Adımı, onurumu unuttular
Bir hayvanın kılıfında seslendiler
Mutfak kaplarında, eksilen eşyalarda arandı ismim.
Hırsızlıktan, müşterisizliğe…
Masanın eksilen kaşığında
Adımı aradılar, oysa ben
Sadece sevgimi bırakmıştım o sofraya.
Kimse görmedi.
Benden ileride anne de olmazmış
Sanki ‘kader’ dillerine emanet edilmiş gibi…
Kibir, insana yüksekten baktığını sanarken
Düştüğünü fark ettirmeyen o keskin uçurumdur
Sen de benzer bir kibirle
Benim kaderimi, geleceğimi okudun
‘Sen kesin aldatılırsın’ diyerek…
Hayat, kimsenin ağzından çıkan sözü boşluğa bırakmaz.
Bir gün, aynı cümlenin ağırlığını sen de taşırsın.
İşte o zaman
Kelimelerin de bir kaderi olduğunu anlarsın…
***
Şimdi körsün, mutlusun yaşadıklarıma, biliyorum.
Yakınlarından sızan o çirkin kelimelerin,
Üzerime yıkılan o lekelerin
Ezan okunurken; dilinle kırdığın o saf hayali
Basit bir veda sanıyorsun.
Ama hayat, terazisini hiç şaşırmaz.
***
Bir gün...
Hiç beklemediğin bir sessizliğin ortasında,
Belki bir başkasının sana hissettirdiği o ağır yoklukta,
Belki de kendi masumiyetin başkalarınca çiğnendiğinde
Anlayacaksın bana çektirdiğin o amansız sancıyı.
Bana bir dakika ayıramayan o ellerin,
Ekranda başka yüzleri ararken, eski bir hayaletin peşinde koşarken hiç yorulmadı.
Sen hep iki kapının, iki ihtimalin arasında kaldın.
Şimdi al o sayılarak eksilen kap kacağını,
Eşikte bıraktığın o ağır, o kirli lafları
Ve arkasında durmaya cesaret edemediğin her sözü;
Ben seni kaybetmedim.
Ben, sana inanırken
Kendimi kaybettim.
Mısralara sığınıp "Sevmek gitmemeyi öğretir, giden ahmaktır" diyen sen
Büyük lafların adamıydın kâğıt üstünde,
Ama ilk zorlukta, o kirli kelimelerin karşısında
O kaçıp gittiğin yolda kendi mısrana yakalandın.
Kendi şiirinde mahkûm ettin kendini.
Ve sen kendi kalbinin ahmaklığıyla,
O kendi ellerinle kurduğun karanlıkta
Beni de kendini de kül ettin...
***
Bugün bana yapılan haksızlık normal gelir,
Bana edilen sözler de, abartılmış bir hikâye gibi…
Bir gün, her şeyin yolunda olduğunu sandığın bir anda,
Hayat sana, benim taşıdığım yükün ağırlığını
Bir anlığına omuzlarına bırakır...
Bir gün, sevdiğin birini koruyabilecekken susarsın.
Sonra o suskunluk, ömrünün en gürültülü sesi olur.
Anlarsın…
Bir gün,
Bir sofrada eksilen şeyin tabak, bıçak olmadığını fark edersin...
Eksilen, onurundur.
İşte o an, ben geçerim aklından.
Anlarsın…
Hayat seni, kimsenin bilmediği yerinden incitir.
Tam da
“Ben bunu hak etmedim” dediğin yerde,
Bir ses yükselir içinde. Çünkü hayat,
Kırdığı kalbin ağırlığını bir gün mutlaka
Kıranın omuzlarına bırakır.
İnsanı asıl, ‘vazgeçtiği değerler yorar.’
Belki bir gün, sen de bunu anlarsın.
Beni en zorlayan, senden gitmek değildi.
Seni hâlâ severken, o sevgiyi taşıyan kalbimden, inancımdan vazgeçmekti.
Bazı vedalar, iki insan arasında olmaz.
İnsan, kendi içinde de ayrılır.
Gözünüz aydın, kurtuldunuz…
Sevgi kapının önünde kaldı
Kibir içeri buyur edildi...
Ama zaman;
Herkese yaşattığını değil belki;
Yaşattığının ağırlığını mutlaka gösterir.
Kurabiye Severler
Kayıt Tarihi : 25.07.2026 21:47:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!