bana getirdiğin günleri harcıyorum
köşeleri kesilen bir çember
geçmişten günümüze gelememekteyim
tırmanmaya çalışırken yaralanma
bu akşam oynanan kolay
göklerdeki babamız bugün sona eriyor
bilmediğim müzikler dinliyorum
ve resim uçlu kalemle çizilmez
gülüşün bile peltek senin
renkli ve gürültülü mutsuzluğun
noktalarını uzatıyorsun bitmemiş cümlelerin
sen diye soruyorum
bugün güneş çok güzel doğdu
perdelerin arasından içeri usulca girdi
sanki evin içinde kimse eksilmemiş gibi
masa örtüsü temizdi
bardakta su vardı
ekmek sıcaktı
gece indi
ben kalkmadım
üstümde bir ağırlık vardı
biri ölmemiş de
ölmeyi yarım bırakmış gibi
kimseye anlatmadım seni
bir masa ağlıyor,
üzerinde intihar notları
kağıt değil, deriyle yazılmış
ve mürekkep: içeriden sızan bir unutuluş
duvar soluyor
üstünde gözbebekleri var
bugün her şey yolunda gitti
gökyüzü kimseye kin tutmuyordu
bir çocuk kırmızı bisikletiyle geçti önümden
zili o kadar neşeli çaldı ki
sanki dünya gerçekten onarılmıştı
manav portakalları dışarı dizmişti
evin içinde bir kapı vardı
kimse o kapıyı kullanmazdı
önünden geçerken sesimizi alçaltırdık
sanki içeride uyuyan biri değil de
bizi rüyasında gören eski bir felaket vardı
perdeler gündüzü içeri almıştı
geceyi duydum
ama ses değil, plastik bir diş sesi gibi
kulağımdan girip mideme oturdu
bir şey battı gözümün içine
gözüm yoktu
sadece içime düşen bir boşluk vardı
bazı geceler pencerenin önüne küçük bir parıltı konuyor
yeşile çalan yorgun biraz da kırılmış
dokunmuyorum
çünkü bazı şeyler dokununca büyüsünü değil yarasını bırakır insana
Dün gece yastığımın altından bir gökkuşağı çıktı,
yedinci rengi eksikti.
Yemeğe tuz diye ekledim,
şimdi tabağım şarkı söylüyor.
İstasyonda bir bavul gördüm,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!