Hazandır Hayat
Unutmak kolaydır sevgili...
Çivi sökmezken çiviyi, ağrı gidenden vergili...
Acıyı yağsız kuru ekmeğe sürer insan,
İster sabah ye ister yanında yürek yavan...
Ne sana sözüm,
Ne sana gözüm,
ne görecek güzüm var senden yana
yapraklar sarardı,dallar kurudu,
Suda verdim,gübrede saçtım,
Bir gün sende gidecek misin koşarak bensizliğe.
Arkandan şaşıp bakıp kalakalacak mıyım öylece enkaz gibi.
Sahi, çok severdin kıyamazdın ya gözlerime düşen hüzünlere…
Nedense her lodos estiğinde savrulur dururum, öncesi ve sonrasında da öyle.. Başım ve gözüm, kararır içim, ağlamaktan beter, tonlarca ağırlık vurulur sırtıma.. Binlerce martı uçuşur beynimde. İsyanım, itirazım var sanki.. Döner vurur, iner vurur, durur vurur...
Dünde öyleydi; bu günde, belki yarında...
Rüzgara salar, sanki bekliyormuşum.. Sanki acı çekmek ruhumu besleyecek gibi; bile bile atarım kendimi lodosa. Sertliği midir yoksa manyetik bir çekim gücü mü vardır? ..
Yan/a yatar,
Üzerinde boğazın, her boy tekneler, gemiler, eğlenceye el tutmuş, eğlenecek şehir yenileri.
Diyor ki: Oysa ben bir küçük kayığım her limana sığarım. Zorladıkça zorlanan kapılardan da girerim. Acaba böyle mi? Ya kapılar sana duvarsa, ya liman da yüksek tonajlı gemiler bağlı ise, belki de vize almamışsındır canım demezler mi adama. Deniz atarmış derler ya kendinden olmayanı, ne yazık hala ısrar edilir mi su üzerinde yürümeye.
Köprünün sürekli değişen ışıkları, değiştikçe renkleri, bir de salınışı nazlı bir kadın edasında. Sol şerit çok yavaş, herkes sağa geçiyor. Dörtlüleri yakmış, aracın başında bir adam kulağında cep telefonu bir şeyler konuşuyor. İster misin şimdi arkadan gelenlerden birisi yanında durup, kavrayıp atlasana ulan, neden trafiği kestin diye bağırır mı yoksa. Ya da başka bir adam cinnetin son saatlerinde gel kardeş yardımcı olayım derken hemen bir tutuş da adamı, korkuluklarına doğru sürüklerse… Düşerken altmış beşinci metresinde değmeden suya, geçmiş, geçilmiş anılar film gibi geçerse son saniyelerinde, düşteyim uyanırım beklentisine mi girer arabasının yanında kostak kostak cep telefonu muhabbetine kapılmış vatandaş.
Yağmurun sesi birazdan duyulacak. Gürledikçe gürlüyor mübarek. Nasıl da hasret kurumuş betonlar ıslanmaya. Gözyaşlarını toplasan bir göl, küçük büyük de fark etmeze, göl işte Gözyaşı Gölü. Gelen geçen baksa, baksa, ağlayanlar oraya akıtsa sellerini. Her damlanın adı yazılsa bir yerlere, acısı çıkmayan, acıtan kanırtan karartan yaşama, ağlansa yeniden. Gelene, gidene, yitene, hal bilene, bilmeyene, tüm değmez ve değenlere. Irmak gibi çağlasa, kuraklık olacak ya birkaç sonra… Kim bilir sudan sebeplere gözden çareler.
Hoş kal,
Yağmura yüzün,
Gönlünde hüzün,
Yüreğinde yar yangınları,
Aklında dün sorguları
Almasın kayığın lodosları.
Gri bulutlar erketede yok saatlerinde
Okyanuslar taşmış damlalardan
Lodos eserken akşamüstü
Buz gülüş düşmüş hatıralardan
Deniz üstü parende atarken şaşkın sevda
Soğuktu,vede titrek elleri,
Göz bebekleri büyümüş,
Kaşları kalkık,
Burnundan soluyor
Buz gibiydi, ölümün yüzü,
Kahrolası karanlıklarda parlayarak geliyordu,
Sıkı sıkı tutunmuş körüklü otobüsün, körük tarafındaki yaşlı kadın. Hep ondan yana bakıyordu. Acaba benzetti miydi birine? O da Otobüs her sallandıkça, çaktırmadan bakıp hala bakıyor mu acaba diye kafasını çevirip kontrol altında olup olmadığına bakınıyordu.
Yaş otuz iki,
Yer İstanbul,
Mevki Sarıgazi;
Mekan Sarıgazi-Mecidiyeköy otobüsü…
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!