Kadehime Dolan Hicran
Bir zamanlar gözlerimin en mahrem, en kuytu siyahında kaybolan, ruhumun esrarını bir bakışta okuyan o zat; meğer şimdi kendi enkazının merhametine bile yabancı, puslu bir gölgeymiş. Bir katre muhabbet dilenmek için, gururumu ayaklar altına alıp aşındırdığım o mukaddes eşikler, meğer arkasında sadece ömrümü donduran bir mahşer ayazı barındırırmış.
Hangi habis rüzgâr savurdu o aşina ruhu bilmem; hangi fırtına kopardı onu benden, Tanrı şahit, meçhulüm. Karşımda duran, o eski sadakatin kırıntısını bile taşımayan, etten ve kemikten ibaret bir fani artık. Aynı çehre, aynı seda, aynı dudaklar... Lakin içi baştan başa sürgün, baştan başa soğuk bir gurbet. Bu dönen adam, benim uğruna gençliğimi feda ettiğim, yoluna ölümlere yürüdüğüm o yâr değil.
Benim yârim ölmüş... Bu gelen, onun toprağından beslenen bir yabancı. O asil ruh toprağa karışmış da, geriye sadece onun suretine bürünmüş bir heyula kalmış gibi. Şimdi bana kalan, bu sükût sarayının harabelerinde, o eski sevdalının hatırasına diz çökmektir. Yaşayarak, nefes alarak gömmektir içime o muazzam, o gürültülü kıyameti.
Sen bilmezsin... Ben her gece o zehirli hicranı bir şerbet gibi yudumluyor, bu infazı her nefeste yeniden yaşıyorum. Ve şimdi, senin o yabancı gözlerinin önünde, ruhunu çoktan kaybetmiş bu bedene bakarak, içimdeki o ölümsüz aşkın cenaze namazını kılıyorum. Bu mukaddes cinayeti kendi kanımla kutsuyor, bendsiz hayatinin karanlığına uğurluyorum seni. Toprağın bol olsun ey kalbimin katili; zira benim bildiğim o adam, artık bu dünyada yaşamıyor.
Kayıt Tarihi : 1.07.2026 03:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!