KENDİME SESLENİŞLERİM 2
Kendimi sorgulamayı seviyorum
Ne zaman ayna karşısına geçsem
Saçlarımı özenle tarıyorum
Ve ruhumu çıkarıp bedenden
Halı gibi silkeliyorum
Küflü yılların acıları dökülür mü?
Dizime yatırıp, ruhumda biriken
Sevdiklerimden,sevmediklerimi ayıklıyorum
Ne zaman ayna karşısına geçsem
O an kendim, kendimin olurum
En kıymetli, yani zamanımı
Kendi kendime ayırırım
Kendimi düzelttiğimi sanırım
Ne kadar kendime kusurum varsa
Kusursuzca, safça…
Ruhumun saçlarını yıkarım
Arınır saç tellerimden
Bir şüphe, bir tereddüt, bir kıskançlık
Aldırmam tütünün bedenime verdiği zarara
Akciğerlerim kara torbalı, dilim bozuk, dişlerim lekeli
Yine de mutluyum
Alnım ve ismim lekesiz
Ne zaman ayna karşısına geçsem
Gözlerimden yaş yerine kurşun dökerim.
Kendimi tutuklarım.
Kendimi sorgularım.
Kurşunlar canımı mı yakacak
Canımı mı alacak
Nazarı mı çıkaracak
Diye…
Acaba korkuyor muyum?
Ruhum mu gerçek benim
Yoksa suretim mi benim
Beni kim temsil ediyor
Riyakârlıklar dünyasında
Bana ihanet eden ruhum mu?
Bedenim mi?
Cevabını bulamıyorum
Bir taş olsam oysa ne kolay olurdu.
Yağmur yağar yıkanırdım
Arınırdım, paklanırdım
Arı konar sokmazdı
Rüzgâr saçlarımı kuruturdu
Bir ağırlığım olurdu
Portakal çiçeği kokardım
Korkularımdan kurtulunca
Yüzüm akşam kızıllığına dönünce
Gecenin başladığını anlardım
Yüreğimi, yüreklice verdim
Ellerimle aşk ateşi içine
Gözlerimle söküp aldım
Yüzümdeki gülümsememi
Aşka düştüm düşeli
Sesler…
Geldiler.
Merhamet diledim.
Beynimi kemirdiler.
Gözlerimin içine bakarak
Gözyaşımı acılarım sildi.
Ağlatarak.
Ne zaman ayna karşısına geçsem
Yüzümde beliren şey ne?
Utangaçlık mı? Ay ışığında.
Peki ya bakışlarım
Sorarım kendi kendime
Kendimi ararken utanırım
Ne zaman ayna karşısına geçsem
Bir ben, beni kendi yanına çekmeye çalışır
Kır çiçeklerinin kokusunu alabilir mi bedenim?
Âşıklar rıhtımında yürüyebilir mi ruhum?
Kibrimin sonunda kalan küller
Bedenimin likenidir.
Biliyorum anlaşılamıyorum
Anlamlandıramıyorum.
Bedeni ruha, ruhu bedene
Sığdıramıyorum
Dağ zirvesinden ateş püskürten ejderha gibiyim.
Unuturum.
Bilinçsizce yaşam süren beni
Eğer ben beni bu yolda beklemiş olsam
Geriden gelen ben, bekleyen beni geçip giderdim.
Durmazdım.
Aldırmazdım.
Unutmuş olurdum.
İnsan yaratılmış dünya türabından
Ama kimisi necaset tarafından
Kendime değer biçsem mesela
Bu beden toprağın ne yanından
Kendime gelirken
Her zaman ki yoldan geçsem
Bugün attığım adımlar yenidir
Dünküler eskidir
Bugünkülerden eksiktir.
Kendimle yüzleşince
Göz göze gelince
Örgendim kendimce
İnsanda vefa olmadığını
Güneş ne kadar göz kamaştırıcı olursa olsun
Fazla aydınlatıcı olduğunu düşünmüyorum
Tepemden baksa da, tenimi yaksa da
Zihnimi asla aydınlatamıyor.
Sözler karanlık, bulanık imalarla dolu kavranması zorsa
Aldığım her nefeste o kadar olaylı murip oluyor
Dünyada yazılan yazıların ne kadarı bana ait bunu hesaplayamam
Ama yazılan tüm aşk şiirleri sana yazılmıştır diyebilirim.
İçim biz dolu, senden ve benden çıkarsak nefsi
İki cepheden dört gözle alınsa ifadesi
Sarhoşların müptela olduğu alkol gibi uçar
Kuşlara tutunur bulutların ardına kaçar
Ne zaman ayna karşısına geçsem
Şu dünyaya karşı iştahsızlığımı fark ederim
Kendimi de unuturum.
Ölürdüm hiç çekinmeden
Eğer ölülerle yatmama izin verseydin
Bak yine kendimi unutuyordum
Ama geçti…
Gözlerime bakınca sırılsıklam olur kalbim
Ve önümü aydınlatmaya yetmez göz ferim
Hadi tut! Nefsin kollarını beraber silkeleyelim
Vebal onda mı, bizde mi adilane irdeleyelim
Kendi kendine âşık olur mu insanoğlu
Hâlbuki paramparça aşk sızıları ruhunda dolu
Bırakalım deniz fırtınayı kıyıya savuradursun
Sen ve ben açmalıyız kalbi ki huzur dolsun
Sesler…
Ses hızıyla geldiler.
Işık hızıyla beynimi kemirdiler.
Düşünce hızıyla yok ettiler.
Bir sevgilinin gidiş hızıyla terk ettiler
Bitap düştü düşündüğüm düşlerim
Bütün gün didişip durur gülüşlerim
Sonra iki damla süzülür yanağımdan
Zehrin en kavisi gözyaşını dökerim
Sevda tarlalarına sahipti kalbim
Sulaktı, yemyeşildi ve bereketliydi
Berrak sularına çamur bulaşmazdı
Bir rüzgâr suları kuruttu çöle çevirdi.
Karanlıktan korkar insan
Ben de…
İnsanım…
Kaçsın diye taş atarım
Karanlığın derinliğine
Ve…
Başım kanamaya başlar.
Bakışlarım ağır gelir bakışlarıma
Göz kenarlarımda
Hayatımın dönemleri
Mısra mısra
Şiir olup yazılmış.
Gözaltlarımda
Mor menekşeleri
Patiska torbalara
Kimler demetlemişler?
Ayna karşınına geçince
Yalnızlığımda…
Kalabalıklığını görürüm
İçime attıklarımın
İçimde yaşattıklarımın
İçimde öldürdüklerimin
İçime gömdüklerimin
Kemdim de ki koca dünyayı
Haykırışların
Konuşmaların
Susmaların
Gülüşlerin
Ölüşlerin olduğu
Ama…
Doğuşların olmadığı
Karanlığın esaretinde.
Ne zaman ayna karşısına geçsem
Kibrim yüzünden
Acımasızlığım sebebinden
Kendimi kaybederim
Kendimde kendimi ararken…
Kayıp şahıslar bürosunca da aranır mı?
Zulmedemez kimse, kendimin kendime ettiği zulmü
Toplanıp üzerime hücum etse mahlûkatın tümü
Kırkımdan sonra yıldız gibi parlamaya başladı sakalım
Artık daha rahat kendimden kendimi çıkarabiliyorum
Hasat döküntülerini toplayarak gıdama ulaşıyorum
İnsan olan insanoğlu biraz darı saçar gönül toprağına
Hiçbir zaman ayrılmaz zaman yolundan
At gözlüğü takmışçasına çıkıp galobundan
Dörtnala son sürat koşarak kulvarından
Eleyerek öleni, doğanı, yaşayanı
Gönül insanının nekesliği olamaz
Babacanlığı ahde vefası olmalı
Geldiğim kaynağa yürürüm adım adım
Yalan dünyayı tüketerek dakika dakika
Bakışlarım kordur, yakar ama…
Işıtmasa da gözlerim nurludur.
Her senenin ortasında kendimi hatırlarım
Döner mazime bakarım giden yılın aralığından
İlahi bir yağmur başlar göğün kapısından
Toprağın ıslaklığını Nuh Tufanı’ndan sanırsın
Ve bir yanım üzgün bir yanım sürgün
Güneş gözlerini kapatıp uyumaya gider
Ay, kara kaftanı giyip pusatını kuşanır
Ve başlar şairlerin sessizce ölümü.
Rüyalar ormanında yaşar insan
İmalar romanlarında yazar insan
Gelmeyen rüyalara uykunun en derininden süzülerek ulaştım
Beni görünce korkup kaçıştılar, kâbusu oldum pembe rüyaların
Ruhumu öldüren ellerin şefkati
Kalbimi boğan sevdanın merhameti
Yaşama dört kolla sarılmanın cesareti
Var mı?
Kirpik parmaklı hapishanede
Gözlerimin içinde ki alevde bir alev görürüm
Mavi köklü sarı renk lale gibi
Az, biraz olsun malı mülkü sevebilseydim.
Cehennemi yeni yerleşim merkezi yapardım
Hiçliğime mi sürüklenirim
Yoksa piçliğime mi sürüklenirim.
Neden maziye dönerim
Zihnim neden bedenimin gerisinde kalır
Ve neden tereddüt etmem
Tenim titremez, ruhum solmaz?
Ne zaman ayna karşısına geçsem
Düşünürüm.
Dünya serüveninin sona erdiğinde
Cehennemin yolu çiçeklerle süslenmeli
Sonsuz karanlıkta el ele tutarcasına
Ayrılık ve hüzün kucaklaşırcasına
Sarmaş dolaş, yan yana, can cana
Birbirine girer tınılar, korkular, tatlar
Cennet kokusu var kendimden arda kalan
Sınırlara sığmayan, sonsuzluğa yayılan
Ruhumda ve sözümde coşkusunu haykıran
Aşk ilmin sahibi mi?
Bilim aşkın yoldaşı mı?
Kim daha samimi sever?
Yalnızlık çölünün yağmuruyum kendimin
Uyanmış, ebedi uykuya ilerlerken
Yüzümüz var yüzümüze bakacak senin ve benim
Yüzlerimize bakarken sırlı camda
Ne perperişan haldedir bazı insanlar
Baktığı ayna dahi paslanmıştır.
Fikir, buluttan yeryüzüne atılan mızrak gibidir.
Göz açandır, göz alandır, zihin yakandır.
Korkar insan gücünden, ışığından, haşmetinden
Kaplumbağa gibi başını kabuğuna çeker.
Kıvrım kıvrım akar berrak ırmak
Vadilerde çimenlerin başını okşayarak
Huzur veren şarkısını okuyarak
Gören kim, görebilen kim, duyabilen kim?
Ne zaman ayna karşısına geçsem
İki avuç ‘sala’ doldururum avuçlarıma
Yüzümü yıkarım ölümün soğukluğuyla
Yunus gibi ‘ bir ben bulurum benden içeri’
Kemdimde kendimle buluşurum.
Dururum…
Durulurum…
Susarım…
Gözlerim daha ne kadar ruhumu ışıtır
Bilemiyorum.
Gördüklerimin ardında başka şeyler mi var
Göremiyorum.
Saklanmış sözlerin gizeminde imalar
Söyleyemiyorum.
Fısıltılar esintisinde gelir anlatımlar.
Duyamıyorum…
Bilebilseydim…
Görebilseydim…
Söyleyebilseydim…
Duyabilseydim…
BULABİLSEM.
Ölümü…
Koşarak gideceğim
Ama…
Ölemiyorum.
Ölmeyi de beceremiyorum.
Yunus Hüseyni
Kayıt Tarihi : 2.05.2026 00:02:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!