' Bazı yabancılar bana aşık olurlar. İçlerinden bu ne güzel kız derler. Ben de onların çok yakışıklılarına, çok yakışıklı derim. ' (I.E.5 yaş.Kız)
' Birine sevgili olmaktır. Bir erkek bir kadına bir gül getiriyor.Kadın da ona aşık oluyor. Dudaktan öpüşürler. Evlenirler. Aynı odada yatarlar. Bir çocuk ya da iki çocuk doğururlar.' (A.K.6 yaş Erkek)
' Bir erkekle bir kadının birbirini sevmesidir. Birini görürsün; yüzü güzeldir, tarzı güzeldir, borçsuzdur. Güzel bir işi vardır. Herşeyi borçlanmadan alabilir. İste o zaman aşık olursun. Birlikte olursun Evlenirsin. Güzel bir evin olur, bahçesi büyük. Bence cocuklarkucuk yaslarda aşık olamazlar, evlenemezler. ' (O.I.İlkokul 3. sınıf Erkek)
' Gül diye bir kız var. Ona aşığım ama aşık olduğumu söylemek istemiyorum. O da bana aşık ama, o da söylemek istemiyor. Bu durum geçen yıldan beri duruyor. İlk önce ben ona aşık değildim. Onun bana aşık olduğunu duyunca ben de ona aşık oldum.Bazıları birbirine aşkını söyler; gezintiye çıkarlar. Bazıları da öpüşür, sevişirler. Bizim aşkımız normal gidiyor. Normal evlilik gibi....' (T.G.2.sınıf Erkek)
' Aşkı filmlerden biliyorum. Birine ya da bir şeye karşı duyulan güçlü sevgi.... ' (D.H. İlkokul 2. sınıf Erkek)
' Çocuklar aşık olmaz. Ama yine de aşık oldugunu soyleyenler var.Ben kimseye aşık degilim. Üstelik kızlara sinir oluyorum. Çünku hepsi şımariı.Bazilari bir bolum cocuga sariliyor. ' (O.E. Erkek)
' Aşk evlenmek içindir. Çocuklar değil, büyükler aşık olur. Bazı çocuklar seksi filmleri severler. Ben öpüşme sahnelerinde masanın altına girer, gözlerimi kaparım. Bunlar utanç verici seyler. Ayıp, ayıp..' (O.T. Erkek)
' Bizim okuldan S'ye aşığım. Ama o bunu bilmiyor. Ben de söylemem Cesaret edemem. Onu görünce heyecanlaniyorum. Yüzüne bakamiyorum. Sanki benim sevgimi biliyormuş gibime geliyor. Kendisi sarışın.Yüzüne bakamadığım için göz rengini bilmiyorum..'
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım uymaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza...
BIR MARTI MASALI Bir sırrım vardı benim, Kimselere diyemediğim Bir martı yaşardı kaçak.. En kuytusunda yüreğimimim.. İzin almamıştı benden orada yerleşmek için Vurdum kilidi üstüne, Ne su verdim, ne besledim, ölsün diye bekledim! Gün oldu, Çok ağladı.. Özgürlüğe yalvardı Biraz tuhaftı Git dedim, Kaldı.. Tek isteği sana doğru uçmaktı Olmazdı..olmamalıydı Vurdum kilidi üstüne, Ölsün diye bekledim! .. Bir gün. Sana gelirken aleleacele, Açık unuttuğum kapıdan sızıverip gizlice Hiç beklemediğim bir anda Dudaklarımın arasından kanatlandı aniden.. Bir çığlık attı; Öyle bir çığlıktı ki, Sen irktün, Ben utandım.. Yıldızlar ayağımın altında Birer birer ufalandı Başımdan aşağı dökülen, Kaynamış sular değil, Düpedüz hayatımdı Ah işte o martı, Bana ne yaptığını hiç anlamadı. Çünkü o da dünyadan en güzel şeyin, Sevilmek olduğunu sandı Bense hayatımda ilk defa, Sevmeyi tatmıştım yeni. Sana hissettiğim aşkta! Hesapsız kitapsız..hiç karşılıksız Sevmeyi öğrenmiştim Bir martı..bir hata.. Seni kaybettim! Martıya ne mi oldu sonra? Suçluydu..kızgındım Bir kurşun sıktım alnının ortasına Vurdum kilidi üstüne, Ölsün diye bekledim! Son bir gayret seslendi Bir garip baktı yüzüme 'Tamam dedi..özür dilerim Bir hataydı kabul..affet ölmek üzereyim Fakat hemen şimdi söyle..merak ederim.. Madem sevilmek değil, sevmekti istediğin, Onu kaybettin diye sevemez misin? ' Sustum cevap veremedim. Açtım kilitleri Sardım yaralarını.. Yaşasın diye dua ettim. Bir sırrım var hala benim, Kimselere demediğim. Bir martı yaşıyor hür, En kuytusunda yüreğimin!
Bu konuda pek deneyimli biri değilim... Aşkın ne olduğu bence kişiden kişiye değişir... Beklentilerimizle alakalı değişkenlik olabilir, yani aşk şudur budur denilemez.Aşk bence şudur denilebilir...
Benim kendi açımdan ulaştığım nokta: Aşk kesinlikle karşılıksız sevgidir...Bir çiçek, bir şarkı nasıl seviliyorsa öyle sevmektir...Seven eğer samimiyse aşkının doruk noktası visal değil hicran olmalıdır yada olabilmelidir... Sevgilinin saadeti herşeyin üstünde değilse bu aşk olabilir mi?
Bencilce seviyoruz.... benim olsun demek aşk değildir...Benimle mutlu olcaksa demek başka....mutlu olsun yeter diyebilen gerçek aşıktır...
Aşkın ihtiras değil sadakat olguduğuna inanıyorum...seven nasıl sadık olmaz ki? ....
Aşıkın kulağına başka ses, gözlerinin içine başka hayal nasıl girer? ...
Biz aşkı mazide bir nostalji olarak arıyan modern toplumun zavallı fertleriyiz.... terimlerin sıralanışı aşkın ızdırabının anlatmaya yatmez mi?
Aşk yaşanır anlatılmaz diyen şair aslında özetlemiş ama birşeyler yazmaya çalıştım....
Daha uzun yazmak isterdim ama ruh halim müsait değil....beli yazmak değil yanmak gerekti....
Aşk sevdiğini gözünden bile kıskanmaktır, belki bir yerde bencillik.Her buluşmaya gittiğinde ilk günkü kadar heyecanlanman, onun gördüğünde kalbinin çarpması, onu düşünekten uyuyamadığın gecelerdir.Aşk acıdır, acımasızdır.Oyunun kuralıdır bu çünkü.Severken acı çekmektir.....
aşkı tarif etmek yaşamamış bizlere düşmez ama mecaz aşktan biraz bahsedebilirim..üçe ayrılır.. birinde tenle seversin ben belden aşağı diyorum birinde kalple en sonuncusu da ruh laa.. aaahh ruhla sevebilsem.. ondan sonra Allah aşkına kavuşursun işte.. her yerde onu görürsün. mutasavvıflar hakkında allahı gülde görürler filan derler ya... ben onlara niye papatya da veya necasette görmezler diye sorarım.. allah aşıkları nereye baksalar allahı görürler..aynaya bakınca dahi.. çünkü bu dünya da yaratılmış ne varsa allahımın bir parçasıdır. O bütündür biz parça O aslıdır biz suret
Öyle Bir ilişkiye tutulursunuz ki Ne sevebilir ne terkedebilirsiniz Kör kütük bağlanmışınızdır aslında En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin nedeni; yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Göz yaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkalarınızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak... Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; “Ölmek var, dönmek yok”tur. Gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını... Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya Şurasından, burasından eleştirmeye başlarsınız; “Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa... ” Başkalarını örnek göstermeye, “Bak onlar nasıl yaşıyor” demeye başlarsınız Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını arasınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık yanlışını görür düzeltmek istersiniz. “Eskiden böyle miydi ya...” diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirilerin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından... Böyle sürmeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. “Ya sev böyle ya da terk et” diye gürler... Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya, bir kabusa dönüşür birden... Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size... Hoyrattır, bakmaz yüzünüze... Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar, mahkum eder; mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden... “İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için...” dersiniz, dinletemezsiniz. Ayrılırsanız, yaşayamayacağınızı bilirsiniz, ama öyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek terk edersiniz... “Madem öyle...”nin çağı başlar ondan sonra... Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde “Günah sizden gitmiştir” Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece... Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre... Ne var ki unutamazsınız, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni... Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Delikanlılar, elikanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini... Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye... Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... “Bana ne... kendi seçimi” diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre... Ama sonra... Ansızın kulağınıza çalan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden... Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi... Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye... dönüp “Seni hala seviyorum” diye bağırmak geçer içinizden... dönemezsiniz. Görmedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla, ne de onsuz... Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, Hem “Ne olacak sonunda” kuşkusu... Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz, sürünür gidersiniz.
Senin mahzunun olmak bana şadan olmadan yeğdir
Gamunla ağlamak illerle handan olmadan yeğdir...
Ey dil sitem-i derhten azad olamazsın
Madem sana dil denilir şad olamazsın.....
çü yok aşk ateşi bir şule çekse takatın ey ney
baş ağrıtma demi aşk urma ancak nale vü zar et
Hiç'liği...Hiç olmayı....
Aşk Kendi İsteğinle Tutsak Olmaktır :)
Her gül-i hüsnün olur bir bülbülü, adet budur.
Nesib
Safa-i aşkı kim anlar kiminle söyleşelim
Vefa-i aşkı kim anlar kiminle söyleşelim...
Divan Ed. (şairi bulamadım)
İşte bazı yanıtlar:
' Bazı yabancılar bana aşık olurlar. İçlerinden bu ne güzel kız derler.
Ben de onların çok yakışıklılarına, çok yakışıklı derim. '
(I.E.5 yaş.Kız)
' Birine sevgili olmaktır. Bir erkek bir kadına bir gül getiriyor.Kadın da
ona aşık oluyor. Dudaktan öpüşürler. Evlenirler. Aynı odada yatarlar.
Bir çocuk ya da iki çocuk doğururlar.'
(A.K.6 yaş Erkek)
' Bir erkekle bir kadının birbirini sevmesidir. Birini görürsün; yüzü
güzeldir, tarzı güzeldir, borçsuzdur. Güzel bir işi vardır. Herşeyi
borçlanmadan alabilir. İste o zaman aşık olursun. Birlikte olursun
Evlenirsin. Güzel bir evin olur, bahçesi büyük. Bence cocuklarkucuk
yaslarda aşık olamazlar, evlenemezler. '
(O.I.İlkokul 3. sınıf Erkek)
' Gül diye bir kız var. Ona aşığım ama aşık olduğumu söylemek
istemiyorum. O da bana aşık ama, o da söylemek istemiyor. Bu durum
geçen yıldan beri duruyor. İlk önce ben ona aşık değildim. Onun bana
aşık olduğunu duyunca ben de ona aşık oldum.Bazıları birbirine aşkını
söyler; gezintiye çıkarlar. Bazıları da öpüşür, sevişirler. Bizim
aşkımız normal gidiyor. Normal evlilik gibi....'
(T.G.2.sınıf Erkek)
' Aşkı filmlerden biliyorum. Birine ya da bir şeye karşı duyulan güçlü
sevgi.... '
(D.H. İlkokul 2. sınıf Erkek)
' Çocuklar aşık olmaz. Ama yine de aşık oldugunu soyleyenler var.Ben
kimseye aşık degilim. Üstelik kızlara sinir oluyorum. Çünku hepsi
şımariı.Bazilari bir bolum cocuga sariliyor. '
(O.E. Erkek)
' Aşk evlenmek içindir. Çocuklar değil, büyükler aşık olur. Bazı çocuklar
seksi filmleri severler. Ben öpüşme sahnelerinde masanın altına
girer, gözlerimi kaparım. Bunlar utanç verici seyler. Ayıp, ayıp..'
(O.T. Erkek)
' Bizim okuldan S'ye aşığım. Ama o bunu bilmiyor. Ben de söylemem
Cesaret edemem. Onu görünce heyecanlaniyorum. Yüzüne bakamiyorum. Sanki
benim sevgimi biliyormuş gibime geliyor. Kendisi sarışın.Yüzüne
bakamadığım için göz rengini bilmiyorum..'
Bahçede iğde midir?
Dalları yerde midir?
Her gördüğün seversin....
Sendeki mide midir?
Anonim
Halk dilinde aşka ironik bakış (ama şıpsevdilere) .... nedense mutluyum bu sabah.... : -)
Walaa oturup benim gibi hergün derdine yanandırrr arkadaşlar...
elinde bir çiçek
sevecek sevmeyecek
ulan eşoğlu eşek...(söz meclisten dışarı)
çiçek nerden bilecek....
seviyor...sevmiyor....
fal bakarsın...
Artık ne pencerem var seni koyacak
Ne masam
Sevgilim de yok bu şehirde
Çiçek, seni alıp ne yapsam? ...
Cahit Külebi
Erik ağaçlarının çiçek açmasıyla baharın geldiğinin farkına varmaktır aşk....
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım uymaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza...
Sezai Karakoç - Mona Roza
eser mahsulü...
BIR MARTI MASALI
Bir sırrım vardı benim,
Kimselere diyemediğim
Bir martı yaşardı kaçak..
En kuytusunda yüreğimimim..
İzin almamıştı benden orada yerleşmek için
Vurdum kilidi üstüne,
Ne su verdim, ne besledim, ölsün diye bekledim!
Gün oldu,
Çok ağladı..
Özgürlüğe yalvardı
Biraz tuhaftı
Git dedim,
Kaldı..
Tek isteği sana doğru uçmaktı
Olmazdı..olmamalıydı
Vurdum kilidi üstüne,
Ölsün diye bekledim! ..
Bir gün.
Sana gelirken aleleacele,
Açık unuttuğum kapıdan sızıverip gizlice
Hiç beklemediğim bir anda
Dudaklarımın arasından kanatlandı aniden..
Bir çığlık attı;
Öyle bir çığlıktı ki,
Sen irktün,
Ben utandım..
Yıldızlar ayağımın altında
Birer birer ufalandı
Başımdan aşağı dökülen,
Kaynamış sular değil,
Düpedüz hayatımdı
Ah işte o martı,
Bana ne yaptığını hiç anlamadı.
Çünkü o da dünyadan en güzel şeyin,
Sevilmek olduğunu sandı
Bense hayatımda ilk defa,
Sevmeyi tatmıştım yeni.
Sana hissettiğim aşkta!
Hesapsız kitapsız..hiç karşılıksız
Sevmeyi öğrenmiştim
Bir martı..bir hata..
Seni kaybettim!
Martıya ne mi oldu sonra?
Suçluydu..kızgındım
Bir kurşun sıktım alnının ortasına
Vurdum kilidi üstüne,
Ölsün diye bekledim!
Son bir gayret seslendi
Bir garip baktı yüzüme
'Tamam dedi..özür dilerim
Bir hataydı kabul..affet ölmek üzereyim
Fakat hemen şimdi söyle..merak ederim..
Madem sevilmek değil, sevmekti istediğin,
Onu kaybettin diye sevemez misin? '
Sustum cevap veremedim.
Açtım kilitleri
Sardım yaralarını..
Yaşasın diye dua ettim.
Bir sırrım var hala benim,
Kimselere demediğim.
Bir martı yaşıyor hür,
En kuytusunda yüreğimin!
Bu konuda pek deneyimli biri değilim... Aşkın ne olduğu bence kişiden kişiye değişir... Beklentilerimizle alakalı değişkenlik olabilir, yani aşk şudur budur denilemez.Aşk bence şudur denilebilir...
Benim kendi açımdan ulaştığım nokta: Aşk kesinlikle karşılıksız sevgidir...Bir çiçek, bir şarkı nasıl seviliyorsa öyle sevmektir...Seven eğer samimiyse aşkının doruk noktası visal değil hicran olmalıdır yada olabilmelidir... Sevgilinin saadeti herşeyin üstünde değilse bu aşk olabilir mi?
Bencilce seviyoruz.... benim olsun demek aşk değildir...Benimle mutlu olcaksa demek başka....mutlu olsun yeter diyebilen gerçek aşıktır...
Aşkın ihtiras değil sadakat olguduğuna inanıyorum...seven nasıl sadık olmaz ki? ....
Aşıkın kulağına başka ses, gözlerinin içine başka hayal nasıl girer? ...
Biz aşkı mazide bir nostalji olarak arıyan modern toplumun zavallı fertleriyiz.... terimlerin sıralanışı aşkın ızdırabının anlatmaya yatmez mi?
Aşk yaşanır anlatılmaz diyen şair aslında özetlemiş ama birşeyler yazmaya çalıştım....
Daha uzun yazmak isterdim ama ruh halim müsait değil....beli yazmak değil yanmak gerekti....
Muhabbetle
kalp ağrısı..
acı..
gözyaşı..
ama güzel bir sızı..
mutlu aşka inanmıyorum..
en azından şu an için..
ışıl.
Aşk sevdiğini gözünden bile kıskanmaktır, belki bir yerde bencillik.Her buluşmaya gittiğinde ilk günkü kadar heyecanlanman, onun gördüğünde kalbinin çarpması, onu düşünekten uyuyamadığın gecelerdir.Aşk acıdır, acımasızdır.Oyunun kuralıdır bu çünkü.Severken acı çekmektir.....
Bana her dokunuşunda, yüreğimden beynime yükselen ateştir aşk. Beraberken gerçeklerin, bizim dışımızdaki herşeyin üstüne çöken sistir.
aşkı tarif etmek yaşamamış bizlere düşmez ama mecaz aşktan biraz bahsedebilirim..üçe ayrılır.. birinde tenle seversin
ben belden aşağı diyorum birinde kalple en sonuncusu da ruh laa.. aaahh ruhla sevebilsem.. ondan sonra Allah aşkına kavuşursun işte.. her yerde onu görürsün. mutasavvıflar hakkında allahı gülde görürler filan derler ya... ben onlara niye papatya da veya necasette görmezler diye sorarım.. allah aşıkları nereye baksalar allahı görürler..aynaya bakınca dahi.. çünkü bu dünya da yaratılmış ne varsa allahımın bir parçasıdır.
O bütündür biz parça
O aslıdır biz suret
Aşk; günaydın diyebilmek için sabahı beklemektir.Bir gündüzün geceyi beklediği gibi...
Yeraltına çekilme günü..
Taşımalı doğanın coşkun gizini,
Yaşamın tedirginliklerini de.
Aşksa..
Mutlaka yasadışı olmalı.
ucmak! ! ! !
Aşk... yıldızları kıskanmaktır....
aşk benim için TATLI bir ACI ve sonsuz bir İNTİHARDIR....
Aşka ve Terke Dair
Öyle Bir ilişkiye tutulursunuz ki
Ne sevebilir ne terkedebilirsiniz
Kör kütük bağlanmışınızdır aslında
En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır;
iç çekişmelerinizin nedeni;
yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
Göz yaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkalarınızdadır.
Korkunca saklandığınız bir sığınak,
coşunca öptüğünüz bir bayrak...
Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır.
Sınırsız ve nihayetsiz;
“Ölmek var, dönmek yok”tur.
Gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını...
Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya Şurasından, burasından eleştirmeye başlarsınız;
“Şöyle görünse, öyle demese, değişse
biraz ya da eskisi gibi olsa...
” Başkalarını örnek göstermeye,
“Bak onlar nasıl yaşıyor” demeye başlarsınız
Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını arasınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık yanlışını görür düzeltmek istersiniz.
“Eskiden böyle miydi ya...” diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirilerin kapısı;
açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından...
Böyle sürmeyeceğini bilirsiniz.
Değişsin istersiniz.
O sevgisizliğinize yorar bunu...
İhanete sayar.
Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.
“Ya sev böyle ya da terk et” diye gürler...
Bir zamanlar bir gülücüğüyle
alacakaranlığı ısıtan o rüya,
bir kabusa dönüşür birden...
Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size...
Hoyrattır, bakmaz yüzünüze...
Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar,
mahkum eder; mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden...
“İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için...”
dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız, yaşayamayacağınızı bilirsiniz,
ama öyle de sevemezsiniz.
İhanetten kırılmıştır kaleminiz;
severek terk edersiniz...
“Madem öyle...”nin çağı başlar ondan sonra...
Madem ki siz böylesine tutkunken,
o hep başkalarını seçmiştir,
madem ki kıymetinizi bilmemiştir,
o halde “Günah sizden gitmiştir”
Lanet ederek bu karşılıksız aşka,
çekip gitmeleri denersiniz.
Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece...
Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre...
Ne var ki unutamazsınız, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni...
Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş,
kurda kuşa yem olmuştur.
Delikanlılar, elikanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini...
Gurur duyar onlarla, koynunda besler,
gözünü oysunlar diye... Uğruna kan dökenleri sever,
yoluna gül dökenlerden fazla...
“Bana ne... kendi seçimi” diye
omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...
Ama sonra...
Ansızın kulağınıza çalan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden...
Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi,
yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi...
Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız,
sular kulağına fısıldasın diye...
dönüp “Seni hala seviyorum” diye bağırmak geçer içinizden... dönemezsiniz.
Görmedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu,
ne onunla, ne de onsuz...
Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu,
Hem “Ne olacak sonunda” kuşkusu...
Böyle sevemezsiniz,
terk de edemezsiniz,
sürünür gidersiniz.
Can Dündar
AŞK; YAŞAMAYI SEVDİREN, YAŞATIRKEN ÖLDÜRENDİR