Dua Allah’a yalvarma, yakarış demektir. ‘Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek’ anlamlarına gelen dua, yüce kitabımız Kuran’a göre ‘insanın içten bir kalp ile Allah’a yönelmesi, O’na muhtaç bir varlık olduğunun şuuru ile sonsuz güç sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah’tan yardım talebinde bulunmasıdır. Kul özellikle darda kaldığı zaman Rabbine sığınır, ondan ister. Çünkü yaratan, besleyen ve koruyan ancak O’dur. İslam dini isteme hususunda Allah ile kul arasına üçüncü bir kişinin girmesine asla müsaade etmez. Bu yaklaşım yüce dinimizin kolaylıklarından birisidir. Bu da gösteriyor ki Yüce Allah kullarını her zaman görüyor, işitiyor; kimliği, makamı, mevkisi ne olursa olsun muhatap kabul ediyor. Sevgi, şefkat, hoşgörü ve merhamet dini dediğin ancak böyle olur.
Dua zaman ve mekân sınırlarını aşmanın bir başka ifadesidir. Dua ibadetin özü, inanan insanların her an hakka yönelen sözüdür, yakarışıdır. Kulun, kendisini yaratan Rabbine maruzatıdır. Beş vakit namazdan sonra açılan ellerimiz ve söyleyen dillerimiz aslında Allah’a muhtaç olduğumuzu ve onun sonsuz kudret sahibi olduğunu beyan eder. Güçsüzün güçlüye ilticası ve onun Rabbaniyetine boyun eğmesi, onun şefkat ve cömertlik ikliminde soluklanması… Duanın bir başka manası da bu olsa gerek…
Yüce Rabbimiz kendisinden istememizi, el açıp yalvarmamızı murat ediyor. Kulun helal dairesinde olan nimetleri istemesi onu mutlu ediyor. Çünkü o isteyene vermekten hoşlanıyor. Yeter ki üslubunca istemesini bilelim. Öncelikle alnımızdan ter akıtalım. İstemeden evvel fert olarak yapılması gerekenleri yapalım. Dualarımızda samimi olalım. Rabbimiz, Habibi Hz. Muhammed(sav) ’e şöyle sesleniyor: “De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? ”(Furkan 25/77) . Demek ki bizi kıymetli kılan dualarımızdır.
Dualarımızın kabul ve muteber olması için duadan önce iyi iş yapmak, temiz olmak, abdestli olmak, dua başında Allah’a hamdetmek, kıbleye yönelmek, Resullullah’a salâvat getirmek, elleri açıp yalvarmak, sükûn içinde, boynu bükük, mütevazı olmak, kalben korku içinde olmak, alçak sesle ve gizlice dua etmek, Resulullahtan intikal eden, Kuran’da geçen dualarla niyaz etmek, Resulü ve salih kulları vesile etmek, dua ederken kalbinden ne geliyorsa o şekilde dua etmek, kalbi başka düşünceden temizlemek, herkese dua etmek ve sözlerini üç defa tekrarlamak, duanın kabulünün ümidi içinde olmak, kötü dilekte bulunmamak ve salâvat getirmek gerekir. Böyle davranmak duanın kabulünü hızlandırır.
Dua müminin gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, gülen yüzü, helale koşan ayağı, Hakk’a yönelen kalbi, zikreden dili ve fikreden beynidir. Cennet kapıları ancak duayla ve besmeleyle açılır. Cehennem kapılarını sadece dualı diller ve helale uzanan eller kapatabilir. Dua açan gülümüz, seherde esen yelimiz, Hakk’a teslim olan ve onun adıyla titreyen kalbimizdir. Gönül bahçelerimiz onunla yeşerir. Hayat onunla anlamını bulur. O ki içimizdeki karanlıkları aydınlatır, yanan kalpleri serinletir. Fırtınanın tipiye dönüştüğü ve kurtuluşun, imkânın sınırlarını zorladığı demlerde tutacağımız yegâne dal duadır.
Dua kulluğun en güzel ifadesidir. Kalp onunla safa bulur ve yumuşar. Belalara karşı kalkandır o… Karamsarlığın her yanımızı sarıp sarmaladığı demlerde felahtır, müjdedir, yeşeren taptaze umuttur. Kırk ağızlı koca kavşaklarda yolumuzu gösteren kılavuzdur. Daralan ruhlara genişliktir. Faniliğe ebedilik iksiridir. Nurdur yolumuzu aydınlığa boğan… Çölleşen maneviyat tarlalarına ilahi rahmetin sağnak sağnak yağmasıdır. Köz köz olan yürek yaralarına merhemdir. Ölümü bekleyen hastalara şifadır.
Duanın temelinde Allah’a sadakat ve güven vardır. Duayla hâl-i pür-melâlimizi Allah’a sunarız. İçimizi o büyük dosta döker, dileklerimizi onun yüce dergâhına sunar, sonra da büyük bir teslimiyetle neticeyi bekleriz. Duanın makbulünü Allah’ın cömertliğinde, reddini günahlarımızda ararız. İç dünyamıza çekidüzen veririz. Tekrar onun kapısına dayanır, duada ısrarcı oluruz. Asla ondan yüz çevirmeyiz. Zira ondan başka gideceğimiz kapı var mıdır?
Allah içimizden geçenleri bilir. Madem öyle niye isteklerimizi dua yoluyla O’na ulaştırma yoluna başvuruyoruz? Bilinmelidir ki dua aynı zamanda bir ibadettir. Bu yolla isteklerimizi O’na iletmenin yanında; Rabbimize saygımızı, güvenimizi ve O’nun gücünün her şeye yettiğini itiraf ederiz. Bu aynı zamanda Allah’ı ululamaktır. Ondan başka gidecek kapımızın olmadığını kabullenmektir. Onun için, duada sözden daha ziyade öz önemlidir. Neyi istediğin değil, niçin ve ne amaçla istediğin mühimdir. Dua eden kişi Allah’la arasındaki bağı pekiştirmiş olur, duadan kaçınanlar Rabbiyle aralarındaki iman bağını gevşetirler. Nasıl ki sevdiğimiz dostlarımızı sürekli arar, hâl ve hatırlarını sorar, aramızdaki muhabbet bağını berk tutarsak işte öyle de Allah’la olan bağımızı duayla güçlü ve sağlam kılarız.
Dua kulun aczinin fakrının ve zaaflarının itirafıdır. Öte yandan Allah’ın her şeye muktedir olduğunun dil ile ifadesi ve kalp ile tasdikidir. Kul dua ettikçe kendi güçsüzlüğünün, Allah’ın sonsuz gücünün farkına varır. Olması gereken de budur.
Dua eden insanın öncelikle yapması gerekenleri yerine getirmesi, ardından tevekkül etmesi gerekir. Tevekkül, elinden gelenin azamisini yapıp, kendini aşan kısmının Allah’ın yardımına havale edilmesidir. Fakat günümüzdeki insanların tevekkül anlayışında da ciddi yanlışlıklar vardır. Yan gelip yatarak, Allah’tan nimet ve ihsan beklemek doğru değildir. Toprağın mahsul verebilmesi için, onun sürülmesi, ekilmesi, gübrelenmesi ve sulanması gerekir. Bunları yapmadan ürün beklerseniz bu doğru bir davranış olmaz. Böyle hareket etmek tevekkül değil, miskinliktir. Miskinlik de mümine yakışmaz. Bu adetullaha da muhalif bir yaklaşımdır. Her şey bir sebebe bağlıdır. Fakat nimetleri veren Allah’tır.
Tedbirsiz tevekkül olmaz. Hz. Peygamber, müminlerin elinden geleni yaptıktan sonrasını Allah’a bırakmalarını önermiştir. Bununla ilgili olarak anlatılan şu kıssa manidardır: “Bir bedevi: ‘Ya Rasûlullâh! Devemi çölde bırakıp tevekkül ediyorum! ’ demişti. Peygamber (sav) de cevaben: ‘Deveni bağla, ondan sonra tevekkül et! ..’ diyerek onu ikaz etmiştir. Konumuz tevekkül olmamasına rağmen duanın tevekkülle yakın bir ilişkisi olmasından dolayı bu meseleye değinmeyi de gerekli gördük. Çünkü tevekkülü kavramadan dua edilmesi ve edilen duanın netice vermemesi kulu inanç bulanıklığına sürükleyebilir.
Peygamber Efendimiz duayı hayatının her anında yaşamın en güzel meşgalesi saymıştır. Her fırsatta Allah’ına iltica etmiş, tebliğ zorluklarının ateş topuna dönüştüğü anlarda duayla serinlemiştir. Yeryüzüne O’nun kadar dua eden bir başka insan gelmemiştir. Oysa o ‘ismet’ sıfatına haizdi. Yani günah işlemezdi. Böyle olduğu halde dua ikliminden uzak durmamıştır. Ona göre “İbadetin en üstünü duadır.”… “Dua ibadetin ta kendisidir.”… “Dua, ibadetin beynidir.” O böyle yaparken biz günahkârlar nasıl olur da Allah’a yakarmaz, affını dilemez? Nasıl dua edileceğini bilmeyenler Peygamber Efendimizin ettiği duaları aynen söyleyebilirler. Peygamberimizin ettiği dualardan bazılarını dikkatinize sunmak istiyorum:
“Ya Rabbi, Sana ve Resulüne itaat etmemizi ve bildirdiklerinle amel etmemizi nasip eyle! ...Ya Rabbi, faydasız ilimden, makbul olmayan ibadetten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım….Ya Rabbi, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden de koru! ...Ya Rabbi, her işimizin sonunu güzel eyle, dünya sıkıntılarından ve ahiret azabından bizi koru! ...Ya Rabbi, bizi sabreden ve şükredenlerden eyle! ...Ya Rabbi, bizi dostlarına dost, düşmanlarına düşman olanlardan eyle! ...Ya Rabbi, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan sana sığınırım! ...Ya Rabbi, işinde sebat eden, nimetine şükreden, ibadetini güzel yapan ve doğru konuşanlardan eyle! ...Bedenime, kulağıma, gözüme sıhhat ver! Küfürden, fakirlik ve kabir azabından sana sığınırım…Ya Rabbi, kusurlarımızı ört, korkulardan emin kıl ve borçlarımızı ödememizi nasip et! ...Ya Rabbi, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak ver! Kaza ve kaderine rıza gösterenlerden eyle! ...Ya Rabbi, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan, kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım….Ya Rabbi, ölünceye kadar ibadet etmemizi, ömrümüzün hayırlı amellerle sona ermesini nasip et ve Cennetini ihsan eyle! ...Ya Rabbi, zulmetmekten, zulme uğramaktan sana sığınırım….Bize dünya ve ahirette iyilik, güzellik ver ve Cehennem azabından bizi koru! ...”
Allah kulundan dua istiyor. Dua Allah ile kul arasındaki manevi rabıtadır. Dua bağıyla Yaratana bağlananlar asla gevşeklik gösteremezler. Onlar Rablerinin, dualarına ses vereceğini bilirler. Dualarının Allah’a ulaşacağından şüphe duymazlar. Yalnız ona dayanırlar, yalnız ondan isterler. Çünkü mülkün gerçek sahibi O’dur. Bununla ilgili olarak Allahü Teala sevgili Peygamberine hitaben şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammet!) kullarım sana, benden sorarlarsa, ben, şüphesiz onlara pek yakınım. Bana dua edenin duasını dua ettiği anda işitir, ona karşılık veririm.”(Bakara 2/186)
Resulullah her an Allah’la beraberdi. Otururken, yatarken, ayaktayken, yürürken, yolculuktayken zihni Allah’ın ululuğunu tefekkür etmekle meşguldü. Cenabı Hakk’ın isimlerini, sıfatlarını düşünür, fikrederdi. Allah’ın nimetlerini över, yüceltirdi. O Rabbinden kendisi için güzel ahlâk ve salih amel dışında fazla bir şey istemezdi. İstekleri hep ümmetinin kurtuluşuna dairdi. Ahir zaman ümmetinin, şeytanın vesveseleriyle imansızlık bataklığına düşmemesi için Rabbine yalvarırdı. Aldığı her nefeste Rabbine şükrederdi. O bilirdi ki dua; inen felaketlere de, inmemiş musibetlere de fayda verir. Kazayı; duadan başka geri çevirecek şey yoktur. Dua her derde devadır. Allah’tan başka sığınacak kimimiz vardır?
Bazıları dualarının kabul olmadığını söylerler. Bu nerden bakarsan hoş bir ifade değildir. Bu, farkında olmadan Allah’tan şikâyetçi olmaktır. Şartlarına uygun yapılırsa dua kabul olur. Duanın en mühim şartı Müslüman olmaktır. Helâl yiyenin duası makbuldür. Hadis-i şerifte, “Duanın kabul olması için, iki şey lâzımdır: Birincisi, kişi duayı ihlâs ile yapmalıdır. İkincisi, yedikleri ve giydikleri helâl olmalıdır.” diye buyrulmaktadır.
Günahkârın duasının kabul edilip edilmeyeceği hep tartışılagelmiştir. Dünyada günahkâr olmayan kul varsa da, sayıları azdır. Kul günah işlemeye meyillidir. Mühim olan bile bile günah işlememektir. Allah günah işleyip istiğfar eden kulunu sever. Günahkâr müslümanın duası, kabule şayan değilse de, bilinmelidir ki Allah, dua edenin elini boş çevirmez. Dua sebebiyle ya günahlar affolur, ya gelecek bir bela önlenir, ya mevcut bir bela kalkar yahut ahirette büyük sevaba kavuşulur. Yeter ki kul işlediği günahlardan dolayı pişmanlık duysun, bundan sonra günah işlememek için gayrete gelsin. Zira Resul-i Ekrem Efendimiz: “Allahü Teala, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz” diye buyurarak tavrımızın ne olması gerektiğini beyan etmektedir. Fakat bizler aceleci davranıp peşin istiyoruz. Bu da hatalar zincirinin ilk halkasını teşkil ediyor.
Bir rivayete göre Hazret-i Musa, Tûr Dağı’na giderken, yolda, namaz kılıp Hakk’a ağlayıp duâ eden bir zâta rastlamış. Musa Aleyhisselâm, münacatında bu kimsenin affı için Cenab-ı Hakk’a niyaz ettiğinde, Cenâb-ı Hak’tan nida gelip, ‘Ya Musa! Ben o zatın namazını ve duasını kabul etmem. Zira üstüne giymiş olduğu elbisenin bedelinde haram para vardır! ’ buyurmuştur. Bu hadise duaların Allah katında kabulü için helal yemenin ve helal kazancın ehemmiyetini göstermektedir. Dualarımız geri çevriliyorsa bu hususta kendimizi yoklamalıyız. Zira bir hadis-i şerifte, ‘Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder, edilen duayı kabul eder’ buyrulmuştur.
Dua kula manevi güç verir. Onun dayanacağı bir güç, tutunacağı bir dal olduğunu bilmesi korkularını ve umutsuzluklarını bertaraf eder. Bundan yola çıkarak bazı hastalıkların duayla iyileştiği sonucuna varılmıştır. Zira pek çok hastalığın esas nedeni psikolojiktir. Kişi güçlü olunca hastalıkları da kolayca yenebilmektedir. Allah gibi bir dostu ve sonsuz gücü yanında hisseden kişi elbette çok daha umutlu ve diri olacaktır.
Duanın hastalıkların iyileşme sürecine katkıda bulunup bulunmayacağı konusu Batılı bilim adamları tarafından bile araştırılmıştır. Mind/Body Medicam Enstitüsü’nün kurucusu Dr. Herbert Benson tarafından 10 yıl boyunca devam eden ve 1800 kişinin katıldığı bir araştırma, bu alanda şimdiye kadarki en geçerli sonuçların elde edildiği araştırma olarak nitelendirilmektedir. ABD'de federal hükümetin 2,3 milyon dolar fon ayırdığı araştırmalarla ulaşılan sonuç, dua ve hastalıkların iyileşmesi arasında birebir bağlantı olduğudur. Bu ilmî bir araştırmadır. Dolayısıyla bu neticeyi iyi okuyup yorumlamak gerekir. Bu araştırmanın Müslüman bilim adamları tarafından yapılmış olmasını ne kadar çok isterdim. Fakat duanın tesirini bile Batılılar ve Amerikalılar araştırıp bizlere sunuyor. Müslümanlar tevekkül edip çalışmayı erteleyedursun,bakalım sonumuz ne olacak! ....
Duanın iyileşme sürecindeki tesirini araştıran bilim adamları dua eden ve Allah’a dayanan kişilerin daha kısa zamanda iyileştiği sonucuna varmışlardır. Şimdi biz böyle konuşunca bazıları yine sözlerimizi suiistimal edecektir. İlmî inkâr ettiğimizi söyleyecektir. Hayır, kimsenin ilmi inkâr ettiği filan yok. Aksine İslam dünyasında en çok gelişen bilim sahalarından birisi de tıptır. Biruni, Farabi, İbni Sina gibi isimler bu alanda köklü çalışmalar yapmış ve kaynak teşkil etmiş müslümanlardır.
Duanın hastalıkların iyileşmesindeki ehemmiyeti bazı kesimler tarafından çağdaş bulunmasa da bugünkü bilim bunu ispat ediyor. Zaten bu konuda mühim olan inançtır, güvendir, telkindir. İnanmayan kişinin dua etmesi de, duadan medet umması da abestir. Çünkü duayla inanç, yapışık ikizler gibidir. Birbirlerinden ayrı düşünülemezler. Yüce Allah bir ayette duaya şöyle dikkat çekmektedir: “Rabbiniz dedi ki: ‘Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir) ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin, 40/60) .
Böyle diyen bir Allah nasıl olur da hastalıklarla savaşan inançlı bir kuluna yardım etmez, ‘Şafi’ sıfatını onun üzerinde tecelli ettirmez? Elbette Allah hastalıklarla cedelleşen kulunun sesine ses verecektir. Şayet iyileşme olmasa bilinmelidir ki bu da bir imtihan sırrıdır. Şükreden kul, çektiği acıların mükâfatını kat kat görecektir. Mükâfata en çok ihtiyaç duyduğumuz yer şüphesiz ki ahiret yurdudur.
Rabbimiz biz kullarını sınamak için yeryüzüne göndermiştir. Onun için çektiklerimiz kötülüğümüzden değil, imtihan sırrındandır. Öyle olmasaydı en büyük zorlukları peygamberler yaşamazdı. Allah dünyayı yüzü suyu hürmetine yarattığı Hz. Muhammed(sav) ’e bile imtihan sırrının gereği olarak bazı acıları tattırmıştır. Hz. Eyüp, Hz. Yunus, Hz. Zekeriya gibi peygamberlerin başına gelenler hangi kulun başına gelmiştir?
Musibetlerle karşılaşanlar kendilerini diri tutmalı ve Allah’a dayanmalıdır. Dua zırhıyla zırhlanmalıdır. Bu zırhı giyinenlere hiçbir belâ tesir edemez. Başlarına belalar gelen Peygamberler her zaman dua etmiş, şükürlerinde hiçbir noksanlık olmamıştır. Aksine Allah’a daha bir sevgiyle ve güvenle bağlanmışlardır. Yüce Allah kendilerine değişik belalar gönderdiği Peygamberlerle ve onların dualarıyla ilgili olarak Kuran’da şöyle buyuruyor:
“Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: ‘Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.’ Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız’dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.” (Enbiya, 21/83–84)
“Balık sahibi (Yunus’u da): hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: ‘Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum’ diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya, 21/87–88)
“Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: ‘Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın.’ Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya’yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.” (Enbiya, 21/89–90)
“Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.” (Saffat, 37/75)
Dua etmek için her zaman ve zemin müsaittir. Kişinin sadece namaz sonunda dua etmesi şart değildir. Kişi her fırsatta dua etmelidir. İnsanlar genellikle darda kaldıkları zaman dua ederler. Bu doğru değildir. Rahat günlerimizde de Allah’a yönelmeli, ondan istemeliyiz. İstemek derken aklımıza hep maddi varlıklar gelmemelidir. İmanlı ölmeyi, Allah’a yakın kul olmayı, islama hizmet etmeyi, dürüst ve muttaki bir kul olmayı istemek en güzel dileklerdir. Duada işi maddi menfaate dökmek samimiyet noksanlığına işarettir.
Dua her zamanda ve zeminde yapılsa da duanın makbul olduğu zaman dilimleri de vardır. Seher vakti bu zaman dilimlerinden birisidir. Seher vakti, gecenin son altıda biridir. Hadis-i şerifte buyruldu ki: “Allahü Teala, seher vakti, ‘İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim’ buyurur.”
Mübarek gün ve gecelerde dua etmek çok makbuldür. Hadis-i şeriflerde buyruluyor ki: “Şu beş gecede yapılan dua reddedilmez: Regaib gecesi, Şaban’ın 15. (Berat) gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.”… Bunlarla beraber “Cuma günlerinde bir an vardır ki, o anda edilen dua reddolmaz.”… “Oruçlunun duası reddedilmez “… “Kulun Rabbine en yakın hali, namazda secdede ikendir. Secdede çok dua edin. Bu dua kabul olur.”… “Ana babanın evladına duası, yolcunun, misafirin ve mazlumun duası makbuldür.”…“Kur’an’ı hatmedenin duası kabul olur.” Tabii ki bunları daha da çoğaltabiliriz. Duada esas olan halis niyettir. Bilinmesi ve dikkat edilmesi gereken budur.
Dua hayatımızın olmazsa olmazlarındandır. Kul hiçbir zaman duayı ihmal etmemelidir. Duayı ihmal etmek Allah’ı unutmaya sebep olabilir. Hayatın yansıması olan şiir duayı da içine almıştır. Edebiyatımızda pek çok şair, dua şiirleri yazmıştır. Divan şiirinde yazılan münacatlar dua şiirlerinin en kıymetlileridir. Övgü şiirleri olan kasidelerin dua bölümleri vardır. Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mehmet Akif Ersoy, Arif Nihat Asya, Sezai Karakoç gibi şairler en güzel dua şiirlerini yazmışlardır. Bunlardan Arif Nihat Asya’nın güzel bir dua şiirini ilgi ve dikkatlerinize sunmak istiyorum:
“ Biz, kısık sesleriz... minareleri, Sen, ezansız bırakma Allah’ım! Ya çağır şurda bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allah’ım!
Kul duada ısrar etmelidir. Fakat neticesini acele beklememelidir. Bunun yanında müslümanın müslümana gıyaben duası çok muteberdir. Müminler dua hususunda bencil olmamalıdır. Kendisi ve yakın çevresi için istediklerini bütün Müslümanlar için de istemelidir. Çünkü Müslümanlar kardeştir. Allah katında din bağından kaynaklanan kardeşlik, kan bağıyla olan kardeşlikten daha evlâdır. İman kardeşliği her şeyin üstündedir. Müslüman kendisi için istemediğini mümin kardeşi için de istememelidir. Öte yandan kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemelidir. Duaların içeriği bu doğrultuda olmalıdır.
Dua ruhumuzun karardığı demlerde nur coğrafyasında soluklanmadır. Dua ümitsizliklere ümit, dertlere tesellidir. Kuşkuları inanca, karanlığı aydınlığa, üzüntüleri sevince tebdil eder. Pörsüyen tenimize can, körelen gözlerinize fer, çirkinliklere örtü, inanan kalplerde iman ve mağfirettir dua… Günahlarla kirlenen kalplerimizin cilasıdır dua… Rahmettir, ihsandır, berekettir, şefkattir, merhamettir, lütuftur, servettir, manevi huzurdur…
Ruhumuz buhranlar anaforunda çalkalandığında mübarek dualar içimizi serinletir. Onlar lafızların en güzelidir. İç sıkıntılarımızın ilacıdır. Pespaye duygular nefsimizle elele verip imanımıza tuzaklar kurduğunda dualara sığınırız. Mücadele gücümüzü onlardan alırız. Korkularımız dua ikliminde erir; ümitlerimiz onunla beslenir. Benlik ve bencilik duvarlarını dua merdiveniyle aşarız. Uzaklıklar onunla bertaraf olur. Zaman ve mekân dualarla kalkar ortadan… Dua kalın perdelerin arkasını gösteren şeffaf bir tüldür. Aczin itirafıdır aynı zamanda… Kısacası dua hayatımız kuşatan ve gecelerimizi aydınlatan ışıktır.
Yatmadan önce bütün insanlar için dua etmek, okula gitmediğim sıralarda bana anlaşılmaz bir şey gibi geliyordu. Uykudan önce annem beni öpüp ayrılıyordu. Bir an geldi neden dua etmem gerektiğini anladım. Kendi içimden kopan bir arzu ile kendi öz dileğim olarak yalvarıyordum: Sevgili Allah’ım. Bütün nefes alanları koru! Onları bütün kötülüklerden uzak tut! Sükûnetle uyut!
Rabbim ilmin ve Rahmetinle beni kuşat... Azametin ve Kudretinle tut... Asla kaçacak yer bırakma bana... Öyle ki,kaçıp sığınacağım tek yer senin mümtaz ve seçkin katın olsun Rabbim...
Kanadı kırık bir kuş gibiyim. Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum. Yarım bırakılmış bir düş gibiyim. Yardan da, serden de geçemiyorum. Menzile erememe korkusu sardı benliğimi Kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare! Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi! Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin! Varlığım Senin varlığının şahidi Varlığım Senin Rahmetinin şahidi! Allah'ım! Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz. Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya Allah deriz. Şeytandan SANA sığınır e'uzu billah deriz. Her işe Seninle başlar bismillah deriz. Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz. Versende aslanda elhamdülillah deriz. Hayran kaldığımızda maşallah, Pişman olduğumuz da estağfirullah deriz. Sevindiğimizde Allahuekber, Üzüldüğümüzde inna lillah deriz. Canımız sıkıldığında fe-subhanallah, Zafer kazandığımızda nasrun minallah, Rızık kazandığımızda er-rizku 'alallah deriz. Bir işi arzu ettiğimizde inşallah, Bir işi başardığımızda biiznillah deriz. Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah, Söz verdiğimizde v'Allah ve billah deriz. Allah'ım! Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni! Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana! Bir lahza dahi bana bırakma beni! Sen bana yetersin, yetmem ben bana. Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster! Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen Gönlüme huzur,gözlerime nur, dizime derman ver! Sen 'OL' deyince olur, olmaz 'OL' demezsen. Canana can, cana canan, kalbe ferman ver! Al işte ellerim, uzattım sana! Ne olur, ne olur bırakma beni bana! Sen bana yetersin, yetmem ben bana! Allah'ım, ellerimi bırakma! Allah'ım! Bırakma bizi Tut elimizi!
Yeryüzünde hiç bir müslüman yoktur ki Allaha dua etsinde Allah onda o duasında ona istediği şeyi vermiş olmasın. Allah o kişiye duaettiği şey kadar günahların karşılığını ondan giderir. Bir günah için dua ediyorsa yahut sıla-i rahimi kesmek için istiyorsa, Allah günaha karşı onu korur. Topluluktan biri dediki; O halde biz çok dua ederiz. Peygamber buyurdu; Allah çok daha artırır, çoğaltır.
dua allahın birliğini ondan başka istenilecek ilah olmadığını veher şeyin sahibinin o olduğunu eksik ve noksanların kulda olduğunu sübhan olanın yanlız ve yanlızca allah olduğunun kul tarafından beyanıdır
Bir çiçeğe bakmayı, Eski bir dostla sohbet etmeyi Ya da yeni bir dost edinmeyi, Yolunu kaybetmiş bir köpeği okşamayı, Ağ yapan bir örümceği izlemeyi, Bir çocuğa gülümsemeyi, İyi bir kitaptan birkaç satır okumayı -ve- Yarışın daima daha çok hız için olmadığını Anımsat her gün bana.
Yavaşlat beni Tanrım! Bana ilham ver. Köklerimi, Yaşamın katlanılan değerler toprağının derinliğine göndermek, Kaderimdeki yıldızlara doğru -daha çok- Büyüyebilmek için... Yavaşlat beni Tanrım!
Ben, Peygamberin Muhammed'in(s.a.v.) Senden istediği bütün hayırlı şeyleri Senden isterim... O'nun(s.a.v.) Sana sığındığı bütün kötü işlerden de Sana sığınırım...
dua bir kapıdır.hem şükre hem de hamda açılan bir kapı...... en iyi halimizde açmayı ihmal ettiğimiz.nefsimizin ve şeytanımızın engel olduğu açabildiğimizde ise o gücü yakalayabildiğimizde en güzel hallere adım atma cesareti göstermişiz demektir. sıkıntı halinde ise sitemden önce hatta siteme hiç bulaşmadan önce yapabilmişsek ne mutlu bize..... dua sadece kendimiz için değil başkaları içinde kapı açma temennisidir... dua kendini bilmektir....acz içinde olduğunu hatırlamak ve kul olmaktır... dua yalnızca senden istiyorum diyebilme bilinci,bir görevdir.. bana dua edin duanıza icabet edeyim ALLAH kelamının farkında olmaktır. ben size şah damarınızdan daha yakınım,benden isteyin bende size vereyim diyen YARADAN NE KADAR MERHAMETLİDİR Kİ BÖYLE BİZE NASIL DUA EDECEĞİMİZİ DE ÖĞRETİYOR. bilmediklerimizi bize öğreten ALLAHa şükürler olsun.
Rahim’dir Allah Rahman’dır Mülkün tek sahibi ve hakimler hakimi ancak O Allah’tır Attığımız her adım Geçirdiğimiz her dakika O’na yaklaştırıyor bizi Verilecek hesabımız var O’na Üzerimizdeki nimetlerinin hesabı Söylediklerimizin ve söylememiz gerekirken söylemediklerimizin Yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın hesabı Bir hayatın hesabı var Ve sonra bir sonsuz hayat Bitmek tükenmek bilmeyen Ölümün öldürüldüğü bir hayat Bir yanda bir dünya var Göz kamaştıran tahtların kurulduğu En güzel nimetlerin sunulduğu bir dünya Sözün SELAM olduğu bir dünya Ve bir yanda insanların azabın en çetin ve elem verici olanına uğratıldığı Mideleri kasıp kavuran içeceklerin sunulduğu Ateşin ve çığlığın her yanı sardığı bir dünya Keşke TOPRAK OLSAYDIM diye feryat edenlerin dünyası Sözün EYVAH olduğu dünya Ve bilerek yada bilmeyerek bu iki sonuçtan birine doğru yürüyoruz her birimiz Ekiyoruz biçeceklerimizi Ellerimiz, ayaklarımız, gözlerimiz ve gönlümüz Hepsi tanık oluyor işlediklerimize Ve saat yaklaşıyor Rabbimiz! Bize hesabı kolaylaştır Senin gazabından yine senin rahmetine sığınıyoruz Dininle yücelmeyi, Dinini yüceltmeyi bize nasip et Canımızı Müslümanlar olarak al Ve bizi SALİHLER topluluğu ile haşret
Şüphesiz ki duâ ak yüreklerden çıkıyorsa menziline ulaşır. Ya da sütteki siyah lekeler gibi içindeki pislikleri temizleme gayreti ise gerçek duâ vasfını kazanır. Beyaz yürekler pisliklere dayanamaz ama bu demek değildir ki, o beyazlık hep lekesizdir. İnsandır bir olur rahmet denizlerinde yüzer, bir olur günah bataklıklarında sürünür. İşte bu zaman beyaza leke düşmüştür ama o yürekle lekeyi taşıyamaz uzun zaman. İsyan eder. Pislik mutlaka temizlenmeli, sütteki leke tutulup atılmalıdır. Yüreği zonklatan bir arzu itiraf ihtiyacıdır, bu arzu, itiraf kime? Sığınılacakların, güvenileceklerin en büyüğüne, hudutsuz af ve bağışlama sahibine.
Duâ, bu itirafın en mükemmel vasıtasıdır. Eğer duâ sağlıklı bir iç hesaplaşmanın sıkıntılarından güç alıyorsa mutlaka müessir olur. Gözyaşı karışmış duâlar ise en samimi yakarışlardır. Çünkü gözyaşları iç hesaplaşmada inanç adına kazanılan zaferlerin muştusudur.
O halde duâ bir yeniden doğuştur.
Duâ, sessiz, iniltili, gürültüsüz feryattır.
Duâyı bir ruhi ihtiyaç ve alışkanlık edinmiş kimsede mükemmel bir karakter oluşur. Yakarışımız kendimiz için değildir. Kendimiz için duâ edeceksek, biz de bizim olmayan, gayrılara feda ettiğimiz tarafımız için duâ edelim. Ölücü yanımızda çürüyücü fani tarafımıza değil. “ Kim ki, yanında hazır bulunmayan bir inanmış kardeşi için duâ ederse, etrafındaki melekler, istediğinin bir misli de senin için olsun derler.” Duâ insanın ızdırap, çile, endişe ve merakından ibarettir. Kendi benlik varoluş zindanından bilgiye ulaşmasıdır, kişinin. Kurtuluş arzusunu ve kurtuluşa olan aşkı kanıtlanılmaz yapandır.Duâ, yalnız ruhun ve yalnızlığın tecellisidir...
'(Ey Muhammed) De ki: Yakarışınız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? ...' (Furkan Suresi: 77)
İnsandır, bir olur rahmet denizlerinde yüzer, bir olur günah bataklıklarında sürünür. İşte bu zaman beyaza leke düşmüştür. Ama o yürek bu lekeyi taşıyamaz uzun zaman. İsyan eder. Pislik mutlaka temizlenmeli, sütteki leke tutulup atılmalıdır. Yüreği zonklatan şiddetli bir arzu. İtiraf itiyacıdır bu arzu. İtiraf kime? Sığınılacakların, güvenileceklerin en büyüğüne. Hudutsuz af ve bağışlama sahibine.
Eğer dua sağlıklı bir iç hesaplaşmanın sıkıntılarından güç alıyorsa mutlaka müessir olur. Gözyaşı karışmış dualar ise en samimi yakarışlardır. Çünkü gözyaşları, iç hesaplaşmada, inanç adına kazanılan zaferlerin müjdesidir.
Dua sırsında, kalbimizin yücelere arzuhal göndermenin sıkıntısı ile açılıp yumulduğunu hissetmyorsak dua ediyor sayılmayız. Duada, ısrar öğütlenmiştir. Bu haşa, dua edilenin duymazlığından değildir. Bu öğüt, tamamen dua eden bakımından anlam taşımaktadır. Duada ısrar, duaya verilecek karşılık için bir hazırlanmadır.
Duanın etkileri, bireyi etkilediği, süreklilik kazandığı, arzuyla yapıldığı zaman daha belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Dua ortamında insan, kendini olduğu gibi görür, kendine gelir. Hırsını, hatalarını, eğri düşüncelerini, kibir ve gururunu belirleyerek ahlaki görevlerini yerine getirmeye hazır bir duruma ulaşır. Düşünsel ve zihinsel alçak gönüllülüğü olgunluk kazanmaya başlarken, önünde o en iyi, celal sahibi sultana giden yollar açılır.
Dua edildiği zaman, gönül, dünyanın olağanüstü yasalarının yaratıcısına yönelmeli, bağlanmalı ve dua edn bu bağışlanış ve yönelişin etkisini tüm günlük yaşantısında, durum ve ilişkilerinde, toplumla kendisi ve ailesiyle olan irtibatında korumalıdır. Ta ki dua, bir eylem gibi tüm iç dünyasında ve ruhunda ışıklar yaksın, sofrasını yaysın ve tüm varlık ve benliğini baştan başa kuşatabilsin.
Kimler dua eder? Kim şiddet, aşk, ızdırap ve korkuyla ister? 'Var olan' ile 'olması gereken' arasındaki ayırımı fazlasıyla bilen bir kimse... Izdırap duyan, sürekli isteyen, aşık olan, susuz kalan bir kimse... İşte böyle kimseler dua eder.
Fakat, her iki hali birbirine denk olanın, yani iyi bilmeyen birinin, bir mevki, makam, ya da geleceğe yönelik bir hesap düşüncesiyle yürüyenin duası, basit ve çıkarcı bir düzeyde kalır.
Dua, bazen Allah'tan bir 'şey' istemektir. Fakat bu 'şey' düşünme, bilim, sorumluluk, irade, zahmet, iş, emek ve eziyetin yerini alan bir 'şey' olmamalıdır.
Elbette ki, bir şey isteyenin, bu isteğiyle ilgili değişik koşullara başvurmuş olması; çalışmış, sorumluluğunu yerine getirmiş; isteme tür ve şartlarını tamamlamış, çağrısını, görevlerini, yani onu elde edebilmek için gerekli olan her şeyi yapmış olması gerekir.
Biz amel etmiyor ve dua ediyoruz: 'Allah'ım! Bize başarı ver. Dünya ve ahirette mutluluk ver! Dünya nimeti bağışla! Nimet ve afiyet ver' diyoruz. Oysa biz bunların hiç birini yapmıyor ve fakat sadece söylüyoruz. Peki bu ne biçim duadır? Bazılarını da görüyoruz; bu özelliklerin çoğuna sahiptirler; fakat dua etmiyorlar. İşte düşünenin kafasında duanın değerine ilişkin sarsıntıları oluşturan da budur.
Ey dünyamın sahibi! Sensiz bir hayat boş; sensiz bir düşünce yalan... Ey rahmeti göremediklerime ve bilemediklerime ulaşan! Sensiz olanlar benden beri olsun. Seni bilmeyenlerin tüm hüznü bende olsun. Ey şefkat bakışlım! Benden rahmetini esirgeme. Göz pınarlarımdaki yaşlar sensiz kalmasın. Sana olan özlemimi dindirme. Ey beni terbiye eden! Titrek dudaklarımı isminin nuruyla okşa Hamd edişlerimi hüzünsüz bırakma. Ey üstümde hiçbir şey olmadan topraktan kalktığım o acı günün sahibi! Beni tebessüm ederek kalkanlardan eyle; ne olur! Rasulünün sancağında dinlenmeme izin ver. Sıramı beklerken hüzne boğma beni. Ey secdemin muhatabı! Ey gerçek yardım edenim! Eğilişlerimdeki ürkekliği bağışla Yere sürten yüzümü süründürme. Ey yolumu belirleyenim! Senin yardımına muhtacım, Sana muhtacım, Sana açım. Yoluna al beni Yolunda al beni Ellerim üşüyor işte Titriyorum... Senden istiyorum. Ey başucu kitabımın sahibi! Ne olur ilet beni Yüzleri parlayanların yoluna, Hüsrana uğrayanların değil...
insan her sıkıştığı zaman değil iyi gününde kötü gününde bile dua etmelidir bence mesela şöyle bişey.. insan daralınca dua etmeye başlar başlar ama darallığı geçince amman boşveer der geçer onee yaaa
Şu anda huzurunda toplanmış el açmış sana yalvarıyoruz! ...Burada bulunan cümlemizin,bilmeyerek işlenmiş kusurlarımız varsa tüm kusurlarımızı,Muham-med Mustafa hürmeti için bağışla.Aliyyel Murteza hürmeti için bağışla. Hatice'tül-Kübra,Fatıma-tül Zehra hürmeti için bağışla.İmam Hasan'ül Müçteba hürmeti için bağışla.İmam Hüseyin Deşt-i Kerbela hürmeti için bağışla.İmam Zeynel Abi-din hürmeti için bağışla. İmam Muhammed Bakır hürmeti için bağışla.İmam Cafer-i Sadık hürmeti için bağışla.İmam Musa-i Kazım hürmeti için bağışla.İmam Rıza hürmeti için bağışla.İmam Muhammed Taki hürmeti için bağışla.İmam Aliy-yül Naki hürmeti için bağışla. İmam Hasan'ül Askeri hürmeti için bağışla. İmam Muhammed Mehdi sahib-i zaman hürmeti için bağışla.Gelmiş geçmiş nebilerin,velilerin hürmeti için bağışla. Pirimiz Hünkarımız Hacı Bektaş-ı Veli hürmeti için bağışla.Hızır Aleyhisselam hürmeti için bağışla.Kur'an hürmeti için bağışla.Baki gerçekler demine hu dost Allah eyvallah hu!
çağırmak demektir.insanın,kendisinin kul ve aciz,Allah'ın Rab ve kadir olduğunu hal diliyle bilip itiraf etmesidir.'evet sen benim Rabbimsin,kabul ettim' demenin en dolaysız,apaçık şeklidir.alemlerin Rabbinin kullarında en çok sevdiği hallerdendir.
Ey yüce Rabbim aklımı ve imanımı artır,cesaretimi ve basiretimi artır,üzerimdeki ilmini ve rahmetini artır,sana olan sadakatimi ve bağlılığımıda artır sadakallahülazim.
Ey yüce Rabbim elimi kolaylaştır,yazımı güzelleştir,dilimi kolaylaştır sözümü güzelleştir,artır imanımı yok et gümanımı,öldür nefsimi dirilt ruhumu sadakallahülazim.
DUA MÜMİNİN SİLAHIDIR
M.NİHAT MALKOÇ
Dua Allah’a yalvarma, yakarış demektir. ‘Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek’ anlamlarına gelen dua, yüce kitabımız Kuran’a göre ‘insanın içten bir kalp ile Allah’a yönelmesi, O’na muhtaç bir varlık olduğunun şuuru ile sonsuz güç sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah’tan yardım talebinde bulunmasıdır. Kul özellikle darda kaldığı zaman Rabbine sığınır, ondan ister. Çünkü yaratan, besleyen ve koruyan ancak O’dur. İslam dini isteme hususunda Allah ile kul arasına üçüncü bir kişinin girmesine asla müsaade etmez. Bu yaklaşım yüce dinimizin kolaylıklarından birisidir. Bu da gösteriyor ki Yüce Allah kullarını her zaman görüyor, işitiyor; kimliği, makamı, mevkisi ne olursa olsun muhatap kabul ediyor. Sevgi, şefkat, hoşgörü ve merhamet dini dediğin ancak böyle olur.
Dua zaman ve mekân sınırlarını aşmanın bir başka ifadesidir. Dua ibadetin özü, inanan insanların her an hakka yönelen sözüdür, yakarışıdır. Kulun, kendisini yaratan Rabbine maruzatıdır. Beş vakit namazdan sonra açılan ellerimiz ve söyleyen dillerimiz aslında Allah’a muhtaç olduğumuzu ve onun sonsuz kudret sahibi olduğunu beyan eder. Güçsüzün güçlüye ilticası ve onun Rabbaniyetine boyun eğmesi, onun şefkat ve cömertlik ikliminde soluklanması… Duanın bir başka manası da bu olsa gerek…
Yüce Rabbimiz kendisinden istememizi, el açıp yalvarmamızı murat ediyor. Kulun helal dairesinde olan nimetleri istemesi onu mutlu ediyor. Çünkü o isteyene vermekten hoşlanıyor. Yeter ki üslubunca istemesini bilelim. Öncelikle alnımızdan ter akıtalım. İstemeden evvel fert olarak yapılması gerekenleri yapalım. Dualarımızda samimi olalım. Rabbimiz, Habibi Hz. Muhammed(sav) ’e şöyle sesleniyor: “De ki: Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? ”(Furkan 25/77) . Demek ki bizi kıymetli kılan dualarımızdır.
Dualarımızın kabul ve muteber olması için duadan önce iyi iş yapmak, temiz olmak, abdestli olmak, dua başında Allah’a hamdetmek, kıbleye yönelmek, Resullullah’a salâvat getirmek, elleri açıp yalvarmak, sükûn içinde, boynu bükük, mütevazı olmak, kalben korku içinde olmak, alçak sesle ve gizlice dua etmek, Resulullahtan intikal eden, Kuran’da geçen dualarla niyaz etmek, Resulü ve salih kulları vesile etmek, dua ederken kalbinden ne geliyorsa o şekilde dua etmek, kalbi başka düşünceden temizlemek, herkese dua etmek ve sözlerini üç defa tekrarlamak, duanın kabulünün ümidi içinde olmak, kötü dilekte bulunmamak ve salâvat getirmek gerekir. Böyle davranmak duanın kabulünü hızlandırır.
Dua müminin gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, gülen yüzü, helale koşan ayağı, Hakk’a yönelen kalbi, zikreden dili ve fikreden beynidir. Cennet kapıları ancak duayla ve besmeleyle açılır. Cehennem kapılarını sadece dualı diller ve helale uzanan eller kapatabilir. Dua açan gülümüz, seherde esen yelimiz, Hakk’a teslim olan ve onun adıyla titreyen kalbimizdir. Gönül bahçelerimiz onunla yeşerir. Hayat onunla anlamını bulur. O ki içimizdeki karanlıkları aydınlatır, yanan kalpleri serinletir. Fırtınanın tipiye dönüştüğü ve kurtuluşun, imkânın sınırlarını zorladığı demlerde tutacağımız yegâne dal duadır.
Dua kulluğun en güzel ifadesidir. Kalp onunla safa bulur ve yumuşar. Belalara karşı kalkandır o… Karamsarlığın her yanımızı sarıp sarmaladığı demlerde felahtır, müjdedir, yeşeren taptaze umuttur. Kırk ağızlı koca kavşaklarda yolumuzu gösteren kılavuzdur. Daralan ruhlara genişliktir. Faniliğe ebedilik iksiridir. Nurdur yolumuzu aydınlığa boğan… Çölleşen maneviyat tarlalarına ilahi rahmetin sağnak sağnak yağmasıdır. Köz köz olan yürek yaralarına merhemdir. Ölümü bekleyen hastalara şifadır.
Duanın temelinde Allah’a sadakat ve güven vardır. Duayla hâl-i pür-melâlimizi Allah’a sunarız. İçimizi o büyük dosta döker, dileklerimizi onun yüce dergâhına sunar, sonra da büyük bir teslimiyetle neticeyi bekleriz. Duanın makbulünü Allah’ın cömertliğinde, reddini günahlarımızda ararız. İç dünyamıza çekidüzen veririz. Tekrar onun kapısına dayanır, duada ısrarcı oluruz. Asla ondan yüz çevirmeyiz. Zira ondan başka gideceğimiz kapı var mıdır?
Allah içimizden geçenleri bilir. Madem öyle niye isteklerimizi dua yoluyla O’na ulaştırma yoluna başvuruyoruz? Bilinmelidir ki dua aynı zamanda bir ibadettir. Bu yolla isteklerimizi O’na iletmenin yanında; Rabbimize saygımızı, güvenimizi ve O’nun gücünün her şeye yettiğini itiraf ederiz. Bu aynı zamanda Allah’ı ululamaktır. Ondan başka gidecek kapımızın olmadığını kabullenmektir. Onun için, duada sözden daha ziyade öz önemlidir. Neyi istediğin değil, niçin ve ne amaçla istediğin mühimdir. Dua eden kişi Allah’la arasındaki bağı pekiştirmiş olur, duadan kaçınanlar Rabbiyle aralarındaki iman bağını gevşetirler. Nasıl ki sevdiğimiz dostlarımızı sürekli arar, hâl ve hatırlarını sorar, aramızdaki muhabbet bağını berk tutarsak işte öyle de Allah’la olan bağımızı duayla güçlü ve sağlam kılarız.
Dua kulun aczinin fakrının ve zaaflarının itirafıdır. Öte yandan Allah’ın her şeye muktedir olduğunun dil ile ifadesi ve kalp ile tasdikidir. Kul dua ettikçe kendi güçsüzlüğünün, Allah’ın sonsuz gücünün farkına varır. Olması gereken de budur.
Dua eden insanın öncelikle yapması gerekenleri yerine getirmesi, ardından tevekkül etmesi gerekir. Tevekkül, elinden gelenin azamisini yapıp, kendini aşan kısmının Allah’ın yardımına havale edilmesidir. Fakat günümüzdeki insanların tevekkül anlayışında da ciddi yanlışlıklar vardır. Yan gelip yatarak, Allah’tan nimet ve ihsan beklemek doğru değildir. Toprağın mahsul verebilmesi için, onun sürülmesi, ekilmesi, gübrelenmesi ve sulanması gerekir. Bunları yapmadan ürün beklerseniz bu doğru bir davranış olmaz. Böyle hareket etmek tevekkül değil, miskinliktir. Miskinlik de mümine yakışmaz. Bu adetullaha da muhalif bir yaklaşımdır. Her şey bir sebebe bağlıdır. Fakat nimetleri veren Allah’tır.
Tedbirsiz tevekkül olmaz. Hz. Peygamber, müminlerin elinden geleni yaptıktan sonrasını Allah’a bırakmalarını önermiştir. Bununla ilgili olarak anlatılan şu kıssa manidardır: “Bir bedevi: ‘Ya Rasûlullâh! Devemi çölde bırakıp tevekkül ediyorum! ’ demişti. Peygamber (sav) de cevaben: ‘Deveni bağla, ondan sonra tevekkül et! ..’ diyerek onu ikaz etmiştir. Konumuz tevekkül olmamasına rağmen duanın tevekkülle yakın bir ilişkisi olmasından dolayı bu meseleye değinmeyi de gerekli gördük. Çünkü tevekkülü kavramadan dua edilmesi ve edilen duanın netice vermemesi kulu inanç bulanıklığına sürükleyebilir.
Peygamber Efendimiz duayı hayatının her anında yaşamın en güzel meşgalesi saymıştır. Her fırsatta Allah’ına iltica etmiş, tebliğ zorluklarının ateş topuna dönüştüğü anlarda duayla serinlemiştir. Yeryüzüne O’nun kadar dua eden bir başka insan gelmemiştir. Oysa o ‘ismet’ sıfatına haizdi. Yani günah işlemezdi. Böyle olduğu halde dua ikliminden uzak durmamıştır. Ona göre “İbadetin en üstünü duadır.”… “Dua ibadetin ta kendisidir.”… “Dua, ibadetin beynidir.” O böyle yaparken biz günahkârlar nasıl olur da Allah’a yakarmaz, affını dilemez? Nasıl dua edileceğini bilmeyenler Peygamber Efendimizin ettiği duaları aynen söyleyebilirler. Peygamberimizin ettiği dualardan bazılarını dikkatinize sunmak istiyorum:
“Ya Rabbi, Sana ve Resulüne itaat etmemizi ve bildirdiklerinle amel etmemizi nasip eyle! ...Ya Rabbi, faydasız ilimden, makbul olmayan ibadetten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım….Ya Rabbi, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden de koru! ...Ya Rabbi, her işimizin sonunu güzel eyle, dünya sıkıntılarından ve ahiret azabından bizi koru! ...Ya Rabbi, bizi sabreden ve şükredenlerden eyle! ...Ya Rabbi, bizi dostlarına dost, düşmanlarına düşman olanlardan eyle! ...Ya Rabbi, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan sana sığınırım! ...Ya Rabbi, işinde sebat eden, nimetine şükreden, ibadetini güzel yapan ve doğru konuşanlardan eyle! ...Bedenime, kulağıma, gözüme sıhhat ver! Küfürden, fakirlik ve kabir azabından sana sığınırım…Ya Rabbi, kusurlarımızı ört, korkulardan emin kıl ve borçlarımızı ödememizi nasip et! ...Ya Rabbi, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak ver! Kaza ve kaderine rıza gösterenlerden eyle! ...Ya Rabbi, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan, kötü arkadaştan ve kötü komşudan sana sığınırım….Ya Rabbi, ölünceye kadar ibadet etmemizi, ömrümüzün hayırlı amellerle sona ermesini nasip et ve Cennetini ihsan eyle! ...Ya Rabbi, zulmetmekten, zulme uğramaktan sana sığınırım….Bize dünya ve ahirette iyilik, güzellik ver ve Cehennem azabından bizi koru! ...”
Allah kulundan dua istiyor. Dua Allah ile kul arasındaki manevi rabıtadır. Dua bağıyla Yaratana bağlananlar asla gevşeklik gösteremezler. Onlar Rablerinin, dualarına ses vereceğini bilirler. Dualarının Allah’a ulaşacağından şüphe duymazlar. Yalnız ona dayanırlar, yalnız ondan isterler. Çünkü mülkün gerçek sahibi O’dur. Bununla ilgili olarak Allahü Teala sevgili Peygamberine hitaben şöyle buyurmuştur: “(Ey Muhammet!) kullarım sana, benden sorarlarsa, ben, şüphesiz onlara pek yakınım. Bana dua edenin duasını dua ettiği anda işitir, ona karşılık veririm.”(Bakara 2/186)
Resulullah her an Allah’la beraberdi. Otururken, yatarken, ayaktayken, yürürken, yolculuktayken zihni Allah’ın ululuğunu tefekkür etmekle meşguldü. Cenabı Hakk’ın isimlerini, sıfatlarını düşünür, fikrederdi. Allah’ın nimetlerini över, yüceltirdi. O Rabbinden kendisi için güzel ahlâk ve salih amel dışında fazla bir şey istemezdi. İstekleri hep ümmetinin kurtuluşuna dairdi. Ahir zaman ümmetinin, şeytanın vesveseleriyle imansızlık bataklığına düşmemesi için Rabbine yalvarırdı. Aldığı her nefeste Rabbine şükrederdi. O bilirdi ki dua; inen felaketlere de, inmemiş musibetlere de fayda verir. Kazayı; duadan başka geri çevirecek şey yoktur. Dua her derde devadır. Allah’tan başka sığınacak kimimiz vardır?
Bazıları dualarının kabul olmadığını söylerler. Bu nerden bakarsan hoş bir ifade değildir. Bu, farkında olmadan Allah’tan şikâyetçi olmaktır. Şartlarına uygun yapılırsa dua kabul olur. Duanın en mühim şartı Müslüman olmaktır. Helâl yiyenin duası makbuldür. Hadis-i şerifte, “Duanın kabul olması için, iki şey lâzımdır: Birincisi, kişi duayı ihlâs ile yapmalıdır. İkincisi, yedikleri ve giydikleri helâl olmalıdır.” diye buyrulmaktadır.
Günahkârın duasının kabul edilip edilmeyeceği hep tartışılagelmiştir. Dünyada günahkâr olmayan kul varsa da, sayıları azdır. Kul günah işlemeye meyillidir. Mühim olan bile bile günah işlememektir. Allah günah işleyip istiğfar eden kulunu sever. Günahkâr müslümanın duası, kabule şayan değilse de, bilinmelidir ki Allah, dua edenin elini boş çevirmez. Dua sebebiyle ya günahlar affolur, ya gelecek bir bela önlenir, ya mevcut bir bela kalkar yahut ahirette büyük sevaba kavuşulur. Yeter ki kul işlediği günahlardan dolayı pişmanlık duysun, bundan sonra günah işlememek için gayrete gelsin. Zira Resul-i Ekrem Efendimiz: “Allahü Teala, duanızı kabul eder. Dua ettim, hâlâ duam kabul olmadı diye acele etmeyiniz! Allah’tan çok isteyiniz! Çünkü kerem sahibinden istiyorsunuz” diye buyurarak tavrımızın ne olması gerektiğini beyan etmektedir. Fakat bizler aceleci davranıp peşin istiyoruz. Bu da hatalar zincirinin ilk halkasını teşkil ediyor.
Bir rivayete göre Hazret-i Musa, Tûr Dağı’na giderken, yolda, namaz kılıp Hakk’a ağlayıp duâ eden bir zâta rastlamış. Musa Aleyhisselâm, münacatında bu kimsenin affı için Cenab-ı Hakk’a niyaz ettiğinde, Cenâb-ı Hak’tan nida gelip, ‘Ya Musa! Ben o zatın namazını ve duasını kabul etmem. Zira üstüne giymiş olduğu elbisenin bedelinde haram para vardır! ’ buyurmuştur. Bu hadise duaların Allah katında kabulü için helal yemenin ve helal kazancın ehemmiyetini göstermektedir. Dualarımız geri çevriliyorsa bu hususta kendimizi yoklamalıyız. Zira bir hadis-i şerifte, ‘Rabbiniz kerimdir, kendine açılan eli boş çevirmekten hayâ eder, edilen duayı kabul eder’ buyrulmuştur.
Dua kula manevi güç verir. Onun dayanacağı bir güç, tutunacağı bir dal olduğunu bilmesi korkularını ve umutsuzluklarını bertaraf eder. Bundan yola çıkarak bazı hastalıkların duayla iyileştiği sonucuna varılmıştır. Zira pek çok hastalığın esas nedeni psikolojiktir. Kişi güçlü olunca hastalıkları da kolayca yenebilmektedir. Allah gibi bir dostu ve sonsuz gücü yanında hisseden kişi elbette çok daha umutlu ve diri olacaktır.
Duanın hastalıkların iyileşme sürecine katkıda bulunup bulunmayacağı konusu Batılı bilim adamları tarafından bile araştırılmıştır. Mind/Body Medicam Enstitüsü’nün kurucusu Dr. Herbert Benson tarafından 10 yıl boyunca devam eden ve 1800 kişinin katıldığı bir araştırma, bu alanda şimdiye kadarki en geçerli sonuçların elde edildiği araştırma olarak nitelendirilmektedir. ABD'de federal hükümetin 2,3 milyon dolar fon ayırdığı araştırmalarla ulaşılan sonuç, dua ve hastalıkların iyileşmesi arasında birebir bağlantı olduğudur. Bu ilmî bir araştırmadır. Dolayısıyla bu neticeyi iyi okuyup yorumlamak gerekir. Bu araştırmanın Müslüman bilim adamları tarafından yapılmış olmasını ne kadar çok isterdim. Fakat duanın tesirini bile Batılılar ve Amerikalılar araştırıp bizlere sunuyor. Müslümanlar tevekkül edip çalışmayı erteleyedursun,bakalım sonumuz ne olacak! ....
Duanın iyileşme sürecindeki tesirini araştıran bilim adamları dua eden ve Allah’a dayanan kişilerin daha kısa zamanda iyileştiği sonucuna varmışlardır. Şimdi biz böyle konuşunca bazıları yine sözlerimizi suiistimal edecektir. İlmî inkâr ettiğimizi söyleyecektir. Hayır, kimsenin ilmi inkâr ettiği filan yok. Aksine İslam dünyasında en çok gelişen bilim sahalarından birisi de tıptır. Biruni, Farabi, İbni Sina gibi isimler bu alanda köklü çalışmalar yapmış ve kaynak teşkil etmiş müslümanlardır.
Duanın hastalıkların iyileşmesindeki ehemmiyeti bazı kesimler tarafından çağdaş bulunmasa da bugünkü bilim bunu ispat ediyor. Zaten bu konuda mühim olan inançtır, güvendir, telkindir. İnanmayan kişinin dua etmesi de, duadan medet umması da abestir. Çünkü duayla inanç, yapışık ikizler gibidir. Birbirlerinden ayrı düşünülemezler. Yüce Allah bir ayette duaya şöyle dikkat çekmektedir: “Rabbiniz dedi ki: ‘Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir) ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin, 40/60) .
Böyle diyen bir Allah nasıl olur da hastalıklarla savaşan inançlı bir kuluna yardım etmez, ‘Şafi’ sıfatını onun üzerinde tecelli ettirmez? Elbette Allah hastalıklarla cedelleşen kulunun sesine ses verecektir. Şayet iyileşme olmasa bilinmelidir ki bu da bir imtihan sırrıdır. Şükreden kul, çektiği acıların mükâfatını kat kat görecektir. Mükâfata en çok ihtiyaç duyduğumuz yer şüphesiz ki ahiret yurdudur.
Rabbimiz biz kullarını sınamak için yeryüzüne göndermiştir. Onun için çektiklerimiz kötülüğümüzden değil, imtihan sırrındandır. Öyle olmasaydı en büyük zorlukları peygamberler yaşamazdı. Allah dünyayı yüzü suyu hürmetine yarattığı Hz. Muhammed(sav) ’e bile imtihan sırrının gereği olarak bazı acıları tattırmıştır. Hz. Eyüp, Hz. Yunus, Hz. Zekeriya gibi peygamberlerin başına gelenler hangi kulun başına gelmiştir?
Musibetlerle karşılaşanlar kendilerini diri tutmalı ve Allah’a dayanmalıdır. Dua zırhıyla zırhlanmalıdır. Bu zırhı giyinenlere hiçbir belâ tesir edemez. Başlarına belalar gelen Peygamberler her zaman dua etmiş, şükürlerinde hiçbir noksanlık olmamıştır. Aksine Allah’a daha bir sevgiyle ve güvenle bağlanmışlardır. Yüce Allah kendilerine değişik belalar gönderdiği Peygamberlerle ve onların dualarıyla ilgili olarak Kuran’da şöyle buyuruyor:
“Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: ‘Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.’ Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız’dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.” (Enbiya, 21/83–84)
“Balık sahibi (Yunus’u da): hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: ‘Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum’ diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya, 21/87–88)
“Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: ‘Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın.’ Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya’yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi.” (Enbiya, 21/89–90)
“Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.” (Saffat, 37/75)
Dua etmek için her zaman ve zemin müsaittir. Kişinin sadece namaz sonunda dua etmesi şart değildir. Kişi her fırsatta dua etmelidir. İnsanlar genellikle darda kaldıkları zaman dua ederler. Bu doğru değildir. Rahat günlerimizde de Allah’a yönelmeli, ondan istemeliyiz. İstemek derken aklımıza hep maddi varlıklar gelmemelidir. İmanlı ölmeyi, Allah’a yakın kul olmayı, islama hizmet etmeyi, dürüst ve muttaki bir kul olmayı istemek en güzel dileklerdir. Duada işi maddi menfaate dökmek samimiyet noksanlığına işarettir.
Dua her zamanda ve zeminde yapılsa da duanın makbul olduğu zaman dilimleri de vardır. Seher vakti bu zaman dilimlerinden birisidir. Seher vakti, gecenin son altıda biridir. Hadis-i şerifte buyruldu ki: “Allahü Teala, seher vakti, ‘İstiğfar eden yok mu, onu mağfiret edeyim. İsteyen yok mu, istediğini vereyim, duasını kabul edeyim’ buyurur.”
Mübarek gün ve gecelerde dua etmek çok makbuldür. Hadis-i şeriflerde buyruluyor ki: “Şu beş gecede yapılan dua reddedilmez: Regaib gecesi, Şaban’ın 15. (Berat) gecesi, Cuma gecesi, Ramazan ve Kurban bayramı gecesi.”… Bunlarla beraber “Cuma günlerinde bir an vardır ki, o anda edilen dua reddolmaz.”… “Oruçlunun duası reddedilmez “… “Kulun Rabbine en yakın hali, namazda secdede ikendir. Secdede çok dua edin. Bu dua kabul olur.”… “Ana babanın evladına duası, yolcunun, misafirin ve mazlumun duası makbuldür.”…“Kur’an’ı hatmedenin duası kabul olur.” Tabii ki bunları daha da çoğaltabiliriz. Duada esas olan halis niyettir. Bilinmesi ve dikkat edilmesi gereken budur.
Dua hayatımızın olmazsa olmazlarındandır. Kul hiçbir zaman duayı ihmal etmemelidir. Duayı ihmal etmek Allah’ı unutmaya sebep olabilir. Hayatın yansıması olan şiir duayı da içine almıştır. Edebiyatımızda pek çok şair, dua şiirleri yazmıştır. Divan şiirinde yazılan münacatlar dua şiirlerinin en kıymetlileridir. Övgü şiirleri olan kasidelerin dua bölümleri vardır. Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mehmet Akif Ersoy, Arif Nihat Asya, Sezai Karakoç gibi şairler en güzel dua şiirlerini yazmışlardır. Bunlardan Arif Nihat Asya’nın güzel bir dua şiirini ilgi ve dikkatlerinize sunmak istiyorum:
“ Biz, kısık sesleriz... minareleri,
Sen, ezansız bırakma Allah’ım!
Ya çağır şurda bal yapanlarını,
Ya kovansız bırakma Allah’ım!
Mahyasızdır minareler... göğü de,
Kehkeşansız bırakma Allah’ım!
Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,
Müslümansız bırakma Allah’ım! ”
Kul duada ısrar etmelidir. Fakat neticesini acele beklememelidir. Bunun yanında müslümanın müslümana gıyaben duası çok muteberdir. Müminler dua hususunda bencil olmamalıdır. Kendisi ve yakın çevresi için istediklerini bütün Müslümanlar için de istemelidir. Çünkü Müslümanlar kardeştir. Allah katında din bağından kaynaklanan kardeşlik, kan bağıyla olan kardeşlikten daha evlâdır. İman kardeşliği her şeyin üstündedir. Müslüman kendisi için istemediğini mümin kardeşi için de istememelidir. Öte yandan kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemelidir. Duaların içeriği bu doğrultuda olmalıdır.
Dua ruhumuzun karardığı demlerde nur coğrafyasında soluklanmadır. Dua ümitsizliklere ümit, dertlere tesellidir. Kuşkuları inanca, karanlığı aydınlığa, üzüntüleri sevince tebdil eder. Pörsüyen tenimize can, körelen gözlerinize fer, çirkinliklere örtü, inanan kalplerde iman ve mağfirettir dua… Günahlarla kirlenen kalplerimizin cilasıdır dua… Rahmettir, ihsandır, berekettir, şefkattir, merhamettir, lütuftur, servettir, manevi huzurdur…
Ruhumuz buhranlar anaforunda çalkalandığında mübarek dualar içimizi serinletir. Onlar lafızların en güzelidir. İç sıkıntılarımızın ilacıdır. Pespaye duygular nefsimizle elele verip imanımıza tuzaklar kurduğunda dualara sığınırız. Mücadele gücümüzü onlardan alırız. Korkularımız dua ikliminde erir; ümitlerimiz onunla beslenir. Benlik ve bencilik duvarlarını dua merdiveniyle aşarız. Uzaklıklar onunla bertaraf olur. Zaman ve mekân dualarla kalkar ortadan… Dua kalın perdelerin arkasını gösteren şeffaf bir tüldür. Aczin itirafıdır aynı zamanda… Kısacası dua hayatımız kuşatan ve gecelerimizi aydınlatan ışıktır.
Yolumuzu onunla buluyoruz bazen.
İçimizi ferahlatıyor.
Manevi huzur için şart.
Deki onlara:Duanız olmadıktan sonra Rabbim sizi ne yapsın...(25/77)
hayali bir ilaç....çaresizliğin sesi.....
yaratana sığınma.
ey kafir ehli, en büyük duam hidayete ermeniz doğru yolu bulmanız...
ikinci duam ise,,,,eğer ki olmazsa,,,,,, bu söylediklerinize karşılık son nefeste yanınızda olmam ve halinizi görmem....
Allaam sen herkese böyle yumuşak yastık ve kalın ama hafif yorgan nasip et, amin.
gülmeyin.
Yatmadan önce bütün insanlar için dua etmek, okula gitmediğim sıralarda bana anlaşılmaz bir şey gibi geliyordu. Uykudan önce annem beni öpüp ayrılıyordu. Bir an geldi neden dua etmem gerektiğini anladım. Kendi içimden kopan bir arzu ile kendi öz dileğim olarak yalvarıyordum: Sevgili Allah’ım. Bütün nefes alanları koru! Onları bütün kötülüklerden uzak tut! Sükûnetle uyut!
— Dr. Albert Schweitzer, Uygarlık ve Barış
Rabbim ilmin ve Rahmetinle beni kuşat...
Azametin ve Kudretinle tut...
Asla kaçacak yer bırakma bana...
Öyle ki,kaçıp sığınacağım tek yer senin mümtaz ve seçkin katın olsun Rabbim...
Amin...Sadakallahulazim...
faruk el furkan...
Allah'ım!
Kanadı kırık bir kuş gibiyim.
Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum.
Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.
Yardan da, serden de geçemiyorum.
Menzile erememe korkusu sardı benliğimi
Kolum kanadım kırık, gönlüm bin pare!
Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi!
Yaraları saran, dağılanı toplayan Sensin!
Varlığım Senin varlığının şahidi
Varlığım Senin Rahmetinin şahidi!
Allah'ım!
Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz.
Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya Allah deriz.
Şeytandan SANA sığınır e'uzu billah deriz.
Her işe Seninle başlar bismillah deriz.
Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.
Versende aslanda elhamdülillah deriz.
Hayran kaldığımızda maşallah,
Pişman olduğumuz da estağfirullah deriz.
Sevindiğimizde Allahuekber,
Üzüldüğümüzde inna lillah deriz.
Canımız sıkıldığında fe-subhanallah,
Zafer kazandığımızda nasrun minallah,
Rızık kazandığımızda er-rizku 'alallah deriz.
Bir işi arzu ettiğimizde inşallah,
Bir işi başardığımızda biiznillah deriz.
Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah,
Söz verdiğimizde v'Allah ve billah deriz.
Allah'ım!
Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni!
Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana!
Bir lahza dahi bana bırakma beni!
Sen bana yetersin, yetmem ben bana.
Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster!
Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen
Gönlüme huzur,gözlerime nur, dizime derman ver!
Sen 'OL' deyince olur, olmaz 'OL' demezsen.
Canana can, cana canan, kalbe ferman ver!
Al işte ellerim, uzattım sana!
Ne olur, ne olur bırakma beni bana!
Sen bana yetersin, yetmem ben bana!
Allah'ım, ellerimi bırakma!
Allah'ım!
Bırakma bizi
Tut elimizi!
Yeryüzünde hiç bir müslüman yoktur ki Allaha dua etsinde Allah onda o duasında ona istediği şeyi vermiş olmasın.
Allah o kişiye duaettiği şey kadar günahların karşılığını ondan giderir.
Bir günah için dua ediyorsa yahut sıla-i rahimi kesmek için istiyorsa, Allah günaha karşı onu korur.
Topluluktan biri dediki; O halde biz çok dua ederiz. Peygamber buyurdu; Allah çok daha artırır, çoğaltır.
dua allahın birliğini ondan başka istenilecek ilah olmadığını veher şeyin sahibinin o olduğunu eksik ve noksanların kulda olduğunu sübhan olanın yanlız ve yanlızca allah olduğunun kul tarafından beyanıdır
istemek
Beni yavaşlat Tanrım!
Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat.
Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt!
Bana güncel kargaşanın ortasında,
Tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.
Bir çiçeğe bakmayı,
Eski bir dostla sohbet etmeyi
Ya da yeni bir dost edinmeyi,
Yolunu kaybetmiş bir köpeği okşamayı,
Ağ yapan bir örümceği izlemeyi,
Bir çocuğa gülümsemeyi,
İyi bir kitaptan birkaç satır okumayı -ve-
Yarışın daima daha çok hız için olmadığını
Anımsat her gün bana.
Yavaşlat beni Tanrım!
Bana ilham ver.
Köklerimi,
Yaşamın katlanılan değerler toprağının
derinliğine göndermek,
Kaderimdeki yıldızlara doğru -daha çok-
Büyüyebilmek için...
Yavaşlat beni Tanrım!
Wilfred A. Peterson
bulut yağarsa... çim yeşerir...
bebek ağlarsa... anadan süt gelir...
eller yukarı çevrilirse...Rahmet kapıları elbet açılır...
bu gece bol bol dua edeceğim........
İlahî!
Ben, Peygamberin Muhammed'in(s.a.v.) Senden istediği bütün hayırlı şeyleri Senden isterim... O'nun(s.a.v.) Sana sığındığı bütün kötü işlerden de Sana sığınırım...
amin
Bugün dua ettim hepimiz için
Yüce Tanrı bizleri affetsin....
(Sezen Aksu)
hadi bizi sallamiyon,bari su filistinli,irakli günahsiz bebelerin elinden tut bari.......
dua bir kapıdır.hem şükre hem de hamda açılan bir kapı......
en iyi halimizde açmayı ihmal ettiğimiz.nefsimizin ve şeytanımızın engel olduğu açabildiğimizde ise o gücü yakalayabildiğimizde en güzel hallere adım atma cesareti göstermişiz demektir.
sıkıntı halinde ise sitemden önce hatta siteme hiç bulaşmadan önce yapabilmişsek ne mutlu bize.....
dua sadece kendimiz için değil başkaları içinde kapı açma temennisidir...
dua kendini bilmektir....acz içinde olduğunu hatırlamak ve kul olmaktır...
dua yalnızca senden istiyorum diyebilme bilinci,bir görevdir..
bana dua edin duanıza icabet edeyim ALLAH kelamının farkında olmaktır.
ben size şah damarınızdan daha yakınım,benden isteyin bende size vereyim diyen YARADAN NE KADAR MERHAMETLİDİR Kİ BÖYLE BİZE NASIL DUA EDECEĞİMİZİ DE ÖĞRETİYOR.
bilmediklerimizi bize öğreten ALLAHa şükürler olsun.
Rahim’dir Allah
Rahman’dır
Mülkün tek sahibi ve hakimler hakimi ancak O Allah’tır
Attığımız her adım
Geçirdiğimiz her dakika O’na yaklaştırıyor bizi
Verilecek hesabımız var O’na
Üzerimizdeki nimetlerinin hesabı
Söylediklerimizin ve söylememiz gerekirken söylemediklerimizin
Yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın hesabı
Bir hayatın hesabı var
Ve sonra bir sonsuz hayat
Bitmek tükenmek bilmeyen
Ölümün öldürüldüğü bir hayat
Bir yanda bir dünya var
Göz kamaştıran tahtların kurulduğu
En güzel nimetlerin sunulduğu bir dünya
Sözün SELAM olduğu bir dünya
Ve bir yanda insanların azabın en çetin ve elem verici olanına uğratıldığı
Mideleri kasıp kavuran içeceklerin sunulduğu
Ateşin ve çığlığın her yanı sardığı bir dünya
Keşke TOPRAK OLSAYDIM diye feryat edenlerin dünyası
Sözün EYVAH olduğu dünya
Ve bilerek yada bilmeyerek bu iki sonuçtan birine doğru yürüyoruz her birimiz
Ekiyoruz biçeceklerimizi
Ellerimiz, ayaklarımız, gözlerimiz ve gönlümüz
Hepsi tanık oluyor işlediklerimize
Ve saat yaklaşıyor
Rabbimiz!
Bize hesabı kolaylaştır
Senin gazabından yine senin rahmetine sığınıyoruz
Dininle yücelmeyi,
Dinini yüceltmeyi bize nasip et
Canımızı Müslümanlar olarak al
Ve bizi SALİHLER topluluğu ile haşret
AMİN
Şüphesiz ki duâ ak yüreklerden çıkıyorsa menziline ulaşır. Ya da sütteki siyah lekeler gibi içindeki pislikleri temizleme gayreti ise gerçek duâ vasfını kazanır. Beyaz yürekler pisliklere dayanamaz ama bu demek değildir ki, o beyazlık hep lekesizdir. İnsandır bir olur rahmet denizlerinde yüzer, bir olur günah bataklıklarında sürünür. İşte bu zaman beyaza leke düşmüştür ama o yürekle lekeyi taşıyamaz uzun zaman. İsyan eder. Pislik mutlaka temizlenmeli, sütteki leke tutulup atılmalıdır. Yüreği zonklatan bir arzu itiraf ihtiyacıdır, bu arzu, itiraf kime? Sığınılacakların, güvenileceklerin en büyüğüne, hudutsuz af ve bağışlama sahibine.
Duâ, bu itirafın en mükemmel vasıtasıdır. Eğer duâ sağlıklı bir iç hesaplaşmanın sıkıntılarından güç alıyorsa mutlaka müessir olur. Gözyaşı karışmış duâlar ise en samimi yakarışlardır. Çünkü gözyaşları iç hesaplaşmada inanç adına kazanılan zaferlerin muştusudur.
O halde duâ bir yeniden doğuştur.
Duâ, sessiz, iniltili, gürültüsüz feryattır.
Duâyı bir ruhi ihtiyaç ve alışkanlık edinmiş kimsede mükemmel bir karakter oluşur. Yakarışımız kendimiz için değildir. Kendimiz için duâ edeceksek, biz de bizim olmayan, gayrılara feda ettiğimiz tarafımız için duâ edelim. Ölücü yanımızda çürüyücü fani tarafımıza değil. “ Kim ki, yanında hazır bulunmayan bir inanmış kardeşi için duâ ederse, etrafındaki melekler, istediğinin bir misli de senin için olsun derler.”
Duâ insanın ızdırap, çile, endişe ve merakından ibarettir. Kendi benlik varoluş zindanından bilgiye ulaşmasıdır, kişinin. Kurtuluş arzusunu ve kurtuluşa olan aşkı kanıtlanılmaz yapandır.Duâ, yalnız ruhun ve yalnızlığın tecellisidir...
Dua
Dua isteme, yalvarma. Bir kimsenin kendisi veya başkası hakkında bir dileğine bir arzusuna kavuşması için Allahü teâlâya yalvarmasıdır.
'Bana (hâlis kalb ile) duâ ediniz. Duânızı kabûl ederim.' (Mü'min Suresi: 60)
'(Ey Muhammed) De ki: Yakarışınız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? ...' (Furkan Suresi: 77)
İnsandır, bir olur rahmet denizlerinde yüzer, bir olur günah bataklıklarında sürünür. İşte bu zaman beyaza leke düşmüştür. Ama o yürek bu lekeyi taşıyamaz uzun zaman. İsyan eder. Pislik mutlaka temizlenmeli, sütteki leke tutulup atılmalıdır. Yüreği zonklatan şiddetli bir arzu. İtiraf itiyacıdır bu arzu. İtiraf kime? Sığınılacakların, güvenileceklerin en büyüğüne. Hudutsuz af ve bağışlama sahibine.
Eğer dua sağlıklı bir iç hesaplaşmanın sıkıntılarından güç alıyorsa mutlaka müessir olur. Gözyaşı karışmış dualar ise en samimi yakarışlardır. Çünkü gözyaşları, iç hesaplaşmada, inanç adına kazanılan zaferlerin müjdesidir.
Dua sırsında, kalbimizin yücelere arzuhal göndermenin sıkıntısı ile açılıp yumulduğunu hissetmyorsak dua ediyor sayılmayız. Duada, ısrar öğütlenmiştir. Bu haşa, dua edilenin duymazlığından değildir. Bu öğüt, tamamen dua eden bakımından anlam taşımaktadır. Duada ısrar, duaya verilecek karşılık için bir hazırlanmadır.
Duanın etkileri, bireyi etkilediği, süreklilik kazandığı, arzuyla yapıldığı zaman daha belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Dua ortamında insan, kendini olduğu gibi görür, kendine gelir. Hırsını, hatalarını, eğri düşüncelerini, kibir ve gururunu belirleyerek ahlaki görevlerini yerine getirmeye hazır bir duruma ulaşır. Düşünsel ve zihinsel alçak gönüllülüğü olgunluk kazanmaya başlarken, önünde o en iyi, celal sahibi sultana giden yollar açılır.
Dua edildiği zaman, gönül, dünyanın olağanüstü yasalarının yaratıcısına yönelmeli, bağlanmalı ve dua edn bu bağışlanış ve yönelişin etkisini tüm günlük yaşantısında, durum ve ilişkilerinde, toplumla kendisi ve ailesiyle olan irtibatında korumalıdır. Ta ki dua, bir eylem gibi tüm iç dünyasında ve ruhunda ışıklar yaksın, sofrasını yaysın ve tüm varlık ve benliğini baştan başa kuşatabilsin.
Kimler dua eder? Kim şiddet, aşk, ızdırap ve korkuyla ister? 'Var olan' ile 'olması gereken' arasındaki ayırımı fazlasıyla bilen bir kimse... Izdırap duyan, sürekli isteyen, aşık olan, susuz kalan bir kimse... İşte böyle kimseler dua eder.
Fakat, her iki hali birbirine denk olanın, yani iyi bilmeyen birinin, bir mevki, makam, ya da geleceğe yönelik bir hesap düşüncesiyle yürüyenin duası, basit ve çıkarcı bir düzeyde kalır.
Dua, bazen Allah'tan bir 'şey' istemektir. Fakat bu 'şey' düşünme, bilim, sorumluluk, irade, zahmet, iş, emek ve eziyetin yerini alan bir 'şey' olmamalıdır.
Elbette ki, bir şey isteyenin, bu isteğiyle ilgili değişik koşullara başvurmuş olması; çalışmış, sorumluluğunu yerine getirmiş; isteme tür ve şartlarını tamamlamış, çağrısını, görevlerini, yani onu elde edebilmek için gerekli olan her şeyi yapmış olması gerekir.
Biz amel etmiyor ve dua ediyoruz: 'Allah'ım! Bize başarı ver. Dünya ve ahirette mutluluk ver! Dünya nimeti bağışla! Nimet ve afiyet ver' diyoruz. Oysa biz bunların hiç birini yapmıyor ve fakat sadece söylüyoruz. Peki bu ne biçim duadır? Bazılarını da görüyoruz; bu özelliklerin çoğuna sahiptirler; fakat dua etmiyorlar. İşte düşünenin kafasında duanın değerine ilişkin sarsıntıları oluşturan da budur.
Fatiha Bir Duadır
Ey dünyamın sahibi!
Sensiz bir hayat boş; sensiz bir düşünce yalan...
Ey rahmeti göremediklerime ve bilemediklerime ulaşan!
Sensiz olanlar benden beri olsun.
Seni bilmeyenlerin tüm hüznü bende olsun.
Ey şefkat bakışlım!
Benden rahmetini esirgeme.
Göz pınarlarımdaki yaşlar sensiz kalmasın.
Sana olan özlemimi dindirme.
Ey beni terbiye eden!
Titrek dudaklarımı isminin nuruyla okşa
Hamd edişlerimi hüzünsüz bırakma.
Ey üstümde hiçbir şey olmadan topraktan kalktığım o acı günün sahibi!
Beni tebessüm ederek kalkanlardan eyle; ne olur!
Rasulünün sancağında dinlenmeme izin ver.
Sıramı beklerken hüzne boğma beni.
Ey secdemin muhatabı!
Ey gerçek yardım edenim!
Eğilişlerimdeki ürkekliği bağışla
Yere sürten yüzümü süründürme.
Ey yolumu belirleyenim!
Senin yardımına muhtacım,
Sana muhtacım,
Sana açım.
Yoluna al beni
Yolunda al beni
Ellerim üşüyor işte
Titriyorum...
Senden istiyorum.
Ey başucu kitabımın sahibi!
Ne olur ilet beni
Yüzleri parlayanların yoluna,
Hüsrana uğrayanların değil...
Gerçek Hürriyetin olduğu tek yer...Ne şekli şemali olur...ne dil'i...nerede nasıl ve ne dersen de...duyulur...hattâ içinden geçirsen bile...Dua bu! ..
insan her sıkıştığı zaman değil iyi gününde kötü gününde bile dua etmelidir bence mesela şöyle bişey.. insan daralınca dua etmeye başlar başlar ama darallığı geçince amman boşveer der geçer onee yaaa
İLAHİ YA RABBİ!
Şu anda huzurunda toplanmış el açmış sana yalvarıyoruz! ...Burada bulunan cümlemizin,bilmeyerek işlenmiş kusurlarımız varsa tüm kusurlarımızı,Muham-med Mustafa hürmeti için bağışla.Aliyyel Murteza hürmeti için bağışla.
Hatice'tül-Kübra,Fatıma-tül Zehra hürmeti için bağışla.İmam Hasan'ül Müçteba hürmeti için bağışla.İmam Hüseyin Deşt-i Kerbela hürmeti için bağışla.İmam Zeynel Abi-din hürmeti için bağışla.
İmam Muhammed Bakır hürmeti için bağışla.İmam Cafer-i Sadık hürmeti için bağışla.İmam Musa-i Kazım hürmeti için bağışla.İmam Rıza hürmeti için bağışla.İmam Muhammed Taki hürmeti için bağışla.İmam Aliy-yül Naki hürmeti için bağışla.
İmam Hasan'ül Askeri hürmeti için bağışla.
İmam Muhammed Mehdi sahib-i zaman hürmeti için bağışla.Gelmiş geçmiş nebilerin,velilerin hürmeti için bağışla.
Pirimiz Hünkarımız Hacı Bektaş-ı Veli hürmeti için bağışla.Hızır Aleyhisselam hürmeti için bağışla.Kur'an hürmeti için bağışla.Baki gerçekler demine hu dost Allah eyvallah hu!
çağırmak demektir.insanın,kendisinin kul ve aciz,Allah'ın Rab ve kadir olduğunu hal diliyle bilip itiraf etmesidir.'evet sen benim Rabbimsin,kabul ettim' demenin en dolaysız,apaçık şeklidir.alemlerin Rabbinin kullarında en çok sevdiği hallerdendir.
Dua Allah'a siginmaktir, ona yalvarmaktir, onun yüceligine güvenmek, ona inanmaktir...
Ey yüce Rabbim aklımı ve imanımı artır,cesaretimi ve basiretimi artır,üzerimdeki ilmini ve rahmetini artır,sana olan sadakatimi ve bağlılığımıda artır sadakallahülazim.
Ey yüce Rabbim elimi kolaylaştır,yazımı güzelleştir,dilimi kolaylaştır sözümü güzelleştir,artır imanımı yok et gümanımı,öldür nefsimi dirilt ruhumu sadakallahülazim.