“Şimdi konuşmuyorum, seneler sonra da konuşmayacağım. Hiçbir zaman karşılarına geçip intikam almayacağım. Düştüklerinde iyi olmuş bile demeyeceğim. Benim kelimelerim sesimden çıkıp kimseye çarpmayacak. Keşke bunun anlamını biraz olsun bilseydiniz.”
Sevgi mayadır ve soyuttur ancak dünyada vücut bularak somutlaşır.
İnsanın hamurunda sevgi olmasaydı dünyada var olamazdı. Sevgi Allahta var olan ve dünyaya ondan ve tüm zerrelere sirayet eden en büyük mucizedir. Çiçeğe, böceğe, canlı cansız bütün varlıklarda vücut bulmuştur. Ezelden yaradanla gelir, dünyada şekillenir ve tekrar ebede döner. Orası da zaten bizim için muamma ama sevgi kavramı bana göre dünya ve ebedi hayatın ta kendisidir.
Benim kalbim bir ıslahevidir doktor. Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor Tıkanır,ölür metropollerde.
Ve artık ruhun maddeye, hakkın bâtıla, nurun zulmete, imanın küfre her zaman galebe çalacağı; ezelden ebede değişmeyecek olan İlahî kanunların başında gelen bir hakikat olduğu, güneşler gibi belirdi
İnsanı yaratan Allah, ona sınırlı bir konum dayatmamıştır, onu tek yolda yürümeye zorlamamıştır; insanı akılla donatmış ve önüne seçenekler dizisi koymuştur. Bu, bütün genişliğiyle, Allah'ın demokrasisidir. Eğer isteseydi, insan düşüncesini toptan karbon kâğıdına basılı tek nüsha kılabilirdi. Ezelden ebede kadar -isteseydi- sadece kendisi konuşurdu, bu güce sahiptir O; yaratıklarından hiçbirine konuşma fırsatı vermeyebilirdi.
Ezel, maziye doğru uzanıp giden bir zaman şeridinin uç noktası; ebed de istikbale doğru giden bir şeridin son noktası değildir. Zaman şeridine takılmış olanlar varlıklardır. Hepsinin bir başlangıcı olduğu gibi bir de sonu vardır. Allah ise zamanı ve zamanın içindekileri yaratandır. O, bütün zamanların ve mekânların üstüdür. Mazi, hal ve istikbalde sonsuzdur. Allah’ın katında ezel ve ebed bir anda hazırdır ve yüce Allah zamanın üzerinde olduğu için ezeli ve ebedi hazır olarak görür. Çünkü her şey onun huzurundadır. Hiçbir şey onun huzurundan hariç değildir. Bunun için yüce Allah ezeli ve ebedidir ve hepsini bir anda görerek ona göre hükmeder. Geçmiş ve gelecek diye bir şey düşünülemez. Zaman mefhumu, zamana mahkûm olan fani varlıklar ve insanlar içindir. Saygılarımla
Sus payı kalmadı çocukların İntifada taş yağmuru Kılıç tutan elin El olduğunu biliyorlar Göğüslerinde özgürlük haritası taşınan bir şarapnel Mezar taşlarına yazılmıştır kader Çocuk, silah ve zaman Kınında durmaz zulüm Anne bağrındaki taşlar susuzdur Emeklemek yok çocuk Her mevsim kan sofrası Kuş seslerinin uyuttuğu sabah Toprak, susan kalem Ağlayan nar çiçeği Ve beşik beşik ölüm Tırpan vurdular merhametine Adını Filistin koydular Çocuk, silah ve zaman Çocuklar Ölüyor akşam olmadan...
İnsan Alemi ervahtan, rahmı maderden, Sabavetten, gençlikten, ihtiyarlıktan, berzahtan, sırattan, ta ebed'e kadar uzanan bir yolcudur. Biz bunun hiç bir yerine ve mekanına sahip değiliz. Evrenin döngüsü ve hesaplanan yaşı, ince ince işleyen matematik, bize bütün bunları idare eden bir müddebir i gösteriyor. Okuyan herkese saygılar
Söylediklerinin haklı payı vardır. Beden fanidir fakat ruh sonsuzdur. Beden çürür bazen kül olur denize karışır, bazen toprağa karışır. Ruh yolculuğuna devam eder. İnsanlar bir zamana ihtiyaç duydular. Her ne kadar birgün 24 saat olsa da güneşin ve ayın hareketlilikleri değiştikçe, gün nasıl kısalıp, uzuyorsa zaman kavramı da insan için hali hazırda bilinmez bir durum. Biz insanlar olarak bize ancak bildirildiği kadarını biliyoruz. Bilgi ise bizim çabamız ve yeteneğimiz doğrultusunda lütfediliyor. Başlangıçta "besmele" ile başlıyoruz sonra diyoruz " bu gidiş nereye" ve sonra kapanış "ondan geldik ve yine ona dönüyoruz...
Kalp bir gencinedir, cismim anın vîranesi Feyz bir bahr-i keramettir, sözüm dür dânesi, Nutk bir tuti-i hoş-gûdur, derunum lânesi, Eşk bir sahba-yı ateşdir gözüm peymânesi, Ye's bir mihmân-ı gamdır, hâtırım kâşânesi, Dağ bir murg-ı semenderdir, ten ateşhanesi, Aşk bir şem'i ilahidir, benim pervânesi, Şevk bir zencirdir, gönlüm anın divânesi.
Şeyh Galip
"Aşk bir ateştir gözüm peymanesi"derken şeyh Galip hazretleri gözlerden kalbe aks eden ve yine kalbinde gözlere tesir ettiğini vurgulayan bir dize yazmıştır. "Gönül yanmazsa göz yaşarmaz" denir.
Aşk konusunda hemen herkes birşeyler söyleyip yazabilir. Bazılarına aniden gelen bir ateş bazılarına ise yavaş yavaş damarına enjekte edilen bir seretonin hormonu gibi.. Duygular yaşanıp artık içinden çıkılmaz bir hâl aldığında insan ancak farkeder nasıl bir duygu ile cebelleştiğini.. Sevgi bu duruma karşı daha samimi ve içtendir. Aşk zordur kolay olsa bir değeri olmayacaktır. Hayat bir keşif yolcuğudur. İnsan önce kendini keşfetmeli,önce kendini bilmelidir. Kendini ve ne istediğini bilen yolculuğu boyunca nereden gelip nereye gittiğine dair fikirler üretmeye çalışır. Kalp, Allah-u Teâlâ’nın cemâlini müşahede için halkolunmuştur. Bunun içindir ki kalbin saâdeti muhabbet ve marifetullahtır. Hacı Bayram Veli hazretlerinin şu beyiti bunun açıkça ifade etmektedir. "Görünen sıfâtındır Anı gören zâtındır Gayrı ne hâcâtındır Sen seni bil sen seni"
İnsan kendini sorgular bir hale geldiğinde değişmek ve dönüşmek o kişi için kaçınılmazdır. Ya sorularını üstün körü bir şekilde kapatacak ya da derin bir mülahaza içine girerek ezeli ve ebedi olan bu yolculuğun içinde varolmanın hazzını hissedecektir. Küçük yaşlardan beri duyduğum "o kadar derine inme ve ya derinine girme" sözü aslında en umulmadık hazinelerin derinlerde bilinmeyene olan sevgide olduğunu göstermişti bana. Bildiğini,gördüğünü herkes sever ya bilmediğini sevmek ve ona ulaşmayı amaç edinmek. Bunu okuyan kişilere hastalık gibi gelebilir. Lakin yaşamadan hüküm vermek kolaydır. Hz.Mevlana dediği gibi"Önce benim ayaklarımı giy ve benim geçtiğim yollardan geç."
-Cenâb Allah’ın Bir'kula En'büyük Lûtfu Keremi Ona Âşk’ı Nasip İşidir.
-Âşk’a İnanmayanlar Bunun İçin İnanmıyor. AllahûTeâla Âşk’ı Herkese Nasip Etmiyor.
ÂŞK ALLAH’TAN (C.C) GELENE RAZI OLMAKTIR...!!
-ÂŞK İbâdet, Şükür, Kanaattir.
-Hz. Mevlâna, Ayn İbâdet, Şın Şükür Ve
-Kanaat Edebilmek İçin Şükür, -Şükredebilmek İçin İse İnanç Ve Teslimiyet Olması Lâzımdır.
-Kanaat Anladığımız Mânada, Kıt'kanaat Geçinmek Bir'lokma, Bir'hırka Demek Değildir.
-Kanaat Her Ama Herşeyin, Allah’tan(c.c) Geldiğini Bilerek O’ndan Gelene Razı Olmaktır.
-Hüsnü"zan İle Yapılan Her'güzellik Hak'katında İbâdettir. -Âşk Sevgiliyi Memnun Etmektir.
-BİZ ANCAK ŞÜKREDEREK KANAAT ETTİĞİMİZ ZAMAN ALLAH'TAN C.C)RAZI,OLABİLİRİZ. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi herkes bir sevgi bir kalptir tutturmuş gidiyor,henüz ne olduğunu bilmeden bilinçle yönlendirerek onu..Aynanın insanı hem nasıl gösterdiğine bakmak lazım hemde arkasındaki sırra.Görünüm değişebilir lakin sır hep göründüğünüz böründüğünüz halınızı gösterir. Sevgiyle??
“Kimseyi ruhunla kucaklaşmaya zorlama.!
Sevgi din gibidir.
Onda da zorlama yoktur.”
~Mevlana
Ezeldeki ruha
Dünyadaki ruhbana
Hangisi ateş? Hangisi su? Bul, bana
Kırmızı mı suyun? Mavi mi?
Hangisi alim? Hangisi zalim? Zor, bana
Ebed’ i alemde neredeyim? Bul, beni
Geçerken döküldüm toprağına
Çiçekte mi? Böcekte miyim?
Gör beni
Aslı Birer
Bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm..
?si=eAsrxEC_z9c3kQ5b
Nereye? Demişler dervişe, bilmiyorum gidiyorum öyle işte
Çiçekleri ezmeden,
Gönülleri incitmeden,
Evvelden ezele gidiyorum işte...
Peki nasılsın? Demişler bilmem demiş derviş
O mizan da belli olacak.
Bensiz uyanmaz hiçbir şey,
Bahara da vuran benim
Kışa da,
Toprakta papatya’ ya
Gökyüzündeki kuşa da
Aslı Birer
Sadece bedenleri, şekilleri, görüntüleri sevenlere ne yazık!
Ölüm her şeyi yok edecek. Ruhları sevmeyi deneyin, onlara yeniden kavuşursunuz.
Sevgi unutulmazdır..
“Şimdi konuşmuyorum, seneler sonra da konuşmayacağım. Hiçbir zaman karşılarına geçip intikam almayacağım. Düştüklerinde iyi olmuş bile demeyeceğim. Benim kelimelerim sesimden çıkıp kimseye çarpmayacak. Keşke bunun anlamını biraz olsun bilseydiniz.”
Sabahattin Ali
?? ??
Sevgi mayadır ve soyuttur ancak dünyada vücut bularak somutlaşır.
İnsanın hamurunda sevgi olmasaydı dünyada var olamazdı.
Sevgi Allahta var olan ve dünyaya ondan ve tüm zerrelere sirayet eden en büyük mucizedir. Çiçeğe, böceğe, canlı cansız bütün varlıklarda vücut bulmuştur.
Ezelden yaradanla gelir, dünyada şekillenir ve tekrar ebede döner. Orası da zaten bizim için muamma ama sevgi kavramı bana göre dünya ve ebedi hayatın ta kendisidir.
Aslı Birer (Atakızı)
Teşekkür ederim sevgili Atakızı ve Elif'im<3
?si=TR1YJoCjJ3Vt1RTm
Benim kalbim bir ıslahevidir doktor.
Yetim bir çocuk durmadan azarlanır içinde
Benim kalbim gövdesi ıslahevlerine çakılı bir kuştur
Uçmayı bilmeden ölür kenar otellerde
Kalbim ıslah olmaz bir kuştur doktor
Tıkanır,ölür metropollerde.
Kemal Sayar
Ezel ve ebed arasında bir yer ve o yerde maddeyle somutlaşan bir şey var.
…?
Kim çözer muammayı?
Günaydın :)
Ve artık ruhun maddeye, hakkın bâtıla, nurun zulmete, imanın küfre her zaman galebe çalacağı; ezelden ebede değişmeyecek olan İlahî kanunların başında gelen bir hakikat olduğu, güneşler gibi belirdi
Tarihçe i hayat
İnsanı yaratan Allah, ona sınırlı bir konum dayatmamıştır, onu tek yolda yürümeye zorlamamıştır; insanı akılla donatmış ve önüne seçenekler dizisi koymuştur. Bu, bütün genişliğiyle, Allah'ın demokrasisidir. Eğer isteseydi, insan düşüncesini toptan karbon kâğıdına basılı tek nüsha kılabilirdi.
Ezelden ebede kadar -isteseydi- sadece kendisi konuşurdu, bu güce sahiptir O;
yaratıklarından hiçbirine konuşma fırsatı vermeyebilirdi.
Ben Beyrut
Teşekkür ederim Muammer bey katkılarınız için.
Sevgi, ezelden kanat çırpan bir kuştur; buraya gelmiştir ve ebede uçmaktadır.
Şah ve Sultan
Ezel, maziye doğru uzanıp giden bir zaman şeridinin uç noktası; ebed de istikbale doğru giden bir şeridin son noktası değildir. Zaman şeridine takılmış olanlar varlıklardır. Hepsinin bir başlangıcı olduğu gibi bir de sonu vardır. Allah ise zamanı ve zamanın içindekileri yaratandır. O, bütün zamanların ve mekânların üstüdür. Mazi, hal ve istikbalde sonsuzdur. Allah’ın katında ezel ve ebed bir anda hazırdır ve yüce Allah zamanın üzerinde olduğu için ezeli ve ebedi hazır olarak görür. Çünkü her şey onun huzurundadır. Hiçbir şey onun huzurundan hariç değildir. Bunun için yüce Allah ezeli ve ebedidir ve hepsini bir anda görerek ona göre hükmeder. Geçmiş ve gelecek diye bir şey düşünülemez. Zaman mefhumu, zamana mahkûm olan fani varlıklar ve insanlar içindir.
Saygılarımla
Düşman kör nişancıdırda dost iyi bilir nereden vuracağını..
Dostlarını daima vefa ile hatırla can
Arayan sen ol,bulan sen,tanıyan sen ol,kucaklayan sen. Kula vefası olmayanın Hakka vefası olmaz. Mevlana
Sorma halimi anlatamam.
Anlatamam yorgunluğumu,
Dizlerimin kırıldığını,
İçimde sönmeyen yangını,
Sırtımda hamalığını yaptığım izlerin acısını anlatamam...
Anlatamam işte.. sen üzülme diye , üzüldüğümü bile..
Anlatamam...
Geçmiş olsun İzmir.
Sus payı kalmadı çocukların
İntifada taş yağmuru
Kılıç tutan elin
El olduğunu biliyorlar
Göğüslerinde özgürlük haritası
taşınan bir şarapnel
Mezar taşlarına yazılmıştır kader
Çocuk, silah ve zaman
Kınında durmaz zulüm
Anne bağrındaki taşlar susuzdur
Emeklemek yok çocuk
Her mevsim kan sofrası
Kuş seslerinin uyuttuğu sabah
Toprak, susan kalem
Ağlayan nar çiçeği
Ve beşik beşik ölüm
Tırpan vurdular merhametine
Adını Filistin koydular
Çocuk, silah ve zaman
Çocuklar Ölüyor akşam olmadan...
Alıntı
Teşekkür ederim Suphi bey saygı bizden..
Zerreden kürreye, çiçekten böceğe, topraktan suya, buluttan rüzgara, ateşten havaya, karbondioksitten oksijene her şeyde müthiş bir mana, müthiş bir ahenk var.
Kainat bütünüyle devasa bir anlamlar manzumesidir...
İnsan
Alemi ervahtan, rahmı maderden, Sabavetten, gençlikten, ihtiyarlıktan, berzahtan, sırattan, ta ebed'e kadar uzanan bir yolcudur.
Biz bunun hiç bir yerine ve mekanına sahip değiliz.
Evrenin döngüsü ve hesaplanan yaşı, ince ince işleyen matematik, bize bütün bunları idare eden bir müddebir i gösteriyor.
Okuyan herkese saygılar
Teşekkür ederim sevgili Atakızı.
Günaydın
Söylediklerinin haklı payı vardır. Beden fanidir fakat ruh sonsuzdur. Beden çürür bazen kül olur denize karışır, bazen toprağa karışır. Ruh yolculuğuna devam eder.
İnsanlar bir zamana ihtiyaç duydular. Her ne kadar birgün 24 saat olsa da güneşin ve ayın hareketlilikleri değiştikçe, gün nasıl kısalıp, uzuyorsa zaman kavramı da insan için hali hazırda bilinmez bir durum.
Biz insanlar olarak bize ancak bildirildiği kadarını biliyoruz. Bilgi ise bizim çabamız ve yeteneğimiz doğrultusunda lütfediliyor.
Başlangıçta "besmele" ile başlıyoruz sonra diyoruz " bu gidiş nereye" ve sonra kapanış "ondan geldik ve yine ona dönüyoruz...
Saygılarımla
Ezel ve ebed bende zaman kavramını siliyor sevgili Tuba o yüzden fani için ezel ve ebed yoktur diye düşünüyorum.
Güzel paylaşımlar diliyorum.
Yüreklerde kök bağlayıp yaşayan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Ezelden ebede müjde taşıyan
Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.
Abdurrahim Karakoç
Ferşten arşa, ezelden Ebed'e kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır.
Hayat uzun bir yoldur Ezelden Ebed'e uzanan..
Kalp bir gencinedir, cismim anın vîranesi
Feyz bir bahr-i keramettir, sözüm dür dânesi,
Nutk bir tuti-i hoş-gûdur, derunum lânesi,
Eşk bir sahba-yı ateşdir gözüm peymânesi,
Ye's bir mihmân-ı gamdır, hâtırım kâşânesi,
Dağ bir murg-ı semenderdir, ten ateşhanesi,
Aşk bir şem'i ilahidir, benim pervânesi,
Şevk bir zencirdir, gönlüm anın divânesi.
Şeyh Galip
"Aşk bir ateştir gözüm peymanesi"derken şeyh Galip hazretleri gözlerden kalbe aks eden ve yine kalbinde gözlere tesir ettiğini vurgulayan bir dize yazmıştır.
"Gönül yanmazsa göz yaşarmaz" denir.
Teşekkür ederim Sevgili Nilüfer.
Hayırlı sabahlar
Aşk konusunda hemen herkes birşeyler söyleyip yazabilir. Bazılarına aniden gelen bir ateş bazılarına ise yavaş yavaş damarına enjekte edilen bir seretonin hormonu gibi.. Duygular yaşanıp artık içinden çıkılmaz bir hâl aldığında insan ancak farkeder nasıl bir duygu ile cebelleştiğini..
Sevgi bu duruma karşı daha samimi ve içtendir.
Aşk zordur kolay olsa bir değeri olmayacaktır.
Hayat bir keşif yolcuğudur. İnsan önce kendini keşfetmeli,önce kendini bilmelidir. Kendini ve ne istediğini bilen yolculuğu boyunca nereden gelip nereye gittiğine dair fikirler üretmeye çalışır.
Kalp, Allah-u Teâlâ’nın cemâlini müşahede için halkolunmuştur. Bunun içindir ki kalbin saâdeti muhabbet ve marifetullahtır.
Hacı Bayram Veli hazretlerinin şu beyiti bunun açıkça ifade etmektedir.
"Görünen sıfâtındır
Anı gören zâtındır
Gayrı ne hâcâtındır
Sen seni bil sen seni"
İnsan kendini sorgular bir hale geldiğinde değişmek ve dönüşmek o kişi için kaçınılmazdır.
Ya sorularını üstün körü bir şekilde kapatacak ya da derin bir mülahaza içine girerek ezeli ve ebedi olan bu yolculuğun içinde varolmanın hazzını hissedecektir.
Küçük yaşlardan beri duyduğum "o kadar derine inme ve ya derinine girme" sözü aslında en umulmadık hazinelerin derinlerde bilinmeyene olan sevgide olduğunu göstermişti bana.
Bildiğini,gördüğünü herkes sever ya bilmediğini sevmek ve ona ulaşmayı amaç edinmek. Bunu okuyan kişilere hastalık gibi gelebilir. Lakin yaşamadan hüküm vermek kolaydır.
Hz.Mevlana dediği gibi"Önce benim ayaklarımı giy ve benim geçtiğim yollardan geç."
Saygılarımla
HZ. MEVLÂNA’YA GÖRE ÂŞK, e SEVGİ
DÜNYAYA ÂİT BİR DUYGU DEĞİLDİR.
ÂŞK ve SEVGİ İNSANLARA ÂİT DEĞİL,
ALLAH'Û TEÂLA'YA ÂİT'TİR;
-Ancak Allah(c.c) İnsanı Halifesi Olarak İlan Edip Ruhuna Üfledikten Sonra,
-Kendisindeki Bu'duyguyu,
İnsanın'da Mayasına Karıştırmıştır.
-Kimin Gönlüne Âşk Sevgi Tohumu Düşerse, Sarmaşık Gibi İnsanın Bütün Duygularını Sarar, Sarmalar.
-Kimin Gönlüne'de Âşk ve Sevgi Ateşi Düşerse, Âşktan Sevgiden Gayrı Ne Varsa,
Hepsini Yakar Yandırır Der, Âşıklar Sultanı Hz.Mevlâna…
-Âşık Olan Seven İnsanın Bütün Hayatı, Sevdiceğine Adanmıştır.
-Seven İnsan Herşeye Sevdiceği İle Bakar,
O'nunla Görür, O'nunla Konuşur Hayatındaki Herşeyi O'na Göre Ayarlar,
-Çünkü İnsanın Sevdiği Mutluluk
Ve Huzur İçindeyse, Seven'de Ancak
O'zaman Mutlu
Ve Huzurlu Olur.
-Gerçek Âşkta Seven Yoktur Sadece Sevilen Vardır.
-O'nedenle Sevenin Gözü'kör Kulağı'sağır Olur, Derler.
Yani Seven;Sevdiğinden Gayrı Hiçbir'şeyi Ne'duyar, Ne'görür.
-Ortada Bir'adanmışlık Vardır, Kişinin Kendisi Yoktur, Geriye Sadece Sevilen Kalmıştır.
-Âşk Sevdiğine Teslim Olmaktır.
Âşk Sevdiğini Memnun Etmektir.
-Onun İçin Hz. Mevlâna bir Divanı Kebir Beytinde Şöyle der;
-Âşk Dileği İsteği Yapıp Yapmama Arzusunu İrâdeyi Tümüyle Terketmektir.
Bu İlâhi Âşkın Değil, Bizâtihi Âşkın Tanımıdır.
-Çünkü Karşı Cinse Duyulan Beşeri Âşk İle Cenâbı Hakk’a Duyulan İlâhi Âşk, Özü İtibâri İle Aynıdır.
Bir'kızı Veya'erkeği Sevdiğimizde Aslında Biz O'yüzün Arkasındaki Onun Yaratıcısını Seviyoruzdur Çünkü.
-Ama Bilmeden Sadece Simâya, Sûrete, Şekle Takılır Kalırız.
-Aslında İşin Hakikatı Bizler Sevdiğimizde Onu Yaratanı Görür, O'nu Severiz,
Onu Yaratana Âşık Oluruz Bilmesekte… bilsekte
-Kâmil İnsanlar İse; Kimin İçin Sevdiklerini Bildikleri İçin,
-Direk Rabbâni aşkın Sevginin İçine Düşerler.
-Hz.Mevlâna, Âşk Nasip'işidir, Hesap'işi Değil.
Âşk Adayıştır,
Arayış Değil'der.
-Cenâb Allah’ın
Bir'kula En'büyük Lûtfu Keremi Ona Âşk’ı Nasip İşidir.
-Âşk’a İnanmayanlar Bunun İçin İnanmıyor.
AllahûTeâla Âşk’ı Herkese Nasip Etmiyor.
ÂŞK ALLAH’TAN (C.C) GELENE RAZI OLMAKTIR...!!
-ÂŞK İbâdet, Şükür, Kanaattir.
-Hz. Mevlâna, Ayn İbâdet, Şın Şükür Ve
-Kanaat Edebilmek İçin Şükür,
-Şükredebilmek İçin İse İnanç Ve Teslimiyet Olması Lâzımdır.
-Kanaat Anladığımız Mânada, Kıt'kanaat Geçinmek Bir'lokma, Bir'hırka Demek Değildir.
-Kanaat Her Ama Herşeyin, Allah’tan(c.c) Geldiğini Bilerek O’ndan Gelene Razı Olmaktır.
-Hüsnü"zan İle Yapılan Her'güzellik Hak'katında İbâdettir.
-Âşk Sevgiliyi Memnun Etmektir.
-BİZ ANCAK ŞÜKREDEREK KANAAT ETTİĞİMİZ ZAMAN ALLAH'TAN C.C)RAZI,OLABİLİRİZ.
Bir önceki yazımda belirttiğim gibi herkes bir sevgi bir kalptir tutturmuş gidiyor,henüz ne olduğunu bilmeden bilinçle yönlendirerek onu..Aynanın insanı hem nasıl gösterdiğine bakmak lazım hemde arkasındaki sırra.Görünüm değişebilir lakin sır hep göründüğünüz böründüğünüz halınızı gösterir.
Sevgiyle??