‘can
acıyıp incindiğinde
anlayabilir ötekini'
incinmenin acıtan seyrinde
ayrı dillerde konuşsa da
düş'...tün.............zamanın götüren rüzgarına
düşüren zamana küs'tün zaten
zamana düş oldun
bir kavanozda iz sürdün geleceğine
yıkıntıda bıraktıklarınla büyüdün
küçük aşklara
dünyanın ağır yükü sen omuzumdayken hafifliyor
zencefil ve istiridye...
ikisi de
zamanın nesneye devşirmesi...
bendeki zamanın
'varlığı'
bu şehir kapanır hüznüne yalnızlığın
aşındıran savruk bir rüzgarın uğrak mekanıdır sokaklar
her yağmur yürek ıslatır
her akşam çekilir düşlerin boğumuna aşklar
içimizin odalarında susan sesler susan gülüşler
titreyen seslerde anlamlara konan düşünceler
hüznün sabaha tortu bırakacak
sev bilincim
zarında incindim kalbinin
sen değilsin ki
silip geçen...
abaküs... kırağı yakıtlık ömürde
ne kaldı geride
ne var elde...
başladığı yer yaderklik
bıraktığı geride bitap seyirlik
iklimleri değişen cevval şu ruhta
nereye böyle
çoklu bir denklemin boyutsuz güvezinde
bin kere çarpıldığım
yirmi bin kere kendimle
ölülerimizin toprağa karıştığı
yüreklerde
perde-sahne-insan
küçük!
ancak büyük
varlıklı
ne var ki yoksul
hâlbuki çıplak
sevgimin üslü çokluğu
memlekette
göndere çekildi bir kere
seğirten endişe
kemirmekte kunduz dişleriyle
‘sözüm yaşam güzafınadır
aynası olduğum
yansımandaki ters görünün içbükeyidir’
içbükeyim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!