Kavrulur gün doğumuna doğru
arsız âşıkların günahkâr bedenleri
Sevişmeler bir şeytan çıkartma ayinidir
Evrenin en çetrefilli ormanları suspus olur
ruh bulanıklaşır, el yabancılaşır
En kutsal
Mahcupça bir sevginin aşka dönüştüğü yıllardı
Çocukların sokaklarda topaç döndürdüğü yıllar
Tarlada doğum yapan kadınlardan bahsedilirdi
Balkon korkuluklarına güvercinler konardı akşamüstü
Güvercinlerle birlikte uçup gidiverirdi hüzün
Mahcupça bir sevginin aşka dönüştüğü yıllardı
Bugüne kadar yaşadıklarımdan ne artmışsa
içime gömüp gidiyorum…
Aramayın, sormayın ve istemeyin beni
Hiç öpmeyin kana pusu kuran alnımdan
Yabancı bir kadın okşuyor kirli saçlarımı
Terli yüzümde gezdiriyor ince uzun parmaklarını
Bilinçsizce birleştiriyorsun gecelerini
Yalnızca geceleri uyanıp bakıyorsun gökyüzüne
Sırf beni gör diye bu aşkta, geceleri uzaya çıkacağım
Hududumu izinsiz geçen bir firari gibiydin
Dur! Parola ne yabancı?
Parola: firarisi tarafından vurularak
Çitlerle çevrili kalp bahçem
Kırılsa da gözlerim gözlerinde
Gölgem öfkeli bir dedektiftir peşinde
Damarlarımın içinde balıklar yüzer
Hislerim kör bir sınıfta aşk sınavına tabiidir
Ellerim lüzumsuz bir eşya gibi durur bedenimde
Zamansız yitip giden
tüm masum çocuklara..
Haşarı bir çocuk kendini nemli çimenlere bıraktı
Yanakları, matbaadan yeni çıkmış kağıtlar gibi sıcacıktı
Boşalt nefretindeki koyu kıvamını
organik intikamının ölü sayıcı kıvılcımlarıyla!
Son olacak sanma bunu, kuru yaprak değil
kemiklerimin altında çıtırdayan mukaddes bir ses:
Durma, al artık! Vücuduma yapışan yer çekimini,
kanla boya, damarlarla süsle matemini!
Tenini hatırlıyorum ansızın bu gönül bahçemde
parlak, yumuşak ve huzur kokan tenini,
güneş kadar parlak yakar gözlerimi,
ana kucağı kadar yumuşak sarmalar bedenimi
Aşka hayattan daha çok bağlar çocuksu gülümsemen
Teninin tarihçesinde kaybolan bir gezgindim
Nefes ayrılırken bedenden
Bugün ruhumda fırtınalar
kopacağını söylüyor meteoroloji
Kalbimin rasathanesinde
beklemekte kahpe deprem
Yıkılacak tüm umutlarım enkaz altında
Tabiatın güzelliğiyle avunduğumuz eskiyen o uygarlık dili
Yeni terk edilen kış mevsimi gibi biraz sonra terk edi-lecek
bir şair; kırılgan, mağrur ve mağdur
Oysa ben bu gibi vakitlerde cebimde biraz hüzün taşı-rım
Şiirlerimde hep tekrarlanan içi yakan bir hüzün!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!