Bir kabuk kadar, yüzeyde bile,
Arıyorum seni derinde,
Hep, tek bir hakikat diyoruz,
Buluyorum seni derinden.
*
Bu lügati, zengin kılan en eski kelime,
İsimlendirilmişti
----nihayet,
--------o
------------muazzam
----------------kitap,
Osmanlılar
Evvela, bir işaret yolladı uzaktan,
Dönüyorum diyerek, selam çaktı.
*
Peşinden, sökün etti aniden,
Hem de, en yüksek makamdan.
*
Mücellâ tahtında, yârim otursa,
Ser-tâ-pâ aşkıma, şi’rler dokusa.
Gönlümün derdine, derman olursa,
Ol demde, cânıma huzuru aksa.
*
Divanımın nâzlı şâhı gelseler,
Omzuna vurunca, sedefli sazı,
Mızrabı değdikçe, inler telleri,
Söylerken türküyü, o nazlı sözü,
Kapılır giderdi, seher yelleri.
*
Bakışı deler de, aşar sinemi,
Seher vakti, kapıdan girdi o pirimiz,
Hal hatır sual edip, güldü o gün yüz,
Fani ozan mecliste, en başta yerimiz,
Muhabbet deminde biz, huzur bulduk bugün.
*
Gönül veren erlerin, kıymeti bilinmez,
Mavilik süzülsün, odana artık,
Rüzgarla dans etsin, o narin başak,
Maziyi silerek, bugüne karış,
Hasretin vuslata dönsün, muhakkak.
Eğip durma başını,
Varmadı kış.
Yorma bizi,
Söğüt dalı,
Dalgın kasım.
Belki varmayız, yarına biz.
Eskiden biçerdöverler yoktu,
İnsanlar ellerine,
Tahtadan eldivenler giyer,
Biçerlerdi mahsullerini.
Gün doğumundan önce başlamazlarmış,
Bizler, mukadderata kafa tutmuştuk,
Feda etmiştik bize biçileni, o inadımızla,
Toylukla savurmuştuk benliğimizi, bir hiçlikteki o sahte avutmalara.
*
O vakitler, noksandı bizde bu idrak.
Artık kavrıyoruz sebebini!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!