Bir nehir,
Denize kavuşmayı düşlerken,
İçinde kalan taşların
Kendi ağırlığıyla boğulduğunu bilmez.
Karınca bilmiyordu
Hangi ayağın altında
Ömrünün biteceğini.
Bilmiyordu elma ağacı,
Sağanak bir yağmurda
En olgun meyvesinin yere düşeceğini.
Gökyüzü de söylemezdi
Hangi bulutun yas taşıdığını.
Rüzgâr, dokunduğu yaprağa
Hangi vedayı üflediğini bilmezdi.
İnsan,
Kendi kaderini yürüdüğünü sanır.
Meğer kader,
Çoktan onun ayak izlerini ezberlemiştir.
Direnirsin...
"Hayat devam ediyor," dersin.
Bir tebessümü yüzüne emanet edersin.
Oysa gözlerin,
İçinde yıkılan umutların enkazını taşır.
Yaşamın acımasız girdabı
Yaklaşır göğüs burgacına.
Bazen içine bir sıkıntı düşer;
Fırtınadan önceki sessizlik,
Bir bıçak gibi iner ruhuna.
Sonra görünmeyen kasırgalar gelir;
Önce umutlarını söker,
Sonra gölgesine sığındığın dalları.
Bir avuç nefesle
Koskoca zamana meydan okuyan yolcularız.
Ne fırtınayı durdurabiliriz,
Ne yağmuru geri çevirebiliriz.
Kimse bilmez
Yarın hangi kapıyı çalacağını acının.
Hangi haberin
Bir ömrü iki cümleye böleceğini.
İnsan, hazırlıksız yakalanır yazgıya.
Kader, ayak seslerini duyurmaz uzaktan.
Ne dağ beklediği çığı bilir,
Ne deniz kopacak fırtınayı,
Ne de insan içindeki tufanı.
Bir gün...
Adımızı son kez çağırır dünya.
Arkamızdan kapanan kapının sesinde anlarız;
Hiçbir yol bize ait değilmiş.
Meğer bütün ömrümüz,
Bize emanet edilmiş
Tek bir vedaymış.
Kendi cenazesini omzunda taşıyan
emaneti sahibine götürenlermişiz.
My Poem Halil Köse
Kayıt Tarihi : 20.06.2026 22:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!