Bugün evimin önünde bekledi o araç,
İçinde bir tabut, niyeti neydi acaba?
Karşımda uzanıyor büyük bir konvoy,
Ağlamayın, nafile; gözyaşınız boşuna.
Yola koyuluyorum dostlarım, uzun bir uğurluğa,
Camlarda titreşen o soğuk, ıslak perde,
Ruhumu sıkıştıran dert, bilmem ki nerede?
Sokaklar terk edilmiş, lambalar ferini kısmış,
Şehir, üzerine çöken bu mateme susmuş.
Göklerden boşalan keder, her yer sırılsıklam,
Yokluğun kış olur, varlığın bahar,
Gölgen bile yeter, dünyamı sarar.
Kelamlar kifayetsiz, lügatler dar,
Başımın tacı, ömrüm, canım Validem.
Yüreğin bir derya, şefkatle taşan,
Şems hicâb eyler sen tebessüm edince,
Zulmet zâil olur o demde sessizce.
Bâd-ı sabâ eser rûha latîfçe,
Gönlüme şifâdır o nâzenin gülüşün.
Sanki âb-ı hayattır o şen sedâ,
Olur ya bir gün benden haber gelmezse,
Bil ki ruhum çoktan ayrıldı artık bedenimden.
Her ne sebepleyse gerçekleşirse eğer,
Gidiyorum, hakkımı helal etmeden.
Ne yaşadım ki gerçekten ömrüm boyunca?
Beyaz bir örtü sarmış yolları,
Dışım bu ayazda buz tutmuş gibi.
İçimde büyüyen gizli yangını,
Saklarım derinde, bir sır misali.
Mecburum susmaya, dilim lâl benim,
Issız gecemde bir ses, nağme gibi çöker,
Bir küçük adım beklerim umutla, titrer.
Saçının parıltısında geçmişim erir, çöker,
Bir “baba” sözüyle dünya yeniden dirilir.
Avuçlarında dünyayı taşıyan minik sevinç,
Henüz değmemiş kire, paslı dünyaya,
Gözlerinde gökyüzü, mavi bir rüya.
Ne yalan bilir dili, ne hile hurda,
Melekler imrenir duruşuna şurda.
Avucunda saklar kurumuş bir dalı,
Bırak aksın zaman, tutma eteklerinden,
Su yolunu bulur, yel eser, yaprak kımıldar.
Şimdi kapat gözlerini şehrin gürültüsüne,
İçinde bir yerde, kimsenin bilmediği bir orman var.
Derin bir nefes al, doldur içine maviyi,
Bugün de bizim için çal kemancı
Ruhumun bedenime karşı kalmadı inancı
Lokman hekim şayet getirecek olursa ilacı
Ne acı kalır ne de bitmek bilmeyen sancı
Bugün ben bile kendime bu kadar yabancı




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!