Düşüncelerim ışık hızı,
Bir anda gelip geçiyorlar beynimden
Şimşekler gibi her biri
Yakaladıklarım defterimde,
diğerleri kayıp gidiyor beynimden,
Kuyruklu yıldız gibi.
Karanlık geceye fırlayan
Ve karanlığı renkten renge boyayan
Havai fişeklerimiz…
Bizim devrim şehitlerimiz.
Tarihimizin çok kısa bir anını
Aydınlatmaya adamışlar hayatlarını
sen ey doğacak ufukların müjdecisi
sen ey ekonomik mücadeleyi aşan
bu günle yetinmeyen kişi
arkandan koşuyor zaman
zamana yakalanmak
öpmektir tehlikeyi.
Her gün yükseliyoruz bulutlara bakarak
Eskiden burçlara dikiliyordu
Şimdi; Beyinlere dikiliyor bayrak
Sanki mantarı gösteriyor bu!
Çağ atlamak için yemin edildi
Hakimler kararını zar atarak verirdi
Karar hazır geliyor şimdi
Adaylar papatya falıyla belirlenirdi
Egemenler işi şansa bırakmak istemedi
Dilin ucunda mancınık gibi demokrasi
Rahatlayamazsın!
İçine korkular dolmuşsa
Rahatlayamazsın!
Kuş tüyünden yatak olsa
Rahatlayamazsın!
Seni ordular da korusa
Emperyalizm kendi krizi ile karşı karşıya kaldığında daha da saldırganlaşıyor. Saldırganların hedefi ise asalak geçinenler değil, tam tersine bizzat ellerindeki maddeleşmiş emeğin sahipleri oluyor. Onları daha ucuza çalıştırmak için baskıları azami derecede artıyor. Sosyal hakları kısılıyor, işten atmalar sürüyor… Zincirlerinden kurtulmak isteyenler cezaevlerine tıkanıyor, kurşunlanıyor. Maden ocaklarında ve diğer iş alanlarında bile bile ölüme gönderiliyorlar. Zenginler avcı, mazlumlar av oluyor. Zenginler avlarını kolay avlayabilmek için bölüp parçalıyor… Milliyetlere, mezheplere renklere, bölgelere göre ayırdığı insanları birbirine düşürüyor. Ötekileştirip, damgalayıp, karalayıp, suni farklılıklar yaratıp, farklılıklar arasında düşmanlığı körükleyip egemenliklerini sürdürüyorlar. Mazlumlar kendi aralarında savaşıp kendilerini tüketerek zayıfladıkça, zenginler güçlü görünüyor.
‘’Av dünyanın her tarafında sürüyor, efendiler ulusal çıkarlar adına avlanmayı sürdürüyorlar! Mazlumlar da terörist faaliyetlerini’’1
Tarihi güçlüler yazıyor. Kendileri saldırgan oldukları halde meşru müdafada olan mazlumları terörist ilan ediyorlar. Güçlü iletişim araçları ellerinde olduğundan sesleri yüksek çıkıyor ve bu yüksek ses mazlumları aldatıyor, korkutuyor, sindiriyor, kendi tarafına çekiyor…
Korkmak, sinmek, onların peşine takılmak onları sömürülmekten kurtarıyor mu? Hayır. Her gün yoksulluk ve acılar artarak devam ediyor…
Sürdürülen soğuk ve sıcak savaşlarda parçalanan acılar bütün mazlumları yaralıyor. Acısız insan yok gibi… İnsanın özü gereği, her insan önce kendi acısına eğiliyor. Hangimiz ağrıyan yeri dururken sağlam tarafımızı tutarız? Ama bu da yetmiyor. Görülüyor ki bireylerin ve grupların, kendi acılarına eğilerek bitirilebilecek gibi değil… Bu daha çok zenginlerin işine yarıyor.
Sayın Abdullah Öcalan’ın da Newroz mesajında belirttiği gibi ‘’Emperyalist kapitalizmin ve despotik yerel işbirlikçilerinin tüm dünyaya dayattığı Neo liberal politikaların yol açtığı kriz, bölgemiz ve ülkemizde çok yıkıcı bir şekilde yaşanmaktadır. Halklarımızın ve kültürlerinin etnik ve dini farklılıkları, bu kriz ortamında, anlamsız ve acımasız kimlik savaşlarıyla tüketilmektedir. ‘’2 esas olan tüm ezilenlerin emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı ortak mücadelemizdir. Mücadelemizin Çıkar odaklarına karşı birlikteliği ön plandadır.
Dağlar ne kadar yüksekse
Çukurlar da o kadar derindir
Krallar ne kadar azametliyse
İcraatları da o kadar kirlidir
Burnu havada kralların
Gerçeği görmek istemezler
Koskoca adam başımızda
Her şeyi ondan iyi bilecek değiliz ya
Bıçak sırtı gidiyoruz referanduma
‘’HAYIR’cılar terörist…’’
Ters kepçe oldu terörün anlamı da.
Avrupalı olmak istedik,
Kapılarının önünde bekledik
‘’insanlığı öne çıkarın’’ dediler…
Uymazdı üstümüze, güldürdü bizi.
Bırakıldık kapı önünde, evsel atık gibi.




-
Hasan Ateş
Tüm YorumlarSevdiğimiz bir abimiz kendisi. Bir grupta yayınladığı şiiriyle tanıdım kendisini. Mizahı kullanır şiirlerinde, bununla birlikte duygusal şiirleri de yok değildir. Popüler şiirleri de var, güzel tabi. Ayriyeten grup da kurdu sağolsun, ne de olsa mizah seviyoruz.