Dolaşır her dilde tatlı bir hece,
Aydınlanır içim her doğan gece.
Şarkılar adınla baharı sarsın,
Hangi ezgiyi duysam hep sen varsın.
Kanunlar çağlarken, kemanlar güler,
Şems-i Tebriz’in ziyâsından bulup nûr-u safâ,
Aşk ile devr eyleyen sultân-ı dindir Mevlâna.
Dinle neyden gizli sırrı, nâle eyler dâimâ,
Câna cânlar bahşeden bir cân evidir Mevlâna.
Şeb-i Arûs’tur vuslatın, yâre erdiğin o dem,
Sekâhüm
Nefsinden geçenlere aşk olsun
‘Sekâhüm’ içenlere aşk olsun
Ehl-i Beyti rehnümâ bilince
Muhabbet derenlere aşk olsun
Siyah gecelerde göğe yükselirken dualar,
Gönlümün heybesinde biriken tüm arzular,
Her biri birer tohum, toprağa düşmeyi bekler.
Avucumdan süzülür, umut dolusu dilekler.
Dileklerin peşinde hep aydınlanır bu yollar,
Binboğa’dan esen o rüzgâr fısıldar adını,
Ahır Dağı kuşanır her yıl ak libasını.
Engizek sırtlarında bulutlar raks ederken,
Ceyhan Nehri coşkuyla sular her ovasını.
Başkonuş Yaylası’nda yeşil göğe tırmanır,
Süzülüp gökyüzünde Kerbela yolun gözler,
Kanat açmış turnalar, gurbette vatan gözler
Feryat eder her gece, Rabbine niyaz eder,
Biteviye her seher, Hazret-i Hasan gözler.
Sevgili yolu gözleyen aşıklar gibi
Yağmuru hasretle bekleyen gönüller,
Gökyüzünde pamuk şeker gibi görünen bulutlara bakarak
Ve duanın kıblesine boynunu bükerek duaya durur;
Ârifler der ki;
Kuldan isteme verirse minnet, vermezse zillettir;
Göklerden dökülen gümüş damlalar,
Islatır sokağı Hüzzam şarkılar.
Camda titreyen ürkek tıkırtılar,
Yüreğe dokunan derin bir sızı.
Bulutlar kararıp çöktüğü anda,
Uhud’un bağrında parlayan bir ok,
Şehitler şâhı yâ Hazret-i Hamza!
Senin gibi yiğit bu dünyada yok,
Resûl amcası yâ Hazret-i Hamza!
Yürüdün kılıçla küfrün üstüne,
Feryâdımı dinle de figânımdan usanma
Ağlatma beni, derdimi beyhûde sınama
Nâz eyleyerek yâd ile hem-bezm olur sanma
Yaktın beni ey rûh-u revân, cânımı yakma
Bîgâne kalıp aşkıma, hicrâna düşürme




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!