yorgun atlar dinlenir alnımda
misket oynar haylaz çocuklar
kanat çırpar düş perileri
sevda arar bir mecnun
ağıt yakar bir kadın
haritası bende pusulası sende
kırık bir hançer ağrısıydı annem
berceste mısralar kadar naif
gözyaşından bir elbise içinde
akşamla ıslanan yağmura sığınırdı
titrek parmakları minicik ellerimde
gözlerimizde değil içinde derin boşluk
yükselen yerçekimi yayılan antitoksin
yaralıyor beyhude yorgun akan ırmağı
kolunda nabız gibi üç ünite taze kan
bir asansörde ölmek kaç kişiye nasiptir
tepemizde güneş
altımızda ırmak
rüzgârlı çayırlar
dalga dalga kan
yaşasın diye
ankara’da baylar
acıya emanet bırakıp kalbini
parmağın tetikte alnın namluda
hayatta acemi ölümde usta
sen hiç attan düştün mü atlıkarınca
kaç afet cana kıydın ey aşk
benim bir kırlangıç
babamın mevsim olduğunu
yorgun daldaki
ham meyve ağrısına
oğul dendiğini
kuş tüyünden hafif
sırtım bıçağına kın olalıdır
yılkısından ayrı düşmüş tay
kirişinden uzaklaşan yayım ben
değmesin bahtına o gamlı rüzgar
dalgası denizden boyu serviden
ince bir yağmursun asi bozkıra
ergen bir avcıdır ölüm
sis içinde baştankara
denizin maviliği ayın güzelliği
şaşırtır kalbi olanı
çocuk merhametiyle
gülerek öpmesi yoksulluğun
birini beklemek
kaleme sürülmüş
devrik bir cümle gibi
hevesi bırakıp
kedere sarılmaktır
hep gelecek ümidi
acılar büyütür bizi
eskidikçe derinleşen acılar
hüzün ve pişmanlık adımlarıyla
aralanır bir âlemin kapısı
savrulur zamanın kanatlarında




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!