aşk yoktur sevgi vardır hem o eski sevgiler nerde kaldı bu gün ise insanlar aşk diye bir oyun oynuyorlar ama genelde oyunu bozuyorlar.birbirlerini kandırıyorlar. öyle deyil mi ama
aşkı yanlız yaşıyan anlar.aşk ateşe benzer.yanlız yanan anlar.size bir masl yazim. masal ya hani.4 kardeş kelebek yuvadan çıkmış etrafı dolaşıyolar.ama bir yerden duymuşlar ateşl diye birşey var.biraz uçunca auzakta bir ateş görürler. nasıl birşey merak ederler.içlerinden biri ben biraz yaklaşim gelim gördüğümü söyliyim demiş.gitmiş gelmiş parlak demiş.bi diğeri birazdaha yaklaşmış gelmiş sıcak demiş.3 üncü dahada yaklaşmış kanatlarındaki pullar yanmış geliş yakıcı demiş.4 üncü bendaha ileri gideyim demiş dalmış ateşe aşkın ne olduğunu o anlamışta geği gelip anlatamamış.
Dünyada münakaşasını faydasız ve saçma bulduğum iki ruh hali vardır: Biri aşk, öteki de iman! Akıl hudutları içinde kalan delillerinizle, akıl hudutları dışında kalan duygulara nasıl hücum edebilirsiniz? 'Seviyorum' ve 'inanıyorum' diyenlere 'Niçin? ' diye soramazsınız; bir milyon sebep vardır ve çoğu malumdan bir milyon kere daha kuvvetli meçhul sebeplerdir. Aşkın tam bir tarifi yapılamaz. Şiir için de böyledir. Yapılmış ve yapılacak tariflerden her biri, denizden alınmış bir kova suya benzer. Hiç şüphesiz bu deniz suyudur, fakat deniz değildir. Aşkı denize, tarifi de kovaya benzetirseniz elde edilen şey, aşkın bir halini izahtan ibaret kalır. Enginsiz, derinliksiz, dalgasız, kıyısız, renksiz.. bir izah! Klasik anlayış ve düşüncelerin tam aksine aşk, doğrunun, güzelin terkibidir. Tek gıdası samimiliktir. Tek zehiri yalandır. En meşru yalanın bile öldürmediği aşk yoktur. Böyle olduğu içindir ki aşk zamanı, mekanı ve dünya şartlarını aşar. Eskilerin sandıkları gibi sevgilinin kusursuz hali sevilmez. O zaman bu ideal ergeç yüzünü göstermeye mahkum, gerçeğin önünde iflasa mahkumdur. Gerçek aşk sevgilinin bütün kusurlarını görür ve sever. Bunları görmeyen ve sevgiliyi idealleştiren bir alaka, aşkı taklit eden bir hayal oyunudur. Bugünün yirmi yaşındaki gençleri, yarım asır evvelki yaşıtları kadar zengin bir ihtirasla sevebiliyorlar mı? Aşka dair yazılan ve söylenen şeylerin çoğu enteresandır, fakat pek azı insana bir şey öğretirler; çünkü biz birbirine uzak olan birçok ruh haletlerinin hepsine birden 'aşk' diyoruz. Her insanın ferdi yapısına göre asıl ayrılık, her birine teker teker isim koymaktan yorulduğumuz birçok duyguların topuna birden aşk adını vermiş olmamızdan geliyor. Bunun gibi aşıkane ihtirasların hepsi birbirine benzerler ve hepsi aynı iştiyaktan doğmuşlardır, fakat hepsi 'aşk' olamazlar. Gerçek aşkın bir tek değişmez vasfı vardır. Tükenmezlik! Aşk engellere ve hücuma uğradıkca kuvvetlenen ihtirastır. Rakipsizdir, yenilmez! ..
Biz türkler, çabuk seven, fakat sevmesini bilmeyen insanlarız. Bunun sebebi de, galiba erkekle kadın arasındaki temas engellerinin yeni ortadan kalmış olmasıdır. Milli musikimiz ve edebiyatımız gibi bugünkü popüler (arabesk, özgün hatta pop denilen) müziklerde bile aşk şarkı ve şiirleri dolu. Fakat bunların hepsinde gerçek sevgilinin yerinde, sevgiliyi zalim, vefasız, oynak ve dönek telakki eden, buhran ve şikayet iniltileri ve haykırışları vardır. Sevgilinize 'şerefsiz! .', 'canın çıksın insafsız', vb. terim ve kavramlarla sesleneceksiniz ve bunu aşk adına yaptığınızı iddia edeceksiniz! .. Nerde buhran varsa orda gerçek aşk yok, yetersiz ve güdük ihtiras vardır. Aşk mücadeleye imkan vermez. Aşk inanmanın şiiridir. Aşk istemez yalnız verir. Kısacası aşk bir mücadele değil, ahenktir. Buhranlarımızın tek çaresi yeter derecede sevmektir. Marifet bize yar olmayan sevgiliyi kalbimizin içinde öldürmek. İşte en haklı, en masum, en kudretli ve en muhteşem cinayet. Sevgilinin sarayı da, tahtı da, tacı da, saltanatı da orada, kalbin içinde, vücudunu ortadan kaldırsak bile o orada yaşamaya ve hüküm sürmeye devam edebilir. Onu orada öldürüp artık depreşmeyen hayalinin cesedini kalpten dışarı attıktan sonra, dışarda yaşayan vücudunun ölüden ne farkı kalır. Aşkın iki felaketi vardır. Birisi anlaşamamak, öteki de anlaşmaktır!
----------
Dedem: Altının kıymetini sarraf bilir demiş..
----------
Aşkın ahlak değeri nikahınkinden kat kat üstündür. Çünkü aşk sadakatin garantisidir. Nikah bu emniyeti hiçbir zaman vermez. Akıl, çare bulur. Çaresizliğe karşı acizdir. Aşk çaresizliğe karşı sihirli mukavemetlerin kaynağıdır. Samanlığı seyran haline getiren gönül mucizesini ne akıl, ne para.. yalnız aşk yaratabilir! Kendi arzusuyla değil, zorla namuslu kalan kadının ne aşkına, ne de faziletine inanılabilir. Kıskançların bu çok basit hakikatleri anlamamaları, kadınlara güvenmemelerinden ziyade kendilerine güvenleri olmadığı içindir. Sevildiklerine ve sevilebileceklerine inanmazlar. Mükemmellik özleyenlerin kendi kendilerinden şüphe etmeleri tabiidir; fakat bu şüpheyi ilkel bir kıskançlık derecesine vardırdıkları gün, içine düştükleri ölçü hatasının cezasını çekerler. Bu cezaların en hafifi kıskançlığın ıstırapları, en ağırı da insanın korktuğuna uğramasıdır.
'sevmenin tabakaları muhabbet,aşk ve dert olmak üzere üçtür..muhabbet odur ki; mahbubunu görürse memnundur,görmezse kaydında değildir.aşk odur ki; mahbubunu görürse memnundur,görmezse mahzundur.dert odur ki; mahbubunu görsede mahzundur,görmesede mahzundur.....yani aşk dert makamından bir önceki duraktır........Kİ aşk vardır........gerisi vesairedir....
.......Aşk...aşk aşk, Sen nelere kadirsin... Neler yapıyorsun yüreklerimize... Duygu sağnağı olup yağıyorsun gözlerimizden, ........Yağmur misali. Sisler arasından bir ışık gibi Belli belirsiz dokunuyorsun... ......Yüreğimizin bam teline. Sonra da saklambaç oynayan... Yaramaz çocuklar edasında, Kayboluveriyorsun... Tam hicrana boyandığımız anda Yeniden gelip, 'sobe' diyorsun.. Ah aşk sen bize neler yapıyorsun böyle.. Kalemimiz seni yazıyor, Fırçalarımız seni yansıtıyor tuallerimize, Renklerimiz sen varken,deli dolu coşkun.. Ya sen gidince... ..... Siyah oluyor,gri oluyor gözlerimizin içleri. Bakamıyor, göremiyor, hissedemiyoruz hiç bir şeyi. Kötürüm oluyor duygularımız. Sonra bitkisel hayata giriyoruz. Sonrası mı..? .................Sonrası aşksız olmuyor işte!
aş mak tan gelen bir aşkınlığın içinde seyre dalmak gönül aleminin halini ve ahvalini...seyre dalmak onun rengiyle boyanan varlığın güzelliğini..aşk bilme işidir, tanıma işi.nasip..ki bu da sevdirenin sevdirdiklerine yüklediği mananın derinliğine ulaşmakla olur...her aşk aşkımıdır..aşk suretin ötesindede farklı bir gönül erinin lügatinda belkide sırlarına vakıf olunamamış bir tanımı içermektedir..aşkın e hali de hali den hali..ve en güzeli ben den sıyrılarak biz olma hali....ve aşk okuya bilme işi..okuya biliyorsan kainatın her güzelliğinde bir yüceliğin enginliğini. tanımışsın demektir aşk üzerine yaratılmış bu alemin sonsuz gerçekliğini.... dua dua avcumda aşkının göz yaşları aşk içinde kayboldun bırak avuntuları.. adı bir muamma ötedeki nefes.. şimdi saran ruhumu aşk adında altın bir kafes..
aşk ne zaman geleceği belli olmayan 1 nolu dolmuş.
ya erken gittim durağa, ya da geç kaldım.
hiç vaktinde karşılaşmadık.
AŞK
Bir hayattır o,
Vücudumu oluşturan hücreler kadar ufak,
Volkandan fışkıran alevler kadar sıcak,
Bir ateştir.
Bir acıdır o,
Yavrusunu yitiren ananın çektiği,
Uğrunda bütün arzuların bütünleştiği,
Bir istektir.
Bir çile yağmurudur o,
Tutulanın kurtulamadığı,
Lokman hekimin çare bulamadığı,
Bir hastalık.
Bir rüya, bir düştür o.
Sonsuzluğa daldığımda gördüğüm,
Uğrunda canım verip öldüğüm,
Bir hayaldir.
Bir dünyadır o,
Gökteki yıldızların arzuladığı.
Meleklerin bile kıskandığı
Bir güzeldir.
Bir sevgidir o,
Bülbülün güle.
Bir özlemdir,
Kerem' in Aslı' sına duyduğu,
Ferhat' ın Şirin' ine.
Alın yazısıdır o,
Hayata bazen hüzün, bazen sevinç kattığı.
Bir ayrıcalıktır,
Yalnız ve yalnız onu yaşayanların tattığı...
Mustafa UZUN
Gün görmemiş bir insanın ışığı tarif ederken gözlerinden yansıyan özlemdir aşk.
Anlatılmaz yaşanır
aşk yoktur sevgi vardır
hem o eski sevgiler nerde kaldı
bu gün
ise insanlar aşk diye bir oyun oynuyorlar
ama genelde oyunu bozuyorlar.birbirlerini kandırıyorlar.
öyle deyil mi ama
acının en acısı ve tatlısı.
aşkı yanlız yaşıyan anlar.aşk ateşe benzer.yanlız yanan anlar.size bir masl yazim.
masal ya hani.4 kardeş kelebek yuvadan çıkmış etrafı dolaşıyolar.ama bir yerden duymuşlar ateşl diye birşey var.biraz uçunca auzakta bir ateş görürler. nasıl birşey merak ederler.içlerinden biri ben biraz yaklaşim gelim gördüğümü söyliyim demiş.gitmiş gelmiş parlak demiş.bi diğeri birazdaha yaklaşmış gelmiş sıcak demiş.3 üncü dahada yaklaşmış kanatlarındaki pullar yanmış geliş yakıcı demiş.4 üncü bendaha ileri gideyim demiş dalmış ateşe aşkın ne olduğunu o anlamışta geği gelip anlatamamış.
aşk ateşlidir çünkü hastalıktır!
sevgi ılıktır çünkü sağlıktır!
keşke anlatıla bilseydi keşke...
Dünyada münakaşasını faydasız ve saçma bulduğum iki ruh hali vardır: Biri aşk, öteki de iman! Akıl hudutları içinde kalan delillerinizle, akıl hudutları dışında kalan duygulara nasıl hücum edebilirsiniz? 'Seviyorum' ve 'inanıyorum' diyenlere 'Niçin? ' diye soramazsınız; bir milyon sebep vardır ve çoğu malumdan bir milyon kere daha kuvvetli meçhul sebeplerdir.
Aşkın tam bir tarifi yapılamaz. Şiir için de böyledir. Yapılmış ve yapılacak tariflerden her biri, denizden alınmış bir kova suya benzer. Hiç şüphesiz bu deniz suyudur, fakat deniz değildir. Aşkı denize, tarifi de kovaya benzetirseniz elde edilen şey, aşkın bir halini izahtan ibaret kalır. Enginsiz, derinliksiz, dalgasız, kıyısız, renksiz.. bir izah!
Klasik anlayış ve düşüncelerin tam aksine aşk, doğrunun, güzelin terkibidir. Tek gıdası samimiliktir. Tek zehiri yalandır. En meşru yalanın bile öldürmediği aşk yoktur. Böyle olduğu içindir ki aşk zamanı, mekanı ve dünya şartlarını aşar. Eskilerin sandıkları gibi sevgilinin kusursuz hali sevilmez. O zaman bu ideal ergeç yüzünü göstermeye mahkum, gerçeğin önünde iflasa mahkumdur. Gerçek aşk sevgilinin bütün kusurlarını görür ve sever. Bunları görmeyen ve sevgiliyi idealleştiren bir alaka, aşkı taklit eden bir hayal oyunudur.
Bugünün yirmi yaşındaki gençleri, yarım asır evvelki yaşıtları kadar zengin bir ihtirasla sevebiliyorlar mı? Aşka dair yazılan ve söylenen şeylerin çoğu enteresandır, fakat pek azı insana bir şey öğretirler; çünkü biz birbirine uzak olan birçok ruh haletlerinin hepsine birden 'aşk' diyoruz. Her insanın ferdi yapısına göre asıl ayrılık, her birine teker teker isim koymaktan yorulduğumuz birçok duyguların topuna birden aşk adını vermiş olmamızdan geliyor. Bunun gibi aşıkane ihtirasların hepsi birbirine benzerler ve hepsi aynı iştiyaktan doğmuşlardır, fakat hepsi 'aşk' olamazlar.
Gerçek aşkın bir tek değişmez vasfı vardır. Tükenmezlik! Aşk engellere ve hücuma uğradıkca kuvvetlenen ihtirastır. Rakipsizdir, yenilmez! ..
Biz türkler, çabuk seven, fakat sevmesini bilmeyen insanlarız. Bunun sebebi de, galiba erkekle kadın arasındaki temas engellerinin yeni ortadan kalmış olmasıdır. Milli musikimiz ve edebiyatımız gibi bugünkü popüler (arabesk, özgün hatta pop denilen) müziklerde bile aşk şarkı ve şiirleri dolu. Fakat bunların hepsinde gerçek sevgilinin yerinde, sevgiliyi zalim, vefasız, oynak ve dönek telakki eden, buhran ve şikayet iniltileri ve haykırışları vardır. Sevgilinize 'şerefsiz! .', 'canın çıksın insafsız', vb. terim ve kavramlarla sesleneceksiniz ve bunu aşk adına yaptığınızı iddia edeceksiniz! ..
Nerde buhran varsa orda gerçek aşk yok, yetersiz ve güdük ihtiras vardır. Aşk mücadeleye imkan vermez. Aşk inanmanın şiiridir. Aşk istemez yalnız verir. Kısacası aşk bir mücadele değil, ahenktir. Buhranlarımızın tek çaresi yeter derecede sevmektir.
Marifet bize yar olmayan sevgiliyi kalbimizin içinde öldürmek. İşte en haklı, en masum, en kudretli ve en muhteşem cinayet. Sevgilinin sarayı da, tahtı da, tacı da, saltanatı da orada, kalbin içinde, vücudunu ortadan kaldırsak bile o orada yaşamaya ve hüküm sürmeye devam edebilir. Onu orada öldürüp artık depreşmeyen hayalinin cesedini kalpten dışarı attıktan sonra, dışarda yaşayan vücudunun ölüden ne farkı kalır.
Aşkın iki felaketi vardır. Birisi anlaşamamak, öteki de anlaşmaktır!
----------
Dedem: Altının kıymetini sarraf bilir demiş..
----------
Aşkın ahlak değeri nikahınkinden kat kat üstündür. Çünkü aşk sadakatin garantisidir. Nikah bu emniyeti hiçbir zaman vermez. Akıl, çare bulur. Çaresizliğe karşı acizdir. Aşk çaresizliğe karşı sihirli mukavemetlerin kaynağıdır. Samanlığı seyran haline getiren gönül mucizesini ne akıl, ne para.. yalnız aşk yaratabilir!
Kendi arzusuyla değil, zorla namuslu kalan kadının ne aşkına, ne de faziletine inanılabilir. Kıskançların bu çok basit hakikatleri anlamamaları, kadınlara güvenmemelerinden ziyade kendilerine güvenleri olmadığı içindir. Sevildiklerine ve sevilebileceklerine inanmazlar. Mükemmellik özleyenlerin kendi kendilerinden şüphe etmeleri tabiidir; fakat bu şüpheyi ilkel bir kıskançlık derecesine vardırdıkları gün, içine düştükleri ölçü hatasının cezasını çekerler. Bu cezaların en hafifi kıskançlığın ıstırapları, en ağırı da insanın korktuğuna uğramasıdır.
DAĞLI
Nekadar acı çeksende ondan kopamazsın,en kötü günü bile yaşamının en güzel günü sayarsın,aşk sonsuzluktur kaybolsanda kopamazsın..
sevdiğin için çaba sarf etmek gözyaşı dökmek çile çekmektir
sevgilinin önünde hiç olmaktır
onun rengine boyanmaktır
sevgili olmaktır
o olmaktır
of of
'sevmenin tabakaları muhabbet,aşk ve dert olmak üzere üçtür..muhabbet odur ki; mahbubunu görürse memnundur,görmezse kaydında değildir.aşk odur ki; mahbubunu görürse memnundur,görmezse mahzundur.dert odur ki; mahbubunu görsede mahzundur,görmesede mahzundur.....yani aşk dert makamından bir önceki duraktır........Kİ aşk vardır........gerisi vesairedir....
aşkın şu ana kadar tarifi bulunamamıştır bence bulunamazda herkez kendine göre bi tarif bulmuştur ama aşk herkeze göre tarifi degişen bişeydir
Acı,Şekerli Kahvenin baş harfleridir aşk...koklayınca solan bir çiçektir aşk...
Aşk yanıştır kuşkusuz, hem ruhen hem bedenen
Sevmeye yeltenmesin yanmasını bilmeyen
ZEKAİ BUDAK - Lüleburgaz/KIRKLARELİ
aşkın tanımı zor çok zor hemde çünkü insanların neler hissetiğidir.tanımsızdır aşk
AŞK TANRININ BİR LUTFUDUR HERKESE NASİP OLMAZ
Dokunma sevgiye sevilenlere
Aşkın umut köşkü yıkılır sonra
Gönül bir şişedir düşse kırılır
İçindeki sevda dökülür sonra
Bir şiirimden bir güfte saygılarımla
aşk dokumaktır. halı tezgahına gerdirilmişliği.
ask insan beyninin yarattigi en muhtesem duygudur...asik olmiyan insan hic yasamiyandir...ask mutlulukla aciyi ayni anda yasamaktir..
..olsun sana efendim..(!) ?
..! ?
Aşk,aşk,aşk, aşk işte...
.......Aşk...aşk aşk,
Sen nelere kadirsin...
Neler yapıyorsun yüreklerimize...
Duygu sağnağı olup yağıyorsun gözlerimizden,
........Yağmur misali.
Sisler arasından bir ışık gibi
Belli belirsiz dokunuyorsun...
......Yüreğimizin bam teline.
Sonra da saklambaç oynayan...
Yaramaz çocuklar edasında,
Kayboluveriyorsun...
Tam hicrana boyandığımız anda
Yeniden gelip, 'sobe' diyorsun..
Ah aşk sen bize neler yapıyorsun böyle..
Kalemimiz seni yazıyor,
Fırçalarımız seni yansıtıyor tuallerimize,
Renklerimiz sen varken,deli dolu coşkun..
Ya sen gidince...
..... Siyah oluyor,gri oluyor gözlerimizin içleri.
Bakamıyor, göremiyor, hissedemiyoruz hiç bir şeyi.
Kötürüm oluyor duygularımız.
Sonra bitkisel hayata giriyoruz.
Sonrası mı..?
.................Sonrası aşksız olmuyor işte!
Şennur...
aşk cehennemin sevilmiş hali...
aşk sarhoşluğun en güzel en nezih hali
“AŞK” BEN’İM! ...
Kaf dağının gediğine akma sen
Derelerin koşuştuğu göl benim
Masalların dediğine bakma sen
Leyla benim, Mecnun benim, çöl benim
Lisan ile anlatılmaz hamurum
Ben ezelden ömür yutan çamurum
Emir Hak-tan, yaşamaya memurum
Doğum benim, ölüm benim, döl benim
Ne sıfatım ne maddeyim ne mevsim
Ne şahika ne terazi ne ters-im
İbret ile verilecek bir dersim
Kitap benim, kalem benim, el benim
Her yiğidin yüreğinde verem’im
Aslı’ların düşlerinde Kerem’im
Sarayların hile’sinde Hürrem’im
Arzu benim, istek benim, dil benim
Doğum günüm “Âdem” ile başladı
Havva ile bir cehennem kışladı
Arzu ile al meyveyi dişledi
Yasak benim, elma benim,nefs benim
Viran olmuş yüreklerdir gururum
Kâh karun’u kâh çobanı vururum
Bilinmezim, zirvelerde dururum
Rüzgâr benim, bora benim, yel benim
Deste deste güller ile sunuldum
Kaftan giyip taht üstüne konuldum
Yenilmezim, her gönüle sokuldum
Zehir benim, şifa benim, bal benim
Siyah, yeşil, göz göz olur bakarım
Her nazar da bir yüreği yakarım
Görünmezim, her gönül de akarım
Irmak benim, nehir benim, sel benim
Tüm cihan da saltanatım var benim
Dört kanatlı uçan atım var benim
Seven için şeref benim ar benim
Öfke benim, vuslat benim yar benim
Ben maşuk-un cilvesiyim nazıyım
Âşık kulun mızrabıyım sazıyım
Yanaklardan süzülenden razıyım
Umut benim, hüsran benim, yas benim
Ozan ettim nice lisan bilmezi
Mecnun ettim düşte Leyla görmezi
Taçlandırdım birkaç kuruş etmezi
Hesap benim, infaz benim, pay benim
İlmek ilmek kilimlere işlendim
Vakitlice kulaklara seslendim
Yedi iklim gözyaşıyla beslendim
Gönül benim, sevda benim, “AŞK” benim
Kadir ALBAYRAK
Üç harften oluşan bir çıkmaz sokak..
Yaşanması gereken en güzel duygu.
aşk varoluşun tek gerçeği,bence yaşam şekli,ya onla yada onsuz.su ile susayanın can çekişmesi.
saçmalık!
aş mak tan gelen bir aşkınlığın içinde seyre dalmak gönül aleminin halini ve ahvalini...seyre dalmak onun rengiyle boyanan varlığın güzelliğini..aşk bilme işidir, tanıma işi.nasip..ki bu da sevdirenin sevdirdiklerine yüklediği mananın derinliğine ulaşmakla olur...her aşk aşkımıdır..aşk suretin ötesindede farklı bir gönül erinin lügatinda belkide sırlarına vakıf olunamamış bir tanımı içermektedir..aşkın e hali de hali den hali..ve en güzeli ben den sıyrılarak biz olma hali....ve aşk okuya bilme işi..okuya biliyorsan kainatın her güzelliğinde bir yüceliğin enginliğini. tanımışsın demektir aşk üzerine yaratılmış bu alemin sonsuz gerçekliğini....
dua dua avcumda aşkının göz yaşları
aşk içinde kayboldun bırak avuntuları..
adı bir muamma ötedeki nefes..
şimdi saran ruhumu aşk adında altın bir kafes..
Rabbim, Rabbim, bu işin bildim neymiş Türkçesi;
Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi...