Ah benim ruhumun ikizi, ah benim konuşurken saatlerin farkına varamadığım ve en önemlisi konuşmadan, anlatmadan bilen ve okuyan, tâ ruhumun en derinlerini… Ben seni çok sevdim ama seninleyken kendimi hiç sevmedim.
Bu lafı sana defalarca söyledim ve yine söyleyeceğim: Seni sevmek, tüm ruhumla kalbimle insanlık için dua etmek kadar kutsal bende.
Özür dilemek demode artık, söz konusu bizim durumumuz için. Ama sen biliyorsun, seni neden bıraktığımı, hatta belki de benden daha iyi biliyorsun. Seninle arkadaş olabilmek ve hayatının bir köşesinde durmanı o kadar çok isterdim ki…
Ama bu Ankara’ya denizin gelmesi kadar imkânsız. Ben bunun için ne kadar mücadele etsem de olmayacağını en başından biliyordum. Sen benim hem her şeyimsin, hem de hiçbir şeyim.
Gönlüme hançer saplayan
Bu içimi titreten kasvetidir
Yüzümü dehşetle kaplayan
Bu mevsim sonu davetidir
İçimde, rüzgâr bile ayak ucuyla yürüyor.
Gözyaşlarını tutamazsın bazen,
Bir yalan bulur, çıkarsın erkenden.
Sessizce silersin tüm izlerini,
Kimse anlamaz, acı çeken senden.
Bağışla kendini
1.
Bir aşk ki, sanki eski bir masaldı,
Her sözü bir yemin, her bakışı yalandı.
Gözleri düş gibi, kalbi zamansız kaldı,
Elleri yüreğimde, ömür boyu çınladı.
Sevdikçe sararıverir kalbindeki sarmaşıklar,
Ufak tefek olsalar da bir hayli karmaşıklar.
Derbeder olmuş yürekler, ayrılığa alışıklar,
Erken çöken kış akşamında, nerede bu ışıklar?
Her yaprak dökülür, kırık bir feryat gibi,
İçimde bir çocuk yaşardı bir zamanlar,
Gökyüzüne dokunur, nurla oynar.
Servi dallarında gezdirirdi düşlerini,
Ellerinde serin bahar, gözlerinde şavk.
Bir yoldan yürürdü, taşlar dile gelirdi,
Bir anlığına gördüm seni,
kalabalığın içinde
kendi ekseninde dönen bir gezegen gibiydin.
Ne ışık seni aydınlatıyordu
ne de sen ışığa ihtiyaç duyuyordun.
Sanki karanlığı sen çağırmıştın,
Yüreği, korkunun bile kaybolduğu derinlik…
Gözlerim can çekişiyor hülyasında, şaşkın.
Nabzımın attığı yerde, nereden bu serinlik?
Çöl sıcağında büsbütün gözü kör aşkın.
Kıpkırmızı çay bardakları,
İnce beliyle masada duruyor.
Belki beni de kandırıyordur o bardaklar,
Tıpkı sevinince terleyen parmaklar gibi.
Her dokunuşta bir yalan,
Her bakışta bir sır,
Senin her saç telinde bir sevdalının ahı var,
ama belki de o ah, hiç senin duymadığın bir suskunluktu.
Bir yangın gibi saklı kalmış hüznü,
adımlarında hissettim — ya da öyle sandım.
İstanbul sokaklarında baktığım her yerdesin,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!