Çam sakızını armağan eylemiş dillere gariban bir çoban...
Oysa feriştah sofralarında çiğnenen her söz bal değildi;
kimi zehir zemberek,
kimi toz duman...
Babaannem derdi ki:
"Mutluluk mu diyorsun?
Sabah kahvaltıda çay kaşıklarının sesi karışmalı...
Kavrulmuş soğan kokusu evden buram buram dışarıya taşmalı...
Çaydanlık zamanlı zamansız fokurdamaya alışmalı...
Ocak da eyve de kirlenmekten pek bir memnun olmalı...
Bir fal taşı özentisi idi
cevapları ile
nasıl baş edeceğini bilemediği
sivri dilli suallerin
gözlerine aksi…
Babaannem derdi ki:
"Elden ayaktan düşmeden ölmek önemli değil kızım
gözden, gönülden düşmeden ölmeli...
Yaşa baş mı soruyorsun?
Her zaman kopmaz ki inceldiği yerden...
İnsan eteğindeki (dökemediği) taşlarla da
Kendi adının gölgesinde yolculuk eden
kayıp bir şiiri arıyordu
aynadaki göz bebekleriyle yüzleşen kadının
düşünceli pozları...
Yaşadığı yılların saniyelerini titreten,
Babaannem derdi ki:
“Kabuğunun sertliğine aldırma...
İçi diş sinirlerine benzer yüreğin...
Babaannem derdi ki:
"Yağmadan gürleyeni
durup durup benim diyeni
gönlünü sadece kendiyle eğleyeni
dilini hayra uzak bileğleyeni
Babaannem derdi ki:
"Suyunu kendin bulandırırsın kızım
farkında olmazsın...
Bırak derinlerde tepinip durmayı...
Kıymetli bir mücevheri
......................yerde bulur da bir hayvan
Parlaklığını pek beğenir
Severken korkmadık ki günahından...
O yüzden her sabah yeniden uyanan gün
vaz geçmez olmuş ahındannn...
Hani diyordun ya, Bir kahvaltı yapmalıyız seninle...
Şöyle yeşilliği bolundan...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!