XXVII aşk afişe olmaz, öyle kendi halindedir, ve anlaşılmak ihtiyacında da değildir, dağ başları mekânı, kendiyle kalışları sevincidir, zamanı dardır, gölge edilmeyişten başkaca bir ihsan da istemez kimseden, yakınlığı kendinedir,
kâbe kadar yakışır heybetine siy/ah senin aşk, ve ah/ın vardır, sabah ezanları içine işlerken, feryâdın…, tek göz barakan keza koyu siyahtır,
ah muhabbet demleri daima desturlu hekimim; kirpiklerinle siy/ah/a bulanmış bal rengi gözlerin, aşk menzilinin bağlısı ve sadakatlisidir senin…,
ama bilirsin, yüze vuran keskin soğuğundan, ta ciğerlerde duyulan o ürpertiyle, atıştıran yağmura karışık, ve uğultusuyla sus pus ederek, tüm gürültülerini patırtılarını hayatın, kuru dallar arasından hırçın esen rüzgâra, hasretlerimi emanet etmek de, mutadım oldu benim…,
aşk ehline cenazede gülümseyip, düğünde ağlayabilmek tenakuz sayılmaz, ki iki tarafı keskin bir efsunlu kılıçla yazılan, alın yazısıyla bahtıma çıkan, son çare tabibim…;
ömrümden ömrün geçer ömrüme…, ve ah ben şimdi kederliyim, kendi kendine konuşan bir deliyim, ölüyorum senden savruluşumdan, ve şu halimle, mecburum kapına dayanmaya şiirim, yürek tımarhanesinden bir serseri belle beni, bir şair bozuntusu desen de olur,
ey bütün rotalarımın sözleriyle istikamet bulduğu, sana attım demir ve varsın divânında boğulsun imlâsı kalemimin, ama sor bana neden, neden bir turuncu gülün suretiyle gelen, vuslat sabahının anısıyla böyle haşır neşirim…,
ah sevgili içim söyle bana; bu kendimden habersizlik gafletinden, beni paklasın istemezken teneşir bile, kurulduğun keder tahtında, bu yakınmasız halin ve asude memnuniyetli tavrın, hangi mukaddes kabulden gelir, söyle…,
pencereden bakar hislenirim, ufacık tefecik karınca insan…, hey hayat; ölüyorum an be an, ama sor bana neden, neden; iri tesbihler gibi akıp çenemde toplanır yaşlar, sabah namazından dağılan cami cemaatinin en arkasında kalmışlığım neden…,
XXVII aşk afişe olmaz, öyle kendi halindedir, ve anlaşılmak ihtiyacında da değildir, dağ başları mekânı, kendiyle kalışları sevincidir, zamanı dardır, gölge edilmeyişten başkaca bir ihsan da istemez kimseden, yakınlığı kendinedir,
kâbe kadar yakışır heybetine siy/ah senin aşk, ve ah/ın vardır, sabah ezanları içine işlerken, feryâdın…, tek göz barakan keza koyu siyahtır,
ah muhabbet demleri daima desturlu hekimim; kirpiklerinle siy/ah/a bulanmış bal rengi gözlerin, aşk menzilinin bağlısı ve sadakatlisidir senin…,
ama bilirsin, yüze vuran keskin soğuğundan, ta ciğerlerde duyulan o ürpertiyle, atıştıran yağmura karışık, ve uğultusuyla sus pus ederek, tüm gürültülerini patırtılarını hayatın, kuru dallar arasından hırçın esen rüzgâra, hasretlerimi emanet etmek de, mutadım oldu benim…,
aşk ehline cenazede gülümseyip, düğünde ağlayabilmek tenakuz sayılmaz, ki iki tarafı keskin bir efsunlu kılıçla yazılan, alın yazısıyla bahtıma çıkan, son çare tabibim…;
ömrümden ömrün geçer ömrüme…, ve ah ben şimdi kederliyim, kendi kendine konuşan bir deliyim, ölüyorum senden savruluşumdan, ve şu halimle, mecburum kapına dayanmaya şiirim, yürek tımarhanesinden bir serseri belle beni, bir şair bozuntusu desen de olur,
ey bütün rotalarımın sözleriyle istikamet bulduğu, sana attım demir ve varsın divânında boğulsun imlâsı kalemimin, ama sor bana neden, neden bir turuncu gülün suretiyle gelen, vuslat sabahının anısıyla böyle haşır neşirim…,
ah sevgili içim söyle bana; bu kendimden habersizlik gafletinden, beni paklasın istemezken teneşir bile, kurulduğun keder tahtında, bu yakınmasız halin ve asude memnuniyetli tavrın, hangi mukaddes kabulden gelir, söyle…,
ve zihnimde kandiller söndüğünde, kuytumdan bakınca insanlar, karınca misal, yüzümü cama yaslar izlerim onları, hayat; aynı filmi yüz milyon kez oynatır, herkes kendi yükünü taşır, sırtında aşını ve bir başınalığını kalbinde…,
pencereden bakar hislenirim, ufacık tefecik karınca insan…, hey hayat; ölüyorum an be an, ama sor bana neden, neden; iri tesbihler gibi akıp çenemde toplanır yaşlar, sabah namazından dağılan cami cemaatinin en arkasında kalmışlığım neden…,
“Kelimelerin gücü yürekten gelince anlamlıydı.Konuşmak zaten her yerde sağır edecek kadar kulakları.Bulanık,gürültülü bir zihnin gevezeliği değil;duru,dingin samimi bir gönlün muhabbeti yeğdir.”
Değerli arkadaşlarım. Bugüne kadar içerisinde bulunduğum antoloji.com'a ve sizlere veda ediyorum. Çok güzel insanlar çok değerli insanlar tanıdım. Hepinize çok teşekkür ediyorum. Hoşça kalın.
İlk bakışta F.Mercury'nin yandan çarklısı gibi gördüğüm Mert Demir şarkısı da cuk oturuyor . Cehennem , gidenler, sevgiyi gömenler , zerresini hak etmeyenler, felsefesini yapanlar, salatasina maydanoz dograyanlar. Aşk, sevgi diyerek nara atan ama görünce de arkasına bakmadan kaçan cesur (!) insancıklara da gelsin. Paylaşan çok oldu bu şarkıyı gerçi, bir kezde ben paylaşmış olayım :-)))
Çünkü, her insan bir limandır, başucunda tekneler; Çünkü, herkesin hüznü kocaman, aşkları dalgın… Kimi kanıyor şahdamarından, kimi bozgununda yetim dervişan, kimi aşklarıyla, düşleriyle perişan…
Yamalı yerlerinden kanıyor hayat, tutunduğun günlerinden soluyor hayat. Bu yüzden salıver düşlerini, kendi uğruna yansın, salıver düşlerini, ateşlere abansın!
Tutunduğun günlerinden solarken hayat, bıkma atını mahmuzlamaktan; bıkma sendeki insan için, derin uçurumlar arşınlamaktan...
Biz, oldum olası böyle sarhoş, böyle umursamaz Bu, ilk saltanatımız değil, biliyorsun Yaşamak, bir siyah mermerdir işlediğimiz İçimiz serseri bizim, adımız değil, biliyorsun...
Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim yağmur yağsın bulut yok olsun diye nefreti, karların üzerine yazmak isterdim güneş açsın karlar erisin diye ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye.
Yaşam, kalbini okuyacak bir şarkıcı bulamazsa, Aklını konuşacak bir filozof yaratır. Zihnimiz bir süngerdir,, yüreğimizse bir nehir. Çoğumuzun akmak yerine, Sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!
Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini kaptanları sorgulayan yanından geçen küheylanların korku tufanına yakalandığı siyah gözlerine beni de götür güneş ülkesinden gelen yiğitler benzeri olmayan bir dünya kursun cellat,ayrılığın boynunu vursun...
XXVII
aşk afişe olmaz,
öyle kendi halindedir,
ve anlaşılmak ihtiyacında da değildir,
dağ başları mekânı,
kendiyle kalışları sevincidir,
zamanı dardır,
gölge edilmeyişten başkaca bir
ihsan da istemez kimseden,
yakınlığı kendinedir,
kâbe kadar yakışır heybetine siy/ah senin aşk,
ve ah/ın vardır,
sabah ezanları içine işlerken,
feryâdın…,
tek göz barakan keza koyu siyahtır,
ah muhabbet demleri daima desturlu hekimim;
kirpiklerinle siy/ah/a bulanmış bal rengi gözlerin,
aşk menzilinin bağlısı ve sadakatlisidir senin…,
ama bilirsin,
yüze vuran keskin soğuğundan,
ta ciğerlerde duyulan o ürpertiyle,
atıştıran yağmura karışık,
ve uğultusuyla sus pus ederek,
tüm gürültülerini patırtılarını hayatın,
kuru dallar arasından hırçın esen rüzgâra,
hasretlerimi emanet etmek de,
mutadım oldu benim…,
aşk ehline cenazede gülümseyip,
düğünde ağlayabilmek tenakuz sayılmaz,
ki iki tarafı keskin bir efsunlu kılıçla yazılan,
alın yazısıyla bahtıma çıkan,
son çare tabibim…;
ömrümden ömrün geçer ömrüme…,
ve ah ben şimdi kederliyim,
kendi kendine konuşan bir deliyim,
ölüyorum senden savruluşumdan,
ve şu halimle,
mecburum kapına dayanmaya şiirim,
yürek tımarhanesinden bir serseri belle beni,
bir şair bozuntusu desen de olur,
ey bütün rotalarımın
sözleriyle istikamet bulduğu,
sana attım demir
ve varsın divânında boğulsun imlâsı kalemimin,
ama sor bana neden,
neden bir turuncu gülün suretiyle gelen,
vuslat sabahının anısıyla böyle haşır neşirim…,
ah sevgili içim söyle bana;
bu kendimden habersizlik gafletinden,
beni paklasın istemezken teneşir bile,
kurulduğun keder tahtında,
bu yakınmasız halin ve
asude memnuniyetli tavrın,
hangi mukaddes kabulden gelir,
söyle…,
pencereden bakar hislenirim,
ufacık tefecik karınca insan…,
hey hayat;
ölüyorum an be an,
ama sor bana neden,
neden;
iri tesbihler gibi akıp çenemde toplanır yaşlar,
sabah namazından dağılan cami cemaatinin
en arkasında kalmışlığım neden…,
XXVII
aşk afişe olmaz,
öyle kendi halindedir,
ve anlaşılmak ihtiyacında da değildir,
dağ başları mekânı,
kendiyle kalışları sevincidir,
zamanı dardır,
gölge edilmeyişten başkaca bir
ihsan da istemez kimseden,
yakınlığı kendinedir,
kâbe kadar yakışır heybetine siy/ah senin aşk,
ve ah/ın vardır,
sabah ezanları içine işlerken,
feryâdın…,
tek göz barakan keza koyu siyahtır,
ah muhabbet demleri daima desturlu hekimim;
kirpiklerinle siy/ah/a bulanmış bal rengi gözlerin,
aşk menzilinin bağlısı ve sadakatlisidir senin…,
ama bilirsin,
yüze vuran keskin soğuğundan,
ta ciğerlerde duyulan o ürpertiyle,
atıştıran yağmura karışık,
ve uğultusuyla sus pus ederek,
tüm gürültülerini patırtılarını hayatın,
kuru dallar arasından hırçın esen rüzgâra,
hasretlerimi emanet etmek de,
mutadım oldu benim…,
aşk ehline cenazede gülümseyip,
düğünde ağlayabilmek tenakuz sayılmaz,
ki iki tarafı keskin bir efsunlu kılıçla yazılan,
alın yazısıyla bahtıma çıkan,
son çare tabibim…;
ömrümden ömrün geçer ömrüme…,
ve ah ben şimdi kederliyim,
kendi kendine konuşan bir deliyim,
ölüyorum senden savruluşumdan,
ve şu halimle,
mecburum kapına dayanmaya şiirim,
yürek tımarhanesinden bir serseri belle beni,
bir şair bozuntusu desen de olur,
ey bütün rotalarımın
sözleriyle istikamet bulduğu,
sana attım demir
ve varsın divânında boğulsun imlâsı kalemimin,
ama sor bana neden,
neden bir turuncu gülün suretiyle gelen,
vuslat sabahının anısıyla böyle haşır neşirim…,
ah sevgili içim söyle bana;
bu kendimden habersizlik gafletinden,
beni paklasın istemezken teneşir bile,
kurulduğun keder tahtında,
bu yakınmasız halin ve
asude memnuniyetli tavrın,
hangi mukaddes kabulden gelir,
söyle…,
ve zihnimde kandiller söndüğünde,
kuytumdan bakınca insanlar,
karınca misal,
yüzümü cama yaslar izlerim onları,
hayat;
aynı filmi yüz milyon kez oynatır,
herkes kendi yükünü taşır,
sırtında aşını ve bir başınalığını kalbinde…,
pencereden bakar hislenirim,
ufacık tefecik karınca insan…,
hey hayat;
ölüyorum an be an,
ama sor bana neden,
neden;
iri tesbihler gibi akıp çenemde toplanır yaşlar,
sabah namazından dağılan cami cemaatinin
en arkasında kalmışlığım neden…,
Ama, Bir öncekini öldürür
Sonrasında bir yaşam bekleme
Dediğim o kadar çok şey var ki.
Çünkü ;
Kalbinin çarptığı yerde durmalı insan, çırpındığı yerde değil... Çırpındıkça batmak kaçınılmazdır!
Çünkü :
“Kelimelerin gücü yürekten gelince anlamlıydı.Konuşmak zaten her yerde sağır edecek kadar kulakları.Bulanık,gürültülü bir zihnin gevezeliği değil;duru,dingin samimi bir gönlün muhabbeti yeğdir.”
~nilüfer aksu
Çünkü :
“…saygının,sevginin hatta şefkatin bile iyileştiremeyeceği insanlar var.”
~Sabahattin Ali
Çünkü :
“Bir insan sadece bir can’ı kaybettiği için yas tutmaz.İnancı,değerleri ayaklar altına alınıp üstüne basıldığında da yas tutar.”
~nilüfer aksu
Çünkü :
“Kendisine ihanet edenden sadakat beklemek kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biridir.!”
~nilüfer aksu
Çünkü:
“Sevgileriniz ayaküstü,ilgileriniz koşaradım.”
~Şükrü Erbaş
Değerli arkadaşlarım.
Bugüne kadar içerisinde bulunduğum antoloji.com'a ve sizlere veda ediyorum.
Çok güzel insanlar çok değerli insanlar tanıdım.
Hepinize çok teşekkür ediyorum.
Hoşça kalın.
Aynen Elif hanım,
Çok haklısınız.
İlk bakışta F.Mercury'nin yandan çarklısı gibi gördüğüm Mert Demir şarkısı da cuk oturuyor . Cehennem , gidenler, sevgiyi gömenler , zerresini hak etmeyenler, felsefesini yapanlar, salatasina maydanoz dograyanlar. Aşk, sevgi diyerek nara atan ama görünce de arkasına bakmadan kaçan cesur (!) insancıklara da gelsin.
Paylaşan çok oldu bu şarkıyı gerçi, bir kezde ben paylaşmış olayım :-)))
Birde sevdiklerini cehennemin dibine göndererek gidenler var Sayın GM.
Çünkü ;
Herkesin bir gideni vardır,
İçinden bir türlü uğurlayamadığı...
Çünkü :
Ama,kadar katil bir kelime yoktur.
“Seni seviyorum,ama (…) “
Neden ? Ama…
Çünkü ;
Doğup büyüdüğü yere ait değil insan. Acı çektiği ya da çok mutlu olduğu yere de ait değil. İnsan, olmak isteyip de olamadığı yere ait...
Ali Lidar
Çünkü, her insan bir limandır, başucunda tekneler;
Çünkü, herkesin hüznü kocaman, aşkları dalgın…
Kimi kanıyor şahdamarından,
kimi bozgununda yetim dervişan,
kimi aşklarıyla, düşleriyle perişan…
Yamalı yerlerinden kanıyor hayat,
tutunduğun günlerinden soluyor hayat.
Bu yüzden salıver düşlerini, kendi uğruna yansın,
salıver düşlerini, ateşlere abansın!
Tutunduğun günlerinden solarken hayat,
bıkma atını mahmuzlamaktan;
bıkma sendeki insan için,
derin uçurumlar arşınlamaktan...
Y. Odabaşı
Çünkü ,
Çünkü sesinin iyi geldiği yaralarım vardı.
Çünkü,
Haritalara baktım, hiçbirinde evin yok. Ansiklopedilere baktım, hiçbirinde resmin yok. Sözlüklere baktım, hiçbirinde ismin yok. Aynada kendime baktım, seni gördüm. Benden başka yerin yok.
Çünkü,
Durmadan ölüyorum yaşayabilmek için ..
Çünkü ,
İyi olmanın mümkün olmadığı bir dünyadayız..
Çünkü ;
Biz, oldum olası böyle sarhoş, böyle umursamaz
Bu, ilk saltanatımız değil, biliyorsun
Yaşamak, bir siyah mermerdir işlediğimiz
İçimiz serseri bizim, adımız değil, biliyorsun...
Çünkü,
Öfkeyi, bir bulutun üzerine yazmak isterdim yağmur yağsın bulut yok olsun diye nefreti, karların üzerine yazmak isterdim güneş açsın karlar erisin diye ve dostluğu ve sevgiyi, yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim onlarla birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye.
Yılmaz Güney
Çünkü ;
Yaşam, kalbini okuyacak bir şarkıcı bulamazsa,
Aklını konuşacak bir filozof yaratır.
Zihnimiz bir süngerdir,, yüreğimizse bir nehir.
Çoğumuzun akmak yerine,
Sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip!
Halil Cibran
Çünkü ,
Benim yüreğim sensin şimdi seni vurur durur. Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.
Yılmaz Güney
Çünkü ;
S/Aklımdan çıkmıyor !
Aklım çıkıyor,
O çıkmıyor...
Oğuz Atay
Çünkü,
Senin gözlerinde, beni olmak istediğim gibi tarif eden bir şey vardı...
Çünkü,
hayallerimizin aynısına sahip kişilerle sık karşılaşmayız...'
Çünkü ;
Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tufanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat,ayrılığın boynunu vursun...
Nurullah Genç