Şimdi bu ekran değil, tenini isterdim,
Parmaklarım harflerde değil, saçında kaybolsa.
Bu soğuk ışık değil, sıcaklığını bilirdim,
Bütün zaman dursun, sadece anılarmız kalsa.
Her kelime bir duvar, her mesaj bir engel,
Şimdi dinle: Bu, son nefeste söylenen bir veda değil,
Bu, seni aramayacak olan bir arayışın sonu.
Sana yazılan her mısra, bende bir yemin gibi kalsın,
Senin için yazdıklarım, senden gayrıya haramdır artık.
Benim aşkımın gölgesinde kalmaya mahkûmsun,
Çünkü seni en özel seven, en uzaktan bakan benim!
Şimdi iki ayrı "uykudayız"...!
Ama rüyamız bir mi belli değil!
Belki "kitabın" arasındaki
Unutulmuş "ayraç" olurum.
Belki "vazodaki" solmayan
Şimdi ikimiz de aynı "yeminle" duruyoruz...!
Farklı "coğrafyalarda" bile.
Benim için her "gündoğumu"
Senin attığın "ilk adımdır".
Senin için her "ay ışığı"
Şimdi şehirler ötesinde...
Ama kim bilebilir?
Belki bir "ışık" huzmesiyle
Pencerenin önüne konarım.
Belki de "deniz" olur çarparım
Bir yangın var içimde, her köşe ona dar,
Bu aklı başında ortam sanki bir tuzak.
Korkunç bir imtihan bu, sabır denen yalvar,
Sakin oturmak ne büyük bir yük, ne yazık.
Tutanaksız bir çığlık göğsümde sıkışan,
Sabrımı zorlayıp, sınırı aşma,
Çıkacak sonucu, beğenmezsin sen.
Kendini dev sanıp, boşa uğraşma,
Haddini aşarsan, beğenmezsin sen.
Hiç gitmeyecekmiş, gibi severim,
Siper ettim göğsümü, dost bildiğim okuna,
Gönül verdim uğruna, bakmadım hiç sonuna.
Yarayı açan elden, derman ummak beyhude,
Vuran kendi canımsa, söz bitmiştir bu yerde.
(Kadın):
Sırrımı sakladım derin kuyuda,
Dillerim tutuldu, diyemedim yar.
Ruhum uyanıkken, nefsim uykuda,
Gerçeği kimseye yayamadım yar.
Q
Sırtımda bin hançer, heybemde dertler,
Ben kalın surları yıkıp gelmişim.
Gözümde küçüldü onuru yerlerde devler,
Kendi prangamı söküp gelmişim.
Sanma ki önünde eğilir bu baş,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!