Muharrem Akman Şiirleri - Şair Muharrem ...

Muharrem Akman

niyorlardı. Buradan başlayan yokuşun yolun sağında solundaki evlerde yaşayanlar, en azından yirmi otuz yıllık komşuydular. Hepsi değişik il ilçe köylerden gelmiş, bir şekilde maden kömürünün yüzü suyu hürmetine geçimlerini sağlıyorlardı. Sol taraftaki evlerin sonundaki ev benim evimdi. Aramızdan geçen yolun Karşısında doğuştan sağır dilsiz bir köylümüz oturuyor. Çalışırken İşinden evine gidip geliyor arasıra kahvede pişti oyunu oynamayı seven bir abimiz. Doğal olarak çevresindekiler ile işaret dili ile meramını anlatırdı. Çoğu kez o bizi anlayamaz biz onu anlayamazdık. Benim gibi çok kişi ile kişiye özel işaret dili vardı. Aynı kurumda beraber çalışıyoruz, yaz mevsimi gece vardiyası işiten eve yaya olarak gelirken denk gelip eve kadar beraber gelip giderdik. Rahmetli Başbakan Merhum Ecevit'in sakatlar için açmış olduğu konteycanda kurumda işe girmiş on beş yılda emekli olmuştu. İş yerinde sosyal bakım servisinde ahçı yardımcısı olarak görev yapmıştı. Boş zamanlarında Günün çoğunu balkonda oturarak geçiren bir emekliydi. Hemen hemen her gün kahveye iner bazan dört kişi ile bazan iki kişi pişti oyunu oynar veya oynayanları seyrederdi. Pişti oyununda tabelayı tutan guguk lakaplı oyuncunun yazdığı rakamları kendisinden başkası okuması mümkün değildi. Oyuncu arkadaşlarının çoğu ona güvenir bu parti bitti, yendik yenildik dediği zaman kimse itiraz etmezdi. Zaten herkesin işçi olduğu mahallede herkes hemen hemen birbirini tanır, aralarında adı konulmayan bir kardeşlik patkı imzası vardı. Çünkü bu şehir cumhuriyetimizin ilk şehri taş kömürünun bulunduğu tek şehirdi. Bu şehrin duvarlarında kaldırımlarında evlerin bacalardan çıkan dumanlarıda bile hüznün izleri vardı. Taş kömürü yüz elli yılda 5000 den fazla maden işçisini iş kazaları ve gruzulara kurban vermişti. Pişti oyununundan başka altmış altı oyunu Domino oyunu oynardı. Mahalledeki sinemaya giderken kimse görmemişti. Sinema o zamanlar iki film birden üç film birden oynatan matinalar yaparak bir çok filimleri tek bilet ile izleme fırsatı bulurduk. Türk sinemasının en şaşaşalı dönemleriydi. Karşılıklı ses alma mesafesinde olduğumuz için işaret dili ile ses yolu ile birbirimiz ile muhabbet yapıyoruz. Aksam üzeri eve geldim kapının zili ne bastım hanım içeride beni duymamış olacak ki kapıyı biraz geç açtı . Yarın öğlene doğru komşu bana bir şeyler anlatmaya çalışıyor anlamıyorum. En sonunda anladım ki ben kapının zilini basarken ve kapının geç açıldığını görmüş o yüzden benimle dalga geçiyormuş. Bundan sonra ben eve geldiğim zaman eğer balkonda onu görürsem zile başarmış gibi yapar hanım da kapıyı açmayınca balkonda gülmekten çatlardı. Kendine göre hanım içeride ne uyuyor ya bana ceza vermek için beni kapıda bekletiyor du..

Devamını Oku
Muharrem Akman



KARAELMASIN DOĞUŞU

Karaelmas derler bana
Rengimin siyahından

Devamını Oku
Muharrem Akman

Karaelmasın karası

Beşik kertisi olmuşuz yokluğa
İlk nefesimizi verirken semaya
Maden kömürü işçiliği girmiş araya
Ömrümüzden ömür bırakmaya

Devamını Oku
Muharrem Akman

Karaelmasın karası (Zonguldak)


KARA ELMASIN KARASI "ZONGULDAK"

Adınla özdeştiğinden mi nedir, karaelmasın karası?

Devamını Oku
Muharrem Akman

Kara kader hep bana

daha vurulmadan kazma bile kömüre
gün yüzüne güldüğün o dere dibinde
bulmak nasip olmuş uzun memede
almıştı ölüm fermanını kendi elleriyle

Devamını Oku
Muharrem Akman

daha vurulmadan bir kazma bile
gün yüzüne güldüğün o dere dibinde
bulmuştu bahriyeli uzun memed
almıştı kendi elleriyle ölüm fermanını

o gün bu gündür yakar sobaları lambaları

Devamını Oku
Muharrem Akman

Çoktandır kendisine yar seçtiği karşı mahalledeki kıza ne yapıp edip bu isteğini bir şekilde ulaştırmalıydı. Eğer olumlu cevap geldiğinde dünyalar onun olacak, Onu ailesinden istetmenin yollarını arayacaktı. Kızlar ilk okul bittiğinde zorunlu olmadıkça Kendi başlarına bir yere çıkmadığından aklına amcasının kızına durumu açmak onun aracılığıyla yazdığı mektubu ona vermekti. Amcasının kızı ile bir evde kardeş gibi büyüdüklerinden ona bu sırrını söylemeye bir sakınca görmedi. Kandil ışığında, ay ışığında defalarca yazıp yazıp yırtıp sobada yaktığı mektupların birisi nihayet sevdiği kıza ulaşacaktı.
Bu yazdığı mektup kimbilir kaçıncı mektuptu mektubuma başlamadan evvel selam ederim diye başlayıp bir türlü sonunu bağlayamadığı mektup. Yazdığı bir mektubu yine beğenmeyip yırtmış ocakta saç ayak üzerinde kaynayan tencerenin altına atmış, tamamına yakını yandığı hâlde bir kaç yırtık parçanın yanmamıştı. Birkaç gün birisi alıp yazdıklarından bir şey anliyacak diye neredeyse ödü patlayacaktı O günden sonra yazdığı mektupları ya sobada yakıyor, yahut mahalleye uzak yerlerde ufak parçalara ayırıp birbirinden uzak yerlere atıyordu.
Nihayet mektubunu kıza ulaştırabilmiş Ondan da olumlu cevap almış dünyalar onun olmuştu. Evlenme çağlarına kadar bir iki yıl birbirlerine yangınlık çekeceklerdi. Artık uzaktan uzağa da olsa birbirlerini görmek için can atacaklardı.
Mehmet ve Ayşe babasının guruplu olarak madende çalıştığı aylarda her ne kadar baba baskısı görmese de evin en büyük çocuğu olarak evin işlerini annesi ile birlikte yapmak zorundaydı. Hayvanların akşam dama bağlanması köpeklerin yalı hayvanların önüne yem saman atılması hayvanların taranması damın kürünmesinden odun pallayıp ocaklığın yanına yığması misafir odasındaki soba ve ocağın her Zaman odununu ve çırasını hazır etmesi gibi günlük işlerden artan zamanının tüm enerjisini sevdiği kızı görmek için harcayacaktı. Bu yüzden akşam olmadan köy meydanında onun evini göreceği odunlukta köy büyükleri ile birlikte sohbete katılmak akşam 19 haberlerini dinlemekti. Bu akşam da erkenden odunlukta günlük nöbetine başlamış şansına anası ile samanlıktan saman almaya gelmişler önlerinden geçerken onların geçişini seyretmek dünyanın en baş döndürücü olağanüstü hali bu olmalıydı. Ah birde bir iki Kelime konuşma fırsatı olsaydı ama onunda saniyeler süren bakışı yüreğine işlenmiş bir birilerine ait olduklarını anlamıştı.
Zaman nasıl geçecek ne zaman sevdiği kızı babasından isteyecekleri o kadar Uzak zamanları gösteriyordu ki .... beklemekten başka çaresi yoktu. İlk okuldan mezun olalı bir yılı geçmiş artık akranları olan kız ve erkek arkadaşları tıpkı kendileri gibi birbirlerini bulmuşlar akranları arasında konuşulmaya başlamıştı. Guruplu maden işçisi olan babasının boş gurubunda olduğu bir gün, akşam üzeri mandaları damdan çıkarıp boyunduruklayıp karşı mahalledeki bir arkadaşına yeni yaptıracağı ev için daha önce Uygun ağaçları yıkıp ölçüp biçip balta ile dört köşe haline getirdikleri kütükleri ev yanına çekmek için yardım edeceklerini söylemişti. Damdan mandaları teker teker çözüp yazıda (evin önü) yığılı kışlık odunlarımızın yanın bağlamıştım. Babam sayattan boyunduruğu getirip mandaları yan yana getirerek boyunduruğu boyunlarına bağladı. Boynuzlarından boğmaca olarak bağladı ipin ucunu bana vererek mandaların önünden çekmemi söyledi boyunduruğun ortasındaki kertiye koşma zincirini dolalı vaziyette mandaları çekmeye başladım. Babam bana tarlalarımızın bittiği yerdeki çatal derenin üzerindeki öküzcü sayvanlarının yanında beklememi söyleyip kendisi önden gitti. Ben mandaların önünden iplerini kah gerdirerek kah iplerini boş bırakarak mandaları çekerek babamın tarif ettiği yere vardım. Oraya vardığımda mektup verdiğim kız da öküzleri ile bizden önce gelmişler Benim gibi ona da babası bekle demiş. Kendi kendine tam konuşma zamanı geldi dediğimde ne o bana ne ben ona bir Kelime laf söylemedik. Sanki babalarımız bir kelime konuşsak bizi duyacak sanki tüm ağaçlar ve yaprakları ile birlikte bizi görecek ve tüm köylülere bizim birbirimize sevdalandığımızı ilan edecekti. Birbirimize sesimizi duyurmak için ben mandalara o öküzlerine ho burda dur ileri git falan diye komutlar veriyor bir yandan da birbirimize bakıyorduk. Tüm cesaretimi toplayıp mektubumu aldın mı cevabın evet mi der demez yukarıdan onun babası yanlarına gelmemiz için çağırdı benim önümden yukarı doğru giderken belli belirsiz Bir şeyler mırıldandı. dedi ve öküzleri çekerek yürümeye başladı arkasından da ben mandaları çekerek köye gelecek tomrukları hayvanlara koşup köye getirdik.
O günden sonraki günlerde köy meydanında misafirlik te yolumuz kesiştiğinde, oradan buradan boş laf bile konuşamaz olmuştuk.

Devamını Oku
Muharrem Akman

Çoktandır kendisine yar seçtiği karşı mahalledeki kıza ne yapıp edip bu isteğini bir şekilde ulaştırmalıydı. Eğer olumlu cevap geldiğinde dünyalar onun olacak, Onu hemen ailesinden istetmenin yollarını arayacaktı. Kızlar ilk okul bittiğinde zorunlu olmadıkça Kendi başlarına bir yere çıkmadığından aklına amcasının kızına durumu açmak onun aracılığıyla yazdığı mektubu ona vermek geldi. Amcasının kızı ile bir evde kardeş gibi büyüdüklerinden ona bu sırrını söylemeye bir sakınca görmedi. Kandil ışığında, ay ışığında defalarca yazıp yazıp yırtıp ocakta ve sobalarda yaktığı mektupların birisi nihayet sevdiği kıza ulaşacaktı.
Bu yazdığı mektup kimbilir kaçıncı mektuptu, mektubuma başlamadan evvel selam ederim diye başlayıp bir türlü sonunu bağlayamadığı mektup. Yazdığı bir mektubu yine beğenmeyip yırtmış ocakta saç ayak üzerinde kaynayan tencerenin altına atmış, tamamına yakını yandığı hâlde bir kaç yırtık parçanın yanmamıştı. Birkaç gün birisi alıp yazdıklarından bir şey anliyacak diye neredeyse ödü patlayacaktı. O günden sonra yazdığı mektupları ya sobada yakıyor, yahut mahalleye uzak yerlerde ufak parçalara ayırıp birbirinden uzak yerlere atıyordu.
Nihayet mektubunu kıza ulaştırabilmiş Ondan da olumlu cevap almış dünyalar onun olmuştu. Evlenme çağlarına kadar bir iki yıl birbirlerine yangınlık çekeceklerdi. Artık uzaktan uzağa da olsa birbirlerini görmek için can arkadastılar.(yangunluk çekeceklerdi)
Mehmet ve Ayşe babasının guruplu olarak madende çalıştığı aylarda her ne kadar baba baskısı görmeselerde ailenin en büyük çocuğu olarak evin işlerini annesi ile birlikte yapmak zorundaydı. Hayvanların akşam dama bağlanması, köpeklerin yalı, hayvanların önüne yem saman atılması hayvanların taranması, damın kürünmesinden (kürekle tezeklerin temekten atılması) odun pallayıp ocaklığın yanına yığması misafir odasındaki soba ve ocağın her zaman odununu ve çırasını hazır etmesi gibi günlük işlerden artan zamanının tüm enerjisini sevdiği kızı görmek için harcayacaktı. Bu yüzden akşam olmadan köy meydanında onun evini göreceği odunlukta köy büyükleri ile birlikte sohbete katılmak akşam 19 haberlerini dinlemekti. Bu akşam da erkenden odunlukta günlük nöbetine başlamış şansına Ayşe anası ile samanlıktan saman almaya gelmiş önlerinden geçerken onların geçişini seyretmek dünyanın en baş döndürücü olağanüstü hali bu olmalıydı. Ah birde bir iki Kelime konuşma fırsatı olsaydı ama onunda saniyeler süren bakışı yüreğine işlenmiş bir birilerine ait olduklarını anlamıştı.
Zaman nasıl geçecek ne zaman sevdiği kızı babasından isteyecekleri o kadar Uzak zamanları gösteriyordu ki .... beklemekten başka çaresi yoktu. İlk okuldan mezun olalı iki yılı geçmiş artık akranları olan kız ve erkek arkadaşları tıpkı kendileri gibi birbirlerini bulmuşlar, akranları arasında konuşulmaya başlamıştı. Guruplu maden işçisi olan babasının boş gurubunda olduğu bir gün, akşam üzeri mandaları damdan çıkarıp boyunduruklamasını söylemişti ,karşı mahalledeki bir arkadaşına yeni yaptıracağı ev için yardıma gideceklerni söyleyince içine bir sevinç düşmüştü. Öncesinden ormandan ağaçları köklerinden yıkıp, ölçüp biçip balta ile dört köşe haline getirdikleri kütükleri, ev yanına çekmek için yardım edeceklerini söylemişti. Damdan mandaları teker teker çözüp yazıda (evin önü) yığılı kışlık odunlarımızın yanın bağlamıştım. Babam sayattan boyunduruğu getirip mandaları yan yana getirerek boyunduruğu boyunlarına bağladı. Öküz başı ipinin uçlarını mandaların ikisininde boynuzlarından boğmaca olarak bağladığı ipin ucunu bana vererek mandaların önünden çekmemi söyledi. Boyunduruğun ortasındaki kertiye koşma zincirini dolalı vaziyette mandaları çekmeye başladım. Babam bana tarlalarımızın bittiği yerdeki çatal derenin üzerindeki öküzcü sayvanlarının yanında beklememi söyleyip kendisi önden gitti. Ben mandaların önünden iplerini kah gerdirerek kah iplerini boş bırakarak mandaları çekerek babamın tarif ettiği yere vardım. Oraya vardığımda mektup verdiğim kız da öküzleri ile bizden önce gelmiş, benim gibi ona da babası bekle demiş. Arzuladığımız fırsat ayağımıza gelmişti, Kendi kendime tam konuşma zamanı geldi zannettim. Ne o bana ne ben ona bir Kelime laf söyleyemedik. Bir kelime konuşsak dünya alem bizi duyacak sanki tüm ağaçlar ve yaprakları ile birlikte bizi görecek ve tüm köylülere bizim birbirimize sevdalandığımızı ilan edecekti. Birbirimize sesimizi duyurmak için ben mandalara o öküzlerine ho, burda dur, ileri git falan diye komutlar veriyor bir yandan da gizliden birbirimize bakıyorduk. Tüm cesaretimi toplayıp mektubumu aldın mı cevabın evet mi der demez yukarıdan onun babası yanlarına gelmemiz için çağırdı, benim önümden yukarı doğru giderken belli belirsiz mırıldanarak evet dedi. Öküzlerini çekerek yürümeye başladı arkasından da ben mandaları çekerek köye gelecek ev yapımında kullanılacak kütükleri burçlarına kancaları çakarak hayvanlara koşup köye getirdik.
O günden sonraki günlerde köy meydanında misafirlik te yolumuz kesiştiğinde, konuştuğumuz halde şimdi, oradan buradan boş laf bile konuşamaz olmuştuk. Karşı mahalledeki emekli madencinin kızı ile büyük amcamın oğlunun bu yakında düğünü vardı. Kız ve erkek tarafının aile büyükleri aralarında anlaşmış, takılar alınmış urba kesimi sırasında bir iki fistanlık pazan, dividin ve basma için neredeyse düğün kararı bozulmak üzereydi. Tesadüfen orada olan ortak tanıdıkları sayesinde iş tatlıya bağlanmış düğün hazırlıkları akışındagitmeyebaşlamıştı.Defalarca düğünnüğe gidip eli boş dönen baba nihayet oğluna istediği gelini alabilmiş haftaya cumartesi kına ve horata ile düğünleri başlayacaktı.

Devamını Oku
Muharrem Akman

kıran girmiştir köküne
ardı kesilmiş pınarlar gibi
dostluksa dostluk
düşmanlıksa düşmanlık
o köyden o evin kapısından
bakılmaz kimsenin ardından

Devamını Oku
Muharrem Akman

Herkes gibi sabahın mahmurluğu üzerimizde iken işimize gücümüze gitmek için evimizden çıkmıştık. Şehirde herkesin bir yerlere yetişme telaşı olduğundan herkes acele ediyordu. Karayolundan karşıdan karşıya geçen yaya geçidinin trafik lambası kırmızı yanıyordu. Geçite varmak üzereyken kırmızı ışıkta bekleyen beş altı kişi daha fazla sabredemeyip , kırmızı ışığa rağmen iki şeritli kara yolunu geçip gittiler. Üzerinde iş elbisesi olan orta yaşlı bir bey yeşil ışığın yanmasını bekliyordu. Gayri ihtiyari olarak bak sen burada bekle atı alan Üsküdar'ı geçtiği gibi karşıya geçen geçti dedim. Haklı olarak bana kurallara uymamız gerektiği yönünde bir şeyler söyledi. Yeşil ışığın yanmasını bekledik ışık bir müddet sonra sarı ya geçmeyip kırmızı da yanıp sönmeye başladı. Yeşil ışığın yanmayacağını anlayınca kontrollü olarak karşıya geçmeye çalıştık ama bu seferde tirafik durmuyordu. Bir bayan sürücü yaya geçidinde durup bize geçiş izni verene kadar onun sayesinde karşıdan karşıya geçmiş olduk.
Bazen de kırmızı ışıkta bekleyen çocuklar ve ebeveynlerin o kısacık bekleme anında konuşmalarına şahit oluyorum. Yaya geçidinde yayalar için kırmızı ışık yanıyor, Burada dur kendini ve araçların güvenliğini tehlikeye atma demek, özellikle genç anne ve babalar bunu çocuklarına uygulamalı olarak anlatmaya başlarken. Trafiğin azaldığı ilk fırsatta karşıya geçen bir kişinin ardından kırmızı ışıkta bekleyen diğer kişiler de karşıya geçince, hevesleri kursaklarında kaldıklarını biliyorum. Çocuğun "anne baba bunlar neden kırmızı ışıkta yaya yolundan karşıya geçtiler?" Sorusunun cevabı olmadığını da biliyorum.
Sonra arkadaşa dedim ki bu hayatta kurallara örf adetlere kanunlara nizamlara uyanlar hep böyle bizim gibi arkada kalırmış
dedim. Bunca yılın verdiği hayat tecrübesi yaşadıklarımız gördüklerimiz duyduklarımızı göz önüme geldi. Aile terbiyesi dediğimiz kavrama dinin kuralları kanun nizamlara örf adetlere uyanların, halk deyimiyle bırakılan yerde otlayarak ömürleri geçip gidiyor dedim. Ve ekledim bu yaşam tarzından gayet memnunum. Aklıma sınavlarda çalınan sorular, batık krediler, hayali ihracat naylon fatura işe girmelerde, dönen torpiller hazine arazileri işgalleri, iş yerlerini fuzili işgal edenler, sınavlarda çekilen kopyalar v.s .
Sonra aklıma 40 yıl sigortalı sigortasız çalışıp bağlanan emekli maaşı yetmediği gibi sağda solda gündelik işlerde çalışarak ayakta durmaya çalışanlar geldi. Elli yaşından sonra kocasından boşanan kadınlar. çoluk çocuktan da fayda göremeyince büyük umutlarla geldiği ana evinden hayatta kimse kalmamış kalanların çoğu kez kendine faydası olmuyor zaten. Herkes zar zor geçiniyor, o yaştan sonra elalemin evlerine temizliğe git bakıcılığa git hayatta kalmaya çalış..
Oysa torun torba içinde yaşama zamanlarıydı el gün gibi.

Devamını Oku