Dışarda siren sesleri kararmakta
Sokak lambaları birer birer üşümekte
Ankara'nın kar kışında bir asker kaybolur
Yüreğimin en doğusuna sürülür bir Mezopotamyalı
Sonra bu kente yabancı bir sevda çöker
Yaralı bir sonbahar dökülür tenimden
Seni duymayalı
Seni görmeyeli
Kaç asırlar geçti
Kaç çetrefilli kabuslar esti
Ey aşkı ilah gibi
Buralarda en çok kaybolmak istersin
Hem tanrı kaybolanlarla eğlenirmiş
Tanrı eğlenirse belki işler yoluna girer
Her neyse...
Sonra anlarsın ki
Bir vakitki
Ezan sesleri kin kustu geceye
Demir kanatlı ebabiller taarruz halinde
Ansızın bir güneş çöker üstümüze
Patika yollar nefesimizi yutar oldu
upuzun çoğaldı ürkekliğimiz
Eğer kalsaydın
Şüphesiz mücizesi olurdun
Cennet cennet,
gözlerinden gözlerime...
Diyarbakır'a erkenden bir bahar iner
Oysa hiçbir ateist,
Hiçbir burjuva
ölüme bir kılıf uyduramıyor
Ben sana böylesine ölürken
Ben sana ölesiye düşkünken.
Kaç şiirdir görüşemiyoruz
Kaç zamandır sevişmeden kayboluyorsun
Hatırlıyor musun ey sevgili yanım...
Dizlerimde haylaz dokunuşların vardı
Seni en çok rüzgarlarıma nakşettim
Ne de çok yakışıyordum ikinize
Dışarıda bir fahişelik bahar
Çıplak çıplak feveran eden bir zaman
Ve görücü usûlü bir kavgada bulurum kendimi
Bir Diyarbakırlık heyecan
Baytehtinden tutundum sana ey Mezopotamya
Kürdistan Kürdistan parçalanan yanım
Bir zamanlar "biz" de vardık
Belki bir hikâyeye bile sığmaz
Belki biz olabilmeyi haketmeyecek kadardık
Şehirler arası bir hüznü taşırken
son diyalektiğiydik platonik dokunuşların
Sınır ötesi bir yaşamın
Her umudun
Her çığlığın bir öldüreni de varmış
Ben her ölümümde sevdana gömüldüm
Öyle yalvarmalar kalır ki
Boynumda bir terk edişin meçhul ağırlığı
Oysa isminle aynı vurguda söylenir




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!