he/kimim; raylarıyla halvette yalnız bir tren gibi, boşalmış bir garın saatlerini temizliyorum gözlerimden, ki zamana söyle bilirsin, nurlu bir sabah için ballı bir uykuya da/lı/yo/rum;
ah hiçliğim; bir mülevves yol arkadaşın olarak, kıpçak süvarileri gibi at sürüyorum keşifsizce, darda olmak nedir bilen ve gün görmüşlük pîri yüreğimle…;
hızır/ilyas tepesi şahittir bilirsin, bozuk bir gramafonun kırık iğnesi gibi, çiziyor zamanın plağını celâlli sözlerin, kestiğin raconlar ve verdiğin ayarla,
ve ayrılığa söyle; birlikte dinlediğimiz insanlığa ağıtlarla, gökyüzünde hâlâ yıldızlar ya/nı/yor…
kadim zamanlar kervanı buhurum; ömründe bir türlü dikiş tutturamamış zayıf bir iplik gibi sabırsızım, orta mescid öğlesinde bir pazar gününde daha, sade kahvelerimizi yudumlamaya, ve söylesin şimdi toroslar, avare sakarya ovasına, sohbetini daha nasıl, a/ra/ya/bi/li/rim…
ki vefaya inançsızlığımı yıkan son çare tabibim ah
gidin bulutlar akdeniz sahillerine, aşkın yurduna, su serpin yangın yeri kömür gözlü pîrin yüreğine, rahmet yüklü hava kütlesi, sende yerinde kal ki iri ve ılık yağmurlarımla, her iklimden azâdım artık…
öyle çok seviyorum ki seni öyle çok, sensin benim gökyüzüm ve süreyya yıldızım, yön duygum, iç görüm…
kanarız ki biz birbirine yeryüzü ve gökyüzü, akarız ki birbirine, ve kanarsın sen, bende bakan okyanus gözlerime, ve bir hekim tebessümüne ben de… ah
ve sen tekil bir itikaf çal kendine…, felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı ve gece gözlerinden süzülen hüznünle bakarken uzaklara, aşkın soldurduğu dudakların kapalı, omzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü, kederlisin…, duru sular kadar yorgun, ve yoksun...,
güzde terkedilmiş bir sahil kasabası kadar ıssızım... olduğun yerde, okyanus maviler içinde kal, siy/ah/ın hakikatine bürüneyim bense, ve bütün bir ömür, vuslata gönül düşürmemiş hasretinle ve kendi azığımla kavrulayım, ah;
tebessüm
he/kimim; raylarıyla halvette yalnız bir tren gibi,
boşalmış bir garın saatlerini temizliyorum gözlerimden,
ki zamana söyle bilirsin,
nurlu bir sabah için ballı bir uykuya
da/lı/yo/rum;
ah hiçliğim;
bir mülevves yol arkadaşın olarak,
kıpçak süvarileri gibi at sürüyorum keşifsizce,
darda olmak nedir bilen ve
gün görmüşlük pîri yüreğimle…;
yağmura söyle yokluğunda, duaların akmakta hastane
cam/la/rın/dan…,
hızır/ilyas tepesi şahittir bilirsin,
bozuk bir gramafonun kırık iğnesi gibi,
çiziyor zamanın plağını celâlli sözlerin,
kestiğin raconlar ve verdiğin ayarla,
ve ayrılığa söyle; birlikte dinlediğimiz insanlığa ağıtlarla,
gökyüzünde hâlâ yıldızlar
ya/nı/yor…
kadim zamanlar kervanı buhurum;
ömründe bir türlü dikiş tutturamamış
zayıf bir iplik gibi sabırsızım,
orta mescid öğlesinde bir pazar gününde daha,
sade kahvelerimizi yudumlamaya,
ve söylesin şimdi toroslar, avare sakarya ovasına,
sohbetini daha nasıl,
a/ra/ya/bi/li/rim…
ki vefaya inançsızlığımı yıkan son çare tabibim ah
gidin bulutlar akdeniz sahillerine, aşkın yurduna,
su serpin yangın yeri kömür gözlü pîrin yüreğine,
rahmet yüklü hava kütlesi, sende yerinde kal
ki iri ve ılık yağmurlarımla,
her iklimden azâdım artık…
öyle çok seviyorum ki seni öyle çok,
sensin benim gökyüzüm ve süreyya yıldızım,
yön duygum, iç görüm…
kanarız ki biz birbirine yeryüzü ve gökyüzü,
akarız ki birbirine, ve kanarsın sen,
bende bakan okyanus gözlerime,
ve bir hekim tebessümüne ben de…
ah
vaslına erdiğin sır ırmakları menzilin olsun…,
ayağına diken batmadan;
zindan çilenin izleri alnında,
gücenmiş dudaklarından süzülen tebessüm,
yüreğine ve yufka bağrına aksın,
ve sen tekil bir itikaf çal kendine…,
felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı
ve gece gözlerinden süzülen hüznünle
bakarken uzaklara,
aşkın soldurduğu dudakların kapalı,
omzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü,
kederlisin…,
duru sular kadar yorgun,
ve yoksun...,
güzde terkedilmiş bir sahil kasabası kadar ıssızım...
olduğun yerde, okyanus maviler içinde kal,
siy/ah/ın hakikatine bürüneyim bense,
ve bütün bir ömür,
vuslata gönül düşürmemiş hasretinle ve
kendi azığımla kavrulayım,
ah;
Bayramın kutlu olsun.
Bilinmez nerelerdedir şimdi...
'Acıya kahkaha atabilmek bir sanatsa eğer; ben çok pahalı bir tabloyum...'
' Charles Bukowski '
hatıralarla beslenmek ve yarım kalmışlık,zamanın donduğu an..:S
Kalbin parçalanırken,hatıralarda güzel kalabilmek ugruna yapılan zoraki gülümseme..
İçin kan ağlar, kızılcık şurubu içtim dersin... :)
konfiçyüs ne demiş;
'Güleryüzlü olmayan dükkan açmasın.'
Esnafın işi zor..
acıda olsa gülecek..
Tebessüm merhemdir... Acısı da acı merhem.. Ama yine de merhem... :)))
Sadece tebessüm eden için değil;
edilen içinde acı olan, acıtan tebessüm..