Mühleti Dolmuş Yarınlar

Huban Asena Özkan
400

ŞİİR


15

TAKİPÇİ

Mühleti Dolmuş Yarınlar

Öyle uzun uzadıya bekleyecek vaktim kalmadı benim,
Takvim yaprakları parmaklarımın arasından kum gibi akıp gidiyor her gece,
Bir kahvenin kırk yıllık hatrına talip olacak kadar lüksüm yok artık;
Çünkü o kırk yılı sığdıracak bir ömür taşımıyorum sol cebimde,
Zaman, insana en çok geç kaldığında dürüst davranırmış;
Ben o dürüstlüğü bir fincanın telvesinde değil, kadehin buğusunda buldum bugün,
Hatrı sonraya bırakılan her anın, aslında bir veda provası olduğunu anladığım yaştayım;
Bu yüzden yarınlara borçlanmaktan vazgeçtim.

En iyisi sen gel, hiçbir mazereti yanına almadan,
Sadece eksilmişliğinle ve o bildiğim yorgun bakışlarınla otur karşıma,
Biz rakı içelim;
Çünkü beyazın her şeyi örttüğü gibi,
Rakı da örtüyor insanın içindeki o telafisi imkansız pişmanlıkların üzerini,
Bir fincan kahvenin vaat ettiği o sahte geleceklere karnım tok;
Ben şimdiye, tam şu ana, elimin sıcaklığına dokunan o kadehe inanıyorum,
Hesabı kırk yıl sonraya kesilen dostluklar değil, her yudumda dünü unutturan bir samimiyetin peşindeyim.

Sen gel ki, içtiğimiz o ilk kadeh hayatın tüm haksızlıklarına karşı çekilmiş bir rest olsun,
Dudaklarımızdan dökülen her kelime birer itiraf olsun,
Genzimizi yakan o sertlikle birlikte içimizdeki küllenmiş yangınları bir kez daha harlayalım,
Saklamadan ne varsa dökelim masanın üzerine,
İnsan, beklemekten yorulunca değil,
Beklediğinin gelmeyeceğini kesin olarak anladığında başlarmış asıl yaşlanmaya,
Ben yaşlanmak değil, seninle o masada, zamanın boynuna bir ilmek atıp dünyayı bir anlığına durdurmak istiyorum.

İçtiğimiz gün ölmeyelim diyorum,
Çünkü dünya, seninle içilen bir kadehin hatrına dönmek için ufak bir sebep taşıyor içinde,
Ölüm dediğin zaten her gün azar azar olan bir şey,
Ama o masada bir yudumda dirilmek de var,
Göz göze geldiğimiz o saniyede, kırk yıllık hatrı bir dikişte bitirelim;
Ne senin bana borcun kalsın ne de benim bu hayata,
Bırak kahve falcıların işi olsun, bizim gerçeğimiz o şeffaf sıvının içinde bembeyaz bir hürriyet gibi parlasın.

Sonra sustuğumuzda, kelimelerin bittiği yerden rakının o serinletici yakıcılığı başlasın damarlarımızda dolaşmaya,
Bir kahve içimi kadar kısa sürmesin bu kavuşma;
Ömrün mühleti dolsa da, masadaki o anın sonsuzluğu yeter bize,
Kırk yılın yükünü taşımak yerine, o gecenin hafifliğini alıp gidelim bu dünyadan;
Sanki hiç kirlenmemiş, hiç kırılmamışız gibi,
Biz o gece ölmezsek, bir daha hiçbir son bizi korkutmaya yetmeyecek,
Buna tüm kalbimle inanıyorum.

Şimdi söyle, o kadehi senin için mi doldurayım
Yoksa gelmeyecek olan o kırk yılın cenazesini mi kaldıralım bu masadan?
Karar senin; ama unutma, zaman bir su gibi akarken biz sadece o suyun içindeki beyazlık kadar gerçek kalabiliriz,
Geldin mi, her şey tam olacak;
Gelmedin mi, masa zaten her zamanki gibi kalabalık, ama sadece senin yokluğunla...

Huban Asena Özkan
Kayıt Tarihi : 19.04.2026 01:20:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!