Muharrem Akman Şiirleri - Şair Muharrem ...

Muharrem Akman

Cumhuriyetimizin ilk vilayeti emeğin başkenti karaelmas diyarı Zonguldak'tan herkese iyi akşamlar

ON KASIM

Seksen Altı yılın sonunda
Unutmak bir yana

Devamını Oku
Muharrem Akman

Onlar olmasa

Çıkardılar adımızı erkek adam ağlamaza
Ocakta yaşanan dışarı çıkmaz kalırdı orada
Madenci olmak zorundaydık dededen toruna
Öğrenmeye başladık mesleği ocak başlarında

Devamını Oku
Muharrem Akman



BİR ÇOK KÖTÜ ADAM
Ne çokmuşlar gökteki yıldızlar kadar
Dinlemekle bitmiyor kırdıkları haltlar
Kimi adam vurmuş sayısını unutmuş

Devamını Oku
Muharrem Akman

Ramazan aylarında teravih namazı için köy odasına bir aylığına hoca tutardık,tutulan hoca çoğu zaman,uzak köylerden bazan da köyümüzde imamlık yapma ve Kur'an okumayı bilen iki üç hocadan bir tanesi olur du,Bu yıl tuttuğumuz hoca başka bir köyden yeni yetişen genç bir Kur'an kursu talebesiydi. Ramazan ayı boyunca kimsenin hırlısına gürültüsüne karışmadan kendi halinde görevini layıkıyla yerine getirmek telaşı içinde idi.Ramazan ayının son günleri yaklaşıyordu,yaklaşmasına ama hoca her Ramazan'da olduğu gibi bu Ramazan'ın sonlarına doğru olacaklardan habersizdi çünkü köyü,köylüyü tanımaya pek heves etmemiş henüz fırsatı da olmamıştı.
Ramazan ayı başlaması ile tutulan hoca ve akşamları köy odasına gelip oruç açacaklar için beş altı evden sıra ile yemek getirilirdi,yemek getirme işi genellikle çocuklar üstlenir böylece ramazan boyunca cami ile haşır neşir olurduk
İftar zamanı gelmeden on,on beş dakika kala yemekler köy odasına gelmiş olur,oda ya hoca ile muhabbet etmek en çok da vakit geçirmeye yaşlı amcalar dan iki üç kişi gelir bunlardan En yaşlısı ayağından aksayan topal Hasan amca,kardeşi Ahmet amca Ramazan boyunca köy odasının müdavimiydiler.Ara sıra koca İsmail,Topal Haşim,İbrama,Hüsnü çavuş,odaya gelip muhabbet de yer alırlar hem vakitlerini burada geçirir hem ibadetlerini yaparlardı. Geleneksel hale gelen oruç açması mahallenin başından sonuna kadar her evde cenaze hastalık gibi olağanüstü durumlar dışında hiç şaşmaz oruç açması yapılırdı. Ramazan'ın başından ve sonundan ancak üçer beşer gün serbest kalınır o boş günlerin sonlarında cemaat arasında kargaşa çıkması sanki yasalaşmış kuraldı.
Odaya yemek getirenler olarak bizler ezan okunurken bir yerlere sıvışabilmek için bahaneler üretir ama,hoca ve odanın iki müdavim amcası bizi bırakmaz cemaatle namaz kılmanın sevabını bu mübarek günlerde çocukların kıldığı namazın büyüklerin kıldığı namazdan çok fazla sevap olduğunu anlatır,bizi namaz kılmaya teşvik ederlerdi, geçerli mazeret uydurabilen yahut kimseye bir şey demeden kaçabilenler kaçardı ama illaki 5/6 çocuk akşam namazının saflarında hazır olurdu.Bu sefer de hep beraber namaz kılmanın zorluğu kendimizi tutamayıp gülme krizine girmemizdi,aramızda illaki birimiz güler yahut birine bir şey sorar hiç biri olmazsa cemaate uyamayıp yanlış hareket yaparak birimiz gülünce hepimizi birden gülerdik.Namazdan hemen sonra kurulan iftar sofrası bizim namazda yaptığımız haylazlığı unutturur sofra kurma telaşesine düşerdik. iftara yarım saat kala sobanın üzerine kaynayan çaydanlık demlenir yemekten hemen sonra çayları içimizden bardakları kırmadan servis edebilme cesareti olan arkadaşlar çayları koyardı.İftar sofrasında Ahmet amca önüne aldığı tarhana çorbasına ekmek doğrayıp yemesini o kadar çok severdi ki bazan çorba çanağı doğradığı ekmekler ile tepeleme dolar doğranmış ekmekler yere düşer,Ahmet amca düşen ekmekleri alır tekrar çanağına koyardı.yemek sonrası sıra çay içmeye geldiğinde Hasan amca oturduğu yerden hemen hemen her akşam tekrarladığı herkesin bildiği benim çay nemli (demli) olsun demesiydi ,her seferinde de maden ocaklarında çavuşluk yapmış koca İsmail ona homurdanır "sus be adam senin çayının nasıl olduğunu artık herkes biliyor" diyerek azarını basar o da ona karşılık vereyim demez,birlikte muhabbete devam ederlerdi.Cemaat ikinci üçüncü bardak çayları İçerken mahallenin ortasından geçen derenin kenarında bulunan odaya iki yakadan da insanlar gelmeye başlar,teravih namazı vaktine kadar muhabbet akıp giderdi.O sıralarda Almanya ülkemizden işçi alımı yapıyor,İşçi Bulma kurumlarına yazılanlar oluyor,ismi çıkıp doktor muayenesinden de geçebilen Almanya'ya işçi olarak gidiyordu. Askerden yeni gelmiş cemal ağaya iftar sonrası duvardaki gaz lambasının Aaevi ile yaktığı sigaradan bir iki fırt çekmeden Hasan amca "yahu içme şu sigarayı muayeneden geçemezsin Almanya ya işçi olarak gideceklerin dişlerine dahi bakıyorlarmış"deyince cemal ağa cebinden çıkardığı köylü sigarası paketini yere atıp, "Almanya ya gidemezsem bu cigara yüzünden gidemeyim diyerek"yanındakilere sigara paketini uzatarak sigara teklif etti, sonra cebinden kibriti de çıkarıp Sigaranın yanına koydu,kibriti eğer sigaranın üstüne koysa sigaradan kimse almasın demekti,Cemal ağa kibriti sigara paketinin yanına koyarak isteyen sigaramdan içsin müsadesi var demekti, hemen hemen tüm cemaat gelmiş hoca teravih için ezanı okumuştu, abdesti olmayanlar abdestini alırken gençlerden bir ikisi hem sigara içmek bahanesiyle,hem gelen giden var mı diye odanın dışına çıkıp odaya doğru gelen elektrik ışığı,çıra ışığı varmı diye bakmaya gitti.Namaza son dakika gelmeyi âdet edinen iki yakadan da birer kişi henüz ortalıkta yoktu, Onların herkes son dakika gelip namaza durmasına alışıktı namaz biter bitmez de hemen evlerine giderler cemaat ile pek içli dışlı olmazlardı. Çocuklar ve gençlerin esas maskaralığı teravih namazında olur cemaatin arkasında iki sıra saf tutan en az on,on iki çocuktan namazın bitimine doğru iki üç kişi ancak kalır, ara ara çıkarttığımız gürültü sebebi ile cemaatin içinden selavat ve tekbir sırasında ciddi tehditler alır İçimizden birinin dayak yemesini yine başka bir cemaat önlerdi herkes birbirine hır gür etsede hep ya kanbağı,komşuluk,hısımlık,madende iş arkadaşı,amele,usta postabaşı gibi ilişkilerden ötürü kimse kimseyi kırmayı düşünmezdi.Namaz bitince herkes evlerine dağılır,hocaya sahur yemeği verme sırası kimde ise o gece için ya hocayı evinde misafir eder,ya hoca ile odada kalıp Sahura kadar bekleyerek evinden getireceği yemek ile sahur yemeğini beraber yiyip öyle evine giderdi.Eğer ramazan okul tatillerine gelirse çocuklar için kuran kursu açılır dinimizin kuralları,abdest almayı,namaz kılmayı, namaz surelerini öğrenirdik.Bu ramazan okullar tatil olmadığı için kuran kursu açılmamıştı
Yeri gelmişken geçtiğimiz yıl ki Kur'an kursu döneminde hoca kendisi de Kur'an kursu talebesi ağabeyim di,biz kızlı erkekli kursa gidiyoruz kızlar ayrı bir bölümde ama bulundukları bölüm ile aramızda pencere niyetine konulmuş camı takılmamış geniş geniş bir boşluk var.Hoca iki sınıfıda da rahatlıkla kontrol edebiliyordu, kızlar aralarında beş altı kişi daire şekline gelip süreleri ezberlemeye çalışır,içlerinde süreleri bilen birinin okuyup diğerlerinin tekrarlaması ile daha kolay ezber yapabiliyorlardıdı bizim süre ezberlememiz ise tek başına içimizden veya sesli tekrarlar yaparak namaz sürelerini ezberlemeye çalışırdık. İştirah süresine kadar ezbeleyen hocaya evinden ailesi tarafından hazırlanan küçük bir hediye getirip verirdi iştirah süresinin okurken son ayeti "ve ila rabbike fergap"diye bitirince fergap hocanın külahını kap deyip hocamızın külahını kapmaya çalışırdık. Kurslarımız sabahtan akşama kadar olduğu için,öğle yemeğine evlerimize giderdik,bir oğlen,evde yemeğimi yedikten sonra abimden önce evden çıkıp odaya geldim,henüz hiç kimse odaya gelmemişti odanın tavanında tabutu görüp içine girmek aklıma geldi.Bunu meraktan mı gerçekten çocukları korkutmak için mi yaptım hala bilmiyorum. Tabutun içine girip beklemeye başladım, tabi tabutun kapağı yarı örtük benden hemen sonra odanın kapısını açan çocuk,tabutta ki benim tabutun kapağını üzerime kapatmaya çalışırken çıkarttığım sesi duyunca bir çığlık atarak kendini dışarıya attı,tabutun içinde birisi var diye herkes birbirine söyleyince korkudan kimse odaya girememiş. Bizim taraftan gelenler bizim tarafta öbür taraftan gelenler öbür tarafta beklemiş,abim hiç bir şeyden habersiz odaya geldiğinde durumu öğrenince o da korkup,bir hayli odaya yaklaşamamış abim"tüm cesaretimi toplayıp odanın kapısına geldim arkamdan da talebeler gelince odanın kapısında toplaşıp hep beraber kapıyı açtık tabiki kimseden çıt yok tavandaki tabutta yerinde birden sallanmaya başladı herkes bağırıp çağırınca ben sukunetimi korumaya çalışıyorum birden kardeşim gülerek tabutun içinden çıktı, hepiniiz rahatlamıştık çabuk aşağıya in bakalım dedim kardeşim yanıma geldi kulağından tutup ufak bir fiske vurdum çocuklardan özür dilettim "
Ben abimden azarı ve dayağı yiyince yerime geçip dersi dinlemeye başladım yıllar sonra yaptığımın hata olduğunu anladım ama olan olmuştu bir kere.

Devamını Oku
Muharrem Akman

Bilmezdi kimseler

Sabah yoktu ki lügatımızda
Uçuvrerirdi sanki önümüzden
Tanyeri ağarırken başlar telaş
Akşamlar gelirdi durmsdan üzerimize

Devamını Oku
Muharrem Akman


Biliyorduk hepimiz

Biliyorduk süte su katıldığını
Pazarcı in hileli ürün sattığını
Patatesten peynir yapıldığını

Devamını Oku
Muharrem Akman

BIRAKMIŞ BEDELİNİ

Dağ taş işlenmiş ilme ilmek
Karşılığında, biraz ciğer biraz nefes
Kol çıkığı , ayak kırığı beyin travması
Bir evin bacası tütüyor dağ başında

Devamını Oku
Muharrem Akman

Bıraksaydın kalaydım

Bir avuç bulut karıştırdım
Bir avuç karanlığa
Su ile yoğurup
Umut mayaladım

Devamını Oku
Muharrem Akman

Bıraktığın boşluğunda
Gök deniz boğuluyor ya
Sığınıyor saçma sapan sorulara
Bu gün hava nasıl oralarda
Ulumuna bir soruyla...
Cevapta bilindik aslında

Devamını Oku
Muharrem Akman

Sekiz on kartiyenin olduğu alanda kartiye şeflerinin yardımcıları sorumlu başçavuşlar o gün madende ne işler yapacak bir usta bir amaleden oluşan takım dediğimiz madenciliğin en küçük birimlerine tek tek talimat veriyorlardı.
Tertip işi bitip başçavuş aramızdan ayrılır ayrılmaz işçi arasında homurdanma fısıltı hâlinde konuşmalar başlasa da çok sürmeden gırgır şamata başlamış,kafesin önüne doğru hareketlenen kalabalığın arkasına doğru sıraya dizilen arkadaşlarının arkasına sıraya girmeye başlanmıştık bile ,
Akşam işçi yurtlarındaki yemekhaneye gitmek yerine beldedeki lokontalardan birine girdim garson menüdeki yemekleri saydıktan sonra yanımdan ayrılıp yemekleri yarım ekmek ile getirip masaya koydu sürahide su olup olmadığını kontrol ettikten sonra ben yemeği bitirmek üzereyken aynı vardiyada çalıştığımız kazmacı şahin usta içeri girer girmez her akşam olmasada en fazla bir akşam ara ile içtiği ufak rakı ve yemeklerini söyleyip yan masalardan birine oturdu ben yemeğimi bitirip hesabı deftere yazdırmaya çalışırken lokontanın sahibi veresiye defterinde benim ismimi aramak için açması ve kapaması bir oldu,
Yemekleri Şahin Usta'dan deyip beni gönderdi dönüp Şahin usta ya teşekkür ettikten sonra doğru gazeteciden günlük gazetemi almak için girdiğimde her zaman sinirli olan gazeteci yine birine kızmış olmalı ki içeride o yana bu yana dönüp duruyor du ve klasikleşmiş bir tavırla istediğim gazeteyi önüme doğru fırlattı parasını masaya koyup dükkandan hızlı bir şekilde dışarı çıktığımda makinist bu akşam sinemada oynayacak filmin ismi ni anons ediyordu ve filmin başlamasına az bir zaman kalmıştı ben biletimi alıp Sinamanin kapısındaki görevliye biletimi uzatıp üç film peş peşe oynayacak olan sinanamada Beyaz perdenin dört beş sıra gerisinde güzel bir yere oturdum. Filmler peşpeşe iki film üç film ardı ardına gösterildiği için sinemada bazan öğleden sonra girip hava kararıncaya kadar kalabiliyorduk bu gün Fatih'in fedaisi kara murat filmini bitirir bitirmez dışarı çıktım köprünün üzerine geldiğimde köprünün bu kadar yalnız olduğunu görüp merak etmeye fırsat bile bulamadan karşımda bir iki yere yığınlar halinde işletmenin işçilere göndermiş olduğu yakımlık kömür geldiğini mahalle sakinlerininde buraya toplanmış olduğunu gördüm, kömür yığınlarının başında beş altı katırın herkese ayrı ayrı payının dağıtıldığı kömürlerin yanında semerin her iki yanındaki saçtan imal edilmiş küfürlere kürekler ile doldurulup evinin kömürlüne doğru katırcının ye kendisi haraket edeyirdu dehhh çüşşş dooor duuur sesleri arasında gözlerden uzaklaşırken 50 kg lik kazanların en az on kg sini eksik tartıldığını kazanın içinde tortu halini almış görüntüsünden anlaşılıyordu .1


Devamını Oku