Bir gün,
Bütün saatler aynı sessizliği gösterecek.
Kuşlar uçacak,
Rüzgâr ağaçların omzuna yine dokunacak,
Gökyüzü kimsenin yasını tutmadanakşamı indirecek yeryüzüne.
Ve ben anlayacağım;
Ölüm,
hayatın karşıtı değilmiş.
Hayatın en suskun cümlesiymiş.
İnsan,
doğduğu gün ölmeye başlamazmış yalnız.
Sevmeye başladığı gün de
ölüm biraz daha yaklaşırmış.
Çünkü sevgi,
kaybetme ihtimalini
kalbin içine kendi eliyle yerleştirirmiş.
Ben artık korkmuyorum.
Çünkü korku,
bilmediği kapıları karanlık sanır.
Oysa her son,
başka bir sessizliğin eşiğidir.
Bir yaprak,
dalından düşerken
ağaca ihanet etmez.
Toprağa kavuşur.
İnsan da belki
giderken eksilmez.
Yalnızca,
adını zamandan geri alır.
Bir gün
bana ait bütün eşyalar
başkalarının evlerinde eskiyecek.
Sesim,
birkaç kişinin hafızasında
gitgide alçalacak.
Fotoğraflarımın kenarlarını
toz öpecek.
Ama eğer
bir tek kalbin karanlığında
küçücük bir iyilik bırakabildiysem,
ben bütünüyle gitmiş sayılmayacağım.
Çünkü insan,
nefesi kadar yaşamaz.
Dokunduğu hayatlar kadar sürer.
Şimdi dönüp bakıyorum.
Ayrılık,
bana kaybetmeyi öğretti.
Hayat,
yaralarımla yürümeyi öğretti.
Ölüm ise,
hiçbir şeyin gerçekten
sahibimiz olmadığını fısıldıyor.
Ne aşk.
Ne acı.
Ne zaman.
Ne de biz...
Hepsi,
avuçlarımızdan geçen
bir nehir kadar misafir.
Belki bu yüzden
en büyük bilgelik,
ölümsüz olmayı istemek değil;
fani olduğunu bilerek
iyiliği ertelememektir.
Çünkü yarın,
hiç kimseye verilmiş bir söz değildir.
Ve eğer
son akşamım gelirse,
gökyüzünden yalnızca bir şey isterim:
Arkamda
pişmanlıklardan yüksek duvarlar değil,
sevgiyle açılmış pencereler kalsın.
İnsanlar adımı unutabilir.
Sesimi unutabilir.
Yüzümü,
gözlerimin rengini,
hangi mevsimi sevdiğimi unutabilir.
Ama bir gün,
kendilerini çok yalnız hissettiklerinde,
sebebini bilmeden
bir yabancıya gülümsesinler.
İşte o tebessümde
bir parçam yeniden doğsun.
Ve o an,
ölüm
yenilmiş olsun.
Çünkü ölüm,
bedeni susturabilir.
Ama merhameti susturamaz.
Çünkü ölüm,
adımları durdurabilir.
Ama izleri silemez.
Çünkü ölüm,
ömrü bitirebilir.
Fakat sevgi,
hiçbir mezara sığmaz.
Şimdi anlıyorum...
Mor,
yalnızca hüznün rengi değilmiş.
Ayrılığın sabrı,
hayatın direnci,
ölümün vakarıymış.
Ve üçü birleşince,
insanın ruhunda
sessiz bir sonsuzluk açarmış.
Ben o sonsuzluğa
korkuyla değil,
şükranla bakıyorum.
Çünkü bu dünyadan
yanımda hiçbir şey götüremeyeceğim.
Ama ardımda,
bir tek kalbin yükünü hafifletecek
bir cümle bırakabilirsem,
işte o cümle,
benim en uzun ömrüm olacak.
Ve gökyüzü,
bütün renklerini geceye teslim ederken,
ufkun en ince çizgisinde
kimsenin tam tarif edemediği
bir renk kalacak.
Ne yalnız ayrılık,
ne yalnız hayat,
ne de yalnız ölüm...
Üçünün birbirine usulca sarıldığı,
sessiz,
derin
ve ebedî bir mor...
Onur GöknilKayıt Tarihi : 17.06.2026 23:22:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!