akıllıdır, daha evvel görür akşamı,
İner havadan önce, karanlığa,
Büyük bir balık gibi ortadan silinir,
Kaçışırken hayvanlar dağa.
Sular bizden akıllıdır, memnun olur,
Sadece ağaçlardan.
Başka insanlardan değil,
Bizi yalnız bırakan.
Sular bizden akıllıdır, uyumaz,
Açar maviliğe, iri gözlerini.
Ve bekler bir ölüm sırrı içinde,
Kendi hayatının yerini.”
Dağlarca’ya sormuşlar. “En çok sevdiğin şiirin hangi şiirin? ” diye. Hiçbir şair şu şiirimi öbürler,nden çok severim” diyemez. Şiirleri çocukları gibidir şairlerin. Hangi baba “şu çocuğumu öbürlerinden fazla seviyorum,” diyebilir.
Dağlarca der ama. Sözün acısını da esirgemez, sevgisini de. “Asu” demiş hiç duraksamadan. Şiir İşliğimizin yeni katılımcısı Başak Tarım. Daha ilk şiirini okur okumaz “şair bu” demiştim. Gaziantep’imizin çok havasını kokladı, çok suyunu içti bu Eskişehşir toprağından kopup gelen şair. Biliyoum onun da en çok hangi şiirini sevfiğini Dağlarca’nın. Ben de o şiirini armağam ediyorum büyük şairirmizin kendisine, ASU:
Suçu büyüktü Âsû'nun göklerecek
Taş atmıştı güneşe doğru
Bilinmeyen türküsünde
Bilinmeyen çağından
Açtı uykusuzdu sayrıydı
Dolmuştu şeytanların soluğu derisine
Kötü bir ışık
Ve mavilikte duruşu çarpık ağaçların
Sövmüş Tanrısına sövmüş
Âsû Âsû
Yakılacak yakılacak
Âsû Âsû
Doymuşlar bir ilk zaman içinde
Ki sürer sıcaklığı karın karın
Kartalla doymuşlar yılanla doymuşlar
Doymuşlar yellerle yıldızla yalazla
Var olmanın yeğnikliği alna çizilmiş
Kötü ruhlar uyusun türlü boyalar içre
Ve ta masallara uzanır
Dudakların kızıl süsleri
Agaç, davulların seslerinden
Âsû Âsû
Yeşiller allar sarılar
Âsû Âsû
Halay çeker korku
Uzak kuşakların acısına karışık
Yontulmuş taşlarda susar
Güçsüz yumuşaklığı etin
Büyünün kara kanını üfler boynuzlara
Toprakta kök
Açık bir esrikliktir apaçık bir uykudan
Ve avın kurtuluşu işte
Kişinin gücü Tanrının büyüklüğüne
Âsû Âsû
Yankılanır dağdan dağa insandan insana
Âsû Âsû
Devrilmiş gözleri ak
Patlamış ürküden göğsü
Bütün oba ateş bütün oba ölüm
Bütün oba çırılçıplak
Açlığı uykusuzluğu sayrılığı tükenmez ama
Düşer elleri
Yaşaması parlamaz ama Âsû'nun
Ölüsü parlar
Aydınlık yitiverir yeryüzü yalnızlığından
Âsû Âsû
Seni senin karanlığın sever ancak
Âsû Âsû
Dikkatli, gözlemci, sözcükleri imbikten geçirerek altın yüzük, gümüş bilezik yapan Pınar Atay’a sunuyorum dördüncü Dağlarca çiçeğini:
GEÇEN ŞEY
Kocaman yıldızlar altında ufacık dünyamız,
Ve minnacık bir ``hane´´:
Kokar kır çiçekleri gün ağarmadan,
Anısız, uykusuz,
Kokar nane.
Ta öncelerden beri mestolmuş herkes,
Bir bakıma her şey ``mestane´´.
Hayal edilir nazlı yar yönlerden,
Aşk ile kuşlar süzülür,
Değisir gökler şahane.
Farkında değil gönül,
Sanki hepten divane;
İçimizden, dışımızdan
Geçer vakit
Zalim, zalimane! ”
Çok bilinen, pek çok ders kitabından aşinalığımız olan aşağıdaki Dağlarca şiirini, işliğimizin çok genç yeni şairine, Vahittin Bozgeyik’in yeğeni İbrahim Akmelek’e armağan ediyorum.
Çocukluğunu bilirim onun. Hasta yattığı günlerden birinde, içtenlikli dostum Vahittin’le hasta bellemeye girmiştik.
Birkaç kilo meyve, bir şişe kolonya ile… Sanmam ki ne o meyvelerden tatabilmiş, ne de kolanyayı koklayabilmiş olsun.
O da sayıklıyordu esrimiş halde, alnı boncuk boncuk terlerken, o hasta yatağında. Bilseydi bu şiiri sayıklardı İbrahim. Hastalıktan bir takım yitiklerle çıktı ama genlerindeki şiir yeteneğini yitirmedi o.
Bugünlerde ayrı bir yazıyla, “Gaziantepli 30 Şair/SİMURG” Güldesteme katacağım şiirleriyle size tanıtacağım kendisini.
AĞIR HASTA
“Üfleme bana anneciğim korkuyorum
Dua edip edip, geceleri.
Hastayım ama ne kadar güzel
Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.
Niçin böyle örtmüşler üstümü
Çok muntazam, ki bana hüzün verir.
Ağarırken uzak rüzgarlar içinde
Oyuncaklar gibi şehir.
Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum
Ağlıyorsun, nur gibi.
Beraber duyuyoruz yavaş ve tenha
Duvardaki resimlerle, nasibi.
Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,
Büyüyor göllerde kamış.
Fakat değnekten atım nerde
Kardeşim su versin ona, susamış.”
Ben şair değilim der ama şiiri gözünden tanır. Okunu attı mı da onu alnından vurur Gılman Kahyaoğlu. İşte şu Dağlarca çiçeği gibi kırmızı, kadife renginde.
SAVCIYA
Savcı, nedir düşündün mü,
Dağları sorguçlu kılan?
Onlar susmaz, gece gündüz, onlar haykırır yüceden.
Gelmiş dağlardan yalnayak, durmuş kapına bir ıssız,
Seni bile içli kılan.
Savcı, nedir düşündün mü,
Bıçakları uçlu kılan?
Bir eski hak alınmamış, bir dere kan sorulmamış,
Şunun bunun alın teri,
Alınları taçlı kılan.
Savcı, nedir düşündün mü?
Yazıları suçlu kılan?
Usla, yürekle büyümüş, gündüzler geceye karşı,
Ama nedir çağlar üzre,
Beni senden güçlü kılan.
Şiirlerinde toplumun önemli yaralarını deşmekten geri durmayan Ahmet Ayaz’a bu dünya şairi Fazıl Hüsnü Dağlarca şiiri de:
“DIŞARDAN GAZEL
Siz Ali Bey, Veli Beyefendi busunuz,
Gelecekler önünde suçlusunuz.
Yöneteceksiniz de ulaşacak ha,
Çağdaş Uygarlığa ulusunuz.
Ön karanlık, art karanlık, Sağ karanlık, sol karanlık
Kara toprak içine mi gömülüyoruz.
Bir ülke, yarısı çırılçıplak,
Yarısının yediği ekmek tuz.
Uyur itleri, inekleri, ayıları,
Bütün aydınları uykusuz.
Milyonu trahom toplumun, milyonu sıtma,
Milyonu verem, bilmiyor muyuz?
Ne olmuşuz, ne yapmışlar bize,
Nasıl bağlanmış elimiz, kolumuz.
Böyle giderse biline hep.
Mustafa Kemal'le bile yokuz.
De, yüreğin nice yanarsa yansın,
Efendilerin yüreği buz.”
Sanki vedalaşmak için gitmiştim İstanbul’a. Kadıköy rıhtımındaki bütün kahvehaneleri dolaştım. “Dağlarca ile arkadaşları burada mı buluşuyor diue sordu giriğim her kıraathanenin garsonlarına.
Bulamadı bu beceriksiz adam o kıraathaneyi. Vedalaşamadan yitirdi o büyük ozanı.
Ne mutlu ona şiirle dopdolu 94 yıl ömür sürdü.
Teşekkürler sana şiirimizin büyük ustası, Türk edebiyatına yüzlerce, binlerce çok iyi şiirler kattığın için. Melekler dinlesin artık şiirlerini.
FEV
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Behçet Kemal Çağlar
Hasan Ali Yücel
Yahya Kemal Beyatlı
Arif Nihat Asya
............... ve uzadıkça uzar, ister bir özet boyutunda, isterseniz sayfalar dolusu dizelerce destan olur. Alt alta yazıp ard arda okuyunca şiir olur, şiir tadı kalır dimağda. Şöyle bir sentezleyin, sonra her sözcüğün analizini yapın, sonucu tek sözcükle ifade edebilir misiniz? Kolunuz yorulup da şöyle bir soluklanayım dediğinizde ancak yazmaya başladığınızdan beri bir şiir yazıyor olduğunuzun farkına varırsınız.Fazl Hüsnü Dağlarca, tek başına bile okuduğumda şiirsel bir tat bulkuyorum bu isimde. Onlar ve onlar gibiler o denli şairdirlerki, o denli şiirle özdeşleşmiştirler ki, şairlikleri şiir'in içinde kaynamıştır; şiir olmuşlardır.
RAHMETLE ANIYORUM VATAN ŞAİRİNİ
YANLIZLIK ŞİİRİNİ ÇOK SEVERİM ONDAN ESİNLENEREK BU DA BENİM YALNIZLIĞIM
Kalabalıklar olsa da içimde yalnızlığım,
Rabbim hariç herkesle var yalnızlığım,
Bitmeyen bir özlem gibi benim yalızlığım,
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım
Ne ay var ne güneş sadece yalnızlığım,
Gece özlemi çekerim ben olur yalnızlığım
Memleket özlemim bitmeyen yalnızlığım,
Sevdalarla yüklü gönlüm birde yalnızlığım,
Solmasın dedim hep açsın dedim güllerim,
Bitsin dedim senle birlikte benim yalnızlığım.
Bil ki gerçek sevgileri gönlümde ben İşlerim
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim
Yağmurun damlasıyla akar gider yalnızlığım
Düşüncem sevgi,sevdadır bir de yalnızlığım
Belki zaman olur ki,senle biter bu yalnızlığım
Fakat senden başka uzak kalacak,yalnızlığım.
Halil ÇOLAK
Çağımızın en büyük şairidir.Günümüz Türkçesini en iyi biçimde kullanarak geride ölümsüz yapıtlar bırakmış,soyadı gibi Dağlarca bir şairdir.
Türk edebiyat dünyasının degerli duayenlerinden biri, yeri doldurulamayacak bir değer.
En sevdiğim şiiri.........
YALNIZLIĞIM
Ilık bir su gibidir içimde yalnızlığım,
Yalnızlığım, ruhumda uzak bir ses gibidir.
Her sabah ufuklardan mavi şarkılar gelir,
Ve her sabah ürperir içimde yalnızlığım
Güneşim aydan sarı, yarınım dünden zorsa,
Sarsın artık ömrümü tunç kandillerin isi
Üşüyen ellerimden tutmalıydı birisi,
Eğer benim gözlerim onları görmüyorsa.
Bir camın arkasında açılıyor güllerim,
Havuzum pırıl pırıl... yıkar bakışlarımı.
İşler temiz ziyalar suya nakışlarımı;
Ruhumun dünyasından eser tahayyüllerim
Rüya rüzgarlarında bir yaprak yalnızlığım
Düşüncem bir neydir ki ürperir perde perde
Belki bu mısralarım esecek gönüllerde
Fakat herkese uzak kalacak,yalnızlığım.
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
Ölünceye kadar sadece sanatı ve şiirleriyle tanıyordum şairimizi. Güzel şiirleri var tabii. Ama son zamanlarda daha fazla hayat hikayesi, sanat ve siyasi faaliyetler içinde okudum kendisini. Keşke sadece şiirle kalsaydı... Ama sadece şiir için şiir... Dev gibi bir adam o kadar küçülmezdi gözümde o zaman.
ilkokulda belirli gün ve haftalarda okurduk habire...inanılmaz sıkıcı bulurdum adamcağızı...şimdilerde duru türkçesine hayranlığımı gizleyememekteyim...
Bana gerçek bir şairin gönlünden geçenleri hiçbirşeye boyun eğmeden sadece kendi hissiyatını dile getirmek için manevi bir ihtişamla sunmasını hatrlatıyor.Yattığı yer cennet olsun.
Türk şiirinin yaşayan efsanesiydi o. Çocukluğıumda bir çok şiirini okumuştum. Yattığı yer ışıklı olsun.
Benim için şiirleriyle ve insanlığıyla çook büyük bir insandı
Allah rahmet eylesin
Türiyede nice nice FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCAlarına...
'yarısı şiir olan bir yaratığım ben' diye kendini tanımlamış, 94 yaşında bile şiir yazmış, bu büyük şairin önünde kıskançlık ve saygıyla eğiliyorum.....
BU GECE ANITKABİR
Korkunç bir gürültü vardı Anıtkabir'de
Sözcükler avluyu doldurmuştu çatlak ağız
Sesleri pis mi pis
Kargaya benzeyen kel kafalı birer kuştular
Ata'nın devrimleri bekçisidir yaşamın
Kim yalancı
Kim değil
Araya araya bulmuştular
Yazılan sözcükler yüzleştirilmişti gerçekle
Uygulanmasız olanları
Anıtkabir'deki defterden
Kovulmuştular
FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA
Sevgili Dağlarca; böyle kısa ama derin anlam ve duygu yüklü şiirleriyle hep yaşayacaktır.
Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...
Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...
Ne çocuklar tanıdım,Selendi'nin köylerinde...
Ayva sarısı yüreklerinde,denizler ötesi düşler...
Nar kırmızısı dudakları çatlasa da poyrazlar da...
Cumaları Çerçi bekler çocuklar,
Yumurtalarla balonların değişim keyfi bir başka.!
Tütün kokar,
Toprak kokar çocuklar'
Her perşembe Selendi pazarına yolculuk var,
Traktör kasasında koyunlar, çuvallar ve çocuklar....
Gözleri çakır çakır,ışıl ışıl...
Onlar bu ülkede yaşarlar....
Ne çocuklar tanıdım Gediz'de.
Akkaya'dan ötesi,Kaf Dağı'nın arkası.!
Harman yeri,dünyanın merkezi,
Ne anneler tanıdım Batı Anadolu'da,
Fotoğrafçıyı da,şehri de evlenirken görmüşler...
Ve ne adamlar vardı!
Tek anısı askerliğe dair,
Yolculuğu da...
Ne çocuklar tanıdım Batman'da...!
İçimi acıttılar!
Petrol karası gözleri gülümsüyordu yarınlara,
Yeniköy'ü,istinye'yi,Boğaz'ı televizyonda görmüşler...
Dilelrinde yarım kalmış sevda türküleri,
Çocukluğum ağladı gözlerinde..!
Bir oyuncağa,bisiklete iç geçirmiş yıllarca.!
harçlıkları bir avuç kuru üzüm,
ve...
Tatil anıları da hiç olmamıştı...
1994 BATMAN
Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...
Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...
Ne çocuklar tanıdım,Selendi'nin köylerinde...
Ayva sarısı yüreklerinde,denizler ötesi düşler...
Nar kırmızısı dudakları çatlasa da poyrazlar da...
Cumaları Çerçi bekler çocuklar,
Yumurtalarla balonların değişim keyfi bir başka.!
Tütün kokar,
Toprak kokar çocuklar'
Her perşembe Selendi pazarına yolculuk var,
Traktör kasasında koyunlar, çuvallar ve çocuklar....
Gözleri çakır çakır,ışıl ışıl...
Onlar bu ülkede yaşarlar....
Ne çocuklar tanıdım Gediz'de.
Akkaya'dan ötesi,Kaf Dağı'nın arkası.!
Harman yeri,dünyanın merkezi,
Ne anneler tanıdım Batı Anadolu'da,
Fotoğrafçıyı da,şehri de evlenirken görmüşler...
Ve ne adamlar vardı!
Tek anısı askerliğe dair,
Yolculuğu da...
Ne çocuklar tanıdım Batman'da...!
İçimi acıttılar!
Petrol karası gözleri gülümsüyordu yarınlara,
Yeniköy'ü,istinye'yi,Boğaz'ı televizyonda görmüşler...
Dilelrinde yarım kalmış sevda türküleri,
Çocukluğum ağladı gözlerinde..!
Bir oyuncağa,bisiklete iç geçirmiş yıllarca.!
harçlıkları bir avuç kuru üzüm,
ve...
Tatil anıları da hiç olmamıştı...
1994 BATMAN
Onlar,Bu Ülkede Yaşarlar...
Ne çocuklar tanıdım,Selendi'nin köylerinde...
Ayva sarısı yüreklerinde,denizler ötesi düşler...
Nar kırmızısı dudakları çatlasa da poyrazlar da...
Cumaları Çerçi bekler çocuklar,
Yumurtalarla balonların değişim keyfi bir başka.!
Tütün kokar,
Toprak kokar çocuklar'
Her perşembe Selendi pazarına yolculuk var,
Traktör kasasında koyunlar, çuvallar ve çocuklar....
Gözleri çakır çakır,ışıl ışıl...
Onlar bu ülkede yaşarlar....
Ne çocuklar tanıdım Gediz'de.
Akkaya'dan ötesi,Kaf Dağı'nın arkası.!
Harman yeri,dünyanın merkezi,
Ne anneler tanıdım Batı Anadolu'da,
Fotoğrafçıyı da,şehri de evlenirken görmüşler...
Ve ne adamlar vardı!
Tek anısı askerliğe dair,
Yolculuğu da...
Ne çocuklar tanıdım Batman'da...!
İçimi acıttılar!
Petrol karası gözleri gülümsüyordu yarınlara,
Yeniköy'ü,istinye'yi,Boğaz'ı televizyonda görmüşler...
Dilelrinde yarım kalmış sevda türküleri,
Çocukluğum ağladı gözlerinde..!
Bir oyuncağa,bisiklete iç geçirmiş yıllarca.!
harçlıkları bir avuç kuru üzüm,
ve...
Tatil anıları da hiç olmamıştı...
1994 BATMAN
allah rahmet eylesin bir insan daha göç etti
Ulu bir çınarımızın kıymetini bilemedik.Yeni nesillere bari eserlerini okutturalım
.........
Ne ağaçlar uzanmış mevsimlerimce
Ne yıldızlar gerçek, aydınlığım kadar.
Aşkla kımıldayan küçücük ışıklar uçusur içimde yön yön,
Yaşadığımın farkındayım.
FAZİLETİYLE, HÜSNÜNİYETİYLE ANILACAKTIR, Ç A Ğ L A R C A.......
Özelliklede,ölümü münasebetiyle,şair dostu,şiir sevdalısı Başbakanımız
R.Tayyip ERDOĞAN'ın yaptığı büyük gafla....
Yüce Allah gani gani rahmet eylesin, mekanı cennet olsun...
ŞAİRCİK, Ahmet Necat UCUR, Bozüyük 10.11.2008
Büyük bir sairin aramizdan ayrilmasi Türk siirseverleri icin kayiptir. Siirden baska bir sey yazmayan bu üstad seni hep saygiyla anacagiz, anacagim, ruhun sad olsun, saygideger 'Kocacinar'
Saygilarimla...
YALNIZCA....
Türk edebiyatında çok önemli bir yere sahip bir şairimiz...' Bu Eller miydi? ','Çocuk ve Allah', 'Havaya Çizilen Dünya', 'Mustafa Kemal'in Kağnısı', 'Üç Şehitler Destanı..' ve daha niceleri... Şiirlerle örülmüş uzun bir ömür...Geleceğe miras bırkılmış yüzlerce şiir... Edebiyatımıza altın harflere yazılmış bir isim: FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA...
Kendisine ALLAH'tan rahmet diliyorum...Nur içinde yatsın!