Kendime Seslenişlerim 3 Şiiri - Yunus Hü ...

Yunus Hüseyni
524

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Kendime Seslenişlerim 3

KENDİME SESLENİŞLERİM 3

Kendime sesleneceğim
Kendimce
Ben, bana seni anlatacağım
Senin duymayacağın
Asla duyamayacağın şekilde

Eğer…
Sesler müsaade ederse
Gelmezse
Gelirde
Çabuk giderse

Ama hisset
Bu sözler senin için

Elin bir çiçeğe dokunsa
Şukufe sarraf, gül attar olur.

Yüz siman suya düşse
Toprak amber, ab gülsuyu kokar

Rüzgâr saçına dokunur
Kokunu çalar
Ve o memnuniyetle koşar
Diyar diyar
Ben ise her rüzgâra kucak açarım
Rüzgârı kollarımın arasına alırım
Bağrıma basarım
Koklarım

Sevgilim
Yağan yağmur sicimleri
Saçlarını tarayınca
Benden başkası saçlarına dokundu diye
Istırabım artar

Zülüfün sallanıp
Yanağına dokunsa
Küstahlık etmiştir
Buse konduracağım yanağına

Baht gecesi ay doğar
Ay’da lekeler belirir
Ay seni yansıtır göğe
Sende bir hal var sanırım
Yüreğimin ateşi acı ile yanar

Yüzünü gördüğüm gün
Hakiki güneşin ne olduğunu anladım
Ve rüzgâr kokunu getirince
Aşka düştüm
Ve de artık düşkünüm

Sesler sevgilim sesler
Hızlıca geldiler
Duramadan esip geçtiler

Sevgilim
Saçının rengi ve teninin kokusunu
Çiçekler içinde bulamadım

Saçını taradığın tarak
Cihanı misk kokusuna boğar
Makas saçını keser
Telleri yere düşer
Toprağı amber rengine boyar
Kırılır tarağın dişleri
Gam oku olur
Kalbime saplanır
Makas şahdamarımı keser

Gözlerin beni mecnun edip
Çöllere düşürdü
Bul beni! Kaybolmamam için
Saçlarınla zincirle

Sevgilim
Dünyanın senin sevginden başı döndü
Başladı kendi etrafında dönmeğe
Zaten senin aşkına düşmüş beni
Daha da perişan etti.

Bir şair sevgilinin kokusuna
Efsun derse kızmayın
Sevgili kokusunun
Meleklerden üstün olduğunu anlatacaktır

Gönül can vermeden
Saçından bir tel almak ister
Saç telini koklamak diler
Ama hiç kolay değildir
Koklasa gönül oracıkta can verir

Sevgilim
Yüreğimin ateşinden kararmış olan
İnleyen ve feryad eden tenim
Gözünün üzerinde ki siyah
Aşk yayına benzeyen kaşının sadakasıdır

Kader, aşk yükü altında beni
İki büklüm etse de
Senin zülüf kıvrımlarını hayal ederim

Sesler…
Zalim sesler…
Hep birlikte geldiler
Her yönden
Kendimi, kendimin karşısına geçirdiler
Aynada…
Seni alıp gittiler
Esip geçtiler

Yoğu yoğu baktım yüzüme
Bakmaya utanmayan gözümle

Aşka varmak mukabildir
Lakin aşkın sırrına varmak yarı kabildir
Gözlerimi kaplayan karanlık sisi
Dağıtmaya yeter mi sevgilinin sesi
Veya
Rüzgârın uzaktan getireceği havadisi

Sonbahar ışığının yarattığı yavruağzı parıltılar
Poyrazın uzaktan esmesiyle gökyüzünü gülkurusuna boyar

İçimin bütün bütün karardığını sandığım anda
Niçinim hiç açıklanamayacak çok ciddi anlamda
Biçimim ile ruh-i ahlakımın arasında
Bozulmuş ruh durumuma bir nur-u ışık yandı

Taşınmazlarımdan söz etsem
Yüreğime iskân tutan aşk derim

İnsan olduğum için mi düşünüyorum
Düşündüğüm için mi insan oluyorum

Beden temizlenir
Banyo suyuna nişasta, radyoaktif safir ve esans katılarak
Peki, ruhu ne temizler
Söz mü? Tövbe mi? Ölüm mü eder pirüpak?

Aşka olan sevdamdan
Alçaldım nirvanaya ulaşmaktan
Uzaklaştım ilmin sırrına varmaktan
Afallamış şaşkına dönmüşüm
Aklımda aşk var, mutlaklığın ortasında

Aşkı temsil ediyor diye bahçeme erguvan ağacı diktim
Pembe çiçeklerinin rengini, aşkımın yanaklarına benzettim
Karşıma geçmişte gülümsüyormuş gibi zannettim

Güz gelen de, yapraklarını toprağa dökende
Dökülen her yaprağın yerine bir resmini astım

Sevgilimi ilk gördüğümde
Kanım dondu
Ödüm koptu
Dizlerimin bağı çözüldü
Dilim tutuldu
Aman Ya Rab’bi
Aman Ya Rab’bi
Çok şükür ki
Muştulanmış olduğum
İtikata imanım tamdı
Yoksa…
Dilim varmıyor.

Kendimi unutup canhıraş çığlıklar atarak
Kendimde uyanmak istiyorum
Yanaklarıma şaplatılmış
Tokatlarla sakinleşmek istiyorum

Sağlıksız, çıtkırıldım, süklüm püklüm kalbim
Zorluklara karşı manevi gücü aşkta bulur

Arago varsayımında dahi yıldız ışıklarının kırılması öngörülürken
Aşkın bakışlarında ki sevgi ışığı kırılmadan kalbime saplanır

Ey aşk…
Düz bir ünlüyü yumuşağından
Zamiri sıfattan
İsmin bir halini bir başkasından
Ulacı ortaçtan
Şart kipini şimdiki zamandan
Zaman zarflarını, durum zarflarından
Doğrudan anlatımı, dolaylısından
Anlatımda yalınlığı, duruluktan
Anlatacağım sözlerle ifade etmek isterdim.
De… Karışık uyum kurallarını kavrayamadım.

Zihnim gibi
Ruhum gibi
Kemdim gibi

Bir ürperti kaplar yüreğimi
Ayna karşısında görünce kendini

Kendim den mi korkuyorum
Yoksa hakiki kendimi mi buluyorum

Yüzüme bakınca görüyorum içimi
Ve yalanlarımı gizleyen suretimi

Hiçbir şey bir diğerinden kopuk ve bağımsız değildir
Gidiyorsa birisi, sorumlusu mutlak onu ardından itendir

Kendimi kendimden çıkarmak istiyorum
Ve
Kendimin, kendi karşıma çıkmasını diliyorum

Doğanın kaderi yine doğanın kendisindedir
Ve doğanın kaderi olasılıkların dünyasıdır
Olasılıklar anlatır insana umudun gerçekliğini
Ve gerçeklik doğanın kaçınılmaz kaderidir

Âşıklık, gözle görünen dünyada olduğu halde
Dünyadan geçerek görünmeyende
Yolculuk eder
Sınırlı dünyadan sınırlarını bilinmeyen
Gayba adım atan kişinin duruşudur

Aşkın memleketi tecelligah-ı ilahidir
Gönülle sevemeyen âşık müntehirdir

Tutuştuğum aşk ateşinde
Ben yandım, sen pişesen
Ömür denilen aşk yolunu
Ben kazayım, sen düşesen

Kırma bir ağaç dalını, o dal başına tokmak olur
Zalimliğe özenme, zalimlik kendini vurmak olur

Bakınca kendime, âlemini nasıl keyf etmiş
Bilmez ki kendim cennetini nasıl def etmiş

Adım mümsik’e çıkmış dünyada
Harcamasını bilmediğim zamanda

Güle benzer aşk
Bahçıvan tarafından budansa da
Kırılsa da, daha kuvvetlenir
Daha coşkun hal alır

Vuslat gece olsa, aşk mahinurdur
Vuslat çöl olsa, aşk zemzem-i sudur

Ayrılık şeytanı kesince yolumu
Hasret ile bağladı kolumu

Aşıklar diyarında yerim yoktur
Hüseyni mahlasım ismim yoktur

Aşkın peşinden adım adım
Yürüyerek ahretimi yaktım
Yeryüzünde çektim aşk cefasını
Seni kalbimde taşıyarak sefasını

Fani imiş, aşkta görmedim vefa
Sızısı çok, bivefaymış bivefa
Divane gibi döndüm her yöne
Aşkın yüzü gülmedi bana

Aşk denizinden umut ettim yine
Sahilinde oturup hayal kurdum yine

Kesme sözümü, aşka sözlü biriyim
Yalnızlar rıhtımının isimsiz köpeğiyim
Şimşek çaksa, gök gürlese latanetu
Gönderiverirse can alacak bulutu

Aşk için canı feda edene kurban olam
Akılsız pervaneler gibi canı od’a salam

Alem üzerinde aşk kurbanı benim
Bedenen, ruhen kulu kölesi benim

Ve…
Maşuk’un zekâtı, aşığına kalbinde yer vermesidir

Güçlü kibrin yöneticisi altındaki zayıfların
Yazdığı acıyı, iki insan ayrılırken yaşayabilir

Harabeye dönmüş, yorgun yıllar ardındadır mazi
Belki de sırf bu yüzden aralıktır yılın son ayı
Döneni olur da tamiratını, tadilatını yapar diye

Ne kadar hızlı koşarsam koşayım
Güneşli bir günde gölge çizgilerim değişmez
Kader yazımı değiştiremediğim gibi

Anılarım artık daha karanlık
Sanırım daha da karanlık olacak
Belki böylece karanlık
Günahlarımı paklayacak

Ve daha karanlık bahtım
Dünyam, kaderim, gözüm
Korkmamalıyım
Zifirden zifir gecem, yüreğim
Urba diye üzerime giydiklerim

Kapkara düşer oldu gözyaşlarım
Akıttığım kanım
Sabahlar olsum sırat’ım
Sırat’ın ortasında izdivacım
Olması için
Yaşanması gerekeni yaşamalıyım

Gürül gürül üzerime akarken günahlarım

Maşuk’un ismi âşık’ın kulağında sur sesidir
Kâinatı susturan, ruhu korkutan

Sözlerimde ruhuma benzemeye başladı
Bir karanlık, bir aydınlık, bir alacakaranlık

Kafam karışık ayna karşısında
Yeniden birleşsek de, zaman da karmakarışık

Kaç şair uğraşır, didinir, boğuşur
Anlatı olmayanın, anlatılması için

Şiir, şairin gücünü açığa vurma biçimidir
Her mısrası gökkuşağının bir rengidir

Üryanlık, karşı karşıya geldiğinde ölüm anıdır
Suskunluğudur boş boş haykıran sahtekâr dilbazın

Kendi kendimi özlediğimde
Yüzleşmek için kendi kendimle
Kendimde kendimi aramak sebebiyle
Geçerim kendim ayna karşısına
Ve kendimi bulurum

Çok konuşmamdan anlaşıldı
Sanırım…

İçindeki SESSİZLİĞİM…

Yunus Hüseyni
Kayıt Tarihi : 18.08.2026 00:14:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


seriye devam

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!