Huzur-u Hz. Mevlâna’da
Meram bağlarında yeşerdi dallar
Rûmî sırrıyla uyandı o canlar.
Aşkın ateşinde eridi kullar,
Huzur-u Şems’de dâim dur niyaza.
Ey cân-ü dil iklimine sultan yâ Hüseyn,
Veyl Kerbelâ sahrasında cânân yâ Hüseyn.
Nûr-i cemâlin şem’-i hidayettir cihâna,
Zulmette kaldı kavm-i girizân yâ Hüseyn.
Bugün mâtem günüdür arz-ı semâ kan ağlasın
Cümle âlem bu elemle can-u cânan ağlasın
Fâtıma Anne figân eyler tutuşmuş sînesi
Arşı titretmekte zira Zülfikar’ın nâlesi
Cânâ yüzün şevki kalbe dolunca,
Gönül pervânesi dâra düşmüştür.
Cihan bağı gazel olup solunca,
Âşık senin için nâra düşmüştür.
Bu fânî kadehten aşk meyi akar,
Sarhoşları görüp, şarabı görmüyorsun,
Ateşi tanıyıp yakanı görmüyorsun.
Yokluğu var sandığında varlık kaybolur,
Aşığı görüp de mâşuku görmüyorsun.
Ey Dîvâne, âşık mâşuktan ayrı mıdır?
Sekâhüm
Nefsinden geçenlere aşk olsun
‘Sekâhüm’ içenlere aşk olsun
Ehl-i Beyti rehnümâ bilince
Muhabbet derenlere aşk olsun
Siyah gecelerde göğe yükselirken dualar,
Gönlümün heybesinde biriken tüm arzular,
Her biri birer tohum, toprağa düşmeyi bekler.
Avucumdan süzülür, umut dolusu dilekler.
Dileklerin peşinde hep aydınlanır bu yollar,
Süzülüp gökyüzünde Kerbela yolun gözler,
Kanat açmış turnalar, gurbette vatan gözler
Feryat eder her gece, Rabbine niyaz eder,
Biteviye her seher, Hazret-i Hasan gözler.
Sevgili yolu gözleyen aşıklar gibi
Yağmuru hasretle bekleyen gönüller,
Gökyüzünde pamuk şeker gibi görünen bulutlara bakarak
Ve duanın kıblesine boynunu bükerek duaya durur;
Ârifler der ki;
Kuldan isteme verirse minnet, vermezse zillettir;
Kırıldı kilitler, kapandı kafes,
Baharın göğsünden aldım bir nefes.
Damarımda akan o çılgın heves,
Git koş, koşabildiğin kadar!
Ehlileşmek bana zincirden ağır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!