Gülüşmeler de artık,
çarpışık kentleşmelerden nasibini almıştı;
göç etmeden hem de,
olduğu yerde eksilerek…
Yokluk içinde bir araya gelenler,
varlığı görünce ayrı düşmüyor muydu?
Hangi gurbet çayında
demdar kalabiliyordu insan?
Konuşurken ağzı sulanan zamanları,
kurumuş yapraklarla çoraklaştırmıştık.
Hijyenik kokmayan yaşamlarımızda,
bütün hastalıklara inat
yaşamaya çalışıyorduk;
çoğu zaman farkında olmadan,
durmuş belleklerle…
Çevremizde çanları çalan
ahlaklara uyanamıyorduk her daim.
Güzel manzaralara imza atabilmek uğruna,
renkli sözcüklerin heba edilmesini
en büyük israf sayardık.
“Mısır Geceleri”ndeki bir gece için
bir ömür hayal ederdik.
Düşlerimizde ise
“Sibirya’da kürek cezasına çarptırılmak”
yazılıydı.
Her düş kurduğumda,
yüzyılın lanetini üzerinde taşıyan
bir ağaç koruluğuna dönüşüyorduk.
Hele ki kamburlaşmış belleğimiz,
dünü, bugünü ve yarını
artık taşıyamıyordu.
Bu yere,
bu çağa ait olmayıysa
arapsaçı gibi
gitgide düğümlüyorduk içimizde.
Şarkı söyleyen derelere
sağır ve susuz kalıyorduk.
Ne çağlayanımız kalıyordu artık,
ne de ağlayanımız…
Kayıt Tarihi : 14.05.2026 13:54:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
“Kamburlaşmış Bellekler”, modern insanın kalabalıklar içinde yalnızlaşmasını ve geçmişin yükü altında ezilmesini anlatır. İnsanlar artık göç etmeden bile bulunduğu yerde eksilmekte; samimiyet, aidiyet ve umut yavaş yavaş kaybolmaktadır. Şiirdeki “kamburlaşmış bellek”, çağın yorgunluğu altında geçmişi, bugünü ve yarını taşıyamayan insanı simgeler.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!