Ey Rahman, Ey Gaffar,
Geceler şahidimdir sana,
günahın en derin koynunda bile
adını fısıldadım —
Sen gittin…
Gök delinmiş gibi yağdı içime gece.
Kapanmayan bir yara gibi
Adın, nefesimin kıyısında kaldı.
Bir yudum geceyle başlar hasretim,
Gözlerin yok ama karanlıkta bile ararım.
Adın, içimde çınlayan bir yankı,
Sustum derim herkese,
Sarının en kırgın tonuyla başlar veda,
Gökyüzü eğilir toprağın fısıldadığı sırra.
Her dal, bir hafıza gibi taşır geçmişi,
Ve yapraklar…
Usulca dökülür zamana.
Yüzümde üşüyen kederler
İsyanla buluşur;
Dudaklarımda kıvrılıp yatan,
Kimsesiz bir çocuk uyur
Gözlerim seviş batağıdır hasrete
Kanlarında sular boğulur
Bir garip suskunluk çöker Hınıs’a,
Ne rüzgâr bağırır ne duman savrulur.
Çatlamış yüreklerin harman yeridir bu toprak,
Her adımda bir çaresizlik yankılanır.
Geceydi… Ay bile suskun, yıldızlar mahzundu,
Bir milletin kaderi, bir tetiğin ucundaydı o anda.
Sırtından vurulmuştu vatan nice zaman,
Ama bu kez alnından vurdu ihaneti bir kahraman.
Geceye düşmüş bir iç çekişim var,
Adını kimse bilmez, sadece duvarlar.
Karanlıkta yankı olur,
Sözsüz bir çığlık gibi savrulur.
Saymazsak hayalini,
Ben bu dünyanın en sessiz köşesiyim.
Ne gelenim var,
ne de gidenim,
Adım bile unutulmuş,
Unutulmaya yüzden başlanmış.
Yitik bir seherin mahmuru gibiyim,
Sessizliğin kıyısında sararmış yapraklar kadar,
Bir rüzgar, taze susuz toprakları karıştırırken,
Ben, düşlerin uçurumunda asılı kalan bir adamım
Gecenin mırıldanışında kayıp isimler var,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!