Mezat salonlarında satılır büyük aşklar,
Fakir ressamların çizdiği tablolar gibi.
Pahalar biçilir tek tek yarışırcasına,
Asılır altın kaplı çerçeveler ile
Lüks konakların aşk uğramamış salonlarına.
Aşka acemi boş gözler süzer durur,
Bir servet ödenmiş o tablolara.
Mona Lisa’nın kim olduğunu,
Yüzündeki o gülümsemenin sırrını,
Kaplumbağa Terbiyecisi’nin
O kaplumbağalara sevmeyi nasıl öğrettiğini
Anlamaya çalışır durur; sevmeyi bilmeyen,
Boş yürekli o mağrur insanlar.
Mezat salonlarında aranır sevdalar
Ya da pahalı antikacı dükkânlarının raflarında.
Kim bilir hangi fakir, aç bir ressamın
Titrek parmaklarındaki fırça darbelerinde gizliydi o aşk?
Hangi taş plaktaki ezik bir ezgide,
Hangi antika eşyanın yaşanmış hikâyesinde?
Evet, mezat salonlarında,
Antikacı dükkânlarında aranır bazen aşk.
Aşkı satın aldıklarını sanan o gururlu insanlar,
Servet öderler o fakir ve aç yaşanmışlıklara,
O gözyaşlarının her birine tek tek.
Aşkı aşk yapan, uğruna akıtılan gözyaşıdır;
Uğrunda harcadığın yıllar, o aşkın yaşıdır.
Aşka aç kalmış yürekler doymaz ki!
Aşk için aç kalmış yüreklerin acısıyla
Öğreneceksen eğer dolu dolu sevmeyi,
Doya doya aşkı yaşamayı;
Cesaretin olacak yüreğinde ateş yakmaya.
Yüreğindeki yangını söndürecek kendi gözyaşındır;
Hiçbir yangın sönmez başka bir aşığın gözyaşı
Kayıt Tarihi : 21.05.2026 18:10:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!