KENDİME SESLENİŞLERİM 3
Kendime sesleneceğim
Kendimce
Ben, bana seni anlatacağım
Senin duymayacağın
Asla duyamayacağın şekilde
Eğer…
Sesler müsaade ederse
Gelmezse
Gelirde
Çabuk giderse
Ama hisset
Bu sözler senin için
Elin bir çiçeğe dokunsa
Şukufe sarraf, gül attar olur.
Yüz siman suya düşse
Toprak amber, ab gülsuyu kokar
Rüzgâr saçına dokunur
Kokunu çalar
Ve o memnuniyetle koşar
Diyar diyar
Ben ise her rüzgâra kucak açarım
Rüzgârı kollarımın arasına alırım
Bağrıma basarım
Koklarım
Sevgilim
Yağan yağmur sicimleri
Saçlarını tarayınca
Benden başkası saçlarına dokundu diye
Istırabım artar
Zülüfün sallanıp
Yanağına dokunsa
Küstahlık etmiştir
Buse konduracağım yanağına
Baht gecesi ay doğar
Ay’da lekeler belirir
Ay seni yansıtır göğe
Sende bir hal var sanırım
Yüreğimin ateşi acı ile yanar
Yüzünü gördüğüm gün
Hakiki güneşin ne olduğunu anladım
Ve rüzgâr kokunu getirince
Aşka düştüm
Ve de artık düşkünüm
Sesler sevgilim sesler
Hızlıca geldiler
Duramadan esip geçtiler
Sevgilim
Saçının rengi ve teninin kokusunu
Çiçekler içinde bulamadım
Saçını taradığın tarak
Cihanı misk kokusuna boğar
Makas saçını keser
Telleri yere düşer
Toprağı amber rengine boyar
Kırılır tarağın dişleri
Gam oku olur
Kalbime saplanır
Makas şahdamarımı keser
Gözlerin beni mecnun edip
Çöllere düşürdü
Bul beni! Kaybolmamam için
Saçlarınla zincirle
Sevgilim
Dünyanın senin sevginden başı döndü
Başladı kendi etrafında dönmeğe
Zaten senin aşkına düşmüş beni
Daha da perişan etti.
Bir şair sevgilinin kokusuna
Efsun derse kızmayın
Sevgili kokusunun
Meleklerden üstün olduğunu anlatacaktır
Gönül can vermeden
Saçından bir tel almak ister
Saç telini koklamak diler
Ama hiç kolay değildir
Koklasa gönül oracıkta can verir
Sevgilim
Yüreğimin ateşinden kararmış olan
İnleyen ve feryad eden tenim
Gözünün üzerinde ki siyah
Aşk yayına benzeyen kaşının sadakasıdır
Kader, aşk yükü altında beni
İki büklüm etse de
Senin zülüf kıvrımlarını hayal ederim
Sesler…
Zalim sesler…
Hep birlikte geldiler
Her yönden
Kendimi, kendimin karşısına geçirdiler
Aynada…
Seni alıp gittiler
Esip geçtiler
Yoğu yoğu baktım yüzüme
Bakmaya utanmayan gözümle
Aşka varmak mukabildir
Lakin aşkın sırrına varmak yarı kabildir
Gözlerimi kaplayan karanlık sisi
Dağıtmaya yeter mi sevgilinin sesi
Veya
Rüzgârın uzaktan getireceği havadisi
Sonbahar ışığının yarattığı yavruağzı parıltılar
Poyrazın uzaktan esmesiyle gökyüzünü gülkurusuna boyar
İçimin bütün bütün karardığını sandığım anda
Niçinim hiç açıklanamayacak çok ciddi anlamda
Biçimim ile ruh-i ahlakımın arasında
Bozulmuş ruh durumuma bir nur-u ışık yandı
Taşınmazlarımdan söz etsem
Yüreğime iskân tutan aşk derim
İnsan olduğum için mi düşünüyorum
Düşündüğüm için mi insan oluyorum
Beden temizlenir
Banyo suyuna nişasta, radyoaktif safir ve esans katılarak
Peki, ruhu ne temizler
Söz mü? Tövbe mi? Ölüm mü eder pirüpak?
Aşka olan sevdamdan
Alçaldım nirvanaya ulaşmaktan
Uzaklaştım ilmin sırrına varmaktan
Afallamış şaşkına dönmüşüm
Aklımda aşk var, mutlaklığın ortasında
Aşkı temsil ediyor diye bahçeme erguvan ağacı diktim
Pembe çiçeklerinin rengini, aşkımın yanaklarına benzettim
Karşıma geçmişte gülümsüyormuş gibi zannettim
Güz gelen de, yapraklarını toprağa dökende
Dökülen her yaprağın yerine bir resmini astım
Sevgilimi ilk gördüğümde
Kanım dondu
Ödüm koptu
Dizlerimin bağı çözüldü
Dilim tutuldu
Aman Ya Rab’bi
Aman Ya Rab’bi
Çok şükür ki
Muştulanmış olduğum
İtikata imanım tamdı
Yoksa…
Dilim varmıyor.
Kendimi unutup canhıraş çığlıklar atarak
Kendimde uyanmak istiyorum
Yanaklarıma şaplatılmış
Tokatlarla sakinleşmek istiyorum
Sağlıksız, çıtkırıldım, süklüm püklüm kalbim
Zorluklara karşı manevi gücü aşkta bulur
Arago varsayımında dahi yıldız ışıklarının kırılması öngörülürken
Aşkın bakışlarında ki sevgi ışığı kırılmadan kalbime saplanır
Ey aşk…
Düz bir ünlüyü yumuşağından
Zamiri sıfattan
İsmin bir halini bir başkasından
Ulacı ortaçtan
Şart kipini şimdiki zamandan
Zaman zarflarını, durum zarflarından
Doğrudan anlatımı, dolaylısından
Anlatımda yalınlığı, duruluktan
Anlatacağım sözlerle ifade etmek isterdim.
De… Karışık uyum kurallarını kavrayamadım.
Zihnim gibi
Ruhum gibi
Kemdim gibi
Bir ürperti kaplar yüreğimi
Ayna karşısında görünce kendini
Kendim den mi korkuyorum
Yoksa hakiki kendimi mi buluyorum
Yüzüme bakınca görüyorum içimi
Ve yalanlarımı gizleyen suretimi
Hiçbir şey bir diğerinden kopuk ve bağımsız değildir
Gidiyorsa birisi, sorumlusu mutlak onu ardından itendir
Kendimi kendimden çıkarmak istiyorum
Ve
Kendimin, kendi karşıma çıkmasını diliyorum
Doğanın kaderi yine doğanın kendisindedir
Ve doğanın kaderi olasılıkların dünyasıdır
Olasılıklar anlatır insana umudun gerçekliğini
Ve gerçeklik doğanın kaçınılmaz kaderidir
Âşıklık, gözle görünen dünyada olduğu halde
Dünyadan geçerek görünmeyende
Yolculuk eder
Sınırlı dünyadan sınırlarını bilinmeyen
Gayba adım atan kişinin duruşudur
Aşkın memleketi tecelligah-ı ilahidir
Gönülle sevemeyen âşık müntehirdir
Tutuştuğum aşk ateşinde
Ben yandım, sen pişesen
Ömür denilen aşk yolunu
Ben kazayım, sen düşesen
Kırma bir ağaç dalını, o dal başına tokmak olur
Zalimliğe özenme, zalimlik kendini vurmak olur
Bakınca kendime, âlemini nasıl keyf etmiş
Bilmez ki kendim cennetini nasıl def etmiş
Adım mümsik’e çıkmış dünyada
Harcamasını bilmediğim zamanda
Güle benzer aşk
Bahçıvan tarafından budansa da
Kırılsa da, daha kuvvetlenir
Daha coşkun hal alır
Vuslat gece olsa, aşk mahinurdur
Vuslat çöl olsa, aşk zemzem-i sudur
Ayrılık şeytanı kesince yolumu
Hasret ile bağladı kolumu
Aşıklar diyarında yerim yoktur
Hüseyni mahlasım ismim yoktur
Aşkın peşinden adım adım
Yürüyerek ahretimi yaktım
Yeryüzünde çektim aşk cefasını
Seni kalbimde taşıyarak sefasını
Fani imiş, aşkta görmedim vefa
Sızısı çok, bivefaymış bivefa
Divane gibi döndüm her yöne
Aşkın yüzü gülmedi bana
Aşk denizinden umut ettim yine
Sahilinde oturup hayal kurdum yine
Kesme sözümü, aşka sözlü biriyim
Yalnızlar rıhtımının isimsiz köpeğiyim
Şimşek çaksa, gök gürlese latanetu
Gönderiverirse can alacak bulutu
Aşk için canı feda edene kurban olam
Akılsız pervaneler gibi canı od’a salam
Alem üzerinde aşk kurbanı benim
Bedenen, ruhen kulu kölesi benim
Ve…
Maşuk’un zekâtı, aşığına kalbinde yer vermesidir
Güçlü kibrin yöneticisi altındaki zayıfların
Yazdığı acıyı, iki insan ayrılırken yaşayabilir
Harabeye dönmüş, yorgun yıllar ardındadır mazi
Belki de sırf bu yüzden aralıktır yılın son ayı
Döneni olur da tamiratını, tadilatını yapar diye
Ne kadar hızlı koşarsam koşayım
Güneşli bir günde gölge çizgilerim değişmez
Kader yazımı değiştiremediğim gibi
Anılarım artık daha karanlık
Sanırım daha da karanlık olacak
Belki böylece karanlık
Günahlarımı paklayacak
Ve daha karanlık bahtım
Dünyam, kaderim, gözüm
Korkmamalıyım
Zifirden zifir gecem, yüreğim
Urba diye üzerime giydiklerim
Kapkara düşer oldu gözyaşlarım
Akıttığım kanım
Sabahlar olsum sırat’ım
Sırat’ın ortasında izdivacım
Olması için
Yaşanması gerekeni yaşamalıyım
Gürül gürül üzerime akarken günahlarım
Maşuk’un ismi âşık’ın kulağında sur sesidir
Kâinatı susturan, ruhu korkutan
Sözlerimde ruhuma benzemeye başladı
Bir karanlık, bir aydınlık, bir alacakaranlık
Kafam karışık ayna karşısında
Yeniden birleşsek de, zaman da karmakarışık
Kaç şair uğraşır, didinir, boğuşur
Anlatı olmayanın, anlatılması için
Şiir, şairin gücünü açığa vurma biçimidir
Her mısrası gökkuşağının bir rengidir
Üryanlık, karşı karşıya geldiğinde ölüm anıdır
Suskunluğudur boş boş haykıran sahtekâr dilbazın
Kendi kendimi özlediğimde
Yüzleşmek için kendi kendimle
Kendimde kendimi aramak sebebiyle
Geçerim kendim ayna karşısına
Ve kendimi bulurum
Çok konuşmamdan anlaşıldı
Sanırım…
İçindeki SESSİZLİĞİM…
Yunus Hüseyni
Kayıt Tarihi : 18.08.2026 00:14:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
seriye devam




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!