yüzüme vuran yağmurun
ilk damlasını sen tanıdın,
mendilim.
ben, insanların gözlerinin içine bakıp
iyiyim. dedim.
sen, ceplerimin karanlığında suskunluğumun
tuzunu emdin.
meğer bazı yağmurlar bulutlardan değil,
insanın sustuğu yerden başlarmış.
bir çocuk bıraktım eski bir mahallenin çatlak kaldırımında.
elinde misketleri vardı,
cebinde gökyüzü.
ben büyüyünce o çocuğun sesini kaybettim.
şimdi hangi sokağa dönsem adımlarım
beni tanımıyor.
şehir.
demirden yapılmış büyük bir yalnızlık.
her pencere başka bir hayatı aydınlatıyor,
ama hiçbir ışık insanın içine düşmüyor.
kalabalıkların arasından geçerken
omzuma çarpanlar oldu,
kalbime dokunan olmadı.
bir banka oturdum.
akşam, yanıma yaşlı bir adam gibi çöktü.
kuşlar sustu.
gölgeler uzadı.
ben, ceplerimde seni yokladım.
çünkü insan,
her yarasını bir dosta anlatamaz.
bazı acılar yalnızca
bir mendilin bildiği dildir.
sen, gözyaşının tercümanısın.
söylenemeyen cümlelerin sessiz alfabesi.
rüzgar geçti.
saçımı değil,
içimde yarım bırakılmış hayatları savurdu.
her veda,
kapımdan çıkarken evden bir pencere götürdü.
şimdi hangi sabaha uyansam
bir tarafım eksik aydınlanıyor.
annem.
bir duanın sıcaklığıydı elleri.
başımı okşarken dünya biraz daha güvenli olurdu.
babam.
dağların konuşmayan tarafıydı.
sevgisini söylemezdi
ama eve her gelişinde çocukluğum biraz daha büyürdü.
şimdi ikisi de hatıralarımın
en sessiz odasında oturuyor.
ben ara sıra gidip onlarla konuşuyorum.
cevap vermiyorlar.
ama insan,
bazı sessizliklerden en uzun cümleleri duyuyor.
ey zaman.
benden geçerken takvimleri değil,
yüzümdeki mevsimleri değiştirdin.
aynaya her baktığımda
biraz daha çocuk eksiliyor içimden.
biraz daha babama benziyorum.
biraz daha annemin duasını arıyorum.
ve anlıyorum,
yaş almak, saçın beyazlaması değilmiş.
insan,
özlediklerinin sesini içinde çoğaltınca
yaşlanıyormuş.
bir gün herkes gitti.
kimi bavulunu aldı.
kimi adını.
kimi de arkasına bile bakmadan
benden bir mevsim götürdü.
ben yine aynı gökyüzünün altında kaldım.
bulutlar değişti.
yollar değişti.
ağaçlar yapraklarını değiştirdi.
insanlar yüzlerini.
ama yağmur.
yağmur hiç kimseye benzemedi.
ilk günkü gibi dürüstçe düştü yüzüme.
ilk günkü gibi sessizce ıslattı seni.
işte o zaman anladım.
insan, güçlü olduğu için ayakta kalmıyormuş.
içinde kırılmamış küçücük bir umut kaldığı için yeniden doğruluyormuş.
ve umut.
bazen bir dua,
bazen bir çocuk sesi,
bazen de cebinin en karanlık köşesinde unutulmuş beyaz bir mendilmiş.
eğer bir gün adım
rüzgarın omzundan düşerse,
bir sokakta ansızın yağmur başlarsa,
birinin eli cebindeki eski bir mendile giderse,
beni aramasın.
ben orada olurum.
çünkü bazı insanlar mezar taşlarında yaşamaz.
bir damla gözyaşında,
eski bir cebin sessizliğinde,
ve kimsenin duymadığı
bir iç çekişte ömür boyu yaşamaya devam eder.
yüzüme vuran yağmurun ıslaklığını yaşayan sensin, mendilim.
ben sadece sana emanet edilmiş
bir hikayeydim.
✍️
Mustafa AlpKayıt Tarihi : 12.08.2026 18:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!