Bir doğrulum kuşağına girmeseydik
Ve keşke hiç
Ama hiç sevmeseydik
Kutlu mırıltılar gibi martılara mı çocuğum
Özgür inleyişlerin
Islak pırıltılarına mı?
Çamurlar içinde bir damla kan
Bilmem hangi pazardan
Kime sordun adını
Renklere sesler mi sorduydu soruyu
Seslere ilk kokular mı ozon güllerinden
İlk kokulara o ilk okşayışlar mı çok öncelerden
Siyah, sessiz, kokusuz...
Bilinmez zaman sislerinden o ilk soruyu
En eski okşayışa
Bir âlem yaptığın duyduk köpeklerin
Duyduk ki bizden meselâ
Bir ısız yarda, tenhada
Asıp ta kemik tozlarına
Kırılıp kuruyan umutları
Bir zaman kabuğunu yarar gibi yavaşça
İnce yoktan bir köprü
Gel bin üstün bir yol geç
Canlı cansız kime ne
Sus sus eder varsa soluğun
Mud mud diye terse döner davulun
Küçük kısaslar
Kayıp aslar
Sahneye gül beyazı
Yarım astar
Bir gönüller mayası
İki dörtlük muziplik
Ben size küçük şeyler söyledim
Büyüklüğü bilemedim
Kanatlarım yok muydu
Uçmayı öğrenmedim...
Bana martılar öldü demeyin
Ölmez martılar!
Onlar ki
Doğan güneş kızılında tutuşmuş sabah bulutlarına
Her gün
Yanılıp da açmağa kalkarsan bir kadını
İçinden bir başka kadın çıkar...
Sevgiyi irdelemek kolaydır
Açmazları bilmezsen
Bu turuncu kızıl gökte
Bir mavi portakal gibi güneşi
Görmezsen
Yok dersin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!